*

şükela:  tümü | bugün
1 entry daha
  • edebiyat üretme konusunda hevesi olan insanlara faydalı olacak bazı bölümler:

    dante'nin cehennem'inde cehennemin tüm düzeylerinde iki temel günah vardır. birine şiddet suçlan olan forza denilir. diğer temel günah ise sahtekarlık demek olan forda'dır. güç ve sahtekarlık. cehenneme şiddet suçları için gönderilen lanetliler cehennemin en dibinde değillerdi; buraları sahtekarlık ya da zihinsel günahlar işleyenlere ayrılmıştı. dante'ye göre zihinsel suçlar fiziki şiddet suçlarından çok daha kötüydü. dante insan karakterini anlamıştı. bu iki günah insanların iki temel fonksiyonundan doğar. güç güçlülüktür, fiziki olmaktır. sahtekârlık akıldan, zekadan, mantıktan gelir. beden ve akıl. eğer kurgulara bakarsak, onları bu iki kategoriye ayırabildiğimizi görürüz: beden kurguları ve zihin kurguları. bu ikiliğin açık bir temsili ezop'un masallarında görülür. evrensel güçlülük simgesi olan aslan, gücü ve fiziki sağlamlığı temsil eder. aslanı zeki olarak kimse göstermiş değildir. güçlü olmak yeterlidir.

    diğer yandan tilki zeki, kurnaz ve hilekâr olarak gösterilir. onun gücü bedensel değil, aklidir. bedensel bakımdan zayıf olan hayvanın bedensel bakımdan üstün olan hayvanı kandırdığı masalları özellikle severiz. peki, masallarında da zararsız bir çocuğun tehdit edici cadıyı yenmesi bir sevinç nedeni olur. biz bedensel becerilerden çok zihinsel becerileri üstün tutarız. yunanlıların trajedi ve komedi maskeleri de aynı fikri simgeler. kaşlarını çatmış maske trajedidir, güç tiyatrosudur. gülen maske komedidir, sahtekârlık tiyatrosudur. komedinin temeli aldatmadır: yanlış kişilikler, çifte anlamlar, karışıklık. federico garcia lorca yaşamın hissedenler için trajedi, düşünenler için komedi olduğunu söylediğinde bunu doğruluyordu. shakespeare'in komedileri de bunu doğrular. komedi genelde anlaşılmak için dile bağlıdır, bu nedenle de bir forda türüdür. marx kardeşlerin dehası buradaydı; dile anarşi getirmişler ve mantık dünyasını altüst etmişlerdi. (s. 45)

    zihinsel kurguyla daha çok ilgilenen yazar insan doğasına ve insanlar arasındaki ilişkilere girer. bunlar inançları ve davranışları inceleyen iç yolculuklardır. zihinsel kurgu fikirler hakkındadır. karakterler hep bir türlü anlam ararlar. ciddi edebiyat bu tür kurguyu yeğlemektedir. zihinsel kurgu yaşamı gerçekçi olmayan bir biçimde resmetmek yerine yaşamı inceler. ama bu, zihinsel kurguya eylem katılamaz demek değildir. ancak zihinseli fizikiye, içi dışa karşı değerlendirmede zihinsel ve içsel bir derece daha üstün olacaktır. (s.47)

    daha önce trajedinin bedensel ve komedinin zihinsel kurgu olduğunu söyleyerek trajedi ile komedi arasındaki ayrımı belirtmiştim. bunlar özgün yunan farklılıklarıysa da, son üç bin yılda çok şey değişmiştir. trajedi şimdi her iki kurgu da olabilir. ancak komedi yunan geleneğine sıkı sıkı bağlı kalmış görünmektedir. büyük bir komedi yazarı bir zamanlar, "ölmek kolaydır; güç olan komedidir," demişti. dram yazmak kıyaslanınca daha kolaydır. komik olmanın daha güç olduğu kuşkusuzdur. dünyanın en komik esprisi yanlış söylendiği zaman hiçtir. zamanlama her şeydir, deyimini binlerce kez duymuşuzdur.

    freud, mizahı analiz etme yanlışını yapmıştır; ben burada aynı yanlışı yapmayacağım. ancak komedinin bu kadar güç olmasının nedeni daha çok zihne hitap etmesidir. komedi anarşidir; kurulu düzeni alır ve baş aşağı çevirir. iki anlama gelen sözcük kavramı, okur/seyircinin mizahı anladığı kavramına dayanır. (s.48)

    bir roman ya da bir oyun yazmaya karar verdikten sonraki kararınız hikayenizin iki kurgudan hangisini izleyeceğine karar vermek olmalıdır. hikayeniz kurgu ile mi yürütülecektir? eğer böyleyse, hikayenin mekanizması karakterlerden daha önemlidir. karakterler kurguyu gerçekleştirmek için vardır. agatha christie'nin romanları kurgu ile yürütülür. stilleri çok farklı olsa da, mickey spillane ile dashiel hammett’inkiler de öyledir. bu yazarlardan her biri ne tür bir kitap yazacaklarını daha baştan biliyorlardı.
    eğer hikayeniz karakterler tarafından yürütülecekse, kurgu mekanizması insanlardan daha az önemlidir. driving miss daisy ve fried green tomatoes gibi filmler insanlar hakkındadır; bunların kurguları varsa da, bu kurgular sahnenin önünde değillerdir. biz daha çok karakterlerle ilgileniriz. kafka'mn gregor samsa'sıyla onun açıklanmayan böceğe dönüş nedeninden daha çok ilgileniriz. anna karenina, emma bovary ve huckleberry finn ve jay gatsby'ye onların arkalarındaki kurgulardan daha çok ilgi duyarız. dikkatinizin nerede odaklanacağını daha en baştan saptayın. eylemde mi, yoksa insanlarda mı? bir kere karar verdikten sonra kitabınızdaki gücün ne olacağını bileceksiniz.

    zamanla eylemle karakter arasında bir denge kurarsınız ama ne yaptığınızı baştan bilmek yolda yürürken sendelememenizi sağlar. kuvvetli ve zayıf güçleri seçerek hikayenizde oran ve tutarlılık olacaktır. bir gücün diğeri olan ilişkisini kurarak orana erişeceksiniz. ve bu ilişkiyi eser boyunca sürdürerek de tutarlılığa kavuşacaksınız. karar verdiğiniz an bir başlama noktası bulmuş olursunuz. (s.49)

    her edebiyat eseri ve yapılmış olan her film içinde bir ahlak sistemi taşır. eserin artistik veya kötü olması önemli değildir, içinde bize bir dünya ve onun nasıl olması gerektiği duygusunu veren bir ahlak yapısı taşır. ya doğrudan doğruya ya da dolaylı olarak roman bize nasıl davranacağımızı, neyin doğru neyin yanlış olduğunu söyler. bize kabul edilen ve edilmeyen davranışları gösterir. bu ahlak sistemi sadece o romanda yaratılan dünya için geçerlidir. bir roman çoğumuzun paylaştığı aynı ahlak standartlarını yansıtabilir, ya da hile yapmanın, yalan söylemenin, hırsızlık yapmanın ve komşunuzla yatmanın doğru veya arzulanabilir bir şey olduğunu söyleyebilir. suçlu cezalandırılacağı yerde, ödüllendirilebilir.

    yazarın tembel olması ve o ahlak sistemini anlayıp geliştirememesi de mümkündür. sistem esere yanlışlıkla girmiş ve belirsiz de olabilir. kötü eserlerde bu ahlak sistemlerini pek ciddiye almayız. yazarın ahlak sisteminin sonuçlarıyla ilgilendiği daha ciddi eserlerde bu düşünmek için ciddi bir konu oluşturur, eserin mesajının bir parçası olur.

    bir aşk romanı, bir gerilim romanı ya da finnegan’s wake'in devamını yazıyor olmanız hiç fark etmez. eserleri gayet gelişmiş bir ahlak sistemi içeren albert camus ile basit
    ahlaki bir sistem içeren harlequin ya da silhouette'in aşk romanları arasında dünyalar kadar fark vardır. eseriniz, en azından ima yoluyla, "bu verilen durum içinde nasıl hareket etmeliyim?" sorusunu sorar. her yazar taraf tuttuğu (bir görüş açısı) için okurlarınıza neyin doğru neyin yanlış davranışlar olduğunu siz söylersiniz. (s. 51-52).

    bu özgünlük araştırması ne demektir? daha önce kimsenin kullanmadığı bir kurgu bulmak mı? hikaye kurguları insanlığın ortak deneyimleri üzerine dayandırıldığı için herhalde değil. daha önce hiç kullanılmamış bir hikaye bulmuşsanız, ortak insan davranışı alemi dışında bir alana girmişsiniz demektir. özgünlük kurguda değil, onu sunuşumuzdadır. her kurgunun kendi karakteri, kendi tadı vardır. eğer cidden yazar olmak istiyorsanız sizden öncekilerin neler yaptıklarını öğrenmeniz gerekir. bu nedenle size bu bölümlerde çok örnek vereceğim. ne kadar çok okursanız örneğin doğasını o kadar çok anlayacaksınız. hikayeyi neresinden büküp biçim vereceğinizi, neresinde bunu yapamayacağınızı öğreneceksiniz. her kurgu için 'kuralları' öğreneceksiniz, sonra da yeni bir hava vermek için o kuralları nasıl çiğneyeceğinizi göreceksiniz. ne kadar büyük (yani, 'özgün') olursa olsun, fikirlerini başkalarından aldığını itiraftan kaçınmayan bir yazara rastlamış değilim. lionell trilling bunu şöyle açıklamıştır: "olgunlaşmamış sanatçılar taklit ederler. olgun sanatçılar çalarlar." (bu gariptir, çünkü t.s. eliot şöyle demiştir: "olgun olmayan şair çalar; olgun şair kendininmiş gibi gösterir." kim kimden çalıyor acaba?)
    herkes bir dereceye kadar çalar. shakespeare, chaucer ve milton bugün yaşıyor olsalardı, zamanlarının yarısını mahkemelerde hikayelerini nereden aldıklarını açıklamaya çalışmakla geçirirlerdi. (o günlerde, daha iyi yapmak koşuluyla başkasının hikayesini çalmak olağandı.) hepimizin kaynakları vardır ve büyük bir çapta bunlara güveniriz. o nedenle kendinize güven duyarak işe başlayın. hikayeler kamu malıdır. onları istediğiniz gibi kullanabilirsiniz. hikayenize en uygun olacak kurguyu bulun.

    bir kurguyu kendi belirli fikrinize göre kesip biçmekten korkmayın. fikirlere kaskatı sarılmayın. eğip bükün, yoğurun, biçim verin. ancak bu kurguların zaman içinde yaratmış oldukları genel tempoyu gözden kaçırmayın. kurguda temel hareketler nelerdir? eğer hareketleri kesmeye kalkışırsanız, iyilikten çok zarar vermiş olursunuz. bu kurgular yüzyıllar boyunca evrim geçirerek bugüne gelmişlerdir. kurguyu öğrenmenin püf noktası kopya etmek değil, onu hikayenizin ihtiyacına göre değiştirmektir. temel kurguları okurken sizin fikrinizi bu kurguların içerdiği temel kavramlarla kıyaslamaya çalışın. sizin fikrinizin bu kurguların birkaçına uyması mümkündür.
    bu da, fikrinize yaptığınızdan daha çok biçim verme ihtiyacında olmanız demektir. vereceğiniz ilk büyük karar budur ve bu, yapacağınız her şeyi etkileyecektir. bunun için, bu temel kurguların her birini okurken kendinize şunları sorun: "bu kurgu bana hikaye ve karakter olarak ihtiyacım olan şeyleri veriyor mu? benim fikrim kurguya ne kadar uymaktadır?" eğer tam olarak uymuyorsa, bu sizi kaygılandırmasın; benim seçtiğim kurgular aşağı yukarı "orta yol"dadır ve çok esnektirler. ancak her kurgunun temel bir yönü vardır ve bu da hikayenizi anlatmanızda size rehber olacaktır. bunu rahatça kullanmaya çalışın. eğer rahat edemediyseniz, diğerlerini okuyun ve fikrinize en uygun olanı seçin. (s. 72-73)

    çeviren: mehmet harmancı, say yayınları, 1996
hesabın var mı? giriş yap