*

şükela:  tümü | bugün
  • bütün küfürbâzlara selâm olsun editi/şerhidir:

    küfür etmeden konuşabilen kaç kişiyseniz; toplanın da öyle gelin.. belki o zaman bir adam edersiniz de iki kelâma değersiniz. menfi yahut müspet herhangi bir fikri ihtivâ eden girilerinizin sayısı bir elin parmağını geçmezken; kendinizi aydın, karşınızdakileri de bağnaz olarak tanımlamanız son derece gülünç. ayrıca dil ve üslüp noktasında epey söylenenler olmuş; okuyun gençler, okumaktan zarar gelmez. okuyun ama mesela gazetelerin spor sayfalarını ya da adına yazar denilen soytarıların paçavralarını değil; bilgiyle ve lisânla yoğrulmuş yazınları okuyun, ki bilhâssa dilimizin medeniyeti neşet ettiren kökleriyle, tarihin seyri içerisinde biri diğeriyle karşılaşarak birbirlerine güç katmış tınıda farklı ama manâda bir olanı ortaya çıkarana hâkim olasınız. evet; sürâtle birkaç hususa değinelim: bir defa türkiye cumhuriyeti devleti şarhoşlar, serkeşler, berduşlar ve serseriler yurdu değildir. olamaz da! o yüzden; bütünüyle köksüzlüğünüzü bu devletin kodlarına ve bu aziz milletin mayasına izafe etmeyiniz. ikincisi, anayasa/yasa dediğiniz şeylerin tümü insanın elinden çıkmış ve asla değiştirilemez sanılan şeyler değildirler. hiçbir yazılı yasa da yoktur ki, başlıca insana ve dünyaya dâir tamamıyle huzur, sükûn ve ferah getirmiş ve adaleti tesis etmiş olsun. insandan neşet etmiş bütün sistemler, ideolojiler ve yasa/kuralların her biri eksiktir ve illâki bir yerde ve şekilde kadüktür. geçiniz! din, allah’a aid ve bütün rükunuyla beşeri tüm sistemlerin üzerinde ve hepsinden alâdır. aynı zamanda din, sadece allah ile kul arasında bir inanç bağı değildir; bilâkis o, beşere, kâinata ve yaşama dâir her bir şeyin temel kanunudur; üstündür, kapsayıcıdır, tamama erdirendir. bu bakımdan siyasi, sosyal, kültürel, ekonomik ve diğer her açıdan da bir bütünü ihtivâ ederken; insana ve dünyevi olanın kendisine aid kavrayış ve yaşayış biçimlerinin her birine istikâmet tâyin eden yegânedir. bir diğer husus ise; türkler ile ilgili söylemiş olduğum ‘hânîf’ olma vurgusuna karşılık gelen itirazlardır; şöyle ki, bir olan allah’a imân, yani tevhîdi itikâd bakımından, insanoğlunun yeryüzünde taşın toprağın altında ve arasında mabûdubu aradığı çağlarda türkler; gökte bir tek tanrı’nın olduğuna, kazaya ve kadere, ölümden sonra dirilmekliğe imân ederek buna boyun eğmiş ve bu doğrultuda yaşamış ve böylelikle; ‘ibrâhim nesebinde ve düzleminde’ ifâde olunan ‘ibrâhimî’ olmak kavrayışında en üstün olanların safında yerini almış bir kâvimdir. tûranî yahut sâmi şu bu diyerek höykürdüğünüz şeylerin tamamıysa; tarihi, antropolojiyi ve ilgili diğer her alanı domine eden baskın aklın ve çalışmaların sahibi olan ‘bizden olmayan başkalarıdır.’ zirâ bizim dünyaya baktığımız ve algıladığımız yer, ilânihaye, kur’an’ın gözü ve dilidir; o vâkit, türkler için hânîf, yani muvahhid, olmak ve ibrâhimîlik bir vakı’â ve şereftir. yanı sıra ‘orta asya’ dediğiniz coğrafi tanımlamanın sahibi olanlar da ‘haritaları kendi emperyâl emellerince’ çizen/çizdirenlerden başkası değildir. madem ki türklük ve türkçülük sizlerin tekelinde; o zaman bileceksiniz ki, orta asya yoktur; türk’ün anayurdu ‘türkistândır.’ diğer bir husus ise; erdoğan’ı sevmem ama erdoğan eliyle şu şu yapılar bitirileceçilere gelsin. adam olun da kendi siyasi fikrinize müzahir partilerinizle milletin reyini alın ve iktidâr olun da ‘milletin istediği ölçüde’ gereğine inandığınızı yapın da görelim! erdoğan, bu ülkede çarpık din anlayışına sırt dayamış olan yapılanmaların üzerine gitmektedir. çizgisini de bilmektedir, çünkü yetiştiği menbaın kendisidir orası. geçiniz! ayrıca diyânet dediğiniz kurum; fâiz gelirinden elde ettikleriyle mensuplarına maaş ödeyen, hac ve umre organizasyonlarından promosyon tatiller kapan üç kağıtçılarla doludur. diyâneti teşekkül ettirenlerin amacı; sunnî damarı baskın devlet dinîni oluşturmak ve elde tutmaktan ibâretti, ötesi değil. bir de şu var ki, târikat lafzı geçtiği her anda tecavüzcü, çocuk istismârcısı, rantçı vs. tâbirleri pervasızca kullanananların alayına bir bakınız ya da sorunuz; göreceksiniz ki, swinger partilerine ağızları sulanan, teşhircilikten zevk alan, sapkınlıklar içerisinde boğulmaya yüz tutmuş; ayyaşlar, çıkarcılar, ikiyüzlülerin tâ kendileridir. târikarletin etkin olmadığı yerlerin ve bölgelerin, şehirlerin evlenme-boşanma, aldatma, çocuk istismârı, sapkınlık, tecavüz vs. bulgularına dâir sayısal verilerine bakmanız; sürekli yaptığınız goygoyun ne kadar da beyhuda olduğuna delâlettir. son olarak; osman bey, bir fidandan asırlara kök salacak bir çınarın köklerini sularken yanı başında ‘şeyh edebâli’ var idi. sultan ıı. mehmed’e, çağ kapatıp açtıran ve peygâmber müjdesine ulaştıran yolun başında, ortasında ve sonunda duran mübarek idi; ‘şeyhi olan akşemseddin.’ âhi teşkilâtını kuran akıl; bir devleti siyasi, sosyal, manevi açılardan ‘devlet-i muhammediyeyi islâmiyye’ cihetine taşıyan kuvvet idi hak olan târik. o yüzdendir ki, boş yapmayın! kaleminiz ve kelâmınız yetecekse buyurun, yoksa gidin amlı götlü sikli başlıklarda kendi iğrenç dünyanızı ‘medeniyet’ diyerek yaşayın! kimsenin orasına sözü yok.. son bir söz: allah’ın dinine ortak yoktur. olamaz da. din; kur’an ve sünnettir. akletmek ve adalet; yani kitâb ve demir, mizân ve izân üzere bu dinin temel akâididir. lâkin allah’ın nizâmını yeryüzünde ayakta tutan ‘dostlar meclisi’ nin de varlığı yadsınamaz bir gerçektir. kim ki, allah’ın kitâbına ters yahut şerh düşer; o zaten kendisine ve sözlerine tâbiyetten varestedir. kayserle kisrâyı yerle bir ederek yeryüzünün mustâzaflarına en büyük ‘devrimi’ hediye eden yalın ayak bir çoban olan muhâmmed mustâfa (sav)’nin elinde yükselen nizâmı tevdii ettiği allah dostu büyüklerin madden ve manen önemini anlayabilmek için adına devrim ve devrimci dediğiniz osurukçu düdüklerin ve sahte kahramanların meşrebinden çıkmanız lazım gelir evvelâ! hülâsa; sizlerin cürmü ancak kadıköy sokaklarındaki içki kusmukları kadardır. ötesi boyunuzu aşar. bu devleti ve milleti ayakta tutan maddi ve manevi bağları da zinhâr koparamayacak olduğunuzu bilin! yasa ve cebirle, tehdit ve küfürle buna mahzar olamazsınız..

    ...............................

    son zamanlarda sistematik şekilde artan ve her mecrada sökün edendir.

    her ne kadar (bkz: cia) beslemesi (bkz: fetö) şebekesince gerçekleştirilen (bkz: 15 temmuz) darbe girişimine atfen türkiye’deki cemaatler hedef tahtasına konulmuş olsalar da doğru olanı şudur ki, cemaat denilen yapılar, isterse dinî olsun ister herhangi bir başka sâik ile bir araya gelmiş; sonuç itibariyle, temeli ve mayası bakımından teşekkül ettiği insanların kullanılması/kullandırılması hususunda buna son derece meyyal olmakla beraber; diğer bir yandan tarikatleri de bu sepete koymak ve aynı mikyasta değerlendirmek de bir o kadar abes ve müspet mesnetten varestedir.

    bir defa bilinmeldir ki, türk ırkı, milleti; fıtrâtı itibariyle hânefîdir. ibrâhimî milletlerdendir. her ne kadar râbb tarafından kendisine doğrudan düzeltici/uyarıcı bir elçi gelmemiş dahi olsa; türkler, her dâim tevhîd inancıyla hemhâl olmakla birlikte; islâmla tanışıp müşerref oldukları kertede ve akabinde din, kendisine ait allah’ın hizmetinde, yine râbbin insanı hâlifesi kıldığı yeryüzünde, en büyük ve aşılması neredeyse imkansız ölçekteki hizmetleri de yerine getirmiş yegâne millettir.

    böylelikle; ister islâmla topluluklar hâlinde tanışmaklıktan ve toplum olarak kendilerine din olarak islâmı seçmeklikten evvel isterse de bu aşamadan sonra olsun; her iki durumda da türkler hem râbbin hem de onun ummî ve muzaffer olan elçilerinin övgülerine mazhar olmuş bir millettir. yanı sıra türkler için din ve dine ait olaların; inanç, itikâd, kutsal kitâb, peygâmber/ler, bütünüyle her nev’î sembollerle birlikte ve kısaca denilebilir ki, şeâr-î islâmiye dairesinde bağlılıktan ve saygıdan uzak tek bir şey dahi olmamış/yoktur.

    o hâlde; dün, bugün veyahut yarın heehangi bir suretle dinîn temel şeâirîsini kendisine tarîk edinmişlerin yürüdükleri istikâmeti; bu hâle bigâne akıllarıyla tartıya ve tefe koymak hâdsizliğini ele almış olan köksüzler gürûhuna edilecek birkaç çift söz vardır:

    târikat; allah’a giden yoldur. ola ki,
    nebîyyu zişândan bu yana, kesintisiz,
    bir silsile devamlılığında süregelen bir şekildedir ki, peygâmblerle meclisininin efendisi olan muhâmmed mustâfa(sav) ve kendisinin himâyesindeki zâtlardan müteşekkilen sâdat
    ve evliyaûllah mertebesindekilerce idâre olunan manevî bir düzenin varlığı inkâr edilemez.
    o düzen içerisinde; ârşın ve ârzın hakiki ve ilânihaye sahibi melîk olan mâbud’a karşı, insanoğlunun elleriyle yükselttikleri ve nihâyetinde kaçınılmaksızın yıkılmaya mahkûm olan tağûtlar ve her türden putların ötesinde ilâhi tarafı râbb nâzarında mahfuz olunmuş bir aşkınlıkla kendilerine allahûteâla’nın dostluğu bahşolunmuş olanların görevlerini ifâ ettikleri her an ve şekilde; dünyevî zevk, hevâ ve heveslerle nefs’ânî tüm istekleri elinde derbeder olmuş insan ile yüz yüze gelmeleri; birinin diğerinden âhiretine dâir fayda sağlarken; diğerinin insanlardan dünyalığa dâir fayda sağlıyor olmalarına inanmak için, en azından, inancını cûmadan cûmaya câmiye gitmek; râmazandan bir gün evvel içkiyi bırakıp ertesi günü bıraktığı yerden devam etmek; işleri çok olup, sıcak ve uzun günlerde oruç tutamıyorsa da tutmayı istedim bir dahakine belki diyebilmek; fârizaların alayından uzakta durmakla beraber bütün günâhların kıyısında, bir şekilde, dolanır olmak ama en nihâyetinde; ‘kalbim temizciliğe’ sığınacak kadar islâm ile ilgili olmak gerektir.

    bilinmelidir ki, türk milleti târikat ehli bir millettir.
    islâmın nuruyla nurlandığı mikyasta; islâmın kendisine de hizmetleri eliyle çok büyük zâtların kıymetiyle mukâbelede bulunmuştur.

    (bkz: itikâdî mezheblerin) büyüklerinden ve itikâden türklerin de mezhebi olan
    (bkz: matûrîdilik) okulunun kurucusu imâm matûrîdi, türk soylu büyük bir islâm fâkîhidir. aklı önceleyen bu ekolün kökleri semerkând’dan tüm türk dünyasına ve anadoluya değin türk’ün ayak bastığı ve türk-islâmlaştırdığı topraklara zerk olunmuştur.

    (bkz: silsileyi muazzama) nın altın halkalarından birisi olan allah dostu büyüklerden
    (bkz: abdulhâlik gucdevânî) (k.s.h.) da nesebinde türklük olduğu aşikâren bilinendir.

    yanı sıra; (bkz: alp) ile (bkz: erenlik) kavramlarını imân dolu göğüslerinde eriterek kaynaştıran akıl, dirâyet ve cesaretin sahibi olan da türklerdir.

    (bkz: pîri türkistân)
    (bkz: hoca ahmed yesevî) öz be öz türk çocuğu kumandan ve derviş bir hâzret iken; tâlebesi olan (bkz: alperenler) coğrafyaları türk-islâmlaştırmak gâyesi ve gâyretiyle ayak basmadık toprak mı bırakmışlardır? ola ki, anadolu sathında çok uzun seneler sabır ve imânın çileli işçiliği eliyle fert fert, köy köy, kasaba kasaba, topluluk topluluk (bkz: tebliğ) ve
    (bkz: irşâd) vazifelerini yerine getirenlerin pîri olan allah dostu bu büyük zâtın yoluna âmade ve âmele bir milletin fertlerinden neşet eden bugünün fertleri için târikatlere dil uzatmak nice bir cürettir?

    sonra şurası da vardır ki, (bkz: yesevî) nin, anadoluda boy veren ulû dergâhlarından olan (bkz: bektâşî) ocağını nereye koymak lazım gelecektir? andoluyu türk-islâmlaştıran; anadoludan kök saldığıyla balkanı, rum ellerini ve daha nice coğrafyayı türk’ün eli ve islâmın mübârek mayasıyla yoğuran yol kimlerin kutlu yoludur acep?

    bilinmelidir ki, târikatlere karşı; sitematik şekilde sürdürüle gelen işbu algı çalışmalarının evveli kökleri doğrudan doğruya ceberrut devlet aygıtını kendisine zırh ve silâh edinmiş olan kemâlizm fikriyâtının köksüzlük içerisindeki batı mukâllidçiliğine kadar dayandığı kadar; bugünlerde süre gelen hâlin de bununla pek bir alâkasının mevcut olduğu da vakıâdır.

    (bkz: 15 temmuz 2016) gecesini sabahına bağlayan o uzun ve karanlık saatlerde; türk milleti, topyekûn şekilde irâdesi, istiklâli ve istikbâline şerh düşmek amacındaki gâfil ve hâinlere cansiperâne karşı koyarken iken; yekûna omuz vermiş olan hakiki imân ehli birçok târikat mensubu isimsiz kahraman da sokaklardaydılar. öyle ki, allah dostlarının, meclisî alâ’da ve peygâmber-i zişân huzurunda; durmaksızın himmetleriyle dilendikleri duâlar ve iblisî hasıma karşı manen verdikleri savaş, kavga da başlıca bir vak’âdır.

    bugün, o gece bankamatiklerin ve marketlerin önünde kuyruğa girmiş, dinden ve dinî her türlü şeyden nefret edenlerin; nefretlerini kusmak için büyük ve dahi planlı bir çaba dâiresinde; islâm ehli mübâreklerin dergâhlarına dil uzatmak cüretleri, ancak ve yalnız, müptelâsı oldukları batı uşaklığının maslâhatından ibârettir.

    biliriz ki, ellerine geçmiş ve geçecek her fırsatta bu kutlu dinîn kutlarına ve kutlularına hasımlık etmekten zerre uzak durmayacak olan gâfiller için ‘iyi bir niyet’ asla ve kat’â yoktur!

    bugün bu ülkede; firâvun sarayındaki mûsa misali erdoğan, bütün putları ve tağûdîleri birer ikişer al aşağı etmiş/edebilmişse; kendisine ve davâsına dâir tüm karşk teşebbüsleri sonuçsuz bırakmış ise; yenilgi yenilgi zaferler büyüten kutlu bir yolu muzafferiyet ile taçlandırmış ise; içte ve dışta her türden düşmanına gâlebe çalmış/çalıyor ise; bunda hiç şüphesiz katkısı olan bir şey vardır ki, o da gözle görülür elle tutulur olmayan ‘görünmezler ordusunun’ reis’e sırt ve omuz vermesidir. kaldı ki, reis de nereye ve kime omuz vereceğini bilir. zirâ o, hürmet etmesi gerekenlere içten hürmette bulunduğu içindir ki, allah da erdoğan kuluna hürmetini, hürmet ettikleri eliyle göstermektedir. muhakak ki sizlerin iğfâl edilmiş zihinlerinin bunları anlamlandırması muhtemel değildir. bu açıdan bakan kimler ise; sizler, yalnızca ölümlülerden medet umacak ve öldüğünüzde de ardında zerre eseri olmayacaklarsınız.

    ez cümle; fırsat bu fırsattır diyerek, krizi lehine çevirmek adına, olmayanı varmış gibi göstermek ve çok taraflı şekilde her mecrada ‘aynı anda ve aynı dili kullanarak’ organize bir şekilde yürütülen ve nihâi hedefi târikatler olan çalışmanın kendisi ‘psikolojik bir harekâttır.’

    dünyayı yönetiyor denilen abd’nin siyasi elitlerini idâre eden akılın (bkz: evanjelizm) olduğunu sıkça dile getirenlerin; bunun da hristiyân formunda bir târikat olduğunu bilmlerine rağmen bunda bir beis görmeksizin, kendi inanç ve medeniyet dünyasının köklerini teşkil eden ve müsdenidi olduğu islâm’a hizmetten başkaca gâyesi bulunmayan ehl-î itikâd târikatleri hedef seçmeleri pek bir acınasıdır.

    lâkin allah; dinin yegâne sahibidir.
    elbette o, bütün tuzakları boşa çıkaran/çıkaracak olandır.

    yine de umulur ki, hidâyet bulasınız.

    devlet dediğimiz ve kutsak olduğuna inandığımız aygıt; ancak ve yalnız değerlerimize hürmeten ve bağımsızlığımıza timsâlen o pâyeye layıktır. aksi hâlde yalnızca bir baskı aracı ve tağûtları ulûlayan bir pespâyeden başkaca bir şey değildir.

    türk için devlet; ebed ve müddeddir. rejimler, isimler, makamlar değil; devletle milletin bir ve beraberliği esastır. bu amaç doğrultusunda devletinin safında ‘yerli ve millî’ olan her yapı ve unsur müttefik; aksi durumdakiler de her dâim gâfil ve hâindir. ölçümüz, budur.

    vesselâm.
304 entry daha