şükela:  tümü | bugün
5 entry daha
  • anarşizm, temel olarak işçi sınıfı hareketi ve felsefesi değildir; sınıfsal bakımdan asıl kaynağı küçük-burjuvazidir. temel olarak küçük burjuvanın aydın kanadı tarafından geliştirilen ve sendikacılığa sonradan uyarlanan bir ideoloji olduğu halde, anarko-sendikalist hareket, aydınların sendikalara karışması fikrini reddetmiştir. anarşizm de kapitalizmin gelişiminin ortaya çıkardığı sonuçlar karşısında oluşan tepkilerin bir ürünü olduğu için, bazı noktalarda marksizmle aralarında benzerlikler ve hatta özdeşlikler görülebilir, ancak bu iki hareketin kaynağını oluşturan toplumsal sınıfların ve hareketlerinin biçim, yöntem ve amaçlarının farklılığı, iki hareketi uzlaşmaz ve çelişik kılmaktadır.

    anarşizm, her türlü otoriteye olduğu gibi, devlete de karşıdır. bu karşıtlık, marksizmdeki devlet karşıtlığına benzemez, çünkü anarşizm, marksizmin öngördüğü proleterya diktatörlüğüne de karşıdır, bu ideoloji, devlet aygıtını tahrip ederek her türlü otoriteden tamamen soyutlanmış bir toplum düzeni kumayı amaçlamaktadır.

    anarşizm sendikalara yansıdığında, küçük-burjuva eğilimlerin ifadesi olan bu ideoloji ile işçi sınıfının mesleki örgütleri arasında köklü uyuşmazlıklar baş göstermiştir. bu uyuşmazlıklar sonucunda anarşizm, sendikalara uyum sağlayabilmek için bazı temel niteliklerini terk etmiş, zamanla tanınamaz hale gelmiş, olduğu gibi kalmakta direndiği durumlarda ise sendika içinde uzun süre barınamamıştır. anarko-sendikalizm, zaten anarşizm örgüt fikrini reddettiği için, kendi kendini inkar eden bir oluşum olacaktır, bu nedenle anarko-sendikalar, birçok bakımdan olduğu gibi, örgütsel bakımdan da diğer sendikalardan farklılık göstermektedirler. anarko-sendikalistler, anarşizmin anti-otoritere ve bireyci yanından esinlenerek yöneticisi veya yönetici kurulu olmayan, bireysel kararlarla yönetilen ve örgüt içi kuralları asgariye indiren sendikalar meydana getirmeye çalışmışlardır.

    anarko-sendikalistlere göre gelecek her türlü otoriteden soyutlanacak, işletme hükümetin yerini alacaktır, ve bu toplum düzeninde sendikalar merkezî bir nitelik taşıyacaklardır. dolayısıyla, anarko-sendikalistlere göre, toplumsal devrimin “büyük bir aracı” olan sendika, aynı zamanda “gelecek toplumun temel taşıdır”. anarko-sendikacılığın devrim için güvendiği başlıca ve hatta tek araç “genel grev” de, sendikal pratikle sıkı bir bağlantı içinde olduğundan, anarşizm içinde ifadesini tam bulamamıştır, anarko-sendikalizm, bir mücadele aracı olarak siyasal eylemi, işçi sınıfının seçim ve parlamento yoluyla giriştiği siyasal eylemi reddeder.

    anarko sendikacılığın kurucularından proudhon, işçi sınıfının iktisadi ve siyasal her çeşit mücadelesinden beklenebilecek sonuçlar konusunda çok karamsardır, bu girişimlerin toplum açısından zararlı sonuçlar doğuracağını iddia etmekte, ayrıca sendikalaşmayı da sermayenin tekelleşmesinin nedeni olarak gördüğü için buna da karşı çıkmaktadır. bunların yanında iktidar dolayısıyla partilere karşı olduğu için genel oy hakkına da saldırmaktadır. proudhon, anarşiyle sonuçlanabilecek ya da sonuçlanmayabilecek bir sürecin parçası olarak otoriteyi minimalize etmeye çalışmaktadır, saf anarşizmi reddetmekte, ve otoriteyi azaltmayıaçık uçlu bir süreç olarak kabul etmektedir. proudhon’un anarşist düşünceleri daha çok fransız sendikacılığı üzerinde etkili olmuştur, ve anarko-sendikacılar, paris komününde görev almışlardır.

    fransa’da proudhon’un etkisine karşılık ispanya, italyan, güney fransa ve güney amerikanın bazı bölgelerinde bakunin’in düşünceleri etkili olmuştur. bakunin, proleterya diktasına karşı olduğu için “komünist değil, “kolektivist” olduğunu belirmekte, anarko-sendikalist devrim anlayışını benimsemekle beraber devrimin tabanının, cahil ve teoriden yoksun olarak gördüğü sendikalı işçilerden oluşmayacağını; devrimin, disiplinli bir grubun silahlı ayaklanma yaratmasıyla oluşacağını düşünmektedir. bakunin ve yandaşları, birinci enternasyonal'de, parlamenter mücadelenin bir burjuva yöntemi olduğunu ve işçilerin kurtuluşuna birşey katamayacağını ve temel aracın genel grev olması gerektiğini savunmuş, ardından 15 eylül 1872’de italyan ve ispanyol sendika temsilcileriyle birlikte anti-otoriteryan enternasyonal’i (veya anarşist enternasyonal) kurmuştur.

    sorel ise anarko-sendikacılığı faşizme yaklaştıran doktrinin sahibidir, anarko-sendikacılığı, proudhon’un fikirlerini ve marx-engels’in fikirlerini uzlaştırmaya çalışmış, ancak başarı kaydedememiş, daha çok fransız aşırı sağ hareketinin ve genel olarak faşizmin teorisyeni haline gelmiştir. bunun sonucunda mussolini üzerinde etkili olmuş, mussolini’nin elde ettiği sonuçlar da sorel’i etkilemiştir.
15 entry daha

hesabın var mı? giriş yap