şükela:  tümü | bugün soru sor
320 entry daha
  • bir amerikan ikonudur.

    bu araba hakkında iyidir, kötüdür, ucuzdur, pahalıdır tartışması yapmak yersiz. ucuzu da var, pahalısı da var... klasik mertebeye ulaşmış belli seneleri servet değerinde.

    mustang'in derdi zaten virajları sımsıkı kavramak, ya da her konuda en iyi olmak değil. yakın gelecekte ford'un portfolyosunda tutacağı az sayıda araçtan biri olan mustang'in anlamı aslında adını aldığı vahşi atlarda gizli.

    bu atlar amerika kıtasına ilk olarak 1519 senesinde cortes tarafından getirilmiş... çıkış noktaları ispanya. mustang'ler de abd gibi avrupa orijinli.

    kıta genelinde çoğaltılan atlar özellikle 16. ve 17. yüzyıllarda kuzey amerika'ya da yayılmış... uçcuz bucaksız, çölünden dağlarına, okyanus kıyısından yaylalarına kadar müthiş bir çeşitlilik gösteren amerika kıtası bu atlar için ideal bir ortam haline gelmiş.

    18. yüzyıl'ın sonlarına doğru ise zamanla esaretten kaçan bu vahşi atlar özellikle bugünün texas, colorado ve new mexico eyaletlerinde yoğunlaşmış.

    bu at zamanla esaretten kaçışı, özgürlüğü, bunlarla birlikte yoğrulmuş amerikan folklorunun alt tonlarını besleyen romantizmi sembolize eder hale gelmiş. bugün denver uluslararası havalimanı girişinde devasa bir bronco / mustang heykeli var... gözleri kıpkırmızı... şaha kalkmış pozisyonda, yeleleleri rüzgarda uçuşuyor.

    rocky dağlarının eteklerinde vahşi at sürülerine yüzyıllarca evsahipliği yapmış colorado için güzel bir sembol. bu arada, mustang'ler özgür atlardır... bronco'lar ise eğitilmeyi reddeden, kendi özgürlüğüne sadık bir alt gruptur ve bunlar mustang orijinli de olabilir. küçük bir fark.

    işte ford mustang'in adını aldığı geri plan bu... özgürlük... eski kıta'dan yenisine kaçış ve tüm dünyayı domine edebilecek bir büyüyüş. uçsuz bucaksız amerikan batısında yepyeni bir umut.

    mustang ile ilk olarak 80'li yılların başında tanılştım. o dönem izmir'de galericilik yapan bir akrabamız vardı. ben küçücük çocuk tabii ki... bu adam ara sıra bizi ziyarete geldiğinde altında hep değişik bir araba olurdu. aklıma kazınan ziyaret sırasında kullandığı araba ise çelik mavisi, nefis bir mustang mach 1'di. aynen şu fotoğraftaki arabaya benziyordu. aynı sene olmayabilir... emin değilim.

    mustang ile bir sonraki defa buluşmamız ise yıllar sonra, 1997 senesindeydi... o dönem kısa bir süre ev arkadaşlığı yaptığım abd'li christine'in şuna benzer bir mustang gt'si vardı. ben o dönem son derece dandik bir hyundai excel kullandığım için (kredi kartı ile 3,000 dolara almıştım) kız arkadaşlarımla çıkarken genellikle christine ile arabaları değişiyordum.

    öte yandan, durumum düzeldikten sonra bile kendime hiç mustang almadım. 2005 senesinde retro dizayn ile müthiş bir şekilde yenilenen mustang'i ikinci araba olarak düşündüm, ama yine de almadım.

    artık seyahatlerim sırasında filan canım istediği zaman mustang kiralıyorum. hala çok seviyorum...

    geçenlerde yolda 2018 model bir bullitt gördüm... beğenilmeyecek gibi değil zaten... 1968 senesinde steve mcquinn ile özdeşleşen mustang'in yeni sürümü...

    genel anlamda konuşmak gerekirse...

    çok mu verimli? hayır.
    yol tutuşu çok mu iyi? hayır.
    çok mu hızlı? hayır.
    çok mu lüks? hayır.

    safkan bile değil...

    ama özgür... kültürel bir ikon.

    ben severim. arkadaşlarımdan bazıları da çok seviyor... ama bunu sevmek için oto sanayi ergenliğinden kurtulmak lazım.

    romantizm güzeldir.
11 entry daha