şükela:  tümü | bugün
64 entry daha
  • türkiye'deki modern kesimde, monarşiye ait olan herşeyden nefret etme refleksi var. bunu bir eleştiri olarak söylemiyorum, çünkü türkiye'de yaşarken bende de vardı. türkiye cumhuriyeti kurulurken, sadece sistem olarak monarşi ile değil, kendi kuyruğunu kurtarmak için her türlü tavizi vermeye hazır olan osmanlı hanedanı ile de mücadele edildiği ve padişah, halkın gözünde işbirlikçi ve dolasıyla düşman konumuna düştüğü için, türkiye cumhuriyetine bağlı olan herkesin, monarşi ve gücü elinde bulunduran aileden nefret etmesi de gayet normal.

    ancak, ingilizlerin tarihinde, monarşi-halk mücadelesi gibi bir tecrübe yok. monarşinin bir sistem olarak terkedilmesi sürecinde, hanedan ile halk arasında bir çatışma yaşanmamış. dolayısıyla, ortada bizdeki gibi tarihsel bir kin yok. eğer, atatürk, osmanlı hanedanına doğmuş bir prens olsaydı ve yaptığı icraatları, osmanlı'nın son padişahı olarak yapsaydı, belki bugün bizim de hanedana bakışımız farklı olurdu.

    şimdi bu tarihsel kini bir kenera koyarsanız, kraliyet ailesini sorgulamak için 2 soru sorabilirsiniz.

    1- kraliyetin bir işlevi var mı?
    2- kraliyetin maliyeti ne?

    eğer ingilizlerin, vergi ödeyen vatandaşa yük getirmelerine rağmen, hiç bir işlevi olmayan bir aileyi beslediğine inanıyorsanız, ingilizleri hiç tanımamışsınız demektir.

    genelde yanlış bilindiği üzere, kraliyet ailesinin masrafı, ingiliz ekonomisine kattıklarının yanında solda sıfır kalır. 2017'de kraliyete aktarılan bütçe 50m sterlin civarıydı, 2018'de buckingham sarayı'nda tadilat başlayınca bu miktar 90m sterline kadar çıktı. ancak son yapılan tahminler, kraliyet ailesinin turizme ve elçi olarak ticarete toplam katkılarının 1,5 milyar sterlin civarında olduğunu gösteriyor. yani, olaya sadece ekonomik baktığınızda, kraliyeti bir masraf olarak kategorize edemiyorsunuz.

    "vatandaşın parasıyla sarayda yaşıyorlar" gibi bir argüman da pek tutmuyor, çünkü buckingham sarayı'ndan tutun da windsor kalesi'ne kadar, kraliyetin kullandığı bütün yapıların tapusu, windsor ailesine ait. yani o saraylar devletin malı değil, kraliçenin ailesinin tapulu evi. devletin, bu sarayların bakımını üstlenmesinin sebebi de, bu yapıların turizme açık olmasından kaynaklanıyor. yarın, ingiliz hükümeti ve kraliyet ailesi bir çatışma yaşarsa, kraliçe sarayları turizme kapatabilir, hükümet de kraliyete verdiği desteği sonlandırır. şu an ortada her iki tarafın da yararlandığı bir denge durumu var. zaten kraliyetin hala varolmasının temelindeki kelime de bu.

    denge kelimesinden, kraliyetin bir işlevi olup olmadığına geçelim. ingiliz ulusunu birleştiren simge gibi soyut kavramları bir yana koyarsak, yine yanlış bilindiği üzere, kraliyetin hala bir çok somut yetkisi var. ingiliz ve avustralya hükümetleri, göreve gelirken hala kraliçenin onayını almak zorundalar ve kraliçenin, meclis kararlarını veto etme ve görevde olan hükümetleri görevden alma gibi yetkileri de var. ama tabi buna karşılık meclisin, referandum yoluyla monarşiyi ortadan kaldırma yetkisi var. yani ortada yine bir denge hali söz konusu.

    kraliçe, meclis ve hükümet üzerindeki yetkilerini hiç kullanmadığı için, bu yetkiler belki artık birer formalite olarak görülüyor olabilir, ancak 1975'te avustralya'da yaşanan anayasal kriz örneğinde görüldüğü üzere, kraliçenin hükümeti fesh etme yetkisi, hala bir siyaset üzeri güç olarak kullanılabiliyor. kraliçe, bu yetkileri kötüye kullandığı anda halkın bu yetkileri kendisinden alacağının farkında ve halk da dengeleyici bir emniyet sübabı olarak kraliyet ailesinin varlığından memnun.

    biz, kendi tarihi reflekslerimiz dolasıyla, monarşinin git gide önemini kaybeden, gereksiz bir şey olduğunu düşünüyoruz, ancak son 30 yılda dünya demokrasilerinde yaşananlar bize gösterdi ki, ortada bir "dengeleyici güç" problemi var. yargı, basın, bürokrasi, sivil toplum, ordu gibi dengeleyici güç odaklarının, özellikle az gelişmiş ülkelerde nasıl işlevsiz hale gelebildiklerine biz çok yakından tanıklık ettik. ingiltere, satılmış basın sayesinde brexit denilen saçmalığın içinde buldu kendisini; sosyal medya denilen illet, trump'ı iktidara getirdi.

    bu örnekler, halkın yaptığı seçimlerin, en gelişmiş batı ülkelerinde bile rasyonel olamayabileceğini ortaya çıkardı ve seçimli demokrasilerin, mükemmel sistemler olmadıkları gerçeğini ve güvenilebilir bir emniyet sübabına ihtiyacın önemini tekrar gözümüzün önüne getirdi. en gelişmiş ülkelerde bile, siyaset üstü güç odaklarını ortaya çıkarmanın ve korumanın ne kadar zor olduğu ortadayken ingilizlerin ellerindeki güvebildikleri bir güç odağından vazgeçmiyor olmaları çok garip mi sizce?

    yüzlerce yıl, gücü her eline alanın kazık attığı bir milletin evlatları olarak, bu saatten sonra herhangi bir hanedana güvenmenizi beklemiyorum. monarşi iyiydi lan geri gelsin filan da demiyorum. ancak tarih, halkın oyuyla göreve gelenlerin, bütün gücü ellerinde toplayarak devletleri felaketlere sürüklediği örneklerle dolu. kraliyet ailesi, ingiltere için, belki bir gün köprüden önceki son çıkış olacak. daha dün bir referandum olsa, oyumu hiç düşünmeden kraliyet ailesinin ortadan kaldırılması için kullanırdım ama, son bir kaç yıldır bu görüşüm eskisi kadar sarsılmaz değil. ucuz populizm, aşırı sağ, satılmış medya derken demokrasiler için gerekli olan dengeleyici gücün, bulunması ne kadar zor bir nimet olduğunun farkına varıyor gibiyim. tabi ki, monarklar, ideal denge unsurudur demek istemiyorum ancak ingiliz halkı, kraliyet ailesine güveniyor ve taraflar bu güveni sarsmadıkları sürece, kraliyet ailesinin ingiliz ve avustralya demokrasileri için yararlı olduklarına inanır oldum. eğer son osmanlı padişahları, satılmış batı uşakları değil de, ülkesini kurtarmak için çabalayan onurlu adamlar olsalardı ve bugün türk demokrasisinin tepesinde gücünü 800 yıllık tarihinden alan, yüzü batıya dönük bir hanedanının dengeleyeci gücü otursaydı, acaba seçilmiş hainler rejimi değişirken bir noktada bu güc kullanılıp ülke tekrar normale döndürülebilir miydi diye düşünmekten de kendimi alamıyorum.

    not: ufak bir yanlış anlaşılmayı düzelteyim. monarşinin, her koşulda ideal bir denge unsuru olduğunu savunmuyorum. ingiltere örneğinde, monarşi bu görevi yerine getiriyor olabilir, ancak başka örneklerde felaketlere yol açmışlığı da vardır. önemli olan, her ülkenin kendi denge unsurlarını yaratıp, bunlara sahip çıkmasıdır. bu bir ülke için monarşi olabilir, diğeri için basın, başkası için ordu.
5 entry daha