şükela:  tümü | bugün
54 entry daha
  • kısa kariyeri sırasında dünyanın en güçlü donanmasının neredeyse en sıkı vurucu kısmını peşine takmış olan alman savaş gemisidir.

    gemiyi tek başına değerlendirdiğinizde elbettte bir sorun ve teknik yetersizlik görebilirsiniz. zaten herhangi bir savaş aygıtı yaparken, tank, gemi, uçak, piyade tüfeği veya süngü farketmez, siparişi veren ordunun o silahı nerede, ne şekilde, hangi koşullarda ve hangi düşman silahlarına karşı kullanacağına göre en optimal tasarımla üretilmesine çalışılır. bu noktadan hareketle eğer amerika gibi izole bir coğrafya'da olan bir ülkeyseniz ülkenize çok fazla uçaksavar füzesi koymazsınız ya da almanya gibi sadace kuzey atlantik'e çıkışı olan bir ülkeyseniz çok ekstrem bir durum olmadıkça pasifik veya atlas okyanusu'nun batısında çatışmayacağınızı düşünürsünüz. yani şunu anlatmaya çalışıyorum bismarck tasarlanırken, ki bu süreç 1920'lerde başlayan ve 1 temmuz 1936'da kızağa konması ile sonuçlanan dönemdir, sürekli değişen siyasi ve askeri durumlar yaşanmış, yığınla teknolojik gelişme olmuş, ülkelerin askeri tercihleri ve savaş taktikleri değişmiş ve neticede daha gemi asında kızağa konduğu anda, kendisi ile hemen hemen aynı tarihlerde yapımına (kasım 1937) başlanan ve batışı ile zırhlı çağının kapandığını, denizlere hakim gücün deniz havacılığı olduğunu ilan eden yamato gibi etkinlik döneminin sonuna gelmiş bir fikri temsil ediyordu. dolayısıyla almanya'nın o dönemki durumuna baktığınızda eninde sonunda bismarck savaşta kaybedilecekti, bu sadece zaman meselesiydi ama ingiliz filosunun neredeyse tamamını peşine takması, hms hood gibi sembol bir gemiyi feci bir şansla çok kısa bir top düellosu ile batırarak ingilizlerin gururunu yerle bir etmesi ve neticede epik bir savaşla batması gemi hakkında gerçekle hayalin birbirine girdiği acayip bir hikayeler silsilesi yarattı.

    bismarck'ı incelerken sadece kuru mühendislikle, tutucu askeri fikirlerle ve sıklıkla yapılan bir hata olarak "ama o öyle olsaydı" tarzı yaklaşımlarla yalnızca nihai teknik özelliklerine bakmanız geminin en başından batırılış sürecine dek geçen çok önemli detayları kaçırmanıza yol açar. bu nedenle hikayeyi biraz geniş inceleyip sonunda karar vermelisiniz bismarck sadece kötü bir gemi midir yoksa talihsizliklerin peşini bırakmadığı bir makine midir?

    bismarck'ın tasarım serüveni 1. dünya savaşı'ndan hemen sonraya dek gidiyor. büyük savaş öncesinde kayser 2.wilhelm'in kafayı donanmaya takması sonucu o dönem denizlere hakim güç olan ingilizlerle neredeyse başabaş yarışan bir donanma inşa eden almanlar taktik açıdan bir alman zaferi gibi duran ama aslında stratejik bir yenilgi sayılan jutland savaşı'ndan sonra donanmalarını limana hapsettiler ve sonunda savaşın kaybedilmesi ile neredeyse tüm etkili gemilerini, trajikomik bir gurur gösterisi mi veya yapılmakta çok geç kalınmış onurlu bir askeri davranış mı artık siz ne derseniz deyin!.., enterne edildikleri scapa flow'da batırdılar (bkz: 1919 alman donanmasının intiharı/@anglachelm). neticede versay denen zırva imzalandıktan sonra almanların elinde donanma diye birkaç modası geçmiş gemi ile bundan sonra üretecekleri gemilerle ilgili yığınla sınırlamaları içeren anlaşma metinleri miras kaldı. gelgelelim alışmış kudurmuştan beterdir misali almanlar için durmak veya vazgeçmek gibi bir durum sözkonusu olmadığından henüz 1920 gibi erken bir tarihte kuracakları yeni donanma için anlaşma maddelerini ince eleyip sık dokuyarak nereden ne çıkarabiliriz, nasıl daha etkili gemiler yapabilirize kafa yormaya başladılar.

    almanya'ya versay anlaşması ile konulan sınırlama gereği inşa edilecek gemilerin maksimum 10.000 ton ağırlığında olabilirdi (ki burada itilaf devletleri çok salakça bir hata yapıp almanya'nın inşa edeceği gemilerinde kullanılacak silahlar konusunda resmi bir sınırlama getirmedi. ayrıca almanya askeri gemilerde kullanılacak silahların çaplarının ne kadar olabileceğini belirleyen washington anlaşmasına da taraf değildi! dolayısıyla kafalarına göre, abartmadan ve ingilizleri kızdırmadan, takılma hakları vardı...*). bu temel kısıtlama ışığında başlangıçta prensipte anlaşmaya çalışıldı (bakınız ilk paragrafta anlattığım olay). buna göre kafa yormaya başlayan alman donanma planlayıcıları donanma için gelecekte;

    a. iyi korumaya sahip yavaş gemilere mi, yoksa
    b. hızlı, iyi silahlara sahip ama koruması az gemilere mi

    yatırım yapacaktı?

    konuyu bilmeyen için kısaca anlatacak olursak eskiden yani metal gemiler donanmalara girdikten sonra gemiler kabaca ağırlık (tonaj)-zırh-kullanılan ana silahların çapları üçgeninde sınıflandırılmaktaydı. bu üçgende farklı farklı isimlendirmelerle üretilen gemiler olsa da (mesela battlecruiser, supercruiser vb.) genel kabul gören standarda göre almanlara dayatılan 10.000 ton ağırlık hemen hemen bir zırhlı kruvazör demekti (normal kruvazörler 3-9 bin ton, zırhlı olanlar 10-15 bin ton ağırlığında oluyor). en büyük ve güçlü gemiler olan savaş gemileri (ana muharebe gemisi ya da ingilizcesi ile battleship) ise çok daha fazla zırhlı ve daha büyük top kalibrelerine sahip olduklarından elbette tonajları daha fazlaydı. gözünüzde daha rahat canlanması için çok kabaca da olsa şöyle bir örnek daha vermek isterim, günümüzün en güçlü savaş gemileri uçak gemileridir. işte battleship denen sınıftaki gemiler, savaş gücü anlamında 1900'lü yılların uçak gemileri ayarında gemilerdir.

    neyse konumuza dönelim. almanlar az önce belirttiğim 10.000 ton kısıtlaması altında temel prensip arasında kaldılar ve düzenlenen onlarca tasarım konferansı, çizilen yığınla şablon, saatlerce süren tartışmalar sonunda almanlar a seçeneği ile b seçeneği arasında gitti gitti geldi ve neticede çözümü çok farklı bir şekilde buldular; 10.000 ton ağırlığa 28 cm.'lik topları taktılar ve dünyaya dizelle güçlendirilen, hızlı, çoğu gemiye karşı dayanabilecek zırha sahip yeni panzerschiff'lerini, ya da konuyla ilgili olanların hemen hatırlayacağı bilindik isimleriyle pocket battleships ya da türkçe isimleriyle cep zırhlıları, tanıttılar. başta bu tonaja 38 cm.'lik top koymayı planlamışlardı ama bu topların gücünün gemiyi yapısal olarak zorlayabileceği ve itilaf devletlerinin buna ciddi tepki gösterebileceklerini düşündüklerinden bu çaptaki toplardan vazgeçtiler, 28 cm.'likleri kullandılar.

    bu gemilerin esprisi zırhlı kruvazör ebadında olan bir gemiye o döneme dek ancak bir savaş gemisi (battleship)'nin sahip olabileceği toplar kalibresindeki 28 cm'.lik topları takmalarıydı. bu tüm dünya donanmaları açısından büyük bir şok oldu ve bu kadar yüksek ateş gücü, yeterli sayılabilecek zırh ile dizelle güçlendirilmiş hızın birleşiminin sonuçlarının neler olabileceğini düşünmeye başladılar. hatta fransız donanması sırf bu gemilere karşı yeni bir sınıf yarattı ve dunkerque sınıfı benzer tipte 2 gemi (dunkerque, strasbourg) ısmarladı (bkz: dunkerque/@uzumun sapi). ama ok yaydan çıkmıştı ve almanlar yakaladıkları madeni kazmaya devam ettiler. normalde 5 tane panzerschiff yapmayı planlamışlardı ama 3 taneden sonra (deutschland-sonradan hitler almanya adı taşıyan bir geminin batmasını istemediği için adı lützow yapıldı, admiral scheer ve graf spee) son 2 gemi (panzerschiff d ve e yani bilinen isimleriyle scharnhorst ve gneinsanau) yeniden tasarlandı. normalde 2 tarette taşınan toplam 6 adet 28 cm.'lik top ekstra bir taret eklenerek 9'a ve gemilerin toplam ağırlıkları 10.000 tondan 32.000 tona çıktı. gemiler vakit kaybedilmeden yapılmaya başlanmıştı ve elbette bu durum yaşanırken yıl 1935 idi yani hitler zaten itilaf devletlerinin başlarına bela olduğunu düşünmeye başladığı versay saçmalığını yırttığını, bundan böyle almanya'nın herhangi bir askeri kısıtlamaya bağlı kalmadan gemi üreteceğini ilan etmişti.

    işte bismarck tüm bu karmaşa arasında ortaya çıktı. hitler döneminde hazırlanan meşhur alman donanma inşa planı yani bilinen adıyla z planı kapsamında tasarlandı, üretildi ve savaşa çıktığında da göreve hazır sayılırdı. gelgelelim işler beklendiği gibi gitmedi.

    bu noktadan sonra biraz askeri taktiğe, tasarım ve üretim kriterlerine filan gireceğim ama korkmayın, size anlaşılmaz ve yabancı teknik terimleri yazı, sürekli zırh kalınlıklarını şu kadar santim filan demeyeceğim. öyle olunca kafa karışıyor, kısa ve net anlatacağım.

    bismarck tasarlanırken düşünülen en önemli şey geminin ağırlıklı olarak kuzey denizi ve kuzey atlantik bölgesinde görev yapacağıdır. bu tasarım kriteri geminin çokça eleştirilen zırh korumasının çıkış noktasıdır ve aklınızda sabit kalan bir prensip olmalıdır. planlanan alman stratejisine göre savaşacağı düşünülen bu bölgelerde kısa süreli yaz ayları dışında hava genelde çok kapalı, yağışlı, sisli, puslu yani kısacası berbat durumda olduğundan geminin çok uzaktan tespit edilip çatışmaya girmeyeceği, genelde orta veya yakın mesafelerde çatışmalara gireceği öngörülmekteydi (neden bu bölgeler düşünülmüş derseniz sebebi şu; alman donanma stratejisinde bir türlü vazgeçemedikleri akıncılık kavramı vardır. almanlar sürekli savaşacakları düşmanların yani ingiltere ve fransa'nın dışa bağımlı oldukları ürünleri deniz yoluyla ülkelerine getirdiklerini bildiklerinden özellikle atlantik deniz ticaret yollarını kesmek, ordan geçen ticari gemilere zarar vermek üzere bir mantık geliştirmişti. dolayısıyla hem bismarck'tan önce üretilen çoğu gemi hem de bismarck öncelikle bu amaca hizmet etmek için üretildi. bu akıncı taktiği almanlarda saplantı haline geldiğinden gemi tasarımları da öyle evrimleşti, mesela ticaret gemileri bile akıncı yapıldı (bkz: alman ticari akıncı gemileri). o dönemki fikre göre de kuzey atlantik suüstü filosuyla, güney atlantik de hem u-boot hem de hızlı akıncı gemi filosuyla baskı altında kalacak ve böylece ingiltere'nin ticari mallara ulaşması engellenecekti.). o nedenle gemi zırh anlamında kendisinden hemen önce üretilen gelişmiş panzerschiff olan scharnhorst'un (yani panzerschiff-d) geliştirilmiş bir modeli idi (şu görsele bakarsanız 2 geminin benzer olduğunu rahatlıkla göreceksiniz). bununla birlikte bismarck nihayetinde bir battleship olduğundan aynı zamanda benzer atalarından da ilham alınmıştı ve kayser almanya'sının tasarladığı en son nesil battleship olan bayern sınıfı gemilerin ilki olan 32 bin tonluk bir battleship olan sms bayern ile benzer prensipler taşımaktaydı. ancak dikkatinizi çekerim gemi bayern gibi yapılmadı, sadece tasarım prensipleri aynıydı ve bayern'in teknolojik olarak geliştirilmiş bir modeli idi. bu husus ve çoğu yerde de ispatlandığı gibi zırh koruması açısından kendisinden hemen önce inşa edilen scharnhorst'un geliştirilmiş bir versiyonu olduğu askeri deniz tarihçileri arasında genel kabul gören bir fikirdir. zaten bu hususta yığınla belge de var. bir de bu noktada şunu da belirtmekte fayda var, z planına bakarsanız bismarck ve kızkardeşi tirpitz aslında geçiş gemileri. z planı sürseydi kendilerinden daha büyük (yaklaşık 56 bin tonluk) birkaç geminin yapılması düşünülüyordu ama savaşın beklenenden erken çıkması işleri bozdu. z planı hitler tarafından onaylanırken ingiltere ile bir deniz çatışmasının 1945'ten önce çıkmayacağı düşünülmekteydi çünkü.

    basitçe anlatırsa o dönemki savaş gemileri şöyle zırhlandırılıyordu; geminin üstyapıları ve bu yapıların oturduğu tekne ayrı ayrı düşünülmekteydi. üstyapılar derken kastedilen şey geminin yaşam ve savaş mahallerini barındıran bizim net gördüğümüz kısım, yani kaptan köprüsü, mesafe bulucu sistemler, ana ve yardımcı top taretleri, uçak hangarları, atış kontrol postları filan. tekne kısmı ise hem su üstünde hem de su altında kalan kısım olarak birlikte düşünülen ve asıl yüzen bölüm. üstyapılarda asıl önem verilen zırhlı kısımlar (komple zırhlanıyor gemi elbette ama en kalın zırhlı yerler olarak söylüyorum) taretler, atış kontrol ve mesafe bulucu kısımlar ile kaptan köprüsüdür. buralarda genelde taretler harici çok eğim vermek mümkün olmaz ve düz zırh plakaları yüzeylere oturtulur (kaynak veya perçinle). bununla birlikte tekne zırhı deyince hem top mermilerine karşı hem de torpillere karşı zırh tabakaları akla geliyor. teknenin yan taraflarında en baştan en sona dek uzanan zırh plakaları açı verilerek, birbirleri üzerine bindiriliyor ve böylece farklı kalınlıktaki zırhlardan oluşan bir kemer gemiyi çepeçevre sarıyor. elbette su altında kalan ve torpillerin yüzdüğü derinliklere denk gelen kısımlara da ekstra anti torpido zırhı da ekleniyor. bununla birlikte teknenin her yeri aynı kalınlıkta zırhla kaplanmıyor. en hayati yerleri daha kalınken mesela burun ve kıç tarafı daha ince çünkü geminin burnu veya kıç tarafı hayati önemde bir bölüm görülmüyor (mesela bismarck'ın burun kısmının en önünde hemen zeminin altında patates deposu vardı.). işte olayın özü bu şekilde.

    bismarck'ın eleştirilen zırh yapısı da böyle tasarlanmış durumda. şu görsele (geminin ortasından geçen çizgi zırh plakasıdır) ve daha sonra şuna bakarsanız tekneyi saran 320 mm kalınlığında, 4.8 metre eninde ve yaklaşık 171 metre uzunluğundaki asıl zırh plakasını görebilirsiniz. bu plaka geminin en hayatı yeri olan orta kısımlarını korumak için yapıldı ve tasarım itibariyle 3 metresi su üstünde 1.8 metresi su altında kalacak gibi düşünülürken pratikte 2.6 metresi su üzerinde 2.2 metresi de su altında kaldı. bu zırhın ardına 60 mm kalınlığında ahşap bir tabaka vardı ve bunun görevi zırha vuran mermilerin şok dalgalarını emmekti. öndeki zırh ve ahşap tabaka ise geminin 16-25 mm kalınlığındaki asıl gövdesinin üzerine tutturulmuştu. bununla birlikte geminin en dış kısımları boş idi. bu boşluk balast tankı olabilecek şekilde tasarlanmıştı ama pratikte boş tutuldular. bu boşlukların ardında ise yakıt depoları vardı ve geminin ihtiyaç duyduğu dizel yakıtı buralarda taşınıyordu. bununla birlikte geminin iç bölmeleri farklı kalınlardaki bulkhead adı verilen zırhlı bölmelerle (kırmızı ile çizilen yerler) ayrılmıştı ve bunun amacı zırhı parçalayıp içeri giren mermilerin fazla ilerleyemeden izole edilmesini sağlamaktı. bununla birlikte tekne gövdesinin diğer kısımları da farklı kalınlardaki plakalarla kaplıydı ve bu noktada bismarck'ın en çok eleştirilen yönü olan zırh yerleşimi tasarımını anlatmaya geçebilirim.

    geminin kesitinden bakarsanız turtleback ya da kaplumbağa sırtı denilen bir tasarım kriterinde olduğunu görürsünüz (koyu siyah yerler zırh plakaları). bu kritere göre geminin hayati kısımları (citadel denir buralara) bir zırh çatısı altında saklanıyor. yani dış zırh plakasının altında yukarıda anlattığım gibi bulkhead'lerden oluşan katman katman zırhlar var ve bu kısımlar hayati bölgelerin üzerinde hem genel bir zırh katmanı oluşturuyor hem de çok ilkel bir boşluklu zırh yapısı meydana getirip gemiyi delen atışların ilerlemesini yavaşlatıyor (world of warships oyunu içindeki şu animasyon geminin hayati yerlerinin korunduğu kaplumbağa sırtı tipi zırhın nereleri kapsadığı hakkında bir fikir verecektir.). ancak bu inşa şekli gemiyi yakın mesafelerden kendisine çarpan mermilere karşı çok iyi korurken uzak mesaflerden atılan mermilere karşı dayanıksızlığını da birlikte getiriyor. yani şöyle ki; diyelim bismarck ve ingiliz rakibi birbirlerini 30 km'den gördü ve atışlara başladılar. bismarck'ın yan zırhı 4.8 metre genişliğinde ama su altında kalan zırh kesimi yaklaşık 2.2 metre genişliğinde. yani düşman 30 km uzaktan atışını yaptığında, fizikteki eğik atış prensibi gereği mermi eğer bismarck'ın 4.8 metre genişliğindeki yan zırhına veya diğer gövde bölümlerine kafadan çarparsa büyük ihtimalle eğimden dolayı sekecektir. ama eğer mermi doğrudan zırha çarpmazsa ve geminin su kesimi denen yani gemi su üzerinde dururken görülen su hattının hemen biraz önünden geminin altına doğru ilerleyecek şekilde önce suya vurup buradan ilerler ve sualtında kalan 2.2 metrelik zırha da çarpmayıp yoluna devam ederse geminin zıhsız alt kısmına vurabilir veya hiç bu kısma uğramayıp doğrudan güvertelerin üzerine gelirse işte bu eğimli turtleback zırhın üzerine daha dik açılarla gelir ve gemiyi rahatça delebilir. uzak mesafelerde çatışmaya girmek işte bismarck için bu nedenle sıkıntılıdır. ama orta ve yakın mesafeden çatışma olursa (yani 15-20 km ortalama) bismarck'a atılan mermiler eğik atış hareketi gereği ulaşabilecekleri maksimum hıza ve mermi yoluna ulaşmadan, yani kaplumbağa sırtı zırhın üzerine dik olarak gelemeden, büyük ihtimalle geminin doğrudan zırhlarına çarpacaklarından zırhı delmeleri veya alt-üst kısımıdaki nispeten korunmasız bölgeye ulaşmaları zor olacaktır. böylece kaplumbağa sırtı tipi zırh iş görecektir. işte bismarck'ın zayıf yönü budur ama bu zayıflık bir tercihten ileri geliyor o da başta söylediğim gibi genelde karanlık ve puslu kuzey bölgelerinde yakın mesafeden muharebe edileceği öngörüsü...

    bismarck'ın çoğu tasarım kararını veren asıl kişi, 2. dünya savaşı'nın ortasında hitler tarafından barent denizi savaşı bahane edilerek deniz kuvvetleri komutanlığı'ndan (kriesgmarine) uzaklaştırılan büyük amiral erich johann albert raeder'dır. gelgelelim elbette nihai kararlar daima hitler'in onayından geçtiğinden ve aslında hitler ingiltere ile bir deniz çatışmasını bırakın göze alabilecek biri olmasını donanmanın gerçek amacını ve değerini anladığı bile şüpheli olan karacı kafalı bir adam olduğundan reader donanmayı kurarken ve operasyonlara çıkarırken biraz risk almış. bunun altında yatan neden elbette hem 1.dünya savaşı'nda yaşanan hezimet hem de hitler'in gözüne girerek donanmanın önemini kendisine anlatmak ve böylece alman savaş sanayisinin daha fazlasını donanmanın inşasına ayırtmak. özellikle bu ikinci madde çok önemli çünkü az önce de dediğim gibi hitler karacı kafalı olduğundan ordu onun için hep birinci sırada gelmekteydi. yakın arkadaşı hermann göring nedeniyle de luftwaffe ikinci sıradaydı ve donanma kendisine ancak üçüncü sırada yer buluyordu. bu da donanmanın yeniden eski şaşalı günlerine dönmesini isteyen çoğu alman denizcisi için sıkıntılı bir nokta idi.

    bu noktada bismarck'ın batışındaki diğer bir önemli faktör ortaya çıkar; görev planlaması.

    bismarck battığında içinde olduğu operasyonun adı rheinübung yani türkçesi ren egzersizi. ilk plana göre daha önceden atlantik'e çıkan ve çılgınca bir başarı yakalayıp ingilizleri delirttikten sonra binlerce ton ağırlığında gemi batırıp güven içinde işgal edilen fransa'nın brest kentindeki yeni sığınaklarına dönen scharnhorst ve gneinsanau yeniden atlantiğe açılacaklar kuzeyden ise bismarck ve yanına verilecek diğer bir savaş grubu denize açılacak ve atlantik konvoylarına bir kıskaç hareketi yapacaklardır. bismarck'ın bu harekatta olması ayrıca ingiliz donanmasının en ağır güçlerini de konvoy korumasından çekeceği için bu defa konvoylar atlantikte devriye gezen alman u-boot sürülerinin de işini kolaylaştıracaktır. planın özü bu şekildedir.

    gelgelelim işler planlandığı gibi gitmez. öncelikle brest'e saklanan alman gemileri scharnhorst ve gneinsanau sürekli ingiliz kraliyet hava kuvvetleri'nin (bkz: raf) çılgınca saldırıları altında kalır. burunlarının dibindeki bu iki gemiyi yoketmek isteyen ingilizler resmen intihar sayılabilecek görevleri birbiri ardına düzenler ve uçaklarını feci bir uçaksavar ve alman hava devriyesi yığınları arasına gönderip durur. tüm bu çabanın sonunda gemilere ciddi zarar verilemez ama aldıkları isabetler sonucu bu iki geminin rheinübung operasyonunda yer alamayacağı anlaşılır. bu noktadan sonra artık operasyonun tüm yükü bismarck grubuna geçer ama orada da ciddi sorunlar vardır.

    o dönemdeki battleship sınıfı gemilerin aynı günümüzdeki uçak gemileri ayarında olduğunu söylemiştim. şimdilerde uçak gemileri nasıl tek başına göreve gönderilmiyorsa, etraflarından sürekli farklı amaçlı gemilerden oluşan bir görev gücü ile ilerliyorlarsa o dönemde de battleship'ler mutlaka bu tip destek güçleri ile geziyorlardı. bu nedenle bismarck'da aslında yanında kruvazör ve destroyer eskortu ile kuzey'e yollanmalıydı ama işin aslına baktığınızda alman donanmasının elinde bunu yapacak kadar gemi yoktu. bismarck'tan sonraki en güçlü 2 gemisi fransa'da mahsur kalmıştı, admiral hipper sınıfı ağır kruvazörlerden biri olan blücher (bkz: blücher/@lantirn161) norveç işgalinde batmış, sınıfa adını veren admiral hipper ise atlantik'te geçirdiği maceralı günlerden ve ingiliz kanalını tek başına geçtiği delice bir maceradan sonra mart 1941'de aylar sürecek bir bakıma alınmıştı. bu durumda bismarck'a yardım edebilecek durumda yalnızca hipper sınıfı gemilerden üçüncüsü olan prinz eugen kalıyordu. destroyer gücü ise almanların zayıf olduğu bir noktaydı ve zaten hem menzilleri böyle bir görevde yakıt desteği olmadan bismarck'a eşlik etmede yetersizdi hem de silah gücü ve sayı olarak ingilizlere karşı zayıflardı.

    tüm bu sıkıntıları gören görev gücü komutanı amiral günther lütjens, amiral reader'dan operasyonun ertelenmesi ister ama komutan reader bu istekleri geri çevirir çünkü barbarossa harekarı öncesi bir aksiyon yaratıp donanmayı hitler'in gözüne sokmak ister. bu nedenle yetersiz bir güç ile operasyona başlama emri verir. yapılan son plana göre gruba amiral günther lütjens, bismarck ile yanına verilen tek eskort gemi prinz eugen ağır kruvazörü ile norveç fiyortlarında bir süre saklanacak daha sonra havanın durumuna göre denize açılacak, norveç denizi açıklarında yakıt ikmali yapıp danimarka boğazı yoluyla kuzey atlantik'e ineceklerdir. burdan sonra da hadi hayırlısı diyerek konvoy hatlarına dalıp ortalığı karıştıracaklar ve en sonunda da geri döneceklerdir.

    iki gemi norveç fiyortlarına ulaştığında zaten ingilizler kıllanmaya başlamış ve hava devriyelerini arttırmıştır. bununla birlikte almanlar da ana ingiliz deniz üssü scapa flow üzerindeki hava devriyelerini arttırır ve ingiliz gemilerini izlemeye alır. ingilizler bir süre sonra almanların bismarck ve prinz eugen ile bir şeylere kalkışacaklarını ama bunun zaman meselesi olduğunu anladığından klasik bir atlantik'e çıkış rotası olan danimarka boğazına hood ve prince of wales gemilerini yollamıştır. bu bölgede ayrıca radar donanımı takılı olan norfolk ve suffolk kruvazörleri de turlamaktadır. gerginlik giderek her iki taraf için de artar ve havanın kapalı olduğu 18-19 mayıs 1941'de önce prinz eugen sonra da bismarck demir alıp operasyona başlarlar.

    gemiler bir ingiliz arı kovanına girer. ingilizler danimarka boğazına gönderilen güçlere ek olarak oradan buradan çekebildikleri her tür gemiyi, uçak gemisi, zırhlı, kruvazör farketmez atlantik'in kuzeyine yollar. çok geçmeden danimarka boğazı savaşı yapılır ve bismarck feci bir şansla ingilizlerin en gurur duyduğu gemilerden biri olan hood'u henüz 3'üncü salvosuyla batırır. öyle ki hood havaya uçtuğunda bismarck'a karşı ateşlediği son salvosonun mermileri hala havadadır. hood batar, yanındaki prince of wales tabana kuvvet kaçar ama norfolk ve suffolk kruvazörleri bismarck'ı radar kontağında tutmaya devam eder ve meşhur takip başlar.

    burada önemli olan şey ise şudur, uzak mesafelerden bismarck'a isabet eden ve tamamı prince of wales'dan ateşlenen 3 mermi. bu mermilerden ilki patlamaz, üçüncüsü güvertede biraz hasara yolaçar ama ikinci mermi bismarck'ın kaderini çizen bir etki yaratır. ikinci mermi geminin tam ortasına, su kesiminin altına denk gelir ve zırh plakasını altında patlayıp geminin o bölgesinde kocaman bir delik açar. geminin dış katmanındaki boş bölmeleri ve bazı iç kısımlarını anında 1000 ton civarı su basar ve bismarck bu bölgede delinen ve başka tanklara transfer etmeye olanak bulamadığı tonlarca dizel yakıtı sızdıra sızdıra ilerlemeye devam eder. işte kaplumbağa sırtı zırhın uzak mesafeden gelen atışlara karşı dayanıksızlığı burada ortaya çıkmıştır. bu tip atışlar gemiyi batırmakta çok zorlanabilir ama hasar verip savaş gücünü düşürür ki burada prince of wales'ın yaptığı bu atış bismarck'ı zor durumda bırakmıştır.

    danimarka boğazı savaşı bittikten sonra bir süre daha birlikte ilerleyen bismarck ve prinz eugen çok geçmeden ayrılır. amiral lütjens bismarck hasar gördüğü için atlantik konvoylarına saldırı görevini bu gemi için iptal eder ve en yakın güvenli liman olan brest'e gitmeyi planlar. bununla birlikte prinz eugen'a daha güneye devam etmesini ve akıncılığa başlamasını emreder. neredeyse tüm ingiliz filosu kendisini takip edeceği için prinz eugen konvoyları rahatça didikleyebilecektir. kendisi de danimarka boğazı yolu ile geri dönmeyi düşünmez çünkü ingiliz filosunun bir kısmı o anda bölgeye hücum etmektedir ve daha boğazı geçemeden bismarck'ı batırmaları işten bile değildir. bu durumda bir uyanıklık düşünür ve bismarck'ın hasar aldığını bilmeyen ingilizlerin, prinz eugen ile devam edip atlantik konvoy hatlarına saldıracağını düşüneceklerini hesaplayıp güneye ilerlerken bir anda durup gemiyi göndürür ve prinz eugen'in kaçışını gizlemek için kendisini takip eden prince of wales, norfolk ve suffolk'a karşı ateş etmeye başlar. kısa bir çatışma sonrası prinz eugen kaçar ve bismarck da yeni rotası olan brest'e doğru yola koyulur. bu noktada ingilizler bismarck'a odaklandıkları için zaten prinz eugen'a çok dikkat etmez ve takip radar altında devam eder.

    burada talih almanlara hem yardım eder hem de geminin sonunu hazırlamaya başlar. bismarck durup ateş ettikten az sonra radarlı norfolk kruvazörünün yönlendirmesi ile uçak gemisi hms victorious'dan kalkan 9 tane fairey swordfish torpido uçağı bismarck'a saldırır. bir deve saldıran sinekler gibi gemiye üşüşen uçaklar ağır uçaksavar ateşi altında kalır ama içlerinden bir tanesi müthiş bir şans eseri prince of wales'un vurduğu yerin neredeyse aynı bölgesinden bismarck'a bir torpil isabet ettirmeyi başarır. bu kısımdaki hasar iyice artmış ve bismarck biraz daha su almıştır ama gemi halen savaş gücünü korumaktadır. tam bu noktada talihin almanlara yardımını görürüz. denizaltılardan korunmak için zikzaklı bir rota izleyen ve bismarck'ı radardan takip eden suffolk kruvazör zigzağını tamamladıktan sonra bismarck'ı radarda göremez. bismarck kayıplara karışmıştır ve ingilizler giderek artan bir panik hissetmeye başlar...

    gelgelelim kader ufak oyununu oynamaktadır. tam bu anda, saldırıdan sonra ingiliz radarlarında kaybolduğunu düşünmeyen ve halen ingiliz radar kontağı ile izlendiğini farzeden amiral lütjens battı balık yan gider deyip telsizlerini açtırır ve doğrudan berlin'le yarım saatlik bir görüşme yapar. bu görüşmede danimarka boğazı savaşını ve hood'u nasıl batırdığını detaylıca anlatır. bismarck'ı kaybeden ingilizler çok geçmeden bu telsiz trafiğini yakalar ama londra'daki donanama bakanlığı hatalı konum bilgisi verdiği için bismarck'ın yeri gerçekte olduğundan 200 mil hatalı olarak danimarka boğazına doğru geriye dönüyormuş gibi hesaplanır. takipteki tüm ingiliz filosu bismarck'ın tam geri istikametine döner ve gemiden uzaklaşmaya başlar. gelgelelim ingilizler yaptıkları hatanın farkına erken varır ve filolarına bismarck'ın gerçek yerini bildirir. bu defa tüm filo yeniden geri döner ve bismarck'ın peşine düşer

    bu anda bismarck eğer tam süratte ilerlerse 2 gün içinde brest'e girebilecektir ve 24 saat içinde fransa'da üstlenmiş luftwaffe'ın hava şemsiyesi altında olacaktır. yani ingilizlerin gemiyi durdurmaları için ellerindeki süre en fazla 24 saattir. o nedenle tam hızla ilerlerler ve çok geçmeden ingiltere'den kalkan bir deniz karakol uçağının bismarck'ı tespit etmesiyle tüm güçlerini gemi üzerine yollarlar.

    bismarck'a önce uçak gemisi ark royal'den kalkan swordfish torpido uçakları saldırır. gemi bu saldırıda dümeninden vurulur ve 12 derece sağa takılı kalan dümeni yüzünden kendi etrafında 2 tur atarak durur. kıçtan bir dalgıç indirilir ve dümenin takılı kaldığı anlaşılır. burada artık geminin kaderi çizilmiştir ve daha sonra ingilizler gemiyi yakalar. gemiye toplam 2876 adet top mermisi ve 71 adet torpil atılır.

    top mermilerinin kaç tanesinin kesin olarak gemiyi vurduğu bilinmiyor ama en azından 500 civarı isabet aldığı bilinmekte. atılan torpillerden de en az 11 tanesinin vurduğu teyit edilmiş durumda. bu halde bile yanan bir enkaza dönen gemi batmaz ve en sonunda kendi mürettebatı tarafından yerleştirilen tahrip kalıplarının patlaması sonucu alabora olarak batar. burada da aslında kaplumbağa sırtı zırhın yakından atılan mermilere karşı ne kadar dayanıklı olduğu görülüyor. ingilizlerin gözünü kan bürüdüğü için bismarck'ı yakalayan gemiler orta mesafe olan 14-15 kilometreden atış yapmaya başladılar ve en sonunda bu mesafenin 10 km gibi yakın bir mesafeye düştüğü bile söyleniyor. geminin üstyapısı elbette kendisine isabet eden mermilere bir noktaya kadar dayanabildi ama asıl önemli olan tekne kısmı bu topçu cehennemi bittiğinde hala suyun üzerindeydi.

    bu hikayeden çıkarılacak sonuçlar ise şöyledir:

    * bismarck daha seferin en başında yetersiz koruma ile göreve yollanmıştır. neredeyse tüm ingiliz filosunu üzerine çekeceği bilindiği halde tek bir ağır kruvazör desteği ile gemiyi bu göreve yollamak alenen salakça bir harekettir.

    * bismarck'ın ağır uçaksavarlarının nişan alma ve hareket mekanizmalarının sorunlu olduğu, bu ekipmanın özellikle gerçek hedeflerle denemeler yapılarak incelenmediği, silah sistemi tasarımının swordfish uçakları gibi modası geçmiş ve çok yavaş olan hedefler üzerinde etkili olacak şekilde üretilmediği düşünülmektedir. ayrıca kötü hava ve hedeflerin farklı yapısı nedeniyle uçakların bismarck'a saldırdığında atış kontrol mekanizmasının otomatik değil de manuel olarak kullanıldığı bunun da ağır uçaksavar gücünün swordfish'ler üzerinde etkili olamadığı tahmini yapılmakta.

    * bismarck'ın hava koruması özellikle küçük kalibreli uçaksavar silahları yetersizdir. yetersiz derken tek tek silahların ve atış kontrol sistemlerinin niteliğinin kötü olmasından bahsetmiyorum, bu silahların sayıları azdır (ki bu sorun o dönemki savaş gemilerinin genel sorunudur.) ve özellikle küçük kalibreli uçaksavarların yeterliliği konusunda ağır bir sıkıntı vardır. almanlar gemiye yığınla 20 ve 37 mm'lik standart flak bataryası kondurmuştur ama bu silahlar yarı otomatik olup dakikada maksimum 30-40 (37 mm için) ve 120 (20 mm için) atış yapar!... ufak bir karşılaştırma yapmak gerekirse amerikalıların japonlara karşı gönderdiği filolardaki küçük kalibreli uçaksavar silahlarının dakikada ortalama 150-160 atış yapıyordu. ve ayrıca alman küçük kalibreli uçaksavar silahlarının tutukluk yapmaya eğilimli olduklarını biliyoruz. bu da gemiye saldıran swordfish torpido uçakları gibi aslında o dönemde bile çoktan çağıdışı olduğu düşünülen yavaş uçaklara karşı etkisiz bir uçaksavar duvarı oluşturulmasına neden oldu. çünkü geminin asıl ağır uçaksavar silahları swordfish'lerin saldırı için alçaldığı seviyeye namlularını indiremiyor (ve ayrıca az önce açıkaldığım nedenler var) ve asıl iş küçük kalibreli ancak yetersiz uçaksavarlara kalıyordu.

    * diğer bir konu geminin secondary armament denilen ikincil toplarıdır. geminin yan taraflarına taretler içinde 2'şer 2'şer dizilen bu toplar doğrudan 15 cm.'lik deniz toplarından seçilmiştir ve yalnızca deniz/kara hedeflerine atış yapabilir. halbuki bu toplar arasından bazıları uçaksavar mermilerini de atabilen 10.5 cm'lik toplardan seçilmiş olsaydı gemiye saldıran swordfish'lerin saldırı için inmek zorunda oldukları irtifalara da atış yapabilecek ve bu durumda swordfishlerin bırakın gemiyi vurmasını havada kalmaları bile imkansız olacaktı çünkü 10.5 uçaksavar topu mermisi bir uçağı tam isabetle vursa veya çok yakınında bile patlasa anında parampaça edebilecek güçte bir mermidir.

    * amiral lütjens'in radar kontağında kaldığını sanarak telsiz sessizliğini bozması belki de gemi için en ölümcül hata oldu. önceleri yanılsalar da ingilizler hatalarından erken döndü ve geminin yerini ve rotasını tahmin edebildiler.

    * ve en son ölümcül olay, vurulup kilitlenen dümen. burada yapılan hata ise geminin 3 şaftlı ve 2 rudder'lı dümeni olması değil, hasarlı dümenin neden patlatılıp atılmayarak geminin tam gaz ilerletilmemesidir. dümen vurulduğunda günther lütjens yeniden almanya ile bağlantı kurmuş ve gemiye yön veremediklerini söyleyip resmen hitler'den helallik almıştır. halbuki şu güne dek yapılan çalışmalar ve tahminler göstermiştir ki eğer bu hasarlı dümenden bir şekilde kurtulunsaydı bismarck'ın sağlam olan motorları gemiyi saatte 28 millik maksimum hızla brest'e doğru ilerletebilecek durumdaydı. evet bu durumda gemi belki yine yakalanabilirdi ama az da olsa bir kurtuma şansı vardı.

    bunlar haricinde alman deniz havacılığının gelişmemesi, uzun menzilli avcı ve devriye uçakları yapmamaları, alman donanmasının yardımcı gemiler konusunda sıkıntı yaşaması, bismarck'ın kalkıştığı bu harekatı u-boot kolu ile yeterince koordine etmeden yapmaya başlamaları ve bu nedenle fransa kıyılarına çok yakın olan ve u-boot kaynaması gereken bu yerde neredeyse hiç u-boot'un görünmemesi geminin sonunu hazırladı.

    ve netice itibariyle tüm bu faktörleri değerlendirirseniz şu sonuca varırsınız ki bir battleship ne kadar güçlü olursa olsun, ne kadar başarılı zırha, ekipmana, toplara, yardımcı silahlara ve mürettebata sahip olursa olsun yanında çok az bir kuvvet ile bir göreve giderse ve eğer karşısına kendisinden sayıca çok üstün düşman çıkarsa eninde sonunda batmaya mahkumdur. bismarck kötü bir gemi değildir, belli tasarım prensipleri dahilinde üretilen, kaliteli, güçlü bir gemidir ama üretim amacına aykırı kullanılan bir silah olduğu için bu gücü kurtulmasına yetmemiştir. bakın çoğu kişi bilmez ama bismarck'ın batışından hemen birkaç ay sonra bu takipten yeterince ders almayan ingilizler aynı hatayı kendileri yaptı ve 2 gemilerini, hms repulse ve bismarck'ı takip eden prince of wales, yetersiz koruma ile japonları kucağına atıp singapur açıklarında kaybettiler. üstelik japonlar 2 gemiyi takip filan etmedi, görür görmez batırdılar. işte daha entry'nin en başında dediğim gibi aslında çağ değişmişti ve artık büyük gemiler sürekli gelişen deniz havacılığı karşısında atış talim hedefleri gibi kalıyordu. zaten çok geçmeden japonlar da inşa ettikleri dünyanın en büyük savaş gemilerini, yamato ve kardeşi musashi, benzer tipte intihar görevlerine çıkardılar. o gemilerin de havacılar tarafından batırılmaları çok sürmedi.

    işte olayın özü budur. şimdi oturun ve kendi kararınızı verin lütfen, bismarck kötü bir gemi midir yoksa talihsiz bir hanımefendi midir?
13 entry daha