şükela:  tümü | bugün
6 entry daha
  • tek bir nedene indirgenemeyecek etmenler bütünüdür.

    batı'nın çöküşü'ne kadar olan kısmı durumlar , yorumlar ve sonuçlar şeklinde inceleyelim.

    -----------------------------------------------------------

    durum: caesar'ın öldürülüşü ardından evlatlığı octavian, onun başına gelenlerin kendi başına da gelmemesi için roma'nın "aristokratik cumhuriyet" yapısını yavaş yavaş meşrutiyet*'e dönüştürdü.

    yorum: tek adam iktidarları ancak; muhtemel hükümdar adaylarının kaliteli yetiştirilebilmesi eğitim (ve gerektiğinde sağlık) gibi sistemlerle teminat (ve gerektiğinde sağaltım) altına alınabildiğinde iyidir.

    sonuç: octavian'ın halefleri, istisnalar haricinde tanrılaşma kavramının leşini çıkaran vasıfsız imparatorlardı ve aralarında nero gibi, caligula gibi, honorius gibi ciddi psikolojik bozuklukları olanlar vardı. roma ne vasıfsızlığı yok edebilecek nitelikli idarî eğitim veren saray okullarına ne de psikolojik bozuklukların sağaltımını yapabilecek yetkin sağlık kuruluşlarına sahipti. böylelikle gerileme daha zirve noktasındayken başlamış oluyordu.

    -----------------------------------------------------------

    durum: teutoburg ormanı'nda arminius'un quintilius varus komutasındaki üç lejyonu* pusuya düşürüp yok etmesinden sonra ihtiyar octavian, germania'daki sınırlarını elbe nehri'ne kadar genişletme tutumundan vazgeçmek zorunda kaldı. kayıp dolayısıyla yaşanan şok o kadar tesirliydi ki, imparatorluğun artık genişlemek yerine elde olanı zaptetmesi gerektiğine karar verildi. tüm sınırlar boyunca, limes* denilen müstahkem bir hat inşa edilmeye başlandı. artık roma'nın şanlı lejyonları, ekseriyetle bu hattın savunmasıyla sorumlu olacak ve nadiren sınır* ötesi harekatlar düzenleyeceklerdi.

    yorum: roma, artık değer ihtiyacını savaş ganimetleri ve esir fidyeleri ile sağlayan bir tarım devletiydi. askeri seyir açısından limes hattının savunulmasına odaklanmak ve nadiren ganimet savaşları gerçekleştirmek, artık devletin ihtiyaç duyduğu artık değer'i başka yollardan karşılamasını gerektirecekti.

    sonuç: imparatorluk genelinde vergiler yükselmeye; rüşvet, yolsuzluk ve yozlaşmışlık artmaya; roma sikkelerinin ayar'ı düşürülmeye haliyle tağşiş* yükseltilmeye başlandı. düşük ayarlı sikkeler ve yüksek tağşiş ile geçinenemeyen roma populus'u, çareyi soylulardan taşra arazileri kiralayıp küçük işletmeler kurarak tarım yapmakta buldu ancak bir süre sonra roma'nın latifundia sahibi tarım devleri olan senator'lar, bu küçük populus işletmelerini fazla büyüyüp güçlenmeden satın alıp bünyelerine katma tutumuna yöneldiler. tüm imparatorlukta, yaşam pahalılığı yüzünden artık şehirlerde yaşayamayan populus, bu tarım devlerine tebaa olmaya başladı. bu da merkezi otorite'nin zayıflamasına ve meşrutiyet'ten beri merkezi yönetimdeki güçleri azalan senator'ların taşrada güç kazanmasına sebep oldu. feodalizm'in öncülü sayılabilecek malikiyet* nizamı, roma taşrasında görülmeye başlandı.

    -----------------------------------------------------------

    durum: taşra malikleri, devasa çiftlikhanelere dönüştürdükleri mülklerinde; merkezi otorite'ye ciddi birer rakip haline geldiler. populus'a, devletin yurttaşlık ile sağladığı kazanımlardan daha iyi şartları sağlamaya başladılar. bu da latin kavminin giderek daha az orduya yazılma ihtiyacı hissetmesine sebep oldu. tebaa olmak, yurttaş olmaktan daha kârlı hale geldi.

    yorum: roma, toplumsal gücünün temelini oluşturan yurttaşlık kavramının kudretini kaybetmeye başladı. bu kayıp; halktan giderek kopan müsrif imparatorların aşırı ihtişamlı yaşamlarıyla birleşti ve başta gallia olmak üzere tüm roma taşrasında, yurttaşlık bile kazanamamış gayriromalı köylülerin başlattığı bagauda* isyanları patladı. eskiden beri devletin kanamakta olan yarası köleler de bulabildikleri ilk fırsatta bagauda'ya katıldılar. yurttaşlar ise senator malikhanelerinde* çiftçilik yaparak geçimlerini sağlayabilme derdindeydi.

    sonuç: sürekli genişleme üzerine kurulu bir düzen, genişlemeyecek şekilde tanzim edilince bütün artık kuvvet'ini kendi içindeki çalkantılara harcamaya başladı. isyanlar, şiddet içerikli yöntemler kullanan komutanlarca sebil misali kan akıtarak bastırıldı. kimse de bir an durup "bu ahalinin derdi nedir?" diye sormadı, düşünmedi.

    -----------------------------------------------------------

    durum: hıristiyanlık yükselişe geçti.

    yorum: her teist akım gibi, mevcut otoritelerin dumur zamanlarında "bir lokma, bir hırka" felsefesiyle ortaya çıkan mesihîlik*; geçim derdinin hiddetinden, merkez'in şiddetinden ve taşra maliklerinin rububiyet*inden yılmış populusque romanus içinde, "rabb'ın lütfu ve oğul'un rehberliği ile yaşanacak mütevazi yaşam sayesinde kazanılacak sonsuz cennet" vaadiyle güçlendi ve saflarına mürit devşirmeye başladı. populus'tan yana zaten dertli olan roma impatorları, tabi ki bu olayın nerelere gidebileceğini ânında öngördü ve o zamana kadarki tarihin gördüğü en büyük çaplı hıristiyan takibatı'nı başlattı. hıristiyanların pek çok aziz'i ve şehit'i, o dönemden kalmadır.

    sonuç: hıristiyanlık yeraltına çekildi ve körüklenen yangının daha da alevlenmesi misali, mazlum'u oynayarak alevlendikçe daha hızlı mürit kazanmaya başladı. roma imparatorları bir an için dahi durup halkın neden bu mütevazı monoteistlere o denli hürmet ve alaka gösterdiğini sorgulamak yerine, takibat'la tespit edilip yakalanmış hıristiyanlar için bir de tasfiye hareketi başlattılar. çok kan döküldü ancak öldürülen her hıristiyan'ın yerine başka iki tane pagan daha roma ilahlarını terk ediyordu.

    -----------------------------------------------------------

    durum: caracalla artık duraklayışı geçip gerileyişe başlayan imparatorluğa, savunmacı askeri tutum yüzünden kaybedilen gelirleri yeniden sağlayabilmek için meşhur emirnamesi*'ni yayınladı.

    yorum: ilgili emirname'yle, roma'nın toplumsal gücünü aldığı yurttaşlık kavramının içi tamamen boşaltılmış ve spqr kısaltmasındaki populusque romanus ibaresinin ayırt ediciliği ortadan kaldırılmış oldu. roma mülkü dahilindeki her tabî, artık bir roma yurttaşıydı; vergisini verecek, kendisine bir soy ismi seçebilecek, gücü yeterse hane'sini kurup yükselterek hanedanlaştırabilecek, tüm bunları basitçe vergi vererek yapabilmek varken artık orduya yazılıp 25 sene askerlik kahrı çekmek gibi tatsız işlerle uğraşması gerekmeyecekti.

    sonuç: roma toplumu birden, her yerden bitiveren aurelius'larla doldu. bir soy ismine sahip olmanın, olmamaktan farkı kalmadı; artık belirleyici yeni unsurlar, hangi ve "kaç senelik?" soy ismine "ne kadardır?" sahip bulunulduğu oldu. eski yurttaşlar kendilerini kandırılmış hissettiler ve devletten koptular, yeni yurttaşlar kendilerinin de sonunda seçkin yurttaş zümresi içinde sayılacağını düşündüler ancak yanıldılar. emirname teoride herkesi yurttaş yapmış görünse de aslında pratikte, alın terleriyle kazandıkları haklarla yurttaş olabilmiş kişileri hazıra konan tebaa ile eşitlemekten başka bir işe yaramamıştı. yurttaşlık kazanımı için orduya yazılma ihtiyacı ortadan kaldırıldı. imparatorlar ordu için asker ihtiyacını limes ötesindeki savaş becerileri yüksek barbar kavimlerden derlenen bucellari çeteleriyle kapatmaya çalıştı; ancak sınır içine alınan her çete, beraberinde kendi kültürünü ve komuta anlayışını da getirdiği için ordu barbarize olmaya başladı. üçüncü yüzyılın ilk çeyreğine kadar olan zaman diliminden kalma egzotik görünüşlü romalı tasvirlerinin çoğu bu barbarizasyon'un sonucunda oluşmuştur (mesela caracalla'nın lakabı bile, bir gal pelerini olan caracallus'u şahsıyla münhasırlaşacak kadar çok giymesinden geliyordu). devlet ile kadim zamanlardan kalan son bağları olan yurttaşlık'ı da fiilen kaybettiklerini düşünen eskiler; şehirlerden çekilme akımına kapılarak giderek daha da artan sayılarda taşra maliklerinin hizmetine girmeye başladılar. malikiyetçilik* bu göçlerle daha da güçlendi. merkezi otorite bu ıslahat ile birden ve çok hızlı şekilde zayıfladığı için oluşan güç boşluğu doldurulamadı ve roma'nın insan gücünü doğru yönlendirememe sıkıntısı gittikçe derinleşti.

    -----------------------------------------------------------

    durum: merkezdeki güç boşluğunun doldurulamaması yüzünden üçüncü yüzyıl krizi çıktı.

    yorum: yukarıda kronolojik sırada vermeye çalıştığım bilgiler ışığında; roma için sadece ekonomik değil, devlet zihniyetini oluşturan ve şekillendiren her alanı kapsayacak devasa bir krizin göz göre göre yaklaşmakta olduğu barizdi. nitekim o kriz patladı ve 235'ten 284'e kadar tam 49 sene sürdü. bu yarım asırda devlet; meşrutiyet öncesi zamanlardan beri sürmekte olan, merkezi otoriteden uzak eyalet amirlerinin mülki ve askeri yetkilerin tamamını şahıslarında toplayarak merkez'e baş kaldırmasından çok çekti. tek dert bu da değildi. pula dönen para birimi; imparatorluğun her yerinde paganlar ve hıristiyanlar arasında süregiden politeizm-monoteizm çatışması; her yerde yükselen yolsuzluk, hırsızlık, rüşvetçilik ve kayırmacılık; fişlemeler, takibatlar ve tasfiyeler; roma kurulduğu günden beri sınırları sıcak mevsimlerde yoklamayı adet edinmiş barbar kavimlerin yağma akınları; limes hattının büyük ve hantal düşman kuvvetleri durdururken küçük ve hızlı düşman kuvvetlerine karşı adeta bir kevgir vazifesi görmesi; merkez'in güçsüzlüğünü sezen taşra maliklerinin bile artık yer yer devlete karşı özerklik ilan etmeleri; ortalığı yangın yerine çevirdi.

    sonuç: imparatorluğun bütün sınır içi ticaret ağı, yangın yerine dönen ortamın güvensizliği yüzünden tamamen çöktü. taşralardaki maliklerin iş birliğinden ortaya çıkan mahallileşme akımı güç kazanımının zirvesini gördü; malikhaneler artık yalnızca birer çiftlik veya konak şeklinde yapılmayıp yönettiği memleket'i yüksek ve güçlü duvarlarla koruyan, ortaçağ hisarlarının öncülü bir yapı türüne dönüştü. her malik'in artık kendi tebaası ve silahlı kuvveti* vardı. bir malikhaneye kapağı atamayan her yurttaş, çareyi ya ıssız dağ köylerine kaçmakta ya da ister pagan ister hıristiyan tapınaklarına mürit yazılmakta buldu. merkezde o kadar çok hükümran hane ve imparator değişiyordu ki devletin 3-4 yıl imparatorsuz olarak fetret'te kaldığı dahi oldu. latin kültürü ve zihniyetini oluşturan her unsur, mahallileşme yüzünden aşınmaya ve sınırlandığı mahalline göre değişmeye başladı. öte yandan her kriz kendi çarelerini yaratır; imparatorluğun bu ateşler içindeki yarım asırlık döneminde yetişen nice mülki ve askeri amir, kriz sonrasında civitas eterna'nın kendisini ayağa kaldıracak yegane umutları oldu.

    -----------------------------------------------------------

    durum: illyrialı imparatorlardan diocletian, yarım asırlık krizi sona erdirdi ve dokuz yıllık tek başına imparatorluğunda bir dizi ıslahat gerçekleştirdi. leşi çıkmış ordu'yu yeniden örgütleyerek ayağa kaldırdı. ordu'yu hassa*, merkez*, taşra* ve hudut* kuvvetleri olarak dörde böldü; eskinin şanlı lejyonlarının* mevcutlarını (hem küçük ve çevik harekatlar hem de bir amirin elinde birkaç binden fazla asker bulunmaması için) lejyon başına %75 azaltıp bu azaltımdan doğan mevcutla, her biri başka bir amir komutasında en az dört adet küçük lejyon* kurdu; merkezden uzak amirlerin kendisine baş kaldıramaması için mülki ve askeri yetkileri birbirinden ayırıp her mülki ve askeri yetki için ayrı memurlar tayin etti; eskinin eyalet sistemini kaldırarak mülki idareyi vilayetler*, eyaletler*, riyasetler* ve amiriyetler* şeklinde teşkilatlandırdı. böylece roma; doğu ve batı olarak iki amiriyetten, 12 riyasetten, 111 eyaletten ve bu eyaletlerin kapladığı sayısız vilayetten oluşur hale geldi. ayrıca octavian'ın pratikte bir monarşi olduğu halde caesar'ın akıbetine uğramamak için teoride meşruti cumhuriyet* olarak tutmaya devam ettiği hükümet sistemini, tüm yetkileri kendi elinde topladığı bir mutlakıyet*'e dönüştürdü. saray teşkilatı da meşrutiyet'ten mutlakıyet'e uyum sağlayacak şekilde değişti; mesela yürütme'yi saray'dan imparator adına yapan consilium principis'in adı, artık "huzur'da ayakta durularak müşavere edilen yer" anlamında consistorium'a çevrildi ve taşra'dan merkez'e doğru piramit sistemiyle teşkilatlandırılmış her mülki ve askeri makam, consistorium'un başındaki magister officiorum'a bağlandı. tek başına hükümdarlığının dokuz yılını alan ve kuvvetler ayrılığı'nı imparatorluğa yerleştiren bu ıslahatlar karşılığında, kadim düzenin hiçbir savunucusundan tepki almayan diocletian; arzuladığı sonuçlara ulaştığını düşünerek 293'te tek elden yönettiği monarşi'yi dört başı mamur bir tetrarşi*'ye dönüştürdü. sınırları oldukça genişlemiş ve tek başlılıkla yönetilmesi zorlaşmış imparatorluk; artık temel olarak batı* ve doğu* olarak iki kısma bölünecek, iki kısımda da birbiriyle eş birer hükümdar* bulunacak ve bu hükümdarlar kendilerine ayrı birer payitaht ve (muhtemel bir durumda tahtı devralmaları için) resmi birer halef* seçeceklerdi. hükümranlar olası bir iç savaşı engellemek için birbirleriyle evlilik yoluyla hısımlıklar da oluşturacaklardı.

    yorum: diocletian'ın ıslahatları, imparatorluk için "gerileyiş içinde duraklama" devri yaşattı. kriz esnasında yetişen nitelikli kadrolarla, imparatorluğu tamamen başka bir yönetim sistemiyle tanıştırdı. mevcutları kurulan diğer birliklere paylaştırılarak azaltılan askeri kuvvetler, mülki yetkileri ellerinden alınan birçok komutanın idaresinde; askeri yetkileri ellerinden alınan mülki amirler ise sahaları paylaştırılarak azaltılan mahalli idarelerin yönetiminde, tamamen merkeze bağlı hale getirildiler. eski dünya'nın neredeyse tamamını kaplayan devasa bir ordugâha dönüşen imparatorlukta iç savaşlar dindi, oluşan güven ortamında ticaret ağı yeniden canlandı, taşra maliklerinin gücü eyaletlerde konuşlandırılan comitatenses kuvvetleri sayesinde azaltıldı, maliklerin ellerindeki tebaa yığınları zorunlu tecnid kararlarıyla silah altına alınarak yeniden örgütlenmekte olan ordunun mevcudunu eski düzenin neredeyse iki katına çıkarttı. bir eski zaman rüyası görmeye başlayan imparatorluk; komşularına karşı zaferler kazanmaya ve limes ötesi nadir harekatlarını sıklaştırmaya başladı. yine de bu düzenin temelleri tetrark'ların birbirleriyle iyi anlaşması gibi pamuk ipliğine bağlı bir gerekliliğin üzerinde yükseliyordu ve yeni bir kriz ihtimali her zaman mevcuttu.

    sonuç: imparatorluk, diocletian'ın tek başına 9 ve tetrark olarak 11 yıllık hükmü altındaki 20 yılda, bir barış ve huzur dönemi gördü. askeri ve mülki sorunların tamamı çözümlenmişti, bu da devlete ve insanlarına nefes aldırdı. öte yandan diocletian bile caracalla emirnamesi'nin nüfusu tebaalaştırmasını ve merkez'e karşı mahallileşmeyi güçlendirmesini tamamen önleyemedi, o meselede artık ok yaydan bir kez çıkmıştı. roma'nın bağrında irin akıtan nüfus yönetimi cerahati, böylelikle çözümlenememiş oldu. diocletian sıkı bir pagan'dı ve hıristiyanlara karşı roma'nın uyguladığı en korkunç zulümler onun hükmünde gerçekleşti, bu zulümler de hıristiyanlığa karşı duyulan sempatinin artmasından başka bir sonuca yol açmadı. para birimlerinin değersizleşmesi ve geçim maliyetlerinin yükselmesi ile de başa çıkılamadı. diocletian'ın emekliye ayrılmasından hemen sonra, tetrarklar birbirlerine girdiler ve imparatorluğu yeni bir iç savaşa sürüklediler.

    -----------------------------------------------------------

    durum: iç savaş'ın ardından tek imparator olarak tahta geçen constantin; milano fermanı*'yla, diocletian'ın kaçtıkları yere kadar kovaladığı hıristiyanları affetti ve hıristiyanlık'ı imparatorluğun resmi dini haline getirdi. diocletian'ın ıslahatlarını, son 20 yılda görülen aksaklıkları düzeltecek şekilde yeniden tanzim etti. tetrarşi'nin doğu amiriyeti'*ni yeniden teşkilatlandırıp batı amiriyeti*'nden gayriresmi olarak ayırdı. doğu amiriyeti için payitaht olarak, bosphorus'taki byzantium'u ıslah ettirdi. 325'te nicaea konsili'ni toplayarak yeni din'in temel olarak üzerinde yükseleceği dört incil'i seçti, kendisine muhalif arius ile savunduğu görüşleri ve takipçilerini* çerçevelerini belirlediği yeni din'den aforoz etti. 330'da byzantium'un resmî olarak doğu payitahtı seçilmesinin ardından şehre, kendisinin onuruna constantinopolis dendi. imparatorluğa yeni payitahtından hükmettiği yedinci yılda* öldü ve vasiyeti gereği imparatorluk, tetrarşi'yi yeniden canlandıracak şekilde dört oğlu arasında bölüştürüldü.

    yorum: roma kurulduğundan beri süregelen "latin öz-grek öz" çatısması, constantin döneminde grek öz lehine büyük bir ivme kazandı. doğu'daki ezeli düşman sasanilere karşı yeni bir mülki ve askeri idare merkezi* kurulması; doğu amiriyeti'nin tehlikelere karşı savunulmasını kolaylaştırdı hatta constantin'in halefleri, diocletian'ın ve constantin'in ıslahatları sayesinde sasanileri birkaç kez payitahtları tezvin*'e kadar kovaladılar. diğer yandan constantin, in hoc signe vinces gereği hıristiyanlığı benimseyerek roma'nın toplumsal temelini zalim paganlardan mazlum hıristiyanlar lehine kaydırdı; bu da mazlumları zalim, zalimleri de mazlum hale getirerek imparatorluğun giderek dinî bir mutlakıyete dönüşmesine yol açtı. artık takibatı ve tasfiyesi yapılan kimseler, paganlardı. constantin, roma'nın en büyük derdi olan "yurttaşlık bağının kaybedilmesi" durumunu; din savaşlarında "kazanacak at" olarak gördüğü hıristiyanlığı "toplumsal yapıştırıcı"** olması için seçerek çözmek istemişti ve nüfusun, karşısında birleşeceği ortak düşman olarak paganları seçmesi tam da kendisinin istediği şeydi.

    sonuç: diocletian'ın barış yıllarından sonra constantinopolis'in kurulmasıyla latin batı gerilemeye, grek doğu kalkınmaya başladı. tetrarklar döneminde nispeten barış ve huzur içinde yaşayan imparatorluk sakinleri, vakitlerini dinî tartışmalarla tüketmeye başladılar. hıristiyanlar artık resmî olarak; roma, constantinopolis, alexandria* ve carthago*'da teşkilatlandırdığı psikoposluklarla, iyiliği emredip kötülükten sakındırmaya ve putperest dedikleri paganları avlamaya devam ettiler.

    -----------------------------------------------------------

    constantin'den sonraki zamanı el emeği göz nuru diğer giri'lerimde zaten anlattığım için kısa geçeceğim, okumak isteyenler aşağıda vereceğim atıflardan sonra dilerlerse o giri'lere de göz atabilirler.

    -----------------------------------------------------------

    durum: kavimler göçü başladı.

    yorum: gumilev'in etnogenez kuramına göre bir kavim yaşlanıp güçten düştüğünde, yeni bir kavim doğurmasının zamanı gelmiştir ve tohumlayıcı gücü de her zaman kendilerinden daha genç, daha hırslı halklardan alır; o yüzden aslında hiçbir kavim tek bir halktan meydana gelmez (bkz: etni ulus ırk millet ümmet yurttaş). tıpkı insanların ebeveynlere sahip olması gibi, nihayetinde insan toplulukları olan kavimlerin de ebeveyn halkları vardır. roma, bağrında irinlenen cerahatin türettiği kanseri iyileştirmek için gerekli yaşam özünü barbarlardan sağlamayı reddetti, oysa ki doğu roma 610'da tam da bunu yapmıştı; çöküşteki latin öz'den vazgeçtiler ve alexander*'den sonra kül olmuş ve constantin'le yeniden doğmuş grek öz'ünü kendilerine alıp yeniden doğmak için kullandılar. halbuki batı; geçen her yılla ihtiyarlayan latin öz'ü, genç ve hırslı muhtemel halklarla birleştirerek küllerinden alevlendirmeyi reddetti. bauto, arbogast, stilicho, ricimer ve hatta aetius gibi genetik olarak barbar olduğu halde memetik olarak romalı olan kudretli evlatlarını kendi elleriyle harcadı ve kurtuluş yolundaki son ümitlerini de kendisi bitirdi.

    sonuç: batı roma imparatorluğu yukarıdaki durumlar ve sonuçları yüzünden çöktü*. imparatorluğun batısı; latinliklerini barbarların canlılıklarıyla alevlendirmeyi istemediği için tarihe karışsa da, sonrasında ilgili barbar kavimler kendi özlerini mağlup batı'nın külleriyle yoğurarak italia'da amal*, gallia'da meroving*, britannia'da amherawdr* krallıklarını kurdular. bu krallıklar, kendilerini istila etmeye çalışan kavimlerle etkileşimler kurdular ve avrupa'nın sonraki asırlarda barındıracağı kıtasal güçleri haline gelecek yeni kavimlerin oluşmalarına vesile oldular.

    -----------------------------------------------------------

    kaynak isteyen yazarlar için bir yeşil uzakta olduğumu belirtmek isterim.

    doğu'nun çöküşü'nü de konu hakkında ilgili ve bilgili başka yazarların anlatması dileğiyle, iyi okumalar.

    edit: eklemeler; yazım, imla ve anlatım bozukluğu denetimleri.
47 entry daha