şükela:  tümü | bugün
74 entry daha
  • hayatımda izlediğim en orijinal, en komik diziler listesinde tepelerde olan.

    david mitchell ve robert webb kendi aralarındaki müthiş uyumu diziye çok iyi taşımışlae. ben zaten ingiliz mizahının hastasıyım, bu herifler de bunun ustası. bu adamların tarzı ve ikililiğine ülkemizdeki en ve tek yakın örnek cenk erdem zaten, onların da hastasıyım ama konu bu değil. kalanı da sıpoylae:

    --- sıpoys ---

    dizideki hemen her karakterin aslında derin bi tarafı var. elbette başrollerdeki mark ve jeremy hakkında bolca fikir ediniyoruz.
    mark tam manasıyla sosyal bozukluğu olan garip bi adam. işini sevmiyor ama işini iyi yapıyor olması bilincini, kariyerinde tepeye yükselmeyi falan inanılmaz seviyor. bunun hastası. zira mark’ın sosyal bozukluğu onda acayip bi aşağılık kompleksi de yaratıyor ve bunu aşabilmek adına sürekli kendini ıspatlama, saygı görme çabasında izliyoruz kendisini. zaten bunu elde ettiği anlarda da garp bi biçimde sönümlenme yaşıyor, belki de tüm bu eylemlerle içsel bi hesaplaşma yaşıyor. peki kendisi için vicdanlı ya da ahlaklı diyebilir miyiz? herkes için ne kadar diyebilirsek o kadar deriz.
    ben açıkçası mark’ın izleyici üzerinde ciddi bbir özeleştiri unsuru olarak konumlandığını düşünüyorum. yani tüm o çaresizliği bencilliğiyle birleştiğinde izleyicinin aslında kendi yüzünü gördüğü bi portreye dönüşüyor mark. helal sana mark.

    jeremy ise mark’la çok benzer görünse de biraz daha cinsel kimliğe yönelik konumlandırılmış. freud abimiz olsaydı bunu idler olarak açıklar ve jeremy’nin cinsellikle ilintili olduğunu söylerdi piposunu tüttürürken. mesela mark’ın da daha bi temel ihtiyaç kategorisinde olması. maslow’a da girer bu konu hafiften ama sündürmeyelim.
    jeremy’nin gördüğü her kadına aşık olduğunu düşünmesi ve sönümlenme yaşayana dek kendisini buna inandırması da ilerleyen sezonlardaki anne figüründe açıklanıyor aslında. ailesinden sevgi görmemiş, yaşamı boyuca hep -aslında hiç emek vermediği- bi hayalin peşinde; esasında tembellikle, sömürerek ve dengesiz ilerleyişi bununla alakalı. bu yüzden izleyenler yaptığı seçimler ve ilişkilerini ahlaksız bulurken aslında yine kendileriyle yüzleşmiş oluyorlar. enfes ötesi enfes.

    geldik dizinin en sevilen, en bi garip karakteri super hans abimize.
    super hans, adıyla da anlayacağınız gibi süper bi adam demek isterdim ama değil. gerçekten de y*rrak gibi bi adam super hans. zaten super hans’ı super yapan da bu: bu lakabı ona başkaları değil kendisi vermiş, buna rağmen herkes hans’ın süper olduğu konusunda ikna olmuş durumda. aslında süper olmak böyle bi şey değil midir? kendimizi dış dünyaya nasıl kabul ettirdiysek o değil miyiz? ya değiliz gibi aslında ama burada öyle bi mesaj var. e yani bu kadar anormal insanların da hans’ın egosu altında ezilmemesini bekleyemeydik.

    son olarak sophie karakterini de ele alıp biraz daha eğlenceli noktalara geçeceğim izninizle.
    sophie tam anlamıyla modern kadını temsil ediyor, kimse kusura bakmasın. kariyeri iyi, duygusal ilişkilerinde kuvvetli ama bi yandan da biyolojik saati çalışan ve ideal erkekle evlenmeyi planlayan bi kadın sophie. şimdi ideal erkek deyince aklımıza elbette mark gelmezdi fakat mark’ın tüm o çabaları ve saftirik görünen -aslında ruh hali bozuk- davranışları sophie’yi cezbediyor. bu noktada sophie jeff gibi eğlenceli, işinde gücünde başarılı, sosyal becerileri gelişmiş bi adamla ilişki yaşamayı makul buluyor ama aldatılıyor. işte o anda da şansı mark’a veriyor. aha bak buyur; mark bi anda çakallığın mağduru oldu di mi? öyleydi zaten.
    dizinin son sezonlarına doğru mark’la yaptığı ama aslında yapmayı çok da istemediği mantık evliliği de b*ka sarıyor ve fakat mark’tan hamile kalması mucizesiyle işler başka yere geliyor.

    özetle dizi gerçekten de bize yaşadığımız dünyayı çok güzel anlatıyor. sinematografik olarak third person diyebileceğimiz ve doom gibi, counter strike gibi oyunlardan alışık olduğumuz kamera tekniğinin kullanılması izleyicinin olayları daha bi empatik yaşamasına olanak tanıyor. mizahı, olay örgüsü ve sadeliği de diziyi enfes yapan unsurlardan en önemlileri tabii.

    yaklaşık 1 haftada bitirdiğim fakat son sezonunu netflix’te bulamadığım (mesaj atıp viral yapacağınıza şu işlere bakın) daha kötüsü orijinal halini de bulamadığım peep show’dan aklımda kalan garipliklerse;
    super hans’ın tuvalet kapısını kırışı, tesisatçının ruhsal çöküşü, mark’ın gay olduğuna ikna olması, jeremy’nin vasiyet kavgası gibi sayısız şey. valla yazsam bitiremem, keşke hafızamı sildirebilsem de yine izlesem.
    --- sıpoys ---

    izleyin, izlettirin ve sağda solda övün bu diziyi. sizleri temin ederim ki pişman olmayacaksınız arkkaşlar.
99 entry daha