şükela:  tümü | bugün
105 entry daha
  • 9.5/10.
    2 saat önce bitirdim, şu an tekrar başlamamak için kendimi tutuyorum. enfesti. her oyuncusu, her bölümü, her detayıyla muhteşemdi. shirley jackson'ın kitabını okuyalı 2 sene oluyor, kesitler halinde aklımda kalmış. aşağıda yazılanlar hem kitap hem de dizi hakkında çok açık spoiler içerdiği için izlemeyenler bundan sonrasını okumaya devam etmemeli.

    --- spoiler - kitap ---

    kitapla dizinin birbirine temas ettiği noktalar var fakat konular hayli farklı. en büyük temas isim benzerliğiyle yapılmış, kitabın baş kahramanı elenor (nell) gençliğinin altın yıllarında çok uzun süre felçli annesine bakmış ve bu yüzden hayatın elinden kayıp gittiğini düşünen, kendisini hasta annesine mahkum eden ablası ve eniştesine nefret besleyen, ölmüş annesine karşı da nefret içeren sağlıksız bir bağlılık geliştirmiş bir kadın. annesine bakmakla geçen yılları için haklı olarak öfke dolu ve bu yıllar kendisinde zihinsel yaralar bırakmış vaziyette. özgürlük arzusu içinde fakat aslında tam anlamıyla geçmişin hayaleti olan annesiyle geçen yıllarından bir türlü çıkamıyor, hata yapmaktan, komik duruma düşmekten korkuyor, dış görünüşünden utanıyor vb vb. çok uzattım ama kitaptaki elenor vance bence üzerinde düşünmeye değer biri. özellikle gençlik yıllarını yaşlılar uğruna feda ettiği için hayata büyük öfke duyan vakaların psikolojik okumasında yararlanılması gereken bir karakter. dizideki nelly ile kitaptakinin isim benzerliğinden ve sonunda ölmüş olmalarından başka ortak bir noktaları yok.

    shirley jackson'ın kitabındaki neredeyse her isim dizide bir karaktere verilmiş. dizide ailenin babası olan hugh crain kitapta hill house'un ilk sahibi. o ve 2 kızı kitabın başladığı tarihte (kızların birinden emin değilim) çoktan ölmüştü. theodora o eve sadece birkaç günlüğüne kalacak yeri olsun diye gelmiş, lezbiyenliği üstü örtülü belirtilmiş bir kız ve elenor'un oda arkadaşıydı. luke kitapta zamanla iyilik emareleri gösteren üçkağıtçı mirasyedinin biriydi. dizide crain ailesinin kalan 2 çocuğundan birine shirley jackson'ın ismini vermişler, stevie ise kitaptan isimlendirilmiş bir karakter değil, ben kendisinin kitaptaki "aslında paranormal olaylara asla inanmayan", yine hill house'da inanmamayı bekleyen ve evi kiralayarak her şeyi başlatan dr. montegue'ye tekabül ettiğini düşünüyorum. evin kahyası ve aşçısı mr. ve mrs. dudley ismen aynı şekilde korunsalar da kitabın aksine dizide baya iyilik dolu bir çift olarak karşımıza çıkıyorlar, hatta 10 bölümde ağladığım tek sahne horace'ın yaşlı clara'yı ölmek üzereyken hill house'a getirerek çocukları ile kavuşturduğu sahneydi.

    karakterlerin isimlendirilmesi haricinde kitapta olup dizide işlenen şeyler aslında çok sınırlı. evin bazı noktalarının ürkütücü şekilde soğuk olması, red rooma çıkan dönel merdiven, dudley'lerin gün batımından sonra asla o evde kalmaması. sayabildiklerim bu kadar. özetle theodora'nın çok gösterişli ve lezbiyen olması, luke'un uyuşturucu parası için hırsızlık yapması gibi detaylar haricinde kitapla dizi karakterleri arasında benzerlik yok.
    --- spoiler - kitap ---

    gelelim diziye,

    --- spoiler ---

    - herkes nell ve bent neck lady bağlantısının açığa çıktığı 5. bölümü çok beğenmiş, evet çok güzeldi zaten nell'in hikayesi oldukça dokunaklı ama benim favori bölümüm bir yönetmenlik ve çocuklar dahil bir oyunculuk şovu olan 6. bölümdü. böyle izlerken kendimi tokatlamak filan istedim. bir sahne var, babaları cenaze evine varıyor, kapıdan giriyor ve uzun zamandır görmediği yetişkin çocuklarının çocukluktaki hallerine bakarak "sorry i'm a little late" diyor. geciktiği şey nell'in cenazesi değil. offf. sonra kamera dairesel hareketini tamamlıyor ve çocuklar yerine hepsinin yetişkinliğini görüyoruz. abicim siz o sahneyi nasıl çektiniz? aklımı aldı resmen. bölümün tamamı 3-4 tek plan çekim. karakterlerin patlamaları, krizleri, kavgaları hepsi olabilecek en üst seviyede. en iyi dizi bölümü diye bir kategori olsa alır.

    - favori karakterlerim theo ve luke. theo'nun çocukluğunu oynayan mckenna grace nasıl bir kız siz biliyor musunuz? stranger things'in sinir bozucu, kocakarı kılıklı overrated eleven'ını her anlamda tokatlar geçer. çocuk oyuncu seçimini yapan kişiyi alnından öpüyorum. şu tatlılıklara bakar mısınız bi.

    - 8. bölümde theo'nun arabadan inip shirley'e hiçbir şey hissedememek üzerine attığı 3 dakikalık tirattan sonra elim yüzümde kaldım öyle. o 3 dakikayı sarıp sarıp 5-6 kez izledim. gözümün önünde cereyan etti sanki.

    - luke. ah luke seni o kadar çok sevdim ki bir luke anca bu kadar sevilir. şişe dibi gözlüklerinin arkasından herkese sevgiyle bakan çocukluğunu, nell'e olan bağlılığını, tam bir anne kuzusu olmanı ne kadar sevdiysem; kardeşlerine hep kendini ispatlamaya çalışan, küçükken abigail de güzel giyinebilsin diye shirley'den kıyafet aşırmaya çalışırken büyüyünce joey sokaklarda ölmesin diye abisinin kamerasını çalan yetişkinliğini de o kadar sevdim. arkadaşlar luke biraz fazla olmamış mı? hassas kalbime çok ağır geldin luke. iyi ki ölmedin yoksa 1 ay yastan çıkamazdım herhalde.

    - donuz kız shirley ve egoist abi stevie, sizleri pek sevemesem de gayet gerekli karakterlerdiniz. keşke daha iyi bir abla ve abi olabilseydiniz, o zaman nell ölmez, luke junkie olmazdı. zavallı nell bent neck lady ile uğraşırken, shirley hanımefendi 6 sene önce 2 saat takıldığı adam yüzünden atanamamış maria magdalena gibi triplere girdiği için bunalımdaymış meğer ahahas. derdini seveyim. stevie sana diyecek pek bir şeyim yok ama olmaz olsun senin gibi abi dedirtmeye ramak kalmış bir insansın. yalnız babasının bu herifin hayalet gördüğünü kitabından anlaması? tüylerim dikildi.

    - baba hugh crain'i biraz sevdim biraz sevmedim. yani bu aslında senaryonun eksik kısmı ama bu kadar ilgili bir baba malum geceden sonra çocuklar teyzeye gönderilince hiç mi ilgilenmemiş ya da çocukların aklındaki anne imgesini korumak için olayın üzerini hiçbir açıklama yapmadan mı kapatmış. kızmakla beraber çok da acıdığım bir karakter oldu. stevie'in karısı, shirley'nin kocası, theo'nun sevgilileri, nell'in arthur'u hatta luke'un bile rehabden arkadaşları vardı ama hugh karısının ölümünden sonra yapayalnızdı. çocukları ile tekrar bir araya geldiğinde o çekingen halleri biraz üzdü beni. zaten dizideki herkese üzüle üzüle bir hal oldum sanki hill house yan apartman. hugh'a üzül, luke'a üzül, nell'e üzül, dudley'lere üzül. üzül üzül içim karardı. bir tek sana üzülmedim stevie şrfsz.

    - shirley'nin kocası meksikalı, theo'nun sevgilisi koreli, nell'in rahmetli kocası siyahi, luke'un keş arkadaşı asyalı. hill house'un kendisi ise rize - güneysulu, dizideki bu detay hiç göze batmıyordu ve çok da sevdim.

    - kanımca evin olivia'yı delirtme süreci daha uzun tutulabilirdi. deli kadın poppy "çocuklarına fare zehri içirmelisin ttlm" dediği için yapmış olamaz tüm bunları. çocuklarını korumak isterken şirazesi kayıp onları öldüren anneler üzerine yazılmış kitaplar, çekilmiş filmler, gerçek hikayeler var. yapamaz değil, yapar ama sebebi biraz yavan kalmıştı. anneyi oynayan carla gugino'nun 46 yaşında olması ve atv'deki sürekli ağlanan iğrenç karadeniz dizisindeki başrol kıza çok fazla benzemesi açıklama beklediğimiz diğer mevzular.

    - yetişkin shirley'i canlandıran elizabeth reaser twilight serisinin filmlerinde esme cullen'ı oynamıştı, 2. veya 3. bölümde eşi shirley'e "carlisle'ı arasaydın" gibi bir şey söylüyordu, yani bir selam gönderme vardı ya da ben uydurdum.

    - bu manas destanını derleyip toplamak gerekirse, izlerken çok keyif aldığım, her açıdan çok ince bir işçilik ürünü. umarım 2. sezonu gelir. abigail'in hayaletini elinden tutup götüren hayalet kadın gibi karakterlerin tanıtılmamasını 2. sezonda başka bir aile ile devam edeceklerine yoruyorum. hatta belki poppy'den bile önce orada olan bir aile ile. imla editi yaparen aklıma geldi, belki de 2. sezonda hill house yerine başka bir lanetli evi işlerler, çünkü dizinin resmi instagram hesabının ismi sadece haunting.

    --- spoiler ---
274 entry daha