şükela:  tümü | bugün
17 entry daha
  • geçenlerde aprhodite's child'ın 666 adlı albümüne bir baktıktan sonra aklıma tabii ki de bu albümün antitezi olan marilyn manson klasiği antichrist superstar geldi. 1990'lara damga vuran bu albümün çekiciliği neydi? niye uzaydan gelmiş gibi duran elemanlardan kurulu bu grup bu kadar tutmuştu? bir bakalım.

    marilyn manson, portrait of an american family adlı albümü ile yer altında sesini duyurup, nine inch nails ile çıktığı turne ile yüzünü popüler medyaya da göstermişti. bu dönem manson ve dadaşlar televizyon programlarına dalga geçilmek üzere çağrılıyor, mr manson'ın ciddi ve akıl dolu sözleri ile herkesi sasirtiyordu. aynı dönem manson sweet dreams (are made of these) şarkısını kendi tarzlarında yorumladı ve bu güzel kaydı kışkırtıcı bir klip ile taçlandırınca tam anlamıyla popülerlik kazandı.

    ama bir sorun vardı. mr manson, kendini kokaine verip, etrafındaki herkesi zor durumda bırakıyordu. onu anlayacak kadar deli olan tek kişi trent reznor'dı. manson'ın bulunduğu psikolojik durum, grubu ilk albümdeki eğlenceli havasından uzaklaştırdı. daha korkutucu ve tehlikeli hale bir hale bürünen mr. manson, şarkı yazarlığında grubu beraber kurduğu daisy berkowitz yerine, yeni şarkılarında reznor ve grupla ilk albümü kaydedecek bas gitarist twiggy ramirez ile çalışmaya başladı. bu yeni düzen ve kendisine uygulanan mobbing nedeniyle daisy gruptan ayrıldı. daisy'nin gruptan ayrılmasıyla manson tam anlamıyla dark side'a geçip antichrist superstar'a dönüştü ve halen grubu tek adam olarak yönetmeye devam etmekte.

    manson'ı çok sevsem de bu albüm ile ilgili karışık hisler içindeyim ve açıkçası bu albümü mechanical animals ve holy wood'un ardına yerlestiririm. ama bir çok kişiye göre manson'ın en iyi albümü bu. bu da biraz grubun ana akıma bu albüm ile çıkması ve etkileyici singlelarindan ötürü. ben albümü niye çok sevmediğimi açıklayalım. öncelikle albüm çok gereksiz uzun ve filler tabir edilen çok şarkı içeriyor. hatta albüme girmeyip, daha başka platformlarda yayınlanmış üç şarkı (biri en sevdiğim manson şarkılarından long hard road out of hell) var. bu nedenle özellikle ortalara doğru konsantrasyonum kayboluyor. bunun başka bir nedeni albümdeki hikaye ve şarkı sözleri. birkaç şarkı neredeyse aynı konulardan aynı şekillerde bahsediyor. albüm, konser performansında gösterdiği, grubun çektirdiği resimlerde ve verdiği röportajlarda bahsettiği kadar din ve toplum konusuna deginmiyor. şarkıların çoğu altı çok da doldurulmamis bir nefret içeriyor. bir de albümün tam anlamıyla bir gitaristi olmaması ve reznor'un etkisinin şarkı yazarlığına kıyasla daha çok prodüksiyonda kalması nedeniyle bazı şarkılar o kadar da güçlü değil. o zamana dek sözleri manson, müziği berkowitz bestelediği için bu da normal.

    peki neleri beğendim? birincisi konsept çok güzel. jesus christ superstarın karşısına böyle karanlık bir alternatif çıkarmak çok dahice. görsel olarak tatmin edici. müziği sevmesen bile bu adamların o donemki tiplerine bakarak, albüm kapağını inceleyerek, konserlerini izleyerek hayran kalırsın. ama keşke biraz daha detaylara önem gosterselermis. ikincisi, bütün single'lar klipleri ile beraber kışkırtıcı ve çok güzel. üçüncüsü, tarz olarak kendilerine has bir tarz yakalamislar. o dönemin diğer ünlü isimlerine göre daha farklı tinliyorlar.

    albüm alev alev yanan bir şarkı olan irresponsible hate anthem ile açılıyor. şarkı albüm için yazılan ilk eserlerden biri. belki de bu nedenle oldukça oturmuş, çok güçlü bir şarkı. başındaki dinleyici sesleri ile bir superstar'ı dinleyeceğimizi daha en baştan bize bildiriyor. albüm kapağı da şarkının canlı kayıt olduğunu iddia ediyor. ancak bu kaydın yapıldığı 14 şubat 1997, albümün çıkışından sonrasına denk geliyor. bu da albümün kahramanının zaman ve mekandan bağımsız biri olmasına gönderme. albüm kapağında zim zum çaldı yazsa da gitarları şarkının bestecisi daisy berkowitz çalmış. şarkı "amerikan rüyası"nın yarattığı nefret dolu süperstarımızı anlatıyor. berkowitz'in muhteşem rifi ve ginger fish'in güçlü davulu, manson'ın sesindeki öfkeyi çok iyi destekliyor.

    marilyn manson'ın en bilinen ve en iyi şarkısı elbette the beautiful people. bu şarkı da aslında nispeten eski manson eserlerinden. şarkının gitar rifinin bile önüne geçmiş, davul rifi manson tarafından yazılmış. twiggy ramirez'in basit ama etkileyici gitar rifi de davul ile müthiş bir uyum içinde. bir de nakarat öncesi klavye ile desteklenen diğer rifi de çok gaza getirici buluyorum. manson'ın "hey, you, what do you see?" diye bağırmalarını ise gaza getirici bulmayan biri olduğunu sanmıyorum. sözlerinde yine bir nefret teması var - misal "ayrım yapacak vakit yok, önüne çıkan her o.ç.tan nefret et". bir yandan da "güzellik" ve "temizlik" kavramlarına göndermede bulunurken, kapitalizmin parlattığı bu güzellik kavramını eski moda faşizmin silip süpüreceğini de söylüyor. bu tarz konulara girmesi manson'ın sadece çocukları korkutan bir palyaçodan daha ötesi olduğunu bize - belki de ilk kez - gösteriyor. klip ise grubun ilk albümü kliplerine biraz daha yakın. keza manson klipte tamamen korkutucu değil, biraz da eğlenceli yüzünü göstermiş.

    albümdeki endüstriyel metal havası, bence ilk olarak dried up, tied and died to the world'de belli oluyor. albüm için yazılan son şarkılardan biri olan bu eser, belki de bu nedenle eski manson'dan en uzak duran şarkılardan biri. oldukça tize kaçan ya da bilerek daha bozuk hale getirilmiş gitarlar ve elektronik tınılar şarkıya hoş bir hava katmış. ama doğrusunu söylemek gerekirse albümün çok vurucu olmayan eserlerinden biri. özellike öne çıkan müzikal bir pasajı ya da çok dikkat çekici bir sözü yok. belki de şanssızlığı iki muhteşem şarkı arasında bulunması.

    çünkü tourniquet manson'ın en iyi şarkılarından biri. berkowitz'in gruba bıraktığı son hediyelerden biri şarkının intro rifi olsa gerek. twiggy ramirez'in bas gitarı da kulağa çok güzel geliyor. beni asıl vuran ise şarkının ve manson'ın vokalinin sert ve zaman zaman çığlık çığlığa olmasına rağmen hala bir duygu verebilmesi. klibi ile beraber düşünecek olursak, antichrist superstar'ın eciş bücüş bir kadına aşık olması ve onun tarafından kullanıldığı için kendisinden nefret etmesi gibi bir konudan bahsediliyor. böylece albümün ilk bölümü biterken, karşımızda nispeten kırılgan ama daha çok da nefret dolu bir karakterin acılarını dinlemiş oluyoruz.

    albümün ikinci bölümünde bir değişim öyküsü dinliyoruz. little horn'un müziğini ramirez ile birlikte trent reznor yazmış. kısa ve sert bir eser. nakaratta manson'ın performansını çok beğeniyorum. benim için önemli olan şey ise şarkının sözlerinin albümdeki yeri çünkü bence o şarkı ile birlikte dipsiz kuyudan doğan küçük bir boynuz ile tanışıyoruz. önce "herkes kendini kurtarsın" derken sonra "herkes acı çekecek, kendinizi kurtaramazsınız" diyor. ama nakarata geldiğimizde böyle karakterlerin bu dünyadan birçok kez gelip geçtiğini duyuyoruz. bu da hayattaki bir döngüyü bize gösteriyor.

    ilk duyduğum andan beri aşık olduğum manson şarkılarından biri cryptorchid. bunun nedeni büyük ihtimalle grubun kafası en çizik ismi madonna wayne gacy'nin şarkının iç gıcıklatıcı müziğini yapması. siyah beyaz klibi ile birlikte, şarkı manson diskografisinin en aykırı eserlerinden biri oluyor. sözleri de şarkının kendisi kadar ilginç. şarkının başı annesini üzmekten korkan, daha erkekliğe adım atamamış, küçük bir solucandan bahsediyor. ikinci kısımda ise annesi ile bağlarını koparıp, kanatlarını çıkarmaya başlayan bir varlık var. şarkının sonunda ise - ki aynı pasajı albüme adını veren şarkıda da dinleyeceğiz - güneşi kapayan ay, kanatlarını açmış melek ve gelecek olarak kötü zamanlar imgeleri ile şarkının bestesindeki karanlık iç içe geçiyor.

    reznor'un elinin değdiği çok bariz şarkılardan biri deformography. şarkıdaki endüstriyel metal etkilerini duymamak imkansız. hatta hangi bir manson şarkısından daha fazla nine inch nails şarkılarına benziyor. bu da spooky kids döneminin kalbine inen bir hançer gibi. her ne kadar reznor'un eli değse de albümün güçlü şarkılarından biri olduğunu düşünmüyorum. fazla ağır ve bayık geliyor. sözlerde kanatlanıp, daha karanlık bir hayata uçmaya başlayan kahramanımızın bir rockstar olup, groupie'lerine ya da manitalarına acılar çektirdiğini dinliyoruz.

    wormboy favori şarkılarımdan biri olmasa da albümün en ayrıksı eserlerinden biri olduğu için daha bir kulak kabartıyorum. bestecilerinden haberim olmasaydı dahi wormboy'un ilk dönem manson şarkılarına çok benzediğini söylerdim çünkü şarkıyı twiggy ile daisy beraber yazmışlar. ancak albümde daisy berkowitz'in elini attığı diğer şarkılar albümün genel havasına uysa da bu şarkı pek uymamakta. hatta daisy'nin gitar çalışı zaman zaman saykodelikliğin sınırlarını zorluyor. manson da vokalde o öfkeli ve nefret dolu çığlıkları yine, daha garip ve creepy bir tarz kullanmış. sözlerinde bir kez daha solucan oğlanın kanatlarını bulduğu anlatılmakta.

    mister rockstar oldukça saf bir şekilde kaydedilmiş, oldukça samimi bir rock şarkısı. başında bilerek bırakılan cızırtılar biraz rahatsız edici olsa da davulların girmesiyle şarkı kendini toparlıyor. nakaratı bence çok güçlü ve güzel. bu güzelliğinin sebebi trent reznor ve daisy berkowitz ile desteklenen gitarlar ve ginger fish'in bangır bangır davulu. elbette manson'ın daha bozulmamış tertemiz brutal vokali de buna dahil. sözleri ise deformography'den çok farklı değil. ancak bu sefer groupie'nin gözünden superstarımıza duyulan hayranlığı dinliyoruz. nakaratta ise süperstarın bu durumdan çok memnun olmadığını ve şarkının sonlarına doğru ölmek istediğini duyuyoruz.

    angel with the scabbed wings hissiyat olarak bir önceki şarkı gibi sert ve hızlı. hatta nakarattan önce manson'ın bağıra bağıra söylediği nakarata giriş bölümü neredeyse bir rap şarkısı gibi. bu farklılık da hoşuma gidiyor. ama bu şarkının prodüksiyonu diğerine göre daha iyi. belki de şarkıda gitar çalan danny lohner'ın parmağı değince, şarkı biraz daha endüstriyel metale kaymış olabilir. manson'ın en iyi şarkılarından değil ama grubun konserlerinde söylemeyi tercih ettiği nadir single olmayan eserlerden biri.

    albümün ikinci bölümü kinderfeld ile sona eriyor. müzikal olarak olmasa da (pogo'nun klavye numaraları bir kenara) söz anlamında albümün en güçlü noktalarından biri bu eser. çünkü o bu ana kadar karakterimizi çok tanımıyoruz. nefret dolu bir süperstar olduğu dışında pek bir bilgi yok. ama kinderfeld'de kahramanımız çocukken onu kötü etkileyen bir karakteri tanıyoruz. bu adam da manson'ın aslında öz dedesi. adam, kirli bir bodrum katında zaman öldürüp, torununun yanında mastürbasyon yapan, yine torununu kemerle döven sorunlu bir karakter. böyle iğrenç bir dünyada bizim "solucan", güzel ve özgür olmak istiyor (bkz: the beautiful people) ama bu gerçekleşmiyor ve bunun yerine kanatlanıp karanlık bir şeytana dönüşüyor. şarkının sonunda da "artık benden korkun" diyerek üçüncü perdeyi açıyor. şunu da belirtmek lazım: şarkı aslında smells like children adıyla aynı isimli ep'de yer alacakken vazgeçilmiş ve bu albüme eklenmiş. bu nedenle antichrist superstar hikayesi aslında bu şarkı ile başlıyor diyebiliriz.

    albümün en iyi şarkılarından biri olan antichrist superstar ile üçüncü bölüm başlıyor. tıpkı albümü açan irresponsible hate anthem gibi bir konser performansı havası verilmis. ama o şarkıya göre daha ağır bir havası var ve bu hava şarkıyı albümün en iyi şarkılarından birini yapmakta. berkowitz'in de katkıda bulunduğu gitarların yanında pogo'nun albümdeki en iyi performansı da bu şarkıda diyebiliriz. şarkının şiddeti, albümün ikinci bölümü boyunca gelişen kahramanımızın artık frenleri boşalmış bir şekilde ilerlediğini yansıtmakta. "kafamı kes, daha sert çıkar, ben hidra'yım" sözleri ile kahramanın artık insanlar üstü bir hale geldiği de bariz. zaten bu şarkı ile "mister superstar", "antichrist superstar" oluyor. şarkının ortası cryptorchid, sonra ise albümün ilk şarkısı ile aynı sözleri içermekte. şarkının vuruculuğu manson'ın bu şarkıyı konserlerinde yorumlama tarzı ile ikiye katlanıyor.

    1996 ile bir "antichrist her şeye karşı" hikayesi dinliyoruz. hem müziği (nakarat hariç) ile hem de sözleri ile punk bir havası var şarkının. hatta şarkı sözlerinin nüktedanlığı da punk havası ile benzeşiyor. burada söylediklerinden bence önemlisi "antisatan" olduğunu iddia etmesi. yani antichrist süperstarımız satanist değil. iki tarafa da karşı tek başına bir antichrist superstar. nerelere karşı olduğunu sıralarken şarkının ortasında albümün çıktığı sene insanların inancını bitireceğini de iddia ediyor. albümün en akılda kalıcı şarkısı değil ama tempolu havasını iyi buluyorum.

    minute of decay ise twiggy'nin bas gitarının başını çektiği, daha sakin bir eser. şarkıda kahramanımız nefret etmek için bile yorgun olduğunu ve bir boşluğun içine düştüğünden bahsediyor. şarkının verdiği depresif hava, manson'ın 2000'lerin sonunda yaptığı albümlerdeki havaya çok benziyor. bu da benim için eksi bir puan. vokallerle duygusal bir hava verilmeye çalışılsa da beste ve performans bakımından azıcık sıkıcı bir eser.

    biraz baygın geçen bir şarkı sonrası bas gitar, davul ve biraz da klavyenin canavar gibi başlattığı the reflecting god albümün en iyi şarkılarından. antichrist kelimesinin adını hak edercesine dini motiflerle süslü bir şarkı bu. kahramanımız hayatları boyunca kandırılan dindarlara, "benim dünyam gerçek, benim dünyam bir çıkış yolu" diyerek tam bir misyoner gibi davranıyor. önce "ölümü inanç sisteminin merkezine koyan antichrist superstar'ın vahşi çağrısına kim katılır ki?" diyorsun ama gerçek hayatta insanların ne biçim örgütlere mutlak inanç ile bağlandığını görüyorsun ve susuyorsun. nakarat manson'ın güçlü çığlıkları ve tokat gibi inen distortionlı gitarlar sayesinde çok etkileyici. kısa bir süre akustik gitara geçip, sakin ilerleyen bölümünü seviyorum.

    belki bu sakin bölüm albümü kapayan man that you feara bizi hazırlıyor. bu muazzam bir şarkı. manson'ın ne kadar hisli ve dokunaklı olabileceğini ilk kez gösteren eser bu olsa gerek. trent reznor'ın usulca çaldığı piyano ne kadar güzel. şarkı bütün albüm boyunca dinlediğimiz bir değişime gönderme yapıyor ("sevdiğiniz çocuk, korktuğunuz adam oldu"). şarkıda antichrist'ın bu duruma düştüğü için ne kadar üzgün olduğu çok iyi anlatılmış ama huznune rağmen antichrist superstar "yapacak bir şey yok, her şey elimin altında ve sizi kurtaracak hiçbir şey yok" diyerek düğmeye son kez basıyor. dünyanın sona erdiği bu hüzünlü şarkı ayrıca manson'ın grubun profesyonel anlamda ilk kadrosu olan marilyn, daisy, twiggy ve madonna dörtlüsünün son kez beraber çaldığı eser. yani şarkı, grup içinde de bir dönemin kapanmasının bir simgesi.

    albüm bittikten sonra track 99 ya da untitled adı verilen bir buçuk dakikalık bir ses kaydı dinliyoruz. bu kayıtta da kahramanımız böyle bir son olduğu için üzgün olsa da tanrıdan bile güçlü olduğunu ve yapması gerektiğini doğru bir şekilde yaptığını güzelce anlatmakta.

    eğer daha kısa ve hikaye anlatımı daha güçlü bir albüm olsa rock müzik tarihinin en iyi konsept albümlerinden biri olurdu. çünkü uzaktan bakıldığında manson'in en heyecan uyandırıcı konsepti bu konsept. herkesin bir kez dinlemesi lazım. hatta manson kulliyatina giriş yapacaklar için giriş noktası da bu olabilir. bir çok anında "vay vay vay, müziğe, performansa bak" diyorsun. grup için bir mihenk taşı ama çok daha iyi işleri var.

    3,5/5 verdim gitti.
    albümü en iyi anlatan şarkılar: the beautiful people, kinderfeld, tourniquet
2 entry daha