şükela:  tümü | bugün
24 entry daha
  • aşağıdaki satırların altına arthur schopenhauer yazsaydım hepiniz sorgusuz sualsiz inanırdınız, fakat 225 yıl önce bu satırları birinci dalga feminizmin anası mary wollstonecraft yazmış:

    "karşılaştırma yapmaya devam edersek, erkekler, hayatlarının orta aşamasında, gençliklerinde, mesleklerine hazırdırlar ve evlilik, hayatlarında büyük bir vasıf teşkil etmez; öte yandan, tam tersine, kadınlar yeteneklerini keskinleştirmek için evlilikten başka bir şemaya sahip değildirler. kadınların dikkatlerini cezbeden şey, iş hayatı, kapsamlı planlar, veya diğer tutkuların basamakları değildir; hayır, düşünceleri bu tür soylu yapıları yükseltmekle meşgul değildir. yeryüzünde yükselmek ve hazdan hazza koşma özgürlüğüne sahip olmak için, avantajlarına uygun olacak şekilde evlenmek zorundadırlar; bu amaç uğruna, zamanlarını feda ederek legal fahişelik yaparlar. bir erkek herhangi bir uzmanlık alanına adım attığında gözlerini sabit olarak gelecekteki faydalara dikmiş durumdadır ( ve zihin tüm çabasını tek bir noktaya odaklayarak büyük bir güç kazanır), işiyle meşguldür ve zevk sadece rahatlamak olarak görülür; öte yandan kadınlar varoluşlarının asıl amaçları olarak hazzı ararlar. aslında, toplumdan aldıkları eğitim nedeniyle, hazza duydukları aşkın onları yönettiği söylenebilir; fakat bu, ruhların cinsiyet sahibi olduğunu ispatlar mı? özgürlük, erdem ve insanlığın, bütün bir milleti hakimiyeti altına alabilecek ölümcül tutkular olan hazza ve gösterişe kurban edildiği fransa’da, karakterleri yıkıcı despotizm sistemi tarafından biçimlendirilen saray maiyetinin erkekler olmadığını söylemek mantıklı olurdu.

    yetiştirilme eğilimleriyle teşvik edilen hazza duyulan bu aşk, birçok durumda kadınların davranışlarında önemsiz yönelimler oluşturur; örneğin, ikincil derece şeyler hakkında mütemadiyen kuruntulu, görevleriyle meşgul olmak yerine macera arayışındadırlar.

    bir erkek, bir yolculuğa çıktığı zaman genellikle nihai varış noktasının görüntüsünü zihninde canlandırır; kadın ise, yol arkadaşlarının üzerinde bırakacağı intibayı, yol üzerinde meydana gelmesi muhtemel, gizemli ve tesadüfi olayları daha çok dikkate alır. hepsinden öte, yeni bir mekâna arzıendam etmeye giderken, beraberinde taşıdığı ve kendisinin bir parçası olmaktan bile fazlasını addettiği süs ve ziynet eşyalarının muhafazasına tedirgin bir dikkatle odaklanır. zihnin yüceliği bu tür bayağı kaygılarda varlık gösterebilir mi?

    kısacası, genel olarak kadınlar (ve her iki cinsiyetin varlıklı olanları), medeniyetin bütün aptallıklarını ve ahlaksızlıklarını edinmişler, faydalı olan meyvelerini gözden kaçırmışlardır. tüm cinsiyet adına konuştuğumu ve istisnaları dışarıda tuttuğumu her zaman önceden açıklamayı gerekli görmüyorum. algıları iltihaplanmış, kavrayışları savsaklanmış, bu nedenle, anlık esen her duygu fırtınasında savrularak, zarif bir şekilde “hassasiyet” olarak adlandırılan duygularının avı haline gelmişlerdir. böylelikle uygar kadın, sahte nezaketle öylesine zayıflamıştır ki, ahlak bakımından, neredeyse doğanın içine bırakıldıklarında bulunacakları durumdan daha kötü bir duruma gelmiştir. her daim huzursuz ve kaygılı, öfkeli hassasiyetleri sadece kendilerini rahatsız hissetmelerine yol açmaz, onları başkalarının gözünde de, yumuşak bir ifadeyle söylersek, baş belası haline getirir. bütün düşünceleri, duyguları harekete geçireceği hesaplanan şeylere yönelmiştir. ve mantıkla hareket edecekleri yerde duygularıyla hareket ettiklerinde, davranışları tutarsız, fikirleri mütereddittir. tereddütleri bir konuyu enine boyuna inceleyip kafa yormalarından ve ileri görüşlülüklerinden değil, fakat birbirine tezat duygularından kaynaklanır. birçok meşgalede düzensiz bir gayret göstermelerine rağmen, bu gayretleri hiçbir zaman azim ve sebata dönüşecek kadar konsantre değildir ve çok geçmeden tükenir. sonunda çabalamaktan yorgun düşerek, veya mantığın hiçbir zaman önem atfetmediği herhangi başka kısa süreli bir tutkuyla karşılaşarak, nötr hale gelirler. zihnin işlerliğinin, arzuları kızıştırmaya yöneltmekten ibaret olması ne kadar da zavallıca! onları güçlendirmek ile kızıştırmak arasında kesin bir ayrım olmalı. arzuları şımartılmışken, buna rağmen muhakeme yeteneği biçimlendirilmemişken, bunun sonucunda nasıl bir şeyin ortaya çıkmasını bekleyebiliriz ki? şüphesiz, delilik ve budalalığın bir karışımı!"

    – mary wollstonecraft, a vindication of the rights of woman, 1792
    ---
    çeviri: yin
10 entry daha