şükela:  tümü | bugün
68 entry daha
  • uzun bir zamandır iş ilişkimizin olduğu ve karşılıklı seyahatlerin yapıldığı bir ülkede, şaşırılmaması gereken bir şekilde fernando haddad karşısında seçimi kazanmış aşırı sağ eğilimli lider.

    brezilya, eşitsizliğin inanılmaz boyutta olduğu bir ülke. öyle ki, aylık 6.750 dolar civarına denk gelen 25.000 real kazanan bir kimse, brezilya'nın şanslı %0,5'lik kesimi içinde yer alıyor. bu parayı kimler kazanabiliyor? vekiller, bakanlar, yüksek yargıçlar... brezilya nüfusunun yarısının ortalama aylık hane geliri ise 700 real (190 dolar civarı). bu iki kesim arasındaki fark 35,5 kat... merak edenler için, detaylı bilgi alabilecekleri yazılar: 1, 2.

    dünya bankası verilerine göre brezilya, yeni bir iş/işletme başlatmanın en zor olduğu 6. ülke. dolayısıyla tırmanan işsizliği tahmin edebiliyorsunuzdur.

    kuzey doğu bölge ile güney doğu bölgeleri arasındaki gelir dağılımının yanı sıra; ülkenin size sağlayabildiği eğitim konusunda dahi ciddi farklar var. bu etmen de şuna sebep oluyor; brezilya'yı bir bütün olarak değil, kendi içinde farklı ülkeler olarak yorumlayabiliyorsunuz.

    tüm bu olumsuz noktaları ele almışken, bolsonaro'nun birinci çıkmasını sağlayan ana etmen nedir? iç güvenlik. halk, yukarıda bahsettiğim tüm sorunların temelinin iç güvenlik ve yozlaşmış politikacılar olduğunu düşünmekte. özellikle şehirlerdeki suç oranları ve car wash operasyonu ile ortaya çıkan petrol şirketi-politikacı ağının nerelere uzandığına bakılırsa, halkın üzerinde dramatik etki bırakması çok normal. zaten rakip parti adaylarının ve parti genelinin adının karıştığı o kadar çok skandal var ki, tüm insan haklarına aykırı söylemlerine rağmen ne yaparsa yapsın bolsonaro kazanacaktı.

    muhalefetin üzerine kampanya kurduğu "luiz inacio lula da silva'ya iftira atılıyor, yıllar boyunca arkanızda olan kişi lula'ydı! artık lula, haddad'dır!" söylemi belirli bir kanadı sımsıkı birlikte tutsa da genele hitap etmedi. brezilya halkı da garip, yozlaşmanın başı olduğu için lula'nın partisinden ölesiye nefret etseler de lula'ya tapıyorlar. bunun en temel sebeplerinden biri de, lula'yı da hapse tıkan yolsuzluk soruşturmalarında savcılara büyük özgürlükler vermesi. bu özgürlükler sayesinde ülke politik nüfusunun ki kendi partisi de dahildir, çoğunun kirli olduğu ortaya çıkarken, lula da nasibini almıştı. ülkeyi yöneten kesimin, denetim için büyük özgürlükler vermiş olması kontrollü bir iç temizlik planı olarak görülse de (kirli olduğunu bilen hangi parti, sınırsız yetki ile kendini denetletir?), geraldo alckmin ya da paulo preto gibi isimlere dokunulmaması, parti tabanında lula'ya komplo kurulduğu izlenimi bırakmıştır.

    bolsonaro, söylemleri ile desteklediği geçmişinin verdiği kuvvet ile, yozlaşmışlığa son vereceğini hissettirdiği için -tüm defolarına rağmen- ciddi bir oy topladı. sağ adayları öne çıkarması ile bilinen steve bannon'ın kampanya danışmanlığına sahip, ırkçı ve radikal söylemleri çok açık olan bir aday, ülkenin sağ görüş ve beyaz tenli nüfusunun yaygın olmadığı kuzey ve batı şehirlerinde dahi kazandı. brezilya'nın neden kendi içinde ülkecikler olarak değerlendirilmesi fikrime temel oluşturan bir diğer gerçek de, bolsonaro'nun ülke zenginlerinin yaygın bulunduğu alanları da kazanması. türkiye seçimlerine akıl sır ermez mi diyordunuz, buyrun brezilya. bolsonaro, seçimleri belirleyen demografik faktör üyelerinin anti-tezlerinin hepsinden oy toplamış. haddad'ın ilk turda aldığı oylara ikinci turda ciddi bir katkı da "bolsonaro olmasın da kim olursa olsun"culardan gelmesine rağmen, açıkçası bolsonaro için kolay bir galibiyetti.

    bundan sonra ne olur derseniz... halk, bundan önceki iki başkanın skandallarla adının kirlenmiş olmasının ardından radikal bir değişikliğe gitti. daha öncesinde de aşırı sağcı adaylar ya da solcu adaylar seçtikleri oluyordu ve politik eğilimi ne olursa olsun, tüm politikacıların yozlaşmaya meyilli olduklarını gördüler. faşizm ya da ciddi derecede sefalet arasından tercih yapmak zorundaydılar ve kendilerince haklılar.
94 entry daha