şükela:  tümü | bugün
2340 entry daha
  • oyunlarda skill'ler açılıyor ya ilerledikçe. eşya falan alıyorsun kendine, zırh alıyorsun. sonra gidip boss kesiyorsun bilmem ne. bende de öyle özellikler açılmaya başladı. kendimi tanıyamaz hale geldim. yapabildiğim şeylere inanamıyorum. örnek vereyim:

    bulgur pilavı. ne var lan? ne yapacaktım. çok büyük beklentiye girmeyin öyle. sülalem memur olduğu için ilk önce bunu öğrenmem lazım dedim. ana yemeğim bulgur pilavı oldu. çıkış noktam da burda ya da twitter'da okuduğum "internet erişimi olduğu halde yemek yapamayan insan geri zekalıdır." tarzı bi cümleydi. dedim ben gerizekalı değilim. hakikaten de değilmişim. bazen gerizekalılık yapıyorum ama genel olarak değilim sonuçta. açtım youtube yemek tariflerini bütün malzemeleri ayrı ayrı tabaklara topladım sonra attım karıştırdım, oldu. müthiş olmadı ama oldu.

    bulgur pilavının içinde 1 adet kocaman soğan var mesela. ben daha önce yerken hiç fark etmedim. çok acayip değil mi lan. soğanı doğrarken baya şaşırmıştım. meğer türk mutfağı zeytinyağı ve soğan üstüne kuruluymuş. bunları atıyorsun sonra ne yapmak istiyorsan onu atıyorsun içine. o yemek oluyor. pilavı yaparken tabii ben bütün malzemeleri ayrı ayrı tabaklarda toplayıp sırası geleni atıyorum ya, bu acemi işi. ev hanımları bir şey pişerken başka bir şeyi hallediyor. ben de öyle yapayım dedim. attığım soğanı zeytinyağını biberi, onlar olurken açmışım son ses müzik domates rendeliyorum, bulgur yıkıyorum falan.

    işlerimi bitirdim. yapıyorum bu işi amk deyip tencerenin kapağını bi kaldırdım. soğanlar kömür olmuş. meğer ev hanımları bu işleri yaparken ocağın altını kısıyormuş. ya da ben çok fazla oyalandım.

    ütü yapmayı da öğrendim. parasından değil. gömlekleri toplayıp ütücüye götürmek sonra onları başka bir zaman diliminde almak ütü yapmaktan daha zor geliyor. yine muhteşem ütü yapmıyorum ama kimse gömlek ütüsüz diyemez. temizlik hastası değilim ama evi de bok götürmüyor şeklinde temizlik de yapıyorum.

    çamaşırı, bulaşığı makina yıkıyor zaten. bebek getirin ayda 1500 tl'ye ona da bakayım bari. bundan 3 sene önce eve çıktım ilk. o zamanlar "ilerde evlenirim ben, sonra kız gelir hiçbir eşyayı beğenmez, nasılsa değiştirmek isteyecek, o yüzden şimdi kaliteli markalar almaya gerek yok" diye düşünerek bütün beyaz eşyaları 2000 tl'ye mal etmiştim. hepsini diyorum bak. muhtemelen beyaz eşyalarımın markasını hiç duymadınız. fakat inanır mısınız buzdolabı soğutuyor, çamaşır-bulaşık makinası da yıkıyor ha. bugün benim müdürle konuşuyoruz abi dedim benim odalarımın bazılarında perde yok. "güneşlik alırız en adisinden, sen zaten bekar değil misin sonra ilerde değiştirirsin" dedi. doğru dedim önce. ondan sonra yukarıdaki anlattıklarım canlandı gözümde işte. 4 sene geçmiş ben öyle düşündüğümden beri. bir bok olacağı da yok. ben biraz kaliteli bir şeyler mi alsam acaba kendime, sığır gibi yaşıyoruz abi dedim. haklısın dedi. daha da moralim bozuldu.

    yalnız yaşamanın en büyük sıkıntısı evin içinde telefonu kaybetmek. bir sürü ev işi var ordan oraya giderken o telefon illa ki bir yerde kalıyor ve öyle bir kamufle oluyor ki bulamıyorum amk. benim en çok sinirlendiğim olay bu. telefonunu kaybettin ve bulamıyorsun. naparsın? bi arkadaşına söylersin, o telefonu çaldırır ve telefonun nerde olduğu ortaya çıkar değil mi. bu olay bu kadar basittir amk. ama yalnız yaşarken arkadaşına söyleyemezsin. neden biliyor musun? çünkü telefon yok. çok derin felsefeler saklı evde yalnız yaşarken telefon kaybetme üstüne çok uzun düşündüm ben.

    ilk 2-3 sefer hep "çalsa bulurum aslında" diye düşündüm. çalmasını, herhangi bir ses çıkarmasını bekledim. bu sırada evin içinde kurtarma ekibi gibi geziyorum. her an müdahaleye hazırım ama hiç çalmadı biliyor musun. hiçbir zaman ses çıkarmadı. ben 2-3 kereden sonra pes ettim. telefonu kaybedince daha fazla sinirlenmemek için kendimi onun ses çıkaramayacağına, onun adeta bir nüfus cüzdanı, bir araba anahtarı gibi bir şey olduğuna inandırdım. hatta bu inandırmalarım sırasında "telefon değil o. cüzdan aslında. araba anahtarı ya da. ses çıkaramaz. bunlar orijinalinde ses çıkaramayan eşyalar. cüzdan da ses çıkaramaz o aptal telefon da. telefon değil. cüzdan. cüzdanım kayıp aslında şu an" diye kendimi telkin ederken birden cüzdana fazla odaklanıp "bu arada benim cüzdan nerde lan" diyerek telefonu bırakıp cüzdan aramaya başlamışlığım, ilk baktığım yerde bulamayınca çıldırarak "araba anahtarı nerde o da kaybolsun o zaman" deyip onu da bulamamışlığım var.

    ocakla herhangi bir aktivite yaptığım ertesi günü evden çıkarken, dün ocakta bir şeyler yaptığım aklıma gelirse, ki kesin geliyor, ocağı kapattım mı diye düşünüyorum. bundan asla emin olamıyorum. bunu bin kere denediysem hepsinde de kapatmıştım bir kere bile geri döndüğümde ocak açık değildi ama dayanamıyorum ulan. ayakkabıları çıkarıp ocağa gidiyordum. şimdi artık onun da kolay yolunu buldum. dış kapımdaki sayacın ordaki doğalgaz vanasını kapatıyorum. "gördün mü lan ebenin amını. girmicem amk eve. ocakmış hadi şimdi açıksan açık kal noldu amk göt oldun mu" diyerek zıplayarak merdivenlerden iniyorum.

    evde biri olunca hiç böyle şeyler düşünmüyorsun. herhangi bir ses duyduğunda o sesi onların çıkardığına inanıyorsun. hırsız mı geldi lan deyip bakmıyorsun. 3 kişi kalıyoruz mesela. hırsız geliyor olsa bile ben niye kalkıyorum sonuçta onlar baksın amk hırsıza diyorsun.

    ama yine de ara sıra sosyalleşebiliyorsan yalnızlık muhteşem bir şey. istediğin an yalnızlıktan kurtulabiliyor olman lazım. yoksa tercih değil zorunluluk oluyor o zaman büyük sıçarsın işte. gerçek bir yalnızsan da istediğin an yalnızlıktan kurtulamazsın zaten. o kadar yalnızlık övüp böyle sıçırtırım adamı sonunda işte. napcaz şimdi ben de bilmiyorum valla buralara kadar baya iyi gelmiştik aslında.
580 entry daha