şükela:  tümü | bugün soru sor
47 entry daha
  • bir süredir hristiyan'lık tarihine merak sardım. iki de kitap bitirdim `:https://read.amazon.com/…m_sw_r_kb_dp_58f9bbrtwkx29` `:https://read.amazon.com/…m_sw_r_kb_dp_j-f9bbgmrrw5c` . şunu da söyleyeyim, ansiklopedik birçok bilgi edindim fakat okuduğum bu kitapları e okuyucudan, epub olarak okuduğum ve notları cihaz üstüne aldığım için, kağıt baskı kitap gibi okunmuyor, dönüp dönüp notlara baskı kitaptaki kadar pratik olarak bakamıyorsun, kaydediyorsun orada duruyor. sonraki günler ve haftalarda yavaş yavaş unutulup gidiyor o bilgiler. bu da e okuyucuların bir dezavantajı. kapsamlı bir özet geçemeyeceğim o yüzden. bunu yapmam için oturup ciddi bir vakit hızlı bir şekilde sayfalara bakmam gerekecek. söyleyeceğim ikinci bir şey de, konuya sadece meraktan bakmış olduğum gerçeği. ben ise müslümanım.

    amacım aslında teslis'in nasıl olup da ortaya çıktığı üzerine bir araştırma yapmaktı fakat, bu iki kitapta da bu konuda net bir tarihi bilgi bulamadım. bana öyle geliyor ki, daha 2. yy'da teslis hristiyan cemaatinin büyük bir kısmında kurumsallaşmış. fakat, gerek konstantin'in hristiyanlığı kabulü ile birlikte yazılı kaynakların daha çok ortaya çıkmasından, gerekse, tarihi kazanananların yazmasından ötürü bu çıkış karanlıkta kalmış olabilir. konstantin 4.yy da hristiyanlığı devlet dini haline getirdiğinde, 381 yılındaki konseye kadar, ariusçuluk revaçta. öyle ki ilk iznik konsilinden, 381 yılına dek iktidar olan bazı imparatorlar da açıktan veya yarı ariusçu. bu önemli çünkü arius'un hz. isa anlayışı, islam'ın anlayışına oldukça benziyor. bir diğer nokta, ariusçular bu davalarında bayağı bir baskı görüyor ve kovuşturmaya uğruyorlar. siyasiler tarafından olmasa bile, mahalle baskısına uğruyorlar ve misyoner diyebileceğimiz bazı üyeleri imparatorluk sınırlarının dışına, o zamanın kuzey avrupa'sına gitmek zorunda kalıyor ve oradaki goth ve vandalları ariusçu hristiyan yapıyorlar. bu mesele, 5. yy'da imparatorluk içinde çözülmüş, her yer sütliman teslisçi olmuşken, batı roma'nın 476'da yıkılmasıyla yerlerini alan ve kuzeyden gelen bazı kavimlerin, hala 100 yıl önce bitmiş olan kavganın bir tarafında (aryanizm) olduklarının görülmesiyle daha iyi anlaşılabilir. bu halklar hristiyan olmuşlar. olmuşlar olmalarına ama, yerlerine geldikleri medeniyetin heretik kabul ettiği bir tarzda olmuşlar. tabi nispeten göçebe ve hayat kaliteleri düşük bu uluslar neredeyse neye inandıklarından bihaber olduklarından, hızlı bir şekilde asimile olup, teslisi hızlıca kabul ediyorlar. ve bugünkü mevcut hristiyanlık akidesi oluşmuş oluyor.

    imparatorluk içinde daha çok antakya ve iskenderiye kavgası var. antakya ve iskenderiye, hristiyanlığın ana merkezlerinden ve bu iki kilise teslisi kabul ediyor. sadece teslisi nasıl anladıkları konusunda birbirlerinden ayrılıyorlar. antakya kilisesi, daha çok hz isa'nın insan yönüne vurgu yapıyor ve vaftizinden sonra tanrılaştığından söz ediyor. iskenderiye ise neredeyse diyelim, hz isa'nın bizzat tanrının kendisi olduğu, meryem'den doğarken tanrısal vasıflarla doğduğunu iddia ediyor. burada ayrıntılarına yukarıda anlattığım sebeplerden giremeyeceğim kadar karışık bir çok kavga ile birlikte bu iki kilise, kozlarını istanbul'da, imparatorluk kilisesinde siyasi olarak paylaşıyor. o kadar ki, antakya'dan istanbul'a atanan papaz nestorius, hz meryem için "tanrı anası" denmesinin yakışıksız olduğunu iddia ettiğinde, yine istanbul'da bulunan bir diğer klik, siyasi olarak nestorius'un makamına oynayarak, onu kafirlikle suçluyorlar. bu kavgayı yatıştırmak için efes'te bir konsey toplanıyor. bu konseye iskenderiye, antakya, roma ve istanbul kiliselerinden temsilciler davet edilmesine rağmen, roma ve antakya geç kalıyor. meydan iskenderiye'ye kalınca, iskenderiyeliler, yanlarında getirdikleri fanatik milis güçleri ile kendi görüşlerini zorla, ve istanbul piskoposunu öldürerek, istanbul temsilcilerine imzalatıyorlar. bu toplantı tarihe gangster synod olarak geçiyor. bu konseyden sonra ii. efes konseyi düzenleniyor ve iskenderiye'nin monofizit görüşü reddediliyor. o günden bugüne doğu kiliseleri - mısır, ermeni, süryani- monofizit olarak kalıyorlar ve roma ile istanbul kiliselerinden farklılaşıyorlar.

    bugünden bakıldığında, monofizit kilisenin doğuşunun aslında felsefi veya teolojik değil, etnik, kültürel ve dilsel bir ayrılık olduğu görüşü hakim. yani deniliyor ki, iskenderiye mısır cemaati, zaten antik mısır kültürünün, uzun bir süredir grek ve roma baskısı altında kalmasından dolayı imparatorluk merkezine sadece laf ile bağlılar. bu kültürel gerilim de, kavgasını hz. isa'nın doğası konusunda veriyor. bunu eski zerdüşt iran'ın, bir anda şiilik davasını, emevi arap milliyetçilerine karşı siper olarak kullanması gerekliliğini düşünerek anlayabiliriz. asıl amaç kültürel, psikolojik ve tarihsel bir zulmün rövanşı olunca, ve kavga edecek militarist bir enerjiden yoksun olunca, bu kavgalar din üzerinden hiziplerle veriliyor. hatta ermeni kilisesinin başta resmi istanbul görüşüne yakın durduğu, sonrasında kendilerine sasani tehditi altında, bizansın yardım etmemesi neticesinde merkeze gücenip, suriye ve mısır yanında bir tutum takınması ve monofizit hristiyanlığı kabul etmesi de bir örnek olarak verilebilir.

    sonuç olarak benim görebildiğim, aryusçuluk hızla tarih sahnesinden yok olurken, teslis kabul görüyor. fakat teslisin nasıl kabul gördüğü konusunda kültürel farklılıklar, hatta, teslisi kavramanın zorluğu, adeta kültürel kavgaların teslis üzerinden, belki de teslis suistimali üzerinden, teolojik görünümlü, etnik bir kavga veriliyor.

    bu nedenledir ki, islam doğduğunda, yine aynı nedenlerden ötürü, mısır ve suriye hızla merkezden kopuyor ve islam'ın buralarda hızlı bir şekilde yayılmasına neden oluyor. çünkü, islam doğduğunda dahi buralarda bu kavgalar devam etmekte. merkezi imparatorluklar ne şiş yansın, ne kebap, bu iki teslis görüşünü idare etmekte zorlanıyorlar. zaten fiili olarak iskenderiye ve suriye neredeyse kontrolden çıkmış, güç boşluğunun olduğu yerler olmuşlar. islam fetihleri buraları aldığında, imparatorlar neredeyse aslında bir yükten kurtulmuş. böyle de bir ilginçlik var.

    yukarıda, (bkz: allah'ın hristiyanlığı yanlış anlamış olması) diye bir hede var. bu başlık, şu anki mevcut hristiyanlığı baz alarak bir çıkarımda bulunuyor. halbuki, dönemin arap yarımadasında kendini hissettiren hristiyanlık görüşü monofizit görüş . monofizit görüş de, kuran'da eleştirilen hristiyanlık görüşü ile büyük benzerlikler gösteriyor. biz hristiyanlığı çoğunlukla batı kaynaklı algıladığımız için, doğu kiliselerinin teolojik görüşünden haberimiz olmuyor. islam'ın hristiyanlık eleştirisine bu noktadan bakmak daha doğru olacaktır.

    ben peki teslis'in nasıl ortaya çıktığını anladım mı? hayır, yine anlamadım, çünkü bu konunun başlangıç tarihi yok. bir dönem ortalığı kasıp kavuran, istanbul sarayına kadar yayılan (iznik konsilinden sonra dahi!) bir aryusçuluk var. fakat teslis'in değil, aryus'un ne zaman nerede çıktığından haberimiz var. teslis ilk nerede formülize edilmiş, net bir bilgi bulamadım.

    fakat, şunu söylemek istiyorum. kuran'da dahi, hz isa çok sıradışı bir peygamber olarak anlatılır. neredeyse o kadar diyeceğim ki, hz isa'nın mucizeleri, hz. muhammed'in mucizelerinden daha hayret verici ve daha muazzamdır. babasız doğması, ölüleri diriltmesi, hastaları iyileştirmesi, ölmeyip allah'ın katına çıkarılması (hristiyanlıkta bu diriliş olarak anılıyor olabilir), doğrudan kuran'da da geçen vakalardır.

    şimdi bu atmosfer üstüne düşünün. yahudiler içinden çıkmış, babasız doğmuş, hastaları anında iyileştirip, ölüleri diriltme mucizeleri bahşedilmiş bir peygamberin hikayesi, o zamana kadar isis-osiris veya zeus, herkül gibi, mısır ve yunan bilinçaltında yarı-insan yarı-tanrı imgeye oldukça benziyor. ve hristiyanlık, çok çok erken zamanda, ve aşırı hızlı bir şekilde , yahudi cemaatinden çıkıp, gentile'lere, yani yahudi olmayan yunan tabana yayılıyor. düşünün bu insanlar daha "peygamber" ve "tanrı" ayrımı nedir bunu bilmiyorlar. peygamber denen şeye özellikle yabancılar ve onlara anlatılan olağan dışı özelliklerle hz. isa, çok rahat bir şekilde zihinlerde tanrı kılığına girmiş olabilir. zaten hristiyanlık, eski yahudi, yeni hristiyan cemaatin tekelinden çıkıyor, çıktığı yetmiyor, gentile hristiyanlar, yahudi kökenli hristiyanları bastırıyor, asimile ediyor. bence işin özü budur. teslis, olağanüstü özellikleri olan peygamberin, daha önceden yahudi kültürü ile hiç temas etmemiş grek paganlarınca yanlış anlaşılmasından doğmuş olabilir. bunu bu şekilde yazarak, umarım kimsenin dini duygularını incitmemişimdir. ben bunu baştan da söylediğim gibi müslüman olarak, bu gözle inceledim. herhangi bir hakaret veya saygısızlık kastım olmadığını burada bildiririm.
3 entry daha