şükela:  tümü | bugün
  • öncelikle bu albüm neden bu başlıkta değil de nirvana unplugged başlığı altında inceleniyor bilmiyorum ama ben bu oyunu bozarım.

    normalde toplama albümler ya da konser albümler hakkında bir şey yazmak zor. ya çok alışılmışın dışında bir performans gösterilmiştir, o anlatılır. belki düzenlemeler ile oynanmıştır, o değerlendirilir. daha çok da albümdeki şarkı seçimleri hakkında bir şey söylenebilir. ama bazı konser albümleri vardır ki ikonik hale gelebilmiştir. mesela kiss - alive ya da johnny cash - at folsom prison. bu ekibin en önemli üyelerinden biri bu albüm. bu popülaritenin tek nedeni nirvana vokalisti kurt cobain'in bu konserden çok kısa bir süre intihar etmesi ve bu üzücü olayın bu albüme yüklediği anlam değil. albümün şarkı seçimlerinden, konuk sanatçılarından, sahne düzenlemesine kadar tüm detaylarında bir duruş var.

    önce mtv diye bir kanalın olduğu ve bu kanalın video kliplerin yanı sıra müzik ile ilgili farklı programlar gösterdiği o güzel günlere dönelim. bu dönemin sonunu yakaladığım, hatta mtv türkiye denemesine tanık olabildiğim için mutluyum. mtv programların en iyilerinden biri mtv unplugged serisi oldu. rock gruplarının enstrümanlarının fişlerini çekip, şarkılarının özünü yansıtma çabaları çok güzeldi. bunların en popüler olanı her halde eric clapton'ın layla yorumu olsa gerek. gruplar bu fırsatı farklı şekillerde de kullandı. mesela kiss, yıllar sona orijinal kadrosu ile bir mtv unplugged'da bir araya gelme kararı aldı. programın kapıları sadece artık efsane olarak adlandırılan gruplara/şarkıcılara açık değildi. yeni gruplar da bu konserlerde sahne alabiliyorlardı. mesela 1991'de patlayan grunge'ın önemli isimlerinden pearl jam, bir yıl sonra unplugged'a davet edilmişti.

    1993'te grunge'ın bir diğer ismi nirvana, üçüncü albümü in utero'yu yayınladıktan sonra mtv'den davet aldı. in utero ile müzikal anlamda daha olgun bir dönem yaşayan ve bu albümde bir unplugged konsere uyacak şarkılar yayınlamış nirvana bu teklifi pek düşünmeden kabul etti. ancak anlatılana göre provalar oldukça kötü geçti. en son provada bile nirvana, şarkıları akustik enstrümanlarla çalmakta zorlanıyordu. grup, setlisti baştan sonra hatasız tamamlayamamıştı. özellikle kurt cobain ve dave grohl bir uyum yakalayamadığı için iki taraf da çok gerilmişti. bunun nedeni de dave grohl'un klasik stilinde davulu olabildiği kadar gürültülü kullanması ve bu tarzın unplugged konseptine uygun olmamasıydı. buna çözüm olarak için programın yapımcısı, grohl'a noel hediyesi altında hot rods denilen, davuldan daha az ses çıkartan bagetler aldı. bunun yanında konser videolarında grohl'un davula abanmamak için kendini nasıl tuttuğunu görmek mümkün.

    grup ve mtv arasında sıkıntı yaratan tek şey, nirvana'nın provalardaki sallantılı hali değildi. mtv, nirvana'dan çalacakları şarkıların listesini aldığında şoka uğramıştı çünkü 14 şarkının sadece yarısı nirvana şarkılarıydı ve grubun en büyük hiti smells like teen spirit çalınacak şarkıların arasında değildi. bunun yanında in bloom, lithium ve heart-shaped box grubun mtv ekranlarında sıkça dönen single'ları olmalarına rağmen konsere dahil edilmemişti. bu bilinçli seçimin vermek istediği mesaj çok açıktı. nirvana, prodüktörlerin ve hayranların ondan beklediklerini vermek yerine, bu ortama en uygun şarkıları çalmayı tercih etmişti. saf enerjisi ile dikkat çeken smells like teen spirit'i sırf unplugged konser diye çello ile çalmanın hiçbir anlamı yoktu. peki, nirvana hangi şarkıları çalmaya karar vermişti?

    albümü, ilk albümlerinden about a girl'ü açtılar. cobain, şarkıyı 'ilk albümümüzden, çok kişi bilmez" diye tanıtıyor. halbuki şarkı nirvana'nın konserlerinde en çok çaldığı ikinci şarkı. bu da cobain'in gerginliğini gösteren bir şey. (edit: gerçi keyifadami sağolsun, orada "know it" değil de "own it" dediğini söylüyor ki gerçek öyle. o zaman daha mantıklı geliyor). orijinali de pek grunge gibi durmayan, hafiften pop müzik etkili bu şarkı, tabii ki de unplugged albüme çok yakışmış. şarkının bleach versiyonunu bu albüm ile karşılaştırdığımızda cobain'in vokalinin zaman içinde ne kadar geliştiğini duymak mümkün. e her şey bu kadar güzel olunca, şarkı albümün tek single'ı olarak yayınlandı ve modern rock listelerinde bir numaraya çıktı.

    about a girl'ü takip eden come as you are albümde bulunan tek nirvana hiti diyebiliriz. bu da orijinaline çok yakın bir şekilde kaydedilmiş. çok temiz bir performans. kurt cobain'in vokali çok içten ve güçlü. pennyroyal tea grubun provalarda en zorladığı şarkılardan biri olduğu için risk almamışlar. şarkı, cobain tarafından tek başına gitarla çalınıp söyleniyor. şarkının girişindeki muhabbete bakılırsa cobain "bu şarkıda çuvallayabilirim" dedikten sonra tek başına çalmaya orada karar veriyor. grup da tamam diyerek bunu bir sigara molası olarak kullanıyor. bu da çok iyi bir tercih olmuş çünkü şarkının depresif havası tek bir gitarla daha iyi yansıtılmış. kurt'ün üçüncü kıtaya geçmeden kafasının biraz karıştığı yer nazar boncuğu. sigara molasından dönünce bu performansı öven grohl'a katılmamak elde değil. ama fazla overseniz, cobain size "shut up" diyebilir, dikkat etmeli.

    albüm versiyonunda da çello bulunan dumb'ın unplugged versiyonu lori goldston'un çellosuyla bir üst seviyeye çıkmış. şarkının hüznü ile "maybe just happy"li nakaratının birbiriyle atıştığı şarkı unplugged olarak çok iyi gidiyor. bu şarkı ardından ise kurt cobain, "bu iki şarkıyı aslında arka arkaya çalmak istememiştik çünkü aynı şarkı" diyerek polly'ye giriyor. ilginç çünkü bu şarkıların aynı şarkı olduğunu hiç düşünmüyorum. orijinali zaten akustik olan şarkı, güzelce çalınmış. çello ve pat smear'in ikinci gitarı orijinaline göre şarkıyı hatta daha bile sağlamlaştırmış denebilir. orijinali oldukça hareketli on a plain de güzel yorumlanmış ama orijinaline kıyasla daha altta kalan tek şarkı bu gibi geliyor. hani grup, gaza basacakmış da unplugged'dan ötürü o son vitese atamıyorlarmış gibi hissediyorum. nevermind'ın en hüzünlü eseri something in the way tabii ki de unplugged'a çok iyi uymuş. girişte dave grohl'un bacağına vurarak kurt'un ritmi bulmasına yardım etmesi çok tatlı. tabii ki de çello bu şarkıyı da alıp götürüyor. cobain'in sesindeki dokunaklığa diyecek kelime yok. son nirvana şarkısı olarak all apologies çalınmış. süper performans. albümün en akılda kalıcı anlarından biri bu olmuş. ne çok hüzünlü, ne çok hareketli. her şey tadında. en sonunda kurt cobain ve dave grohl şarkıyı acapella olarak bitirirken seslerinin uyumu da acayip.

    nirvana'nın kendi şarkılarına değindik. peki albümün neredeyse yarısını oluşturan cover'lar neler? işte burada da nirvana, mtv'ye bir aparkat atıyor çünkü bilinen şarkılar ya da ters köşe cover'lar yerine grup, kendilerini en çok etkileyen ve çoğu yer altından isimlere selam yolluyor. bunlardan ilki 1980'lerde çok kısa bir süre aktif olup, kaybolmaya yüz tutarken nirvana tarafından hayata döndürülen the vaselines şarkısı jesus doesn't want me for a sunbeam. the vaselines, nirvana severler için yeni bir grup değil. nirvana, daha nevermind'ı patlatmadan the vaselines'ın sakin bir indie rock bestesi molly's lips'ini kendi tarzlarına uyarladıktan sonra bir konserde kaydedip, single olarak yayınlamıştı. nevermind patladıktan sonra da şarkıyı repertuarında tutup, the vaselines'in vokali ile konserlerde de yorumlamıştı. hatta dave grohl gruba katıldıktan kısa süre sonra molly's lips ile yinr bu grubun şarkısı son of a gun'ı bbc'de kaydetmişti. aslı kemanlı, sakin bir folk bestesi olan jesus doesn't want me for a sunbeam'i ise 1991'den itibaren rock formatında konserlerinde yorumlamaktaydı. mtv unplugged'da ise orijinal düzenlemesine sadık kaldılar. sonuç, orijinalinden de iyi oldu. novoselic keman bölümünü akordeon ile çalarken, grohl'un bas gitar çalması da grubun aslında ne kadar usta müzisyenlerden oluştuğunun da bir göstergesi. şarkının sözlerindeki tanrı tarafından yalnız bırakılma teması cobain'in bam teline öyle dokunmuş ki, şarkıyı dinlerken sanki şarkıyı cobain yazmış gibi geliyor. cobain'ın bu çabaları işe yaramış ki 2000'lerde büyük istek üzerine the vaselines müzik hayatına geri dönmüş ve hatta bir nirvana tribute albümü için lithium'u hafiften gotik bir şekilde kaydetmişler.

    bu cover'dan sonra bir cover daha geliyor ki kelimeler anlatmaya yetmez: nirvana'nın o meşhur david bowie cover'ı the man who sold the world. belki unplugged ruhuna biraz ters ama pedala bağlanmış kurt cobain'in akustik gitarının tonu o kadar iyi ki ilk notadan dinleyiciyi sarıp sarmalıyor. farklı şarkı ama aynı hikaye: cobain, şarkıyı orijinal bestecisinden alıyor, daha da içten söyleyip, şarkıyı kendisinin yapıyor. bowie versiyonunda şarkıcının sesindeki efektten ya da arkaplandaki klavyeden olsa gerek, şarkının konusu olan karşılaşma ya da hesaplaşma daha duygusuz ve garip. nirvana versiyonunda karşı karşıya gelen bu iki adamın hikayesinin anlatıcıyı ne kadar acıttığını anlamak daha kolay. özellikle de "i gazed a gazeless stare at all the millions there" kısmını, kurt cobain'in o dönemki ruh haliyle düşündüğümüzde etkisi daha da katlanıyor. david bowie'nın sondaki vokal performansı, nirvana versiyonunda gitar solosu haline dönüşmüş. müzik tarihinin en basit ama etkileyici sololarından. grup, bu şarkıyı ilk kez mtv unplugged için yorumlasa da nirvana tarihinin son konserine kadar daha rock bir formda çalmaya devam etti.

    konser sonuna doğru ise bütün aleme orta parmak gösterip, 1980'lerin underground gruplarından meat puppets'ı sahnede çıkarıp, bir değil, iki değil, tamı tamına üç tane meat puppets şarkısı yorumluyor. bu bölüme başlamadan novoselic ve kurt'un geyiği, kurt'un kitap okuyor gibi yapması, seyircilerin nirvana'dan alakasız şarkılar isterken grubun kısa bir süre için sweet home alabama çalması ve cobain'in komik vokalleri, grubun konser ilerledikçe ne kadar rahatladiklarini gösteriyor. hatta bu işi pek de ciddiye almıyorlar gibi gelse de en sonunda çalmaya başladıklarında profesyonellikleriyle göz dolduruyorlar.

    ilk şarkı plateau oldukça hoş bir gitar arpeji içeriyor. bu arpej ve şarkının sonunda ritmin bir anda değişmesi, şarkıyı nirvana eserlerinden daha farklı bir yere koysa da grup çok iyi bir iş çıkarmış. şarkının baslarında cobain biraz zorlanır gibi olsa da tizlerde ne kadar güçlü olduğunu göstermekte. ve yine bıkmadan, sıkılmadan söyleyeceğim ama orijinalinden çok daha iyi bir yorumla karşı karşıyayız. oh me de benim için öne çıkan isim curt kirkwood çünkü gitar rifi, gitar solosu ve şarkı sonundaki arpejleri çok iyi. belli ki akustik gitarı kullanmakta diğer nirvana üyelerinden daha rahat hissediyor. sakin ve duygusal bir şarkı. cobain'in sesine çok iyi gitmiş. ama bu üçlünün en iyisi lake of fire olsa gerek. cobain kendisini yirtarcasina şarkıyı söylüyor. arada sesi catlasa bile kötü duyulmak yerine, performansı daha da efsane kılmakta. kirkwood kardeşler kusura bakmasın ama cobain, bu üç şarkıyı da sonsuza dek onlardan çalıp, nirvana ile ozdeslestirmis oldu.

    albümü kapayan where did you sleep last night'in nirvana tarihinin en zirve anlarından olduğuna kimsenin itirazı yoktur sanırım. şarkının girişinde cobain bir sigara molası verdiğinde dave grohl, sliver çalmayı teklif etse de cobain "bağırmak gerekir, boşver" diyip reddediyor. bundan cesaret alan seyirci, iki dakika boyunca isteklerini bağırsa da cobain, kararını vermiş. "fuck you all, this is our last song" diyerek leadbelly tarafından meşhur edilse de 1900'lu yılların başında derlenen bir amerikan şarkısı olan where did you sleep last night'a giriyor. blues'un en karanlık eserlerinden biri olan şarkının aldatılmak, yalnızlık ve ölüm temaları cobain'in bulunduğu ruh haline cuk oturunca böyle etkileyici bir performans ortaya sergilenmiş. şarkının sonlarına doğru ilerledikçe gerginliğin artması ve bir yerden sinra cobain'in artık şarkıyı bagira çağıra soyledigi anları anlatacak kelime yok. tüyler diken diken oluyor. en önemlisi de son çığlık öncesi, o zamana kadar kısık gözlerle şarkıyı söyleyen cobain'in gözlerini bir anda açıp, son bir nefes alıp, o delici son çığlığı atması. kısa ama vurucu nirvana serüveninin sonlandığı o an gerçekten de etkileyici.

    yani bir konser albümünden fazlası mtv unplugged in new york. nirvana'nin en sert şarkılarında bile kulağımıza çarpan hüznün akustik enstrümanlarla en çıplak haliyle yüzümüze vurduğu bir dinleti. bir yandan tüm müzik endüstrisine ve hatta dinleyicilere karşı gelen asi bir duruş öne çıkmakta. sahnedeki çiçekler ve mumlarla, o kadar gergin geçen provalara rağmen konser sırasındaki grup içi sakalasmalarla, gruba ilham verenlere verilen selamlarla acı tatlı bir veda. elbette akordu kaçan gitarlara, ufak tefek hatalara sahip ama oldukça sahici, zevk veren ama konserden sonra olacakları düşününce de hüzünlü bir kayıt.

    4,5/5 verdim gitti
    albümü en iyi anlatan şarkılar: about a girl, pennyroyal tea, where did you sleep last night
hesabın var mı? giriş yap