şükela:  tümü | bugün
71 entry daha
  • sertab erener'den bahis açıldığında genel kanı şudur: "sertab gibi ile zirve yaptı, turuncu'dan sonra bozdu". sertab gibi'den bahis açıldığında ise akla gelen şudur: "sertab'ın en iyi ama en az satan albümü". en iyi olup olmadığı tartışılır ama erener'in en kendine has albümü olduğunu söyleyebiliriz. peki bu albüm niye bu kadar beğeniliyor? neden çok satmadı? peki sertab erener neden böyle bir albüm daha kaydedemedi?

    popüler anlamdaki müzikal hayatına gün gelip kazanacağı eurovision kapılarında başlayan erener, daha sonra yetenekli vokalleri etrafına toplayıp bir nevi kendi klanını kuran sezen aksu'nun vokali olarak şeytanın bacağını kırdı. aksu ve uzay heparı ikilisinin kanatları altında sakin ol ve la'l albümleriyle pop müzikte çok iyi bir yere oturdu. ilk albüm 90lar popunun bilgisayar destekli klasik sound'unu barındıran enerjik ve duygusal şarkılar içeriyordu. la'l ise canlı enstrümanlarla kaydedilmiş, daha olgun ve muazzam bir pop albümüydü (ki sertab için bir zirveden bahsedeceksek bence bu albümden bahsetmeli. buna rağmen sertab gibi'nin o albümden daha iyi yaptığı şeyler de var). ancak la'l daha yayınlanmadan uzay heparı hayatını kaybetti. yine aynı albümün kayıt aşamasında sertab erener ciddi sağlık problemleri ile uğraşıyordu. bu da yetmezmiş gibi eşi levent yüksel'den de bu dönemde ayrıldı. yani hayat şartları sertab erener'ın yeni bir sayfa açması için elinden geleni yapmıştı.

    bir yandan da türkçe pop müzik aşırı hızlı bir şekilde kabuk değiştiriyordu. sezen aksu ve tayfası (ki bu gruba aysel gürel, şehrazat, garo mafyan gibi aksu ile dirsek teması olan kişileri de katmalı) 90'ların ilk yarısını tek başlarına sırtlasa da 1994'e geldiğimizde tarkan, kenan doğulu, mustafa sandal gibi kendi ayakları üstünde durabilen ve 90lar başının klasik klavye destekli tarzına göre daha kaliteli düzenlemelere sahip şarkılar yapan şarkıcılar çıktı. bir yandan da yeraltında yeşeren rock da ana akıma doğru çıkmaya başladı. bu dönemde sezen aksu'nun karşısına şebnem ferah çıkmıştı. ferah, hem yeni şarkıcılar gibi kendi şarkılarını yazıyor, hem de en iyisinden bir rock solistiydi. yani zamanın ruhuna tam uyuyordu. aksu, ferah'ı kendi ve eski vokalistlerinin albümlerine davet etti. böylece ferah ve sertab erener tanıştı. bu dönemde ferah, pop müziği öğrenirken, erener ise o zamana kadar bir rock müzik parodisi olan o ye dışında pek de haşır neşir olmadığı bu müziğe kapılarını açtı. gönlünün kapılarını ise o dönem ferah ile çalışan, abd'deki müzik eğitiminden yeni dönmüş gitarist demir demirkan'a açtı. demirkan, o dönem yeraltının en baba metal grubu pentagram'da çalmaktaydı. erener, beraber çalışacak birini arıyordu. demirkan ise pentagram'in çizdiği sınırların dışına çıkmak istiyordu. bu nedenle erener ve demirkan gönül ortaklıklarını müziğe taşıdı. sertab gibi ile yakın dönemde çıkan pentagram albümü anatolia'ya adını veren şarkıda sertab erener'in soprano vokal solosu vardı. anatolia, her ne kadar pentagram'ın en sevilen şarkılarından olsa da grubun albüm tanıtım konserine erener ve levent yuksel'in katıldığını duyan pentagram fanları konser başlamadan salonu popçular dışarı diye inletmiş ve bu slogan o günkü kayıdı içeren kült konser albümüne de ismini vermişti. bunun da etkisi olmuş mudur bilinmez ama kısa bir süre sonra demirkan, gruptan ayrılacak ve hard rock-pop rock arası seyreden bir solo kariyere yelken açacaktı.

    erener, sertab gibi'de yeni yol arkadaşı ile yepyeni bir tarzda yol almaya karar verdi. demirkan, sadece onun gitaristi değil, bestecisi, klavyecisi, düzenlemecisi, yani her şeyi idi. bu da albümü ilk iki albüme göre zaman zaman daha rock, zaman zaman ise sadece daha farklı ve deneysel kılıyordu. la'l da ortalama bir pop albümünden uzaktı ama sertab gibi'nin zorladığı sınırları hiçbir ana akım pop şarkıcısı zorlamamıştı. albüme katkıda bulunan diğer isimler de piyasa işlerinin çok uzağında duran katkılarda bulundular. yine de albüm öncesi verdiği bir röportajda sertab erener müziğini pop müzik olarak tanımlayıp, albümü pazar için yaptığını söylemişti. ama pazar bu albümü tam da içine sindiremedi.

    e nasıl sindirsin? albüm 1 dakikalık enstrümantal bir fahir atakoğlu bestesi uzaklara ile açılmakta. sertab'ın sesinin ne kadar berrak olduğunu gösteren, bir yandan da albümün bizi bir yolculuğa çıkaracağının sinyallerini veren bir eser bu. bu albümden bir süre sonra bir sabun reklamında burcu güneş tarafından yorumlanarak güncelliğini bir süre daha devam ettirmişti.

    değil sertab erener'in, türk müziği tarihinin en iyi pop rock şarkısı aslolan aşktır olsa gerek. "underrated" diye tanımlanır mı emin değilim çünkü seveni bol, albümün de en büyük hiti, ama bu şarkının daha da efsaneleşmesi gerekiyordu gibi geliyor bana. ama pop ve rock'ı o dönem keskin bir biçimde birbirinden ayıran türk müzik dinleyicisi herhalde bu şarkıyı belli bir kategoriye konumlandıramadı. sonuçta erener ve demirkan beraber bestelemiş. ne tam rock, ne tam pop. ayda tunç'un canım keman solosu da akılları biraz daha karıştırmış olsa gerek. sözlere eşlik etmesi kolay olsa da sözleri anlaması zor. tam olarak sezen aksu'nun ne demek istediğini anlamak belki zaman alıyor ama şarkıda orta bir noktada buluşmak uğruna geride kalan, ne aşkı ne şiddeti ortalamanın üstünde, azıcık zoru gördü mü sevmeyi bırakan korkak insanlar anlatılıyor. şarkının klibi de herhalde erener ve demirkan'nın en güzel/yakışıklı göründükleri klip. son olarak erhan akhan'ın tertemiz davuluna ve wolfgang zwiauer'ın bas gitarına da selam söylemek gerek.

    incelikler yüzünden, bir şarkıdan daha fazlası. sertab'ın böyle bir şarkı yapıp, buna klip çekerek bu ülkede başarı beklemesi tam anlamıyla bir delilik. bir şarkı düşünün ki 5 buçuk dakika sürüyor, farklı tarzlarda/hızlarda kısa kısa bölümleri var, hem vokal solosu, hem keman solosu var, hem de şarkı sözleri aşktan bahsetmiyor. bunun üstüne sen klip çekiyorsun ve klibin tamamını çocukluk görüntülerinden oluşturuyorsun. muazzam bir cesaret örneği. sezen aksu ve o sıralar kısa bir süre beraber çalıştığı pakize barışta inanılmaz güzel sözler yazmış. kendi içinde karşılaştığın çocukluğuna yaşadığın şeyleri anlatamayacak hale gelmek ne kadar hüzünlü ama bir o kadar da gerçek. incelikler yüzünden kırılmana rağmen hala insanlara incelikli davranmayı öğütlemek ne kadar idealist. hayata karşı artık yara almayacağını iddia etmek de ne kadar cesur. erener ve demirkan, çok güzel sözleri çok güzel melodilerle birleştirmiş ve türk müzik tarihine muazzam bir iz bırakmış.

    ilk iki şarkıda katkısı olan sezen aksu, üçüncü şarkı seyrüseferde sazı eline almış ve sözü müziği kendisi yazmış. şarkı ışık doğudan yükselirden fırlamış gibi. aşkın şiddetini anlattığı kısım davet'i çağrıştırırken, gelin gitme teması ben annemi isterim gibi. erener, şarkıyı çok güzel okumuş. özellikle de "la la la la" kısımlarında (ve orada tize çıktığı her an) insanı hayran bırakıyor. ama benim için her şeyin önüne geçen şey şarkının düzenlemesi. o yıllarda yurtdışında sükse yapan world music tarzına pek uygun. etnik ve elektronik çok iyi iç içe geçmiş. yurtdışında tutma ihtimali yüksekmiş ama erener ve demirkan'ın yurtdışında başarı kazanması için 2003'ü beklemesi gerekti. tüm bu altyapının demir demirkan'a ait olması çok acayip. demirkan, sadece gitarist değil, komple bir müzisyen olduğunu ilk kez bu şarkıda gösteriyor ve bu gösteri albüm boyunca devam edecek. albümün klibi ise incelikler yüzünden'in çizdiği yoldan devam ediyor ve hafiften eski bir kameranın lensinden bu sefer köyde bir düğün gösteriyor. şarkının etnik ruhuna ve nakaratına çok uyumlu. erener'in sadece son saniyelerde görünmesi de yine radikal bir hareket. aslında sanatçının bu görüntülere sonradan yerleştirildiği çok bariz olduğu için buna hiç girişmeseler bile olurmuş.

    dağ gibiyim, acayip funky bir eser. demirkan, çok iyi bir beste yapmış, amenna. gitarlar, davul yardırıp gidiyor. ama şarkının asıl gücü, üflemelilerden geliyor. mehmet çelik'in düzenlemesini yaptığı ve gmg olarak çaldıkları üflemeliler ve saksofon solo çok acayip (gmg dendiğinde de aklıma, 90'ların sonunda her törende artık bıktırıncaya kadar çalan türkiye adlı şarkıları geliyor, bilmem hatırlayan var mıdır). üflemelilere verilen bu özen erener ve demirkan'ın albümü en ince detaylarına kadar düşündüğünün bir başka göstergesi. öte yandan rahmetli turgut berkes'in vermek istediği mesajı beğensem de şarkının sözlerini çok tuttuğumu söyleyemem. girişteki "oy oy" kısmı da hafiften kulak tırmalayıcı. ama o enerjik üflemelilerin üstüne güzelce oturan erener'in caz tınılı güçlü yorumu şarkıdan yine de çok zevk almamı sağlıyor.

    benim için sezen aksu'nun eli değmeyen en güzel türkçe pop şarkısı her zaman yara olmuştur. her noktası ile muazzam bir şarkı. daha sözler girmeden levent yüksel'in bas gitarı, erhan akhan'ın bendiri ve demirkan'ın klavyesi (ki bu adam bu kadar iyi klavye çalıyorsa daha sonraki solo kariyerinde bu enstrümanı neden o kadar öne çıkarmadı anlamıyorum) şarkıyı tatlı bir mistik hava ile açıyor. bunu takiben küçük iskender'in etkileyici sözleri sertab erener'in dokunaklı yorumu ile kulağımıza ulaşıyor. erener'in performansı özellikle nakaratta çok iyi. levent yüksel'in tanıdık yorumu nakaratın gücünü daha da arttırıyor. hatta kız ve erkek sanki şarkının sözlerini birbirlerine söylüyorlarmış gibi geliyor. yüksel'in nakarat sonundaki nameleri ayrı güzel. gökhan ketenci'nin kısa saksafon solosu ve ayda tunç'un muhteşem keman solosu şarkının güzelliğini arttıran başka detaylar. yani vokalinden enstrümanına, her müzisyenin katkısı, attila özdemiroğlu güzel bestesini ve küçük iskender'in iç yaralayan sözlerini daha bile yukarı taşımış. şarkının klibi sertab erener'i yalnız ve kırılgan gösterirken, şarkının duru ve mistik havasına çok uymuş. şarkının tek kötü yanı ise öyle her istediğinde kolayca açıp dinlemenin öyle kolay olmaması. ayağına bağlanmış bir taş gibi seni kendi içine çekiyor ve bitene kadar da bırakmıyor.

    yara'nın etkisinden çıkmak için aaa!.. gibi hareketli bir şarkı gerekiyordu zaten. "aslolan aşktır" ile birlikte albümün en iyi pop rock performansı bu şarkıda. ama "aslolan aşktır" oldukça batılı olsa da "aaa!.."'da etnik motifler daha ön planda. bunların en kolay anlaşılabilir olanı herhalde kaşıklar. sertab'ın şarkıya adını veren ve demir demirkan ve o dönemki vokalisti emre altuğ'dan destek aldığı "aaa"ları da şarkıyı etnik pop rock kılan başka bir etken. şarkı içinde arka plana yedirilmiş erener'in tizleri de çok iyi. şarkının düzenlemesi oldukça başarılı. ilk kıtayı nispeten sade söyleyen sertab sözünü bitirince kemanlar heyecanı arttırıyor ve ikinci kıta ile bateri/perküsyon bize ritmi salıyor. nakaratta elektro gitar oldukça tadında kullanılmış. şarkının erener, demirkan ve şebnem ferah tarafından yazılan sözleri de çok kişisel ("demire büründüm aşk ile" ya da "sana benim aklım bakire" - ki bu cümle türkçe pop'ta duyduğum en cesur sözlerden biri). yunus emre'den ödünç alınmış "gel bana, gör beni aşkın neyledi"li nakarat da şarkının etnik havasını daha da arttırmış. yalnız şarkının adını keşke başka bir şey koysalarmış.

    yunus emre sadece aaa'da değil, bozlakda da karşımıza çıkıyor. aslı taştın yine deli gönül diye geçen şiir, bora ayanoğlu bestesi ve nesrin sipahi yorumu ile yunus adıyla hit olmuştu. burada ise attila özdemiroğlu'nun yepyeni bir bestesini dinliyoruz. şarkının da adı "bozlak" olmuş olmasına ama bu eserin neşet ertaş ile özdeşleşen, bağlama ile çalınan, iç anadolu tarzı halk müziği olan bilinen bozlak ile pek ilgisi yok. ancak bir anadolu kokusu burnumuza geliyor. sertab erener'in namelerinin ne kadar iyi olduğunu öne çıkaran bir şarkı bu. zaten ilk dakikası tamamen acapella. bir ara gökhan ketenci'nin saksofon solosu şarkıyı anadolu caz bir hale sokuyor. doğruyu söylemek gerekirse albümdeki favori şarkılarımdan biri değil, lakin bir pop müzik albümüne böyle bir şarkı alma riskini ve genel olarak yapılmaya çalışılan şeyi takdir ediyorum.

    albümün herhalde en az beğendiğim şarkısıiyi ki doğdun. dağ gibiyim'in altyapısını al, o güzelim üflemelileri çıkar, yerine garip tonlu, hafiften alaturka bir elektro gitar rifi ekle. sözleri de yani, eh diyelim. ne alaturka rifin, funky gitarla alakası var, ne de bunların iyi dilekler dileyerek mum süsleme eylemiyle bir alakası var. şarkının en güzel yeri kesinlikle fahir atakoğlu'nun keyboard solosu.

    yüz yüzeyim, ilk dinleyişte olmasa da sonraki dinleyişlerimde sevmeye başladığım, o zaman beri de çok takdir ettiğim bir şarkı. en büyük takdiri besteci yönü ile sertab erener kazanmakta. bu albüme kadar söz, müzik olarak bir tecrübesi olmasa da bu albümde demirkan'in desteği ile ilk denemelerini yapan erener, bu şarkıda beste yükünü tek başına üstlenmiş. hatta nakarat ve kıtalardaki çeşitliliği düşününce sanki bir değil de iki beste yapmış gibi. bestelediği eserin sezen aksu'nun en ağırından sözleri olması da ayrı cesaret (mesela: büyüdük dünya zamanıyla, oysa hala ana rahmindeyiz). belki de sözlerdeki ağırlık ve bestenin pop müzik formatından uzak olması şarkıyı ilk dinleyişte anlamayı zor kılıyor. şarkıda beni şaşırtan şeylerden biri de demirkan'ın oldukça iyi klavye solosu. kendisi klavye ile uğraşırken klasik gitarı erdem sökmene bırakmış. bu işin ustası sökmen de şarkıyı güzel detaylarla süslenmiş.

    yağmur güllerinde oldukça hoş bir sertab erener - fahir atakoğlu ortaklığı dinliyoruz. atakoğlu'nun klasik tarzı ile opera eğitimi almış erener zaten hep birbirine çok iyi gitmiştir. bunun da en kral örneği "la'l" olsa gerek. albümün girişinde "uzaklara" ağzımıza bir parmak bal çalan ikili yağmur gülleri ile bizi tatmin ediyor. sertab'ın en tizlere çıktığı bölüm, bir kez daha şarkıcının sesinin nerelere kadar ulaşabildiğini gösterdiği için önemli. turgut berkes'in oldukça edebi sözleri (ki şarkı sözünden çok, bir şiir gibidir) bu sefer tam yerini bulmuş. oldukça dingin bir şarkı. açıkçası bu şarkıyı da sevmem biraz zaman almıştı. bu naifliğe alışmak lazım.

    albümü oldukça samimi ve eğlenceli kera ile bitiriyoruz. kera, yüzlerce kilometre uzaktan özkan uğur şarkısıyım diye bağırsa da ilginçtir sadece sözleri uğur'a ait. müzik ise demirkan ve attila özdemiroğlu ikilisinden. yine de uğur'a özgü muzurluğu yansıtmayı başarmışlar. ortalarındaki o "aaaa" diye bağrılan kısmı albümdeki "aaa!.." şarkısını hatırlatmıyor değil. "aslolan aşktır" ile enerjik açılan albümü kapamak için uygun bir eser. doğrusu başka bir konseptte çok da ilgimi çekecek bir şarkı olmayabilirdi ama erener'in içinden geldiği gibi, samimi bir şekilde hazırladığı albümü, tüm vokalleriyle, kafasına estiği gibi ve mutlu bir şekilde kapatması çok hoş durmuş.

    eee, albüm böyle. peki neden tutmadı? e niye tutsun? kral tv'de çalan şarkılar gibi basit düzenlemeler, tekerleme sözler yok. şarkılar inceliklerden, kalbimizdeki yaralardan, yağmur güllerinden, yüzleşmelerden bahsediyor. klipleri laf olsun diye değil, izleyene bir şeyler katsın ya da onların kalbine dokunsun diye çekilmiş. albüm kapağında sanatçının gülen yüzü yerine, gri (belki de demir) bir çiçek var. hatta üşenmemişler, cd'yi, şarkı notaları, kayıttan kamera arkası görüntüleri gibi o zaman için çok yenilikçi multimedyalar ile yayınlamışlar. hani derler ya bazı eserler için "zamanın ilerisindeydi, anlaşılamadı". işte o albüm bu. her ne kadar la'l gibi müzikal tarzı daha derli toplu durmasa, her şarkısı bir şaheser olmasa da yapmaya çalıştığı çoğu riskli denemenin altından aslan gibi kalkan, çok değerli bir albüm bu. bu deneme istediği gibi tutmayınca sertab erener, 2000 yılında aysel gürel'in yine güzel ama daha sade sözlerine dayanan, bestelerde daha farklı sanatçılardan yararlanılan ve bir de "bende de bak ne ses var kardeşim" dedirtmek için eklenen alakasız cover şarkılardan oluşan bir albüm ile yoluna devam etti. zaman içinde maalesef bazen "elimden de her iş gelir"i zorladı. politik anlamda etliye sütlüye karışmayan, müzikal anlamda diva, kişisel anlamda biraz irite edici kadar sağlıklı yaşam, kuantum, meditasyon bağımlısı bir imaj çizdi. ara ara çok sağlam şarkılar çıkardı. bazı işleri ise zaman zaman eleştirildi. ama yine de "sertab gibi" seviyesine ulaşmasa da yeni şeyler denemeyi hiç bırakmayan bir isim oldu sertab erener. ayrıca sanatçı bu albümünün hakkını her zaman teslim etti. zaman içinde ise "sertab gibi" sonraki nesil tarafından çok sevildi.

    4/5 verdim gitti.
    albümü en iyi anlatan şarkılar: aslolan aşktır, yara, seyrüsefer
7 entry daha