şükela:  tümü | bugün
10 entry daha
  • eritrositlerin en önemli fonksiyonu, oksijeni akciğerlerden dokulara götüren hemoglobini taşımaktır. bazı aşağı grup hayvanlarda hemoglobin eritrositle içinde değil, serbest olarak plazmada dolaşır. eğer insanda, plazmada serbest olarak bulunsa idi, kanın kapillerlerden her geçişinde % 3 kadarı, kapiller membrandan doku aralarına ya da böbreğin glomerül membranından bowman kapsülüne sızardı. böylece, hemoglobinin kan dolaşımında kalması için eritrositlerin içinde bulunması zorunludur.23
    alyuvarların basitçe hemoglobini taşımaları yanında başka fonksiyonları da vardır. örneğin, büyük miktarda karbonik anhidraz içerirler. karbon dioksit ile su arasındaki reaksiyonu katalize eden bu enzim sayesinde reaksiyonun hızı binlerce kat artar. bu hızlı reaksiyon, kanda suyun, büyük miktarda karbon dioksit ile birleşmesini ve böylece onun, bikarbonat iyonları (hco-3) şeklinde dokulardan akciğerlere taşınmasını sağlar. keza, hücre içindeki hemoglobin (proteinlerin çoğu için doğru olduğu gibi,) mükemmel bir asit-baz- tamponudur. öyle ki, alyuvarlar bütün kanın tampon gücünün % 50'sinden sorumludurlar. bu özel fonksiyonlar metin içinde başka yerde tartışılmıştır. şimdilik sadece' işaret etmekle yetiniyoruz.

    alyuvarların şekli ve büyüklüğü

    normal alyuvarlar, ortalama yarıçapları yaklaşık 8 mikron, kalınlıkları en kalın noktalarında 2 mikron, merkezde l mikron ya da daha az olan, bikonkav disk şeklindedir. eritrositlerin ortalama hacmi 83 mikron küptür. eritrositler kapiller damarlardan geçerken şekilleri önemli ölçüde değişebilir. aslında alyuvarlar hemen her şekle deforme olabilen bir "torba" gibidir. dahası, normal eritrositler, içlerinde taşıdıkları maddelerin miktarına oranla çok geniş bir hücre membranına sahiptirler, böylece deformasyon sırasında membran gerime uğramaz ve öteki hücrelerdeki gibi yırtılmaz.

    kanda eritrosit konsantrasyonu

    normal olarak erkekte ortalama eritrosit sayısı milimetre küp kanda 5,200,000 (±300,000); kadında 4,700,000 (± 300,000)dır. şekil 4-1'de görüldüğü gibi eritrosit sayısı cinse ve yasa göre değişmeler gösterir.
    keza, kişinin yaşadığı yükseklik de alyuvar sayısını etkiler.

    hücrelerdeki hemoglobin miktarı.

    alyuvarlar 100 cm3 de sıvıları içinde yaklaşık 34 g hemoglobin konsantre etme yeteneğine sahiptir. konsantrasyon hiç bir zaman bu değeri aşamaz; çünkü bu, hücrenin hemoglobin sentez mekanizmasının metabolik sınırıdır.
    bununla beraber kemik iliğinde hemoglobin yapımı yetersizse, hücrelerin hemoglobin konsantrasyonu önemli ölçüde bu değerin altına düşer, aynı zamanda hücreyi dolduran hemoglobinin azalmasına bağlı olarak, eritrositlerin hacmi de küçülür.
    hematokrit (kanın % eritrosit değeri normal % 40 – 45) ve hücrelerin hemoglobin değeri normal olduğu zaman, erkekte kanda %16 g, kadında ortalama %14 g hemoglobin bulunur. 1 g saf hemoglobin yaklaşık 1,39 ml oksijen bağlayabilir. böylece erkekte 100 ml kanda 21 ml üzerinde, normal kadında ise 19 ml oksijen taşınabilir.

    hemoglobin yapimi

    hemoglobin sentezi proeritroblastlarda başlar ve önemsiz düzeyde de olsa retikülosit evresinde bile devam eder. çünkü retikülositlerer kemik iliğini terk edip kana geçtikten sonra az miktarda da olsa bir - iki gün hemoglobin yapımını sürdürürler.
    şekilde hemoglobin oluşumunun temel kimyasal aşamalarını göstermektedir. krebs siklusunda süksinil-coa oluşur, glisin ile bağlanarak pirol molekülünü oluşturur. ardından dört pirol birleşerek protoporfirin ix 'u yapar, daha sonra demir ile birleşerek hem molekülünü oluşturur. en sonunda her hem molekülü ribozomlarda sentezlenen globin adlı bir uzun polipeptid zinciri île bağlanarak hemoglobinin bir alt üniti olan bir hemoglobin zincirini yapar. bu zincirlerin herbirinin moleküler ağırlığı yaklaşık 16 bindir, dört tanesi gevşekçe bağlanarak tüm hemoglobin molekülünü oluşturur. farklı hemoglobin alttiplerinde polipeptid kısmın amino asit içeriğine bağlı olarak çeşitli hafif farklılıklar vardır.
    zincirlerin farklı tipleri, alfa zincirleri, beta zincirleri, gama zincirleri ve delta zincirleridir. erişkin insanda en sık rastlanan hemoglobin çesidi olan hemoglobin a iki alfa zinciri ve iki beta zincirinin birleşmesinden oluşur. her bir zincirde bir hem prostetik grubu olduğu için her hemoglobin molekülünde 4 demir atomu vardır, bunların her biri bir molekül oksijen bağlayabildiğinden her hemoglobin molekülü ile dört molekül oksijen (8 atom oksijen) taşınabilir. hemoglobin a’nın moleküler ağırlığı 64,458dir.
    hemoglobin zincirlerinin doğası hemoglobinin oksijen bağlama eğilimini belirler. zincir anormallikleri hemoglobin molekülünün fiziksel niteliklilerini değiştirebilir. örneğin orak hücreli anemide iki beta zincirinin her birinde bir noktada glutamik asit valin aminoasidi ile yer değiştirmiştir böyle bir hemoglobin düşük oksijen basıncında kalırsa, alyuvarlar içinde uzunluğu bazen 15 mikrometreyi bulan kristaller oluşturur. bu da hücrelerin çok küçük kapillerden geçmesini hemen hemen olanaksız hale getirir ve kristallerin
    sivri uçları hücre membranlarını yırtarak orak hücreli anemive neden olur.

    hemoglobinin oksijenle birleşmesi

    hemoglobin molekülünün en önemli özelliği oksijenle gevşek ve tersinir
    olarak bağlanma yeteneğidir. vücutta hemoglobinin başlıca fonksiyonu akciğerlerde oksijenle bağlanabilme ve ardından oksijen gaz basıncı akciğerlerden çok daha düşük olan doku kapillerlerinde, bırakma yeteneğine bağlı olduğundan bu nitelik solunum sistemi ile ilişkilidir. oksijen, hemoglobin molekülündeki demiri iki pozitif bağı île birleşmez. bunun yerine demir atomunun koordinasyon bağlarından bir tanesi ile gevşekçe bağlanır. bu aşırı derecede zayıf bir bağdır, bu yüzden birlik kolayca bozulabilir. ayrıca oksijen iyonik oksijen değildir. iki oksijen atomundan oluşan moleküler oksijen halinde taşınır, dokularda bağlantının zayıflığı ve kolayca tersinir olması nedeniyle iyonik oksijen yerime çözünmüş moleküler oksijen halinde doku sıvılarına geçer.

    alyuvarların vücuttaki yapım yeri ve üretimi

    embriyonal haftanın ilk birkaç haftasında primitif nükleuslu elektrositler vitellüs kesesinde gelişir. gebeliğin ilk trimesterinin o/8rtalarına doğru karaciğer eritrositlerin yapıldığı başlıca organdır. aynı zamanda oldukça önemli miktarda eritrosit dalak ve lenf düğümlerinde de gelişir. daha sonra, gebeliğin sonuna doğru ve doğumdan sonra, eritrositler sadece kemik iliğinde üretilir. beş yaşına kadar bütün kemiklerin iliğinde eritrosit
    üretimi olmaktadır. fakat yaklaşık 20 yaşından sonra, humerus ve tibyanin proksimal bölümleri dışında, uzun kemiklerin iliği yağlı ilik durumuna geçer ve artık eritrosit üretimi yapmaz. bu yaştan sonra alyuvarlar, sternum, kaburga ve kalça kemikleri gibi membranöz kemiklerin iliğinde gelişir. hatta bu kemiklerde bile yaş ilerledikçe üretim azalır. bazen çeşitli faktörler kemik iliğini uyararak, çok fazla miktarda eritrosit yapımına neden olur. bu koşullarda, üretimi durdurmuş olan iliklerde yeniden hücre yapımı olduğu gibi, aktif ilik de hiper pilaziye olarak normalden çok daha fazla entrosit üretir.
    alyuvarların gelişmesi. kemik iliğinde bulunan pek çok plüripotent hemopoetik stem hücreden (çok yönlü potansiyele sahip hemopoetik kök hücre), her tip kan hücresi gelişebilir. bu hücreler kişinin yaşamı boyunca kan hücresi üretirler, fakat sayıları yaşla azalır. kök hücreler tek yönlü, unipotent stem hücreye dönüşerek alyuvar ya da akyuvar gibi belirli tıp hücrelerin gelişmesi ne neden olurlar. bu hücrelere çoğu kez yönlendirilmiş hücre adı verilir. bununla beraber bu ünipotent hücreler morfolojik görünümleri bakımından ayırt edilemezler. gerçekte, plüripotent hücreler gibi geniş lenfositlere benzeyen bir görünümleri vardır. eritrositer seriye ait belirlenebilen ilk hücre proeritroblasttır. uzun süreli uyarı ile siern hücrelerden çok sayıda bu hücreler oluşur. proeritroblastlar bir kere oluştuktan sonra, birçok kez bölünerek 8-16 tane olgun alyuvar meydana getirirler. proeritroblastlardan oluşan ilk kuşak, bazik boyalarla boyandığı için bazofil entroblast adını alır; bu evredeki hücrede çok az hemoglobin sentezi olur. bundan sonraki evre olan polikromatofil eritrolblastlar, yeteri kadar kırmızı hemoglobin oluştuğu için polikromatofilik görünüm alırlar. daha sonraki bölünmelerde büyük kırmızıya boyanan husrelere ortokromatik eritroblast denir. sonunda bu hucrelerin sitoplazması % 34 oranında hemoglobinle dolduktan sonra nükleusları çok küçük bir hacme yoğunlaşır ve hücreden atılır. aynı zamanda endoplazmik retikulum reabsorbe olur. bu evredeki hücrelere, golgi organı kalıntısı, mitokondri ve pek az öteki endoplazmik organalleri içeren az miktarda bazofilik materyal taşıdığı için retikülosit adı verilir. retikülosit döneminde hücreler (membran porlarından sıkışarak) diyapedez ile kan kapillelerine geçerler. retikülositlerde kalmış olan bazofilik materyal normal olarak bir iki gün içinde kaybolur, böylece olgun eritrositler meydana gelir. retikülositlerin ömürleri çok kısa olduğundan kanın bütün alyuvarları içindeki konsantrasyonları % l'den daha azdır.

    eritrositlerin yapımı için gerekli vitaminler

    olgunlaşma faktörü — vitamin b12 (siyanokobalamin). b13 vitamini bütün vücut hücreleri için esaslı bir besin maddesidir. bu vitaminin eksikliğinde dokuların büyümesi genel olarak ağır bir şekilde deprese olur. bu b12 vtamininin dna sentezi için gerekli olmasından kaynaklanır. bu vitaminin eksikliği nukleusun olgunlaşmasını duraklatarak bölünmenin geri kalmasına yol açar. alyuvarların üretildiği doku, bütün vücut dokuları içinde en çabuk büyüyen ve proliferasyona uğrayanlar arasında olduğundan b12 vitamini eksikliği eritrosit üretim hızını özellikle inhibe eder. kemik iliğindeki eritroblastik hücreler hızlı proliferasyon göstermedikleri gibi, normalden daha büyük megaloblastik hücrelere dönüşürler. makrosit adı verilen olgun eritrositler geniştir ve ince, düzensiz bir membrana sahip olup, normal disk şekilleri yerine oval biçimde görülürler. az sayıda oluşan bu makrositler dolaşıma katıldıktan sonra, oksijen taşıma yeteneğine sahip olmakla birlikte frajil olduklarından normalin ancak 1/2, 1/3'ü kadar kısa ömürlüdür. böylece b12 , vitamini eksikliği eritropoez sürecinde olgunlaşma bozukluğuna yol açar. anormal şekilli hücrelerin nedeni şöyle açıklanmaktadır: dna sentezindeki yetersizlik hücrelerin bölünme hızını yavaşlatırken, rna yapımını engellemez. böylece, normalden daha fazla rna oluşarak, öteki bütün sitoplazmik içeriğin, hemoglobin dahil, aşırı miktarda gelişmesine neden olur, bunlar da hücreyi büyütür.ayrıca, hücrenin bazı genlerinin anormal replikasyonla hücrelerdeki öteki anormalliklere yol açması da olasıdır.

    alyuvarlarin yikimi

    alyuvarlar kemik iliğinden dolaşım sistemine çıktıkları zaman normalde yıkılmadan önce ortalama 120 gün dolaşımda kalırlar. olgun alyuvarlarda çekirdek mitokondri veya endoplazmik retikulum olmamasına rağmen, yine de glikozu metobolize edebilen az miktarda adenozin trifosfat ve özellikle niktinamid adenin dinukleotid fosfatın redükte formunu (nadph) oluşturabilen stoplazmik enzimler vardır.nadph alyuvarlarda çeşitli önemli yollarda role sahiptir (1) hücre membranının şekil değiştirebilmesini devam ettirir. (2) iyonların membrandan geçişini sürdürür. (3) hücrenin hemoglobinindeki demiri ferrik form yerine (oksijen taşıyamayan methemoglobin oluşumuna neden olur) ferros formda tutar ve (4) alyuvarlardaki proteinlerin oksidasyonunu önler. alyuvarlardakı bu metabolik sistemler zamanla giderek daha az aktif hale gelir ve yaşamsal olaylar zayıfladığı için hücre daha kırılgan (frajil) olmaya başlar.
    alyuvar membranı kolay zedelenebilir hale gelmeye başladığında, dolaşımdaki bazı dar noktalardan geçerken hücreler yırtılır. alyuuvarların çoğu dalağın kırmızı pulpasından geçerken sıkışarak parçalanır. burada 8 mikrometre çapındaki alyuvarların geçmesi gereken kırmızı pulpanın yapısal trabekülaları arasındaki aralık 3 mikrometre genişliktedir. dalak çıkarıldığı zaman dolaşan kandaki anormal hücrelerin ve yaşlı hücrelerin sayısı belirgin şekilde artar.

    alyuvarlar vücudun çeşitli kesimlerindeki fakat özellikle karaciğerde (kupffer hücreleri) dalakta ve kemik iliğindeki makrofajlar tarafından hızla fagasite edildiğinde hemoglobin açığa çıkar. sonraki birkaç saat ile gün içinde makrofajlar hemoglobinden demiri ayırarak kana geri verirler. demir ile kandaki transferrin yine taşınarak ya kemik iliğinde yeni alyuvar üretiminde kullanılır veya karaciğer ve diğer dokularda ferritin halinde depolanır. hemoglobin molekülünün porfirin kısmı makrofajlarda bir dizi değişim basamağından geçerek safra pigmenti biluribine çevrilip kana verilir. ve sonra karaciğer tarafından safraya sekrete edilir.
35 entry daha