şükela:  tümü | bugün
29 entry daha
  • sue savage-rumbaugh diyor ki dildeki "yapan ben" ve "deneyimleyen ben" ayrımı bize bilinç yanılsamasını verir. bu elbette sadece bir tane primatolog kadının gündüz düşü değil. ufak ufak geriye giderseniz her nesilde benzer şeyler söyleyen düşünürlerle karşılaşırsınız.

    mesela alan turing 1950'deki imitation game makalesinin girişinde "düşünen makineler olabilir mi?" sorusunun anlamsız olduğunu söylüyor. makineden ve düşünmekten ne anladığınıza göre cevabı istediğiniz yere çekersiniz. turing test denen şeyi de zaten bu konuya net bir bakış açısı getirmek için geliştiriyor.

    daha geriye gidersek de charles sanders peirce diyor ki "insan düşüncesinin geldiği en üst noktalar, hatta bilim bile, bir çeşit hayvansal dürtünün özelleşmesidir.".

    biraz daha geriye gidersek de baruch spinoza ile karşılaşıyoruz. "havaya attığım bir taş dile gelseydi kendi isteğiyle uçtuğunu söylerdi" diyor ve bilinç gibi şeylere hiçbir önem atfetmiyor bu anlamda. bilinç laftır diyor kısaca.

    kim olduğunu hatırlamıyorum ancak bilinç kavramının insanları köleleştirebilmek, toplu halde yaşamalarını sağlayabilmek için bundan 4-5 bin yıl önce mısır'da yavaş yavaş icat edildiğini söyleyenler de var. benzer şekilde eski yunan metinlerinde bilincin bugünkü gibi anlaşılmadığına dair kanıtlar getirenler de var.

    yani ilk olarak, bilinç zaten çok tartışmalı bir konu. insanlık seviyor "bilinç" fikrini çünkü hayvan değilmişiz gibi hissettiriyor. yakın zamandan rahmetli macar zihinbilimci/felsefeci zoltan torey'in birkaç tane kitabı var, "hayvanda bilinç olmaz farkındalık olur en fazla" diyor mesela. kendimizi hayvandan ayırmak istiyoruz bir şekilde. bilinç kavramına da biraz dikkatli yaklaşmak lazım bu yüzden.

    yapay zeka kısmına gelirsek de aslında başlığı açan arkadaşın naifçe farkına vardığı şeyi filozoflar on yıllardır tartışıyorlar. symbol grounding problem olarak düşünülebilir yapay zeka alanındaki.

    bir takım temsilleri manipüle ederek dış dünyaya nasıl karşılık gelebilir yaptığımız makineler? soru en temelde bu. yapay zeka felsefesi yapanlar arasında da buna en fazla kafayı takanlar hubert dreyfus, john searle ve yakın zamandan michael wheeler.

    wheeler çok bir şey söylemediği, genel hatlarıyla dreyfus'u taklit ettiği için onu anlatmakla zaman kaybetmeyeceğim. wheeler şarlatanlıktır.

    dreyfus referansını martin heidegger ve maurice merleau-ponty'den alıyor. özetle diyor ki yapay zekaların dış dünyaya karşılık gelebilmeleri için, insan gibi düşünüp tepki verebilmeleri için, insan benzeri deneyimlere sahip olabilmeleri için insandaki yeteneklere sahip olmaları gerekir. yani dokunabilmeleri lazım, görebilmeleri lazım, duyabilmeleri lazım... ve yine yapay zeka'daki en büyük problemlerden biri olan frame problemi ancak bu şekilde çözülebilir diyor. bağlamı kendiliğinden oluşturabiliyor olmalı makine dediğimiz şey.

    dreyfus'u pek sevmez mühendis kafasıyla yapay zeka ile uğraşanlar ancak gizli gizli onun bu fikirlerini uyguluyorlar. mesela marvin minsky bu fikirleri kendi gece otururken bulmuş gibi yapıp bir anlamda çalıyor doğrudan. charles fillmore, roger schank ve gibi madrabazlar da aynı fikirleri alıp kendi versiyonlarını ortaya atıyorlar yeni bir şey söylermiş gibi.

    ne yazık ki hiçbiri dreyfus'un bahsettiği sorunlara cevap veremiyor çünkü frame tanımlayarak, scheme üreterek çözülebilecek bir şey değil dreyfus'un dikkat çekmeye çalıştığı problemler. ve hazır yeri gelmişken gönül rahatlığıyla belirtebilirim ki minsky, schank, fillmore gibi adamlar eline fırsat geçmiş madrabazlar en temelde. hiçbir özgün fikir üretemeden 50 yıl bu işlerden ekmek yiyen, onlarca saçma sapan popsci kitabı yazıp milletin de aklını bulandıran yardakçılar hepsi.

    bir diğer hokkabaz john searle de aynı soruna başka bir noktadan ulaşıp diyor ki ya çin odası ne olacak? çin odası searle'ün -sanırım 1980'de- tertiplediği bir düşünce deneyi. bir tane oda düşünün. içinde bir tane adam oturuyor. odada bir sürü ufak tablet var. odaya üzerinde çince bir şeylerin yazdığı tabletler veriyorlar, odanın içindeki insan veya her neyse doğru tableti bulup eşleştiriyor ve cevabı döndürüyor dışarı. odanın içindeki adam veya maymun çince bilmek zorunda değil. tabletleri nasıl yorumlayacağının kuralları var. "dışarıdan x tabletini verirseler, y geri döndüreceksin" gibi bir sürü kural var.

    searle diyor ki, şimdi bu sistem çince biliyor mu diyeceğiz? olası her durumu içine önceden yerleştirdik diye çince konuşuyor anlamına mı geliyor bu oda veya bu adam? searle'e göre cevap elbette hayır, kocaman bir hayır. ve günümüz bilgisayarları ne yazık ki tam da böyle çalışıyor, yapay zeka ne yazık ki tam da bu kafayla iş yapmaya çalışıyor. en azından searle'ün bu fikri ortaya attığı dönemde tam olarak durum buydu.

    searle'den 10-15 yıl sonra jordan pollack çıkıyor ve diyor ki sadece o bahsettiği çin odası değil, ortalama çinli bile çinceyi bizim varsaydığımız şekliyle bilmiyor. kafasında mükemmel şekilde kurgulanmış bir çince ve ona soyut, idealize şekilde yönelen bir zihin falan yok. kullanıla kullanıla kaşarlanmış sinirsel yapılar var. yani sandığınız gibi anlam da yok, keskin şekilde tanımlanabilecek bir dil de. kullanım var. deneyim var. bağdaşımlar va.

    osurup osurup ipe dizmenin felsefe sayıldığı anglo-sakson geleneğin bu sorulara cevap vermesi ne yazık ki çok zor. gelinebilecek en iyi yer dreyfus falan anlayacağınız. bu tartışmalarla ilgili daha fazla bilgi ve kendi cevaplarınızı inşa etme şansı için:

    dreyfus: http://cspeech.ucd.ie/…/whyheideggerianaifailed.pdf

    searle: http://cogprints.org/7150/1/10.1.1.83.5248.pdf
    https://plato.stanford.edu/entries/chinese-room/

    pollack: https://www.researchgate.net/…mindless_intelligence

    wheeler: https://mitpress.mit.edu/…structing-cognitive-world

    bu şarlatanlıklarla uğraşmak istemiyorum, gerçek yapay zeka felsefesi nerededir diyorsanız ne yazık ki önce bu şarlatanlıklara bir göz atmanız lazım. sonrasında ise gottfried leibniz, charles sanders peirce, gottlob frege, alan turing ve biraz da david hume ve george berkeley okuyabilirsiniz. "yapay zeka" ismi 1956 yılında john mccarthy tarafından icat edildi, bu yüzden daha önce yazanlar mecburen başka isimler altında yazdılar aynı konuya dair fikirlerini. lafların farklılığı sizi yanıltmasın.
60 entry daha