şükela:  tümü | bugün
247 entry daha
  • uzaylılar, ufolar, ultrasonlar, kar adamları, mansiler, koca ayaklar, vahşi hayvanlar, kgb, nükleer sızıntı, atom bombası, gizli polis, derin devlet...

    cevapları herkes buralarda arıyor. bu bir tür refleks. cevap buralarda değil, işte tam da bu yüzden bu vaka tariflenemeyecek kadar korkunç. cevap sadece ve sadece çetin doğa şartları altında karar verme yetisini, ferasetini, basiretini kaybeden gençler.

    doğaüstü bir takım güçler veya çok ince ayrıntısına kadar kurgulanmış komplo teorileriyle zaman harcamanın hiçbir mantığı yok. eğer cevap bunlardaysa zaten yapabileceğimiz hiçbir şey yok. ancak vakayı kulak ucuyla duymuş, göz ucuyla incelemiş herkes fark edecektir ki ortada doğanın haşmeti, dehşeti ve son olarak vahşeti dışında hiçbir şey yoktur.

    yürüyüşün ilk günü 28 ocak 1959'dur. yürüyüşe başlayacakları noktaya kadar trenle ve kiraladıkları atlarla gelmiştir on kişilik ekip. evet başlangıçta on kişidir ekibimiz ancak yürüyüşün ilk günü jeolog yuri yudin geri dönme kararı almıştır. hastalığını bahane etmiştir fakat quartz ve pirit dışında hiçbir mineral bulamaması da bir sebep sayılabilir, ilgisini çekecek bir şey yoktur bu güzergahın soğuna katlanmasını gerektirecek kadar. yuri kazağını ve bir takım işe yarayabilir malzemesini gruba bırakır ve gerisin geri döner.

    grup 9 kişi kalmıştır. 8 tanesi 20-23 yaş arası gençlerden oluşmaktadır. aralarında bir de 38 yaşında, savaş kahramanı semyon zolotaryov vardır. zolotaryov, rus ordusunda kimsenin almadığı kadar eğitim almış ve yine çok azının kazandığı kadar madalya kazanmış bir savaş kahramanıdır. konu üzerine kafa yoranlar genelde bu bağlantıdan dolayı kgb'yi vs işin içine sokmaktadırlar. semyon büyük ihtimalle devlet için bir takım gizli işler yürütmektedir ancak mevcut gezinin bunlarla bir ilgisi yoktur. rusya'nın her türlü ikliminde her türlü savaşı vermiş bir adamın hamlamamak için katıldığı, gençlere göz kulak olacağı 3-4 günlük bir yürüyüştür sadece. tehlikelidir, ancak semyon çok daha tehlikelilerine girip çıkmıştır. doğanın gücünü bilmektedir ve amacı onunla kavga etmek değil, onunla anlaşmaktır.

    kalan gençler ne yazık ki ne bu kadar akıllı ne bu kadar eğitimli ne de bu kadar deneyimlidir. göstermelik olarak igor dyatlov grubun lideridir. henüz 23 yaşındadır. kayak ve doğa eğitimini tamamlamaya çalışan hevesli bir gençtir. kız arkadaşı veya yavuklusu diyebileceğimiz zinaida kolmogorova da gezide kendisiyle birliktedir. hem sevgilisine hem kendisine hem otoritelere hem de doğaya kanıtlamaya çalışmaktadır yeteneklerini ve azmini dyatlov.

    ekibin kalanında, hikayenin anlaşılır olması için spesifik olarak önemli başka karakter yoktur. bir kadın daha vardır ve kalanlar erkektir. bir tür cinsel gerilim olabileceği düşünülebilir. ancak bunun da ötesinde genç ve deneyimsiz bir ekip oldukları gerçeği aslında bizim için önemlidir. gruptakilerin neredeyse hiçbiri daha önce bu çapta bir göreve katılmamışlardır. dyatlov'a güvenmek zorundadırlar. ne yazık ki dyatlov da ne yaptığını pek bilmemektedir ancak çaktırmamaya çalışmaktadır.

    ilk birkaç gün (28-29 ocak) işler genel hatlarıyla yolundadır. doğa kırıcıdır ancak hava güneşlidir. güneşli havada -10 derece çok da ciddi bir tehlike değildir fiziksel olarak. ancak güneşli hava doğanın, tabiatın gülen yüzüdür. asıl önemli olan da budur bu vakayı inceliyorsak. hava güzelken, günde 10-15 km yol kat ederken kimse umutsuzluğa ve karamsarlığa kapılmaz.

    semyon dışında hiç kimse daha önce böylesi bir coğrafyada bu kadar uzun süre geçirmemiştir. coğrafya yavaş yavaş kanlarına girmeye başlar. gruptakilerin not defterlerine bakarsanız hepsi mansi dilinden bir sürü şeyi not almıştır. hatta bazıları günlük herhangi bir şey yazmak yerine sadece mansi dilindeki bir takım kelimeleri not almışlardır.

    coğrafya zaten korkutucudur ancak mansi fikri daha da korkutucudur. bu soğukları yuva bellemiş kadim bir kabile. yazılı bir dilleri var. 5-10 bin kişiler sadece ve görünmeseler de aslında her yerdeler. ekip ne zaman ağaçların arasına girse bir sürü mansi işaretiyle karşılaşıyor, onları yorumlamaya çalışıyor. ne kadar korkutucu ve tekinsiz olabileceğini herkes kendi adına hissetmeli, buradan anlatarak verebileceğim bir duygu değil bu. dyatlov grup güncesine 30 ocak'ta "mansi, mansi, mansi" diye yazıyor örneğin. diyor ki artık her konuşmada mansi geçiyor, sürekli onlara kafa yoruyoruz, yorumlamaya çalışıyoruz.

    bu bir tür dışavurum aslında. ufak bir grubun hepsi içten içe bu mansilerden korkuyor ama pek de çaktırmamaya çalışıyorlar. sürekli mansi konusu açılıyor, sürekli etrafta onların izlerini görüyorlar, ne zaman ormanlık alana girseler takip edildiklerini ve izlendiklerini düşünüyorlar. bu duyguları başka bir canlının bölgesine girmeyen birinin hissetmesi, anlaması ne yazık ki pek mümkün değildir. bir kurt sürüsünün, bir ayının ve hatta bir baykuşun sizi izlemesi fikri bile korkutucuyken buraları evi bellemiş bu ilginç insanların sizi izliyor olması fikri delirticidir. evet. grup yavaş yavaş delirmektedir. mansi fikri, aşılamayan soğuklar, her yerin aynı olması, medeniyete dair hiçbir emarenin olmaması ve tüm bu yolun bir türlü bitmemesi... yavaş yavaş delirtir ekibi tüm bunlar. yürüyüşün ilk günlerindeki heves ve heyecan yerini gerilim ve telaşa bırakmıştır.

    31 ocak'taki grup güncesine "saatte sadece 1.5 km yürüyebiliyoruz" diye utanarak ve sıkılarak ekler igor dyatlov. bir lider olarak yetenekleri sorgulanmaktadır. nehir kenarından yürüyemezler buzludur, ormanlıktan yürüyemezler hem korkutucu gelir hem de engebelidir, büyük açıklıklar ise çok karlı ve soğuktur. grup ve lider yavaş yavaş kontrollerini kaybetmektedirler. günde 3-5 km mesafe kat etmektedirler ve yolun kalanı sürekli gözlerinde büyümektedir. sürekli akıllarına mansiler ve mansilerin "ölüm" diye adlandırdıkları dağ gelir. o dağın eteklerindedirler. dağın gölgesindedirler tüm bunlar olurken. binlerce yıldır bu topraklarda yaşayan insanların bir bildiği vardır, bundan emindirler. eşyalarının bir kısmını ormanın içine bırakırlar dönüş yolunda kullanmak için. dönüş yolu fikri bile açıkçası şüphelidir, eşyaları bırakmanın bir anlamda bilinçaltı düzeyde verilmiş bir karar olduğu düşünülebilir. grup bu işin olurunu artık görememektedir.

    1 şubat'a yani gecesinde tüm olayların gerçekleşeceği güne gelindiğindeyse, grubun günlük aktiviteleri tam anlamıyla faciadır. sadece 2.5 km yol kat edebilirler. grupta ufak çaplı kavgaların, tartışmaların olduğu su götürmezdir. kamp bölgesi olarak "ölüm" dağının eteklerindeki ufak bir tepeyi seçerler. orman hattından 1.5 km uzaktadır bu tepecik. iki taraftan gelen rüzgarı kesmektedir ancak diğer iki yönde açıktır. çığ tehlikesinden dolayı böyle bir karar aldıkları düşünülebilir ancak kimse neden 1.5 km uzaklıktaki orman hattında kamp kurmadıklarını bilmemektedir. yakacak odun da ormandadır, ağaçlar rüzgarı da kesmektedir. ancak grubun psikolojisi onları ormandan uzak tutmaktadır.

    grup çatırdamaktadır. son 2-3 günde yaklaşık 10-15 km mesafe kat etmişlerdir. soğuktur. kasvetlidir. mansiler sürekli akıllarına girmektedir. "ölüm" dağının eteklerinde olmak fikri bile rahatsız edicidir. dyatlov'un otoritesi sorgulanmanın ötesinde delik deşik olmuştur. semyon dışında herkes öleceklerinden emindir. semyon daha önce onlarca kez böyle durumlarda kalmıştır. geceyi atlatabilirse gündüz her türlü işine bakabileceğini bilir. çünkü 4 gündür yürüyerek geldikleri mesafeyi tek günde geri yürüyebileceğinden emindir.

    saat 6-7 civarı akşam yemeklerini yerler. dyatlov grup güncesine not almaz 1 şubat'ta. o yüzden tam olarak nasıl bir ortam olduğunu söylememiz mümkün değildir. ancak birkaç saat sonra olacaklara bakarak neler yaşandığını çıkarabiliriz.

    gece yarısına yakın bir saatte grupta tartışmalar alevlenir. kimse mutlu değildir, birçoğu öleceklerini düşünmektedir, sigara-içki gibi stres atacakları şeyler yoktur, mansi fikri hepsini ölesiye korkutmaktadır ve "ölüm" dağının eteklerindeki bir tepede -30 derece havada bir anlamda mahsur kalmışlardır. "mahsur kalmak" ilginç bir fikirdir. kendine güvenen semyon büyük ihtimalle böyle düşünmemektedir. diğerlerinden daha rahattır. rusya'nın her türlü coğrafyasında her türlü savaşı vermiştir, gece ölmüyorsanız ölmezsiniz, bunu bilir.

    iki yuri (doroshenko ve krivonischenko) ile dyatlov arasındaki tartışma harlanmaya devam eder. buz baltaları ve bıçaklar çekilmiştir, yuri'lerden birisi (hangisi emin olamıyorum) bir tür panik atak nöbeti geçirmektedir. hava almak ister, ruhu ezilmektedir. bu hengamede çadırın kanvasını delmeye başlar. dyatlov ona saldırır. tüm bunlar olurken çadırda anatomik hasarlar meydana gelir, çadır yan yatmaya başlar, duvarlarında bir insanın geçebileceği büyüklükte bir delik oluşmuştur ve o delikten koşarak çıkar yuri. diğer yuri de onu durdurmak için peşinden koşar. kavga ederek, birbirlerini itip kakarak karanlığa doğru süzülürler. grup lideri dyatlov da hemen arkalarından karanlığa dalar. bilir ki bu soğukta o halde dayanmaları mümkün değildir. belki de dyatlov da kavga edenlerden biridir, buralardan asla emin olamayacağız.

    bu üç eleman üstlerinde neredeyse hiçbir şey olmadan tepeden aşağı doğru gitmeye başlarlar. göz gözü görmüyordur. kar fırtınası vardır, ay çok az aydınlatmaktadır ve hava -30 derecedir. böyle bir ortamda don-atlet dışarı çıkmış birinin 20-30 dakika yaşam beklentisi vardır. aynı eylemi sabah gerçekleştirseler 2-3 saat idare edebilirlerdi ancak gecenin soğuğunda hiçbir şansları yoktur.

    semyon bunu bilir ve grubun diğer elemanlarına çaktırmadan hızla giyinmeye başlar. ihtiyar kurtun bu tavrını görenler olayın vehametini anlamışlardır. onlar da üstlerine başlarına birkaç malzeme alıp derhal peşlerinden koşmaya başlarlar.

    yaklaşık 1.5 km ötedeki bir sedir ağacının dibine kadar giderler. orada iki yuri'yi de bulurlar ancak igor dyatlov yani grubun lideri yoktur. yuri'ler de görmemiştir onu. iki yuri'yi ısıtmak için hemen bir ateş yakarlar bu sedirin dibinde. yuri'lerin üzerinde gömlek, pantolon dışında hiçbir şey, ayakkabı bile yoktur. onları ısıtmak için ateşe yakın tutarlar, bu sırada bir takım yerleri de yanar yuri'lerin. bir tanesi, büyük ihtimalle semyon, sedire tırmanır (sedirin 5-6 metre yükseklikteki dallarında kırılmalar bulunur olay yeri incelendiğinde) ve dyatlov'a bakmaya çalışır. dyatlov yoktur etrafta. zaten etraf zifiri karanlıktır.

    dyatlov'un sevgilisi zinaida ve şu ana kadar ismini duymadığımız rustem slobodin çadır tarafına doğru yola çıkarlar. dyatlov'un oralarda bir yerlerde kendinden geçtiğinden emindirler. yaklaşık 40 dakika olmuştur ve aslında igor için yapılabilecek bir şey yoktur. rustem ve zinaida da pek iyi giyinmemişlerdir. semyon dışında kimse gece-gündüz farkının yıkıcılığından haberdar değildir. gündüz kendilerini 5-6 saat idare edebilecek kıyafetler gece vakti 50-60 dakika bile sıcak tutmaya ne yazık ki yetmemektedir.

    3 kişi ağaç-çadır arasındaki yolda donmuşlardır. kalan 6 kişinin 2'si çok az kıyafetle oradadır ve donmak üzeredirler. diğer dört kişi ise çok daha iyi donanımlıdır. semyon'un yanında kamerası bile vardır. ancak yuri'leri kurtarmak için ellerinden gelen bir şey yoktur. -30 derecede eldivensiz, ayakkabısız, beresiz, paltosuz yuri'ler büyük fiziksel efor içine girmiş, terlemiş, yorgun şekilde donmayı beklemektedirler. kaçınılan son 10-15 dakika içinde gelir.

    tam bu noktada grubun çadıra dönmeye çalışması daha akılcı olabilirdi ancak semyon orduda öğrendiği taktikle ufak bir kar evi yapmanın daha akıllıca olduğuna karar verdi. çünkü hayatta kalan 4 kişiden biri, lyudmila dubinina, soğuğa uygun giyinmemişti, o 1.5 kilometreyi yokuş yukarı çıkması mümkün değildi. ölen yuri'lerden aldıkları pantolon parçalarıyla ayaklarını sardılar, kafasına bere yaptılar, ellerini örtmeye çalıştılar ancak bahsettiğimiz hava 3-5 derece değil, -30 derece. karlı, rüzgarlı, karanlık ve hepsinden önemlisi büyük fiziksel çaba sonrası terlemiş durumda bu insanlar.

    semyon ağaçlara doğru ilerleyip daha korunaklı bir yer bulmaları gerektiğine karar verdi. bu karar aslında doğruydu, eğer işler yolunda gitseydi bu dört kişi 5-6 saat daha yaşayabilirdi ve sonrasında zaten güneş doğacaktı. tüm bu hikayeyi teyit etme fırsatları olacaktı. ne yazık ki bir tane buzuldan aşağı yuvarlandılar. bu üçlünün ölümlerindeki fiziksel travma yönü de bu yuvarlanmanın sonucudur. birinin kafatası çatlamıştı, diğerlerinin ise göğüs kafesinde büyük basınca bağlı ezilmeler vardı.

    yaklaşık bir ay sonra grup üyelerinin arkadaşları olay yerine geldiler. çadır sağlam şekilde duruyordu, üzeri karla kaplanmıştı ancak çığ veya hayvan saldırısı belirtisi yoktu. sadece gruptakilerin ayak izleri vardı.

    ayak izlerini takip ettiler. ağacı buldular. iki yuri ağacın altında donmuş şekilde onları bekliyordu. ağaç-çadır arasındaki yolda da üç arkadaşları çaresiz şekilde yatıyorlardı. bazıları soyunuktu, bazıları ise don-atlet diyebileceğimiz kadar ince giyinmişlerdi. ağacın diğer tarafına doğru gittiklerindeyse önce lyudmila'yı buldular. bir kayaya doğru diz çökmüş şekilde yatıyordu. dudakları, dili, gözleri parçalanmıştı. büyük ihtimalle yakınlardaki birkaç kemirgen veya leşçilin işiydi. biraz daha ilerlediklerindeyse hendeği ve o hendeğe düşmüş diğer üç arkadaşlarını buldular. üçü de iyi giyinmişti diğerlerine oranla. ayakkabıları vardı, montları vardı, semyon'un üzerinde kamerası bile vardı.

    ne yazık ki böyle trajedileri anlamak yerine uzaylı, kgb, ufo, renkli ışık vs gibi zırvalar peşinde koşmayı sevdiğimiz için doğru şekilde saygımızı da sunamıyoruz bu kişilere ve vakaya.

    bu genç kardeşlerimiz yanlış planlama, deneyimsizlik, basiretsizlik, gündüz-gece sıcaklık farkını idrak edememek, beyinlerine yerleşen korku ve son olarak da şanssızlık yüzünden ölüp gittiler. eğer semyon ve ekibi birazcık şanslı olsalardı veya lyudmila bir ayakkabı bir palto alıp çıksaydı, büyük ihtimalle o dört kişi tüm bunları anlatacak kadar yaşayacaklardı.

    not: üzerlerinde bulunan radyoaktif maddenin üniversitede bekletildikleri yerden bulaştığı artık biliniyor. konuyla alakası yok yani. mansilerin de konuyla alakası yok gençlerin beyinlerine girmek dışında. ayı veya kurt saldırısı da değil, hiçbir iz yok. çığa dair de hiçbir iz yok. ultrason, ufo, kgb falan gibi senaryolar arıyorsanız ne yazık ki derdiniz hakikat değil hollywood senaryosu.
71 entry daha