şükela:  tümü | bugün
39 entry daha
  • resim sanatına getirdiği yeniliklere -ki foucault ve michael fried'e göre modernizmin öncüsüdür o- şöyle bir bakmak için maximilan'ın infazı adlı resmini goya'nın 3 mayıs tablosuyla kısaca karşılaştırmak yararlı olur.

    konusu hemen hemen aynı olan iki resim arasında adeta bir uçurum var. goya'nın resmi güçlü bir ifadeselliğe sahip. duyguları etkili biçimde iletiyor. dramatik anlatımın doruk noktasındayız burada. figürler adeta konuşuyor: "işte" diyor infaz edilmek üzere olan beyaz gömlekli merkezi figür, kollarını açmış, "işte buradayım, vurun!". adeta, "beni öldürebilirsiniz, ama fikirlerimi asla" demekte. yani bu resimde güçlü bir anlatısallık, öykü, öyküleme, narasyon var. kişiler eylemlerinin gerektirdiği duyguları ve heyecanları iletiyor. infazı gerçekleştiren askerlerin kafaları öne eğik, bacakları gergin...

    manet'nin resmine bu açıdan bakınca afallarız: bu resmin açıkça duygusuz, kayıtsız, ifadesiz ve anlamsız yönünü daha iyi fark ederiz. infazı gerçekleştiren askerlerin ayaklarına bakın: goya'nın güçlü dinamizminden eser yok. penguenler gibi duruyorlar. en geride kalan asker, kayıtsızca silahını dolduruyor. infaz edilenlerin suratları silinmiş, hatları belirsizleştirilmiş. manet bazen bütünüyle yarım bırakırmış gibi bir izlenim sunar; resminde tamamlanmamış bölgeler bırakır. ya da demiryolu'ndaki gibi bir toz bulutuyla asıl gösterilmesi gereken olayı, hikayeyi gizler.

    adeta, bu oyunu oynamayacağım daha fazla, der gibidir. klasik, hümanist, akademik resim geleneğinin en temel unsurlarını reddeder: artık resim bir hikaye anlatmayacaktır. dramatik unsuru tamamen kaldırır ortadan. figürler ifadesiz, donuk, neredeyse olay bağlamından kopuk bir halde var olur. perspektifi bile reddeder: infaz'da, koskoca tekdüze bir duvar bütün derinlik yanılsamasını yok eder.

    klasik perspektifin başka bir unsuru, kaçış çizgilerinin köşegen olarak birleşmesi ve resme bütünlük vermesi ilkesi de yitmiş gibidir. tuileries'de müzik'te ya da operada maskeli balo'da, kaçış noktasına doğru birbirine yaklaşan köşegen çizgileri bulamayız. bu durum ön plandaki kişilerin ezici bir mevcudiyetle görünmelerine imkan tanır. georges bataille'a göre manet'nin resminin hedefi işte buna ulaşmaktır: şeylerin dilsiz, dolaysız, geçirimsiz, esrarengiz mevcudiyetine. mevcudiyet. saf görsel mevcudiyet. yazıyla anlatılamayan, söylemsel araçlarla ilişkisi kurulamayan saf görünürlük...

    ve ışık. foucault bunu iyi çözümler. klasik perspektif, bir ışık teorisi geliştirmişti. yanılsamanın başarılı olması için, ışık kaynağının dışarıda olduğu unutturulmalıydı. bir iç ışık kaynağı icat edilir, çoğu zaman doğrudan temsil de edilir resimde. manet bu ilkeye karşı da hain bir komplo kurar adeta. ışık dosdoğru dışarıdan, tam cepheden, güçlü bir şekilde gelecektir. adeta seyircinin bakışıdır bu ışık. ama hiç gölge oluşturmaz, loşluk vermez, iç ışık gibi yandan vurarak nesneleri güzel biçimde yıkayıp hacim ve oylumları ortaya çıkarmaz. sevimsiz bir ışıktır yeni ışık rejimi. pitoresk yanı yoktur. olympia bu ışık yüzünden skandal yaratmıştır aslında. böyle bir ışık altında, modern öznenin bilimsel ve bilgi edinmeye dönük bakışının ışığı altında hiçbir güzellik barınamaz. olympia göz tırmalayan bir çiğlik içindedir...

    huzursuzluk artar. folies-bergère'de bir bar'da doruk noktasına varır. burada zaten ayna yüzünden ışık kaynakları artmış ve çiğlik had safhaya ulaşmıştır. ama manet burada son oyununu oynar. klasik resme, perspektif temsiline son darbeyi indirir. seyircinin konumu ile ilgilidir bu da. manet çoğu resminde, hareketli bir seyirci varsayar denir zaten. çünkü tam merkezde, görünür olması gereken olay engellenir: bir toz bulutu. seyirci kafasını biraz yana kaydırmak, biraz kenara çekilmek, tuvalin arkasına dolanmak ister. bu harekete davet edilir. klasik temsil seyirciye merkezde sabit bir yer tayin ediyordu. işte yıkılan şey bu merkezi yerdir. folies-bergère'de, artık tek yer değil, birçok seyretme yeri olması gerektiği anlaşılır: çünkü sabit tek bir yerden bakarak kadın figürü, onun aynada yansımasını ve karşısında duran adamı o şekilde göremeyiz...

    seyirciyi hem davet eder, hem de dışlar manet resimleri. figürler öyle kayıtsız bakar ki, seyirci de taşlaşır... şu balkon'daki hortlaksı, aydınlıkla karanlık arasında havada asılı duran, hiçbir anlam sunmayan figürler... bunların birbirleriyle bir ilgileri de yoktur. kedili kadın'da kedi adeta havada asılı durur. korkutucu bir görüntüdür bu. kadında kucağındaki kediye karşı hiçbir sevgi, şefkat emaresi yoktur. kucağında duran kediden haberi bile yok gibidir....

    bu ürperti. huzursuzluk. garabetlik. bütün büyük sanat buna benzer bir dehşet etkisi yaratmaz mı? cézanne'ın sainte-victoire'ı sanki üzerimize devrilmez mi? büyük sanattan çıkmak yabancı bir dünyadan eve dönmek gibidir. manet'nin başlarda sıcak bir ön izlenimci dünyasına benzer dünyası da biraz uzun süre bakınca aynı baş dönmesini yaşatır....
2 entry daha