şükela:  tümü | bugün
94 entry daha
  • çok da iddialı olmayan, sıradan bir bilimkurgu okuru olarak, beğeniyle takip ettiğim seri. 40. kitaba kadar ulaşmışken daha önce yaptığım gibi bir "iyiden kötüye" sıralaması yapmak istiyorum. önceki entry'den farklı olarak kitaplar hakkında kısaca fikirlerimi de belirteceğim. amacım hem yeni başlayacak okurlara fikir vermek hem de seriyi okuyanlarla fikirlerimi paylaşmak. ayrıca kendi adıma tarihe de not düşmüş olacağım. (edit: 40. kitaptan sonra basılanları da okudukça sıralamaya dahil ediyorum)

    bu yazıyı okurken aklınızda her zaman, bir bilimkurgu uzmanının değil ortalama bir okurun yorumlarını okuduğunuz bilgisi bulunsun. tavsiyelerim de benim gibi ortalama okura yönelik.

    önceden not; liste şu daha iyi bu kötü listesi değil kişisel beğeniye, kitabın alıp götürdüğü dünyaya daha çok adapte olmaya dayanan bir listedir. kendi kişisel beğenilerim çerçevesinde okurken güzel zaman geçirdiğim kitapları kalbimdeki yerlerine göre sıraladım.
    birkaç istisna hariç listedeki tüm kitapların beni başka dünyalara götürdüğü ve güzel zaman geçirttiğini söyleyeyim.önceden okumuş olduğum bazılarını ise bu güzel seri dahilinde arşivime katmış olmak çok hoşuma gitti. ithaki'nin kanımca hataları da oldu, aşağıda değineceğim ama günahınla sevabınla teşekkürler ithaki.

    liste şöyle;
    ***** dune serisi kitapları - frank herbert
    şu ana kadar dune serisinden 4 kitap basıldı, birbirlerinden ayırmadan bu seriyi zirveye taşımak istiyorum. yüzüklerin efendisi fantezi edebiyatı için neyse bilimkurgu edebiyatı için de dune odur bence. şöyle söyleyeyim, yüzüklerin efendisine bayılırım, muhteşemdir ve dune benim için bile yüzüklerin efendisinden öte bir edebi eser. muhteşem bir evreni, ırkları, ırkların kendine ait dilleri, kültürleri ve anlayışlarıyla eşsiz... game of thrones'la çekişecek aileler arası gerilim de cabası. benim için dune'dan öte bilimkurgu yok.

    *****: yüzyılın en iyi bilimkurgu öyküleri - orson scott card (derleyen)
    çok az kişinin bu kitabı bulabildiğini biliyorum çünkü çok az basıldı. gerçekten üzülerek söylüyorum ki ithaki bu kitapta çok büyük hata yaptı. bilimkurgu klasikleri serisi adına yayınlanan en muhteşem kitaplardan birini telif hakkı sıkıntısıyla az basacağını bile bile yayınladı ve çoğu takipçilerinin arşivinde önemli bir eksik bıraktı. çoğu insan bu yüzden seriden soğumuştur. kitaba gelince içinde 27 tane kısa öykü var ve en az 20'si başyapıt diyebilirim. özellikle lloyd biggle jr., edmond hamilton, asimov, arthur c. clarke ve g.r.r. martin öykülerini çok sevdim. umarım ithaki tarafından bir şekilde yeniden basılır çünkü serinin olmazsa olmazı. ayıla bayıla okumama rağmen keşke az basılacaksa basılmasaydı diyebiliyorum. çünkü bir kolleksiyoncunun arşivinde eksik bir şeyin olmasının yarattığı acı boşluğu biliyorum. bir çok takipçisini bu boşlukla bıraktı ithaki.

    *****: cesur yeni dünya - aldous huxley
    anlatacak çok şey yok, seriye dahil olmasa çok büyük eksik olurdu. orwell'in 1984'ü ayarında ama bence cesur yeni dünya uzak ara önde.

    *****: çocukluğun sonu - arthur c. clarke
    clarke ismini aşinaydım ama bu eseri okumamıştım. benim için büyük bir sürpriz oldu çünkü bir solukta ve heyecanla okudum. sayfaları heyecanla çevirdiğimi hatırlıyorum. uzaylılarla ilk temas temalı eserler arasında belki de en sevdiğim oldu. sonlarına doğru bir tek hayatın anlamını önümüze koymadığı kaldı eserin. hatta belki de koymuştur bilemedim.

    *****: bir mars destanı - stanley g. weinbaum
    bu kitap da bana büyük sürpriz oldu. çok büyük beklentilerle almamıştım. ama kitabın daha ortalarında daha önce adını duymadığım için utandığım bir yazar oldu stanley g. weinbaum. 33 yaşında öldüğünü öğrendiğimde çok üzüldüm. daha uzun yaşasa kimbilir bilimkurgu adına ne çığırlar açacak bir zeka imiş kendisi. bu arada kitap aslında yalnızca bir mars destanından ibaret değil. bir kısa hikayeler toplaması. sanal gerçeklik üzerine ilk hikayelerden olan "pygmalion'un gözlüğü" ve alternatif evrenlerle ilgili "eğer dünyaları" özellikle duygusal ve hüzünlü yanlarıyla kalbime kazındılar. okuduktan sonra birkaç gün birşey okumak istemedim.

    *****: maymunlar gezegeni - pierre boulle
    maymunlar gezegeni konseptini ve konsept üzerine kurulan filmleri izlemeyi çok seviyorum. (kimileri çok kötü olsa da) bütün bu konsepti ortaya çıkaran eser de kanımca bütün kendisinden ilham alan filmlerden daha güzel. mutlaka okunmalı.

    *****: ben, robot - isaac asimov
    asimov'un vakıf serisini çok seviyorum. aslında dune gibi o seri de buraya dahil edilebilirmiş. (ayrı basıldı) ama en azından ben robot ile asimov'dan mahrum kalmıyoruz. günümüz yapay zeka tartışmalarında hala ismi ve eserleri anılan, hukuk makalelerinde bile atıf yapılan önemli bir eser ben, robot... hem okuması zevkli hem de fazlasıyla düşündürücü. 1950 yılında yazılmış olması ve günümüzde bu kadar geçerliğini koruması ise ayrı büyüleyici. kitap kısa kısa hikayelerden oluşuyor ve robotların hayatımıza girdiği bir gelecekten bahsediyor.

    *****: işte insan - michael moorcock
    bilimkurgunun black metal ile eşsiz buluşması.şaka şaka, black metal ile alakası yok ama eserin dine karşı tavrı norveçli black metal gruplarından pek farklı değil. "işte insan" bir zaman yolculuğu hikayesi, yolculuk ise isa'nın çarmıha gerildiği günlere götürüyor bizleri. "korku olmadan din hayatta kalamaz" diyen kitap serinin en çarpıcı ve en sert kitaplarından birisi.

    ****: zaman makinesi - h.g. wells
    bir önceki kitabın en büyük esin kaynaklarından birisi ise h.g wells'in zaman makinesi tabi ki. üzerine söylenecek çok bir şey yok, bilimkurgu serisine çok yakışan, sürükleyici, eğlenceli bir kitap.

    ****: yıkıma giden adam - alfred bester
    teknoloji hakim bir gelecekte geçen sürükleyici bir polisiye. tom cruise'lu minority report'un da esin kaynağı. ilk birkaç sayfa konuya adapte olması zorlasa da yakaladığınız anda bir solukta sona ulaşıp ardından keyif sigarası yakıyorsunuz. (ki ben sigara bile içmiyorum*)

    ****: frankenstein - mary shelley
    mary shelley'i ve frankenstein'i çok seviyorum. bende başka baskıları olmasına rağmen kolleksiyonda eksik kalmasın diye yine aldım ama sanki karanlık kitaplık serisine daha çok yakışırdı diye düşünüyorum. dracula'nın hemen ardından mesela. ama tabi ki eserin bilimkurgu yönünü reddedemem ve bu seride olmasıyla da çok büyük bir sıkıntım yok. yine de bilimkurgudan çok insani duygular ile ilgili bir eser olduğunu belirteyim.

    ****: dr moreau'nun adası - h.g. wells
    mary shelley'nin eseri gibi biyolojik deneyler ve yarattığı sonuçlar temalı kitap. yazarı atatürk'ün nutukta atıf yaptığı tek yabancı aydın olan wells. frankenstein'e göre bilimkurgu yanı daha ağır basıyor. yine çok önemli bir bilimkurgu eseri ve doğru seçim.

    ****: mars yıllıkları - ray bradbury
    bilimkurgu klasikleri dahilindeki en sevdiğim ray bradbury eseri mars yıllıkları oldu. kitap küçük küçük öykülerden oluşuyor. insanların dünya'yı terk edip mars'a yerleşmeye karar vermesi teması bütün bu öykülerin temeli. ancak hikayeler birbirlerine çok da bağlı değil. bir çok hikaye kitabın bir parçası olmadan, kendi başına da okunabilir şekilde yazılmış. (ki hikayelerden bazılarını ray bradbury'nin bu seride yer alan başka bir eseri olan ve toplama eserlerden oluşan yakma zevki kitabında da görebilirsiniz. mesela bu kitapta "usher ıı" adıyla yer alan bir hikaye yakma zevkinde "çılgınlık karnavalı" başlığıyla sunulmuş) insanlığın marsa yerleşmesini bazen marslıların, bazen küçük bir ailenin, bazen de siyahi insanların gözünden yıl yıl takip ediyoruz. hikayeler yer yer karanlık, yer yer gizemli bazen de douglas adams'ı (otostopçunun galaksi rehberi) aratmayacak derecede absürd ve komik. bazı hikayeler ana temaya (marsa yerleşiyoruz) ve temanın kronolojisine sıkı sıkıya bağlı iken bazıları bu tema için yazılmamış da zorla hikayeye dahil edilmiş gibi alakasız öyküler. yine de alakasız öyküleri bile severek, hiç sıkılmadan okudum.

    ****: yakma zevki fahrenheit 451 hikayeleri - ray bradbury
    başıma birşey gelmeyecekse fahrenheit 451'i sevmiyorum. hadi sevmiyorum demeyelim de abartıldığı kadar çok büyük bir eser olduğunu düşünmüyorum. verdiği mesaj elbette önemli ve takdir edilesi ancak ama bende "evet mesaj iyiymiş"ten ötesini uyandırmıyor kitap. ama yakma zevki - fahrenheit 451 hikayeleri çok daha keyifli bir okuma tecrübesi. basıldığını ilk duyduğumda yine mi ray bradbury demiştim ama okumaya başlayınca çok sevdim. kitap fahrenheit 451'in ilk versiyonları sayılabilecek iki kısa hikaye içeriyor. (ki bunlar yeterli, bunları okuyunca asıl eseri okumaya gerek bile yok bence) ama asıl güzel olan yazarın farklı dönemlerinden bir dolu kısa hikayenin toplanmış olması. yer yer korkutucu, her zaman mesaj kaygısı taşıyan ama hep sürükleyici kısa öyküler toplanmış. çoğu hikaye kitapların yakıldığı bir evrende, asıl kitabın evreninde geçiyor ama bu yan hikayeler çok daha ilgi çekici. ray bradbury'i sevmiyorsanız bile şans verin, çok güçlü öyküler var çünkü.

    ***: tanrı olmak zor iş - boris ve arkadi ştrugatski
    boris ve arkadi kardeşler sovyetlerin en önemli bilimkurgu yazarları imiş. ama ne yalan söyleyeyim ben bir türlü eserlerinin içine girip kendimi kaptıramadım. sevmeye de çalıştım ama olmadı. tanrı olmak zor iş ise bu konuda bir istisna. insanlık kendi gezegenine benzeyen ama üzerinde yaşayanların karanlık çağlardan öteye gidemediği bir gezegen bulmuş ve o gezegene gözlemciler göndermişler. eserde söz konusu gözlemcilerden birisini takip ediyoruz ve yasak olsa da o karanlık çağdaki aydınları kurtarmaya çalışıyoruz. gerçekten yaratıcı ve güçlü bir hikaye. ayrıca felsefik yanı da kuvvetli bir eser.

    ***: su adamı - aleksandr belyaev
    yine sovyetler çıkışlı bir yazar. su adamı da frankenstein ve dr. moreau'yla aynı kategoride bir eser. bilim tarafından yaratılan, ancak su altında nefes alabilen saf bir balık-insanın insana ait duygularla tanışmaya çalışırken sevgiden çok zalimlikle karşılaşmasının hikayesi. bu yönüyle mary shelley'nin frankenstein eserinin okyanusun derinliklerinde geçen bir kardeşi olarak düşünülebilir.

    ***: yıldız gemisi askerleri - robert heinlein
    serinin "teknolojimiz çok ilerledi uzaylılarla savaşıyoruz artık" temalı kitaplarından ilki. fazlasıyla militarist bir yapısı var. savaş üzerine düşündürürken kendinizi bir asker gibi hissetmenizi sağlamayı da ihmal etmiyor.

    ***: bitmeyen savaş - joe haldeman
    yıldız gemisi askerlerinin kardeş kitabı, yıldız gemisinde böcek benzeri bir ırka karşı savaşılmaktayken burada tauran denilen iletişim kurulamayan bir uzaylı ırkla savaş söz konusu. her iki eser de sizi savaşın ortasına atarak militarist anlayıştan bunalmanızı amaçlıyor. ikisi de oldukça başarılı eserler.

    ***: 2001 bir uzay destanı - arthur c. clarke
    bilinç sahibi yapay zeka hal 9000 ile uzay gemisi discovery'e atlıyor ve 3 milyon yaşında olduğu öğrenilen siyah bir taşın gizemini çözmeye gidiyoruz. kubrick tarafından en önemli bilimkurgu yazarı olarak tanımlanan clarke'ın en bilinen eseri. özellikle hal 9000'in yarattığı gerilim kitaptan en çok aklımda kalan şey. tam bir bilimkurgu klasiği.

    ***: kaplan! kaplan! - alfred bester
    stars my destination olan orijinal ismini daha çok sevsem de kaplan kaplan ismi de bu kitaba yakışıyor. eserin cyber punk tarzı için de öncü olduğunu belirteyim.bilimkurgu soslu bir intikam hikayesi. gerçi yıkıma giden adamı daha çok seviyorum ama bu kitap da, bu kadar az eseri olan bir kişinin nasıl bilimkurgu edebiyatında önemli bir yere sahip olduğunun net bir kanıtı.

    ***: kadınlar ülkesi- charlotte perkins gilman
    üç amerikalı erkek tamamen kadınlardan oluşan bir topluluk keşfederler. kafanızda hınzır düşünceler oluşmaya başladıysa yanlış yerdesiniz, kadınlar ülkesi feminist bir kadın tarafından yazılmış, kadın güzellemeleri ile dolu zarif bir ütopya. söz konusu ülkenin nasıl sadece kadınlardan oluştuğu konusu bilimkurgudan çok fantastik bir biçimde açıklansa da tamamen kadınlardan oluşan bir ülkenin ne şekilde yöneltildiğini, işlerin nasıl yürüdüğünü bir kadının hayalgücünden keşfetmek oldukça keyifli. ülkeye gelen erkeklerin birisinin kendini nimetten sayan bir kadın düşmanı, diğerinin ise kadınlara tapan ve kendini onlara adamış birisi olması, üçüncü erkek karakterin ise diğer ikisi arasında bir karakter olması da hikayeye farklı bakış açıları katmış. kitabın vermeye çalıştığı mesajlar çoğunlukla kör kör parmağım gözüne olsa da kitabın yazıldığı tarih (1915) ve o dönemde kadınların durumu düşünüldüğünde bu mesajların bu kadar açık ve net verilmeye çalışılmış olması normal. hiç sıkılmadan severek ve bilimkurgu serisine kadınların ne kadar yakıştığını düşünerek okudum.

    ***: yakın- octavia e. butler
    siyahi bir kadın yazarın gözünden siyah olmanın ve kadın olmanın zorluklarını içeren bir bilimkurgu. gerçi eseri bilimkurgu kategorisine sokan öğe olan zaman yolculuğu kavramı üzerine hiçbir bilimsel açıklama denemesi yok. nedeni - nasılı hiç açıklanmamış. öykünün asıl odağı siyah bir kadınının köleliğin canlı olduğu bir geçmişte yaşadıkları. söz konusu hikaye ise oldukça sürükleyici ve büyük bir merak duygusuyla hızla okunabiliyor. ve bu sürükleyiciliğin içine de yazarın vermek istediği mesajlar çok güzel yerleştirilmiş. kölelik üzerine yazılmış çarpıcı kurgusal hikayelerden birisi ve bilimkurgu klasiklerine bence çok yakışmış. tabi söz konusu kurgunun bilimsel yönünün temelsiz kalışına çok takılırsanız aynı fikirde olmayabiliriz.

    ***: ay zalim bir sevgilidir - robert heinlein
    insan bilincine sahip makinelerin bilimkurgu edebiyatında önemli yere sahip olduğunu düşünüyorum. (hello captain obvious) bu makineler arasında en sempatik ve eğlencelilerinden birisi ise süper bilgisayar mike. kitabın konusu ise mahkum ve sürgünlerin ceza gördüğü bir koloniye dönüşmüş olan ayda yaşayan insanların dünyaya karşı başkaldırısını anlatıyor. zaman zaman sıkıcı olabilse de özellikle mike'ın tepkileri ve yaklaşımlarını okumak oldukça eğlenceli. devrim üzerine söyledikleriyle de dikkat çeken kitap bilimkurgu severlerin kütüphanesinde bulunmalı.

    ***: resimli adam - ray bradbury
    ray bradbury'nin bu seride yer alan 4 kitabından ilki. karanlık kitaplık serisi de ray bradbury ile başlıyor. ray bradbury'i ithaki kadar sevmesem de bu kitabı severek okudum. bu eser ise yine bir kısa hikayeler toplaması. ancak bütün hikayelerin ortak bir yönü var. hikayelerin hepsi, yanında belirli bir süre geçiren kişinin kaderini gösteren dövmelere sahip bir insanın vücudunda şekilleniyor. çok çarpıcı hikayeler yanında, olmasa da olur hikayeler de var. genel hatlarıyla sevdiğimi söyleyeyim.

    ***: bu ölümsüz - roger zelazny
    nükleer savaş sonrası sadece 4 milyon insanın hayatta kaldığı bir evrende geçiyor hikaye. insanlara yardım eden ama onlara da üstten bakan uzaylı bir ırk (vegalılar) sayesinde hayatta kalmış insanlar. vegalılar için ise dünya turistik bir bölgeden farksız. baş karakterimiz bir vegalıya dünyayı gezdirme görevi verilmiş ve görevi istemeyerek de olsa kabul etmiş bir sanat müfettişi. ancak söz konusu gezi hiç beklemediğimiz kadar hareketli geçiyor. ithakinin söz konusu serisinde bu kadar uzun teke tek dövüş sahneleri olan, bu kadar vurdulu kırdılı bir kitap daha yok sanırım. bu bakımdan şaşırtıcı. sonu da ilginç bir sürpriz barındırıyor. okuması gerçekten keyifliydi. mitoloji - bilimkurgu arası bu bol dövüşlü eseri bir oturuşta bitirdim. bu bakımdan çok sürükleyici olduğunu da ekleyeyim. ama gözlerim hep başka birşeyler arıyordu, bol bol dövüş okumak yerine dünyanın neden bu halde olduğu, savaşın neden çıktığı, hayatın nasıl devam ettiği gibi soruların cevaplarını okumak ya da karakterleri daha yakından tanımak isterdim. bunlar yerine baş karakterin herkesi dövdüğü bir kitap okuyor hissine büründüm. (en ilgi çekici yan karakterin en önemli özelliği ise yine herkesi dövüyor olması) sürükleyiciliğine laf yok ama asıl odaklanması gereken yerleri ıskaladığını düşündüğümden listede alt sıralarda.

    ***: sürgün gezegeni - ursula k. le guin
    ursula guin'i çok severim. mülksüzler ve yerdeniz(toplu basımı) başucu kitaplarım. hatta her yerden çok uzakta ve lavinia gibi daha az bilinen kitaplarını epey içselleştirmiş, kalbimde önemli yerler vermiş biriyim. sürgün gezegeni ise bence ursula standartlarında çok da yukarılarda bir yere sahip değil. yedi milyon baskısı olan, meraklı herkesin okuduğu frankenstein'i yeniden basmakta sıkıntı yoksa bence bu seride basılacak ilk ursula kitabı sürgün gezegeni değil mülksüzler olmalıydı diye düşünüyorum. (madem klasikler derlemesi yapıyoruz) yine de game of thrones'a ilham kaynağı olmuş, güzel bir evren kurmuş sürükleyici bir eser olduğunu, sadece ursula'ye bu seride temsil edecek ilk kitap olmaması gerektiğini düşündüğümü yazayım. yoksa sevdiğim, zevkle okuduğum bir kitaptı.

    **: dünyalar savaşı - h.g. wells
    zamanında yarattığı etkiyi yok saymak mümkün değil. döneminin en çarpıcı eserlerinden birisi elbette ama kanımca çok iyi yıllanmamış, eskidikçe biraz yaşlanmış bir eser. ama bilimkurgu klasikleri arasında yer almasına yönelik bir şikayetim yok. gayet de klasik.

    **:uzaktan kumandalı kız - james tiptree, jr.
    james ismi yanıltmasın, yazar mahlas kullanan bir kadın. (bkz: alice bradley sheldon) eseri ise serinin en kısa kitabı. hatta yüzyılın en iyi bilimkurgu öykülerine eklense hiç sırıtmazmış. önsözü (ursula guin) çıkartırsak 55 sayfa olan bu hikaye kısacık okuma süresinde aslında oldukça ilginç bir distopya yaratıyor ve bu distopyada çirkin bir kadını (avatar ya da matrixvari bir yöntemle) evrenin en güzel canlılarından birisi içine yerleştiriyor. hikaye kadının yerleştiği sahte bedeni fazla benimsemesi ile ilgili ama bir anda hop diye bitiyor. söz konusu distopyanın ayrıntılarında boğulmak ve yazarın çirkin olarak tanımladığı kadını daha yakından tanıyabilmek isterdim. yine de bir nefeste okuyup bitecek derin bir kitap.

    **: fahrenheit 451 - ray bradbury
    daha önce fikirlerimi yazmıştım. öneminin farkındayım ama büyük hayranı değilim.

    ** : arcturus'a yolculuk - david lindsay
    bu kitaba karşı duygularım biraz karışık. başlarda biraz sıkılmıştım ama baş karakter maskull'un tormence gezegenine inmesiyle kitap beni avcunun içine aldı. "aman tanrım" dedim "bu nasıl bir hayal gücü, nasıl bir yaratıcılık?" hayal gücünün nereye kadar gidebileceğini görmek için sayfaları çevirirken sabırsızlandım. ama bir yerden sonra da anlatılanlar algı sınırlarımı aşmaya başladı. ve yine koptum kitaptan. zor bir okuma tecrübesi, anlamlandırması güç bir eser. bilimkurgu yönünün serinin diğer eserleri kadar öne çıkmadığını, asıl ağırlığın felsefede olduğunu belirtmeliyim. hayalgücü, gizem ve yaratıcılığın çok ileri seviyede olduğu eser 1920'de yayınlanmış ve tolkien'den alan moore'a bir dolu yazarı etkilemiş.

    **:yaban diyarlarda yabancı-robert a. heinlein
    marslılar tarafından yetiştirilen mike'ın insanları groklama (marsça, en yakın karşılığı "anlamak" olur sanırım) çabası. mike'ın insanlardan insanlığı öğrendiği ve onlara tanrı olduklarını öğrettiği hikaye güzel bir hikaye olmakla birlikte çok gereksiz ayrıntıların uzayıp gitmesi sonucu yorucu bir okuma tecrübesine sebep oluyor. çok güzel fikirler, dinler ve insanlık üzerine üzerinde düşünülmesi gereken önemli konular içeriyor aslında, ama bunun yanında rahatsız edici yönleri de var. özellikle cinsiyetçi yaklaşım kitaba dair en çok canımı sıkan şey. bu kadar saf ve temiz bir karakterin anlatıldığı hikayenin; "on seferden dokuzunda bir kadının tecavüze uğraması kısmen kendi suçudur", "bütün genç kadınlar birbirine benzer", ya da "bir kadınla evlenmek istiyorsan ona pahalı hediye alacaksın" gibi cümleler barındırması oldukça can sıkıcı. (cümleleri aklımda kaldığı gibi yazdım) böyle düşünceleri baş karakterlerin ağzına yerleştiren bir kitaba da sempatim azalıyor ister istemez. ayrıca güzelim hikayenin sıklıkla erotik bir bilimkurgu parodisine dönmesi de beni sıkan başka bir nokta. bir klasik olduğu kanımca şüphe götürmez ancak yine de stranger in a strange land denildiğinde ben ilk iron maiden şarkısı olanı hatırlayacağım.

    **: yenilmez - stanislaw lem
    büyük umutlarla başlayıp içine pek giremediğim bir kitap oldu yenilmez. aslında konusu epey ilginç ve heyecanlı. bir gezegene giden kondor isimli gemiden bir daha haber alınamıyor ve ardından o gemiyi bulmak için kitaba ismini veren gemi yola çıkıyor. söz konusu yolculuğun beni içine çeken tarafları olsa da genel olarak akıcılıkta sınıfta kaldığını ve kolay ilerlemediğini düşünüyorum. belki de ileride bir kez daha okumalıyım. bilemedim. yine de okuduğuma pişman olmadım.

    **: görünmez adam - h.g. wells
    görükmez adam mı döver süpermen mi? görükmez adam çünkü adam görükmez. bu fırat espirisinin çıkış noktası olan kitap ilginç bir fikri temel alsa ve bilimkurgu edebiyatını etkilemiş olsa da kanımca iyi bir okumalık değil. ne baş karakteri sevebiliyorsunuz, ne onun görünmezlik macerası ilginizi çekiyor. oysa çok büyük şeyler söylenebilir çok ciddi ahlaki sorgulamalar yapılabilirdi. görünmez olan kedi öldü mü kaldı mı en çok aklımda bu soru kalmış.

    *: pazartesi cumartesiden başlar - boris ve arkadi ştrugatski
    boris ve arkadi kardeşlerin harry potter'a bile esin kaynağı olduğu söylenen eseri. ama ne yalan söyleyeyim içine hiç giremedim ve sevemedim. herkesin çok ayılıp bayıldığı bir kitapsa da "zevkler renkler tartışılmaz" savunmasına sığınacağım. çok anlayamadım ve belki rus edebiyatı konusunda daha güçlü bir temelimin olması gerekliydi. sevdiğim birkaç cümlesi olmakla birlikte zor bitirdim.

    *: uzayda piknik - arkadi boris ştrugatski
    tam teşekküllü bir bilimkurgu okuru değilim, belki de bu yüzden arkadi boris kardeşleri anlayamadım ama en azından denedim. konusu ilginç bir kitap aslında, uzaylıların dünyada ziyaret ettikleri yerlerde bıraktıkları artıkları konu alıyor. bu artıklar üzerinde güç mücadelesi ve bu atıkların insanlara gerek biyolojik gerekse düşünsel etkileri konu alınmış. ama hayranı olamadım, zorlayarak bitirdim. sürüklendiğim yerleri hiç olmadı diyemeyeceğim ama genel olarak sevmedim. zevkler - renkler...

    *. ışık tanrısı - roger zelazny
    okurken çok iyi bir eseri okuduğumun farkındaydım. ama "çok iyi kitap lan bu" düşüncesinden çok "ne okuyorum lan ben?" düşüncesi ağır bastı. dürüst olmak gerekirse kafam basmadı, bu yüzden de sevemedim. neil gaiman ve g.r.r. martin bu kitaba bayılıyorlar ve onları referans almak daha mantıklı. ama bu benim listem. en azından denemiş oldum, bu da hoş bir tecrübe idi. belki ileride bir daha okurum.

    *: tanrıların tohumu - h.g.wells
    iki bilimadamı, yiyen canlıyı deve çeviren bir tohum yaparlar ve... sonra yok arı büyüdü, yok sıçan büyüdü, yok çocuk büyüdü diye gelişen olaylar ve bu olayların ilgi çekici olmayan karakterlere etkileri... h.g wells'i severim ve kütüphaneme bir wells daha katmaktan mutlu oldum aslında ama klasik yazarın her eseri klasik olacak diye bir şey yok. bu kitabında hem hikayesi bir türlü ilgimi çekmedi hem de anlatım tarzını çok sevemedim. iz bırakan bir karakter eksikliği de cabası. hiç merak etmeden, bitirmiş olmak için bitirdim. sonuna doğru dev çocuklarla (onlara göre) cüce insanların ilişkisi azıcık ilgi çekici olsa da genel anlamda zor bir okuma tecrübesi idi. wells zamanının çok ötesinde bir yazar ve ithaki'nin serisindeki tüm eserleri (sevmediğim görünmez adam da dahil) tartışmasız klasikler. ancak bence tanrıların tohumu bu konuda bir istisna ve kanımca bir klasik değil.

    *: anlatış - ursula k. le guin
    daha önce de değindiğim üzere ursula'yı çok severim ama bu kitap beni yordu. ayrıca seride yer almasından da hiç hoşlanmadım. bilimkurgu klasiği olduğunu ise kesinlikle düşünmüyorum. serideki çoğu kitabın yanına yakışmıyor. muhteşem bir kataloğa sahip ursula'nın klasik olarak önümüze sürülen eseri the telling (anlatış) midir yani? hadi yukarıda kafamın basmadığını söylediğim ışık tanrısı filan bile birileri için klasik. peki 2000 li yıllarda yayınlanan bu kitabı kim asimov-clarke-wells seviyesinde klasik olarak değerlendiriyor? kanımca seriye dahil edilmesi çok hatalı bir kitap.

    *: andromeda nebulası- ıvan yefremov
    belli ki ben rus bilimkurgusundan anlamıyorum. yine okurken çok zorlandım, en sonunda kendime acıyıp "ben bu kitapların hepsini bitirmek zorunda değilim" diyerek bıraktım. serinin bıraktığım ilk kitabı oldu. okumak istediğim çok şey var ve beni bu kadar çok yoran kitaplar söz konusu olduğunda artık bitirmek için inat etmemeye karar verdim. en azından rus bilimkurgusunun bana göre olmadığını net bir şekilde anladığım eser oldu.

    *: kıyamete bir milyar yıl - arkadi boris ştrugatski
    diğer arkadi boris kitaplarının konularını en azından anlatabiliyorum ama bu kitapta ne olduğuna dair hiç bir fikrim yok. bilimkurgu klasikleri adı altında 2. sırada yayınlanması ise epey ilginçti. kitabı ilk aldığımda (henüz sadece bu seride 2 kitap varken) "böyle şeyler basacaklarsa bu seriye devam etmem hayatta" demiştim. kitapta ne oluyor anlayayım diye internete baktığımda herkes çeviri hatalarından filan bahsediyordu. günahı ithaki'nin boynuna. özetle; serinin en sevmediğim, en içine girmediğim, en anlamadığım kitabı. yukarıda ismi geçen her kitabı şu ya da bu özelliğinden dolayı birilerine tavsiye ederim. bir tek bu kitabı tavsiye etmem. (daha ileri tarihte okuduğum andromeda nebulası da bu cümleye istisna)

    çok sonradan eklenen eleştirel not;

    kitapları almaya ve okumaya devam ediyorum ama seriye sonradan dahil edilen "seri içi seri"lerden hiç memnun değilim. dune, 2001, mars, kültür serisi olmak üzere 4 tane seri oldu. vakıf ise dışarıda kaldı. keşke hepsi vakıf gibi ek olarak sunulsaydı. mesela bilimkurgu dizileri serisi başlığı altında... böyle herşey karman çorman oldu. ki yeni seriler de dahil edilecekmiş.

    ray bradbury konusu ayrı bir eleştiri;

    "ithaki olarak elimizde şans omasına rağmen bu diziye dahil etmemeye karar verdiğimiz tek bir yazar oldu; ray bradbury. ... üstadın kitaplarını birbirinden ayırmamak ve giderek büyüyen bradbury dizisini bozmamak adına böyle bir tercihte bulunduk" dediler serinin ilk kitabında. sonra 4 tane bastılar, üç tane de karanlık kitaplık diye bastılar. dediklerinin aksine dizi bozuldu gitti.

    ayrıca gittikçe artan yazım hatası ve özensiz çevirilerden hiç memnun değilim. "seri içi seri" olmasına rağmen göz bebeğimiz olan dune'un bir kenara atılması da beni üzmekte. kitap tercihleri de özellikle serinin eski kitapları ile karşılaştırıldığında çok zayıflaşmaya başladı kanımca. bu bakımlardan bu listeye devam etmiyorum. güzel başlayan ama çok (çok!) hata yapılan bir seri oldu. artık dune'u tamamlayıp sonlandırmalarını dilerim.
66 entry daha