şükela:  tümü | bugün soru sor
155 entry daha
  • psikanalizin temel önermeleri yedi varsayım üzerine kurulur. bunlar;

    -psikolojik determinizm
    -bilinçdışı süreçlerin varlığı
    -dinamik güdülenme
    -epigenetik gelişim
    -kendilik psikolojisi
    -psişik aygıtın adaptif yönü
    -insan varlığının psikososyal yönü

    şimdi tek tek özetleyelim, nedir bu yukarıda yazanlar ?

    ilk madde olan psikolojik determinizm ile başlayalım.

    hür irade ve determinizm arasındaki felsefi seçimde, psikanalizin yaptığı seçim açıkça ikinciden yanadır. tüm insan davranışlarının bir anlamı vardır. insan zihninin belirli bir takım işleyişleri belirli yasalar çerçevesinde diğer işleyişlere bağlıdır. sonuçlara bakarak sebeplere ulaşmak olasıdır. daha önce sayılan ekoller içinde, böyle bir determinizme aykırı düşmeye en yakın olanı heinz kohut tarafından geliştirilen kendilik psikolojisidir (self psychology). kendilik psikolojisinin fenomenolojik yanları, kohut'un kuramında -determinizm açısından- bir takım kuramsal belirsizliklere yol açmaktadır.

    ikinci madde bilinçdışı süreçlerin varlığıdır. insan zihninin belli bir katmanındaki bilgiler, izlenimler, ihtiyaçlar bilinç alanında kullanılamazlar, algılanamazlar.

    zihin rahatsızlık yaratan, dengeyi bozan bu datayı anatomik olarak belirsiz (belki de varolmayan) ancak model olarak sabit bir haznede tutmaktadır. psikanaliz bilinçdışı olana ulaşmayı amaçlar. bu amacına ulaşmak için kullandığı araçlar serbest çağrışım, rüya, fantezi ve anılar üzerine çalışmak, onların anlamlarını çözümlemektir. bilinçdışı süreçler kavramına göre, insanın yaşamındaki hiçbirşey gerçek anlamda unutulmamıştır. ekonomik ve psikolojik sebeplerden dolayı, ‘sel gider, kumu kalır’ misali, insan, yaşantısındaki olayların çok azını hatırlamaktadır. bilinç düzeyinde, dolaysız anılardan çok, anıların sentezleri, çıkarımları vardır. bazen bu çıkarımlar ve sentezler, savunmalar ile çarpılmış, ya da tamamen tersine dönmüş olabilir. bazen de ham maddeleri olan anılar gibi onlar da bilinçaltına bastırılmış durumda bulunabilirler. freud'un diğer önemli bir katkısı, ‘bilinçdışının zamansızlığı'na dikkat çekmiş olmasıdır. psikanalizin bilinçdışı üzerine yaptığı çalışma ile, duygu yüklü deneyimlerin kökendeki anlarındaki kadar taze, değişmemiş ortaya çıktığı ileri sürülmektedir. freud için bilinçdışının doğal katmanı alt-ben’dir (id), ancak ben (ego) ve üst-ben'in de (super-ego) bilinçdışında kalan yanları vardır. freud için, psikananalizin en önemli amacı bilinçdışı olanı bilinç alanına kazandırmak ve bunu yaparak ben'e (ego) kuvvet kazandırmaktır. ancak, freud'un defalarca belirttiği gibi, bilinçdışının doğal katmanı alt-ben'in tamamının bilinçli hale gelmesi olanaksızdır. burada özellikle belirtmek gerekir ki, bilinçdışı sadece bastırma savunmasının ürünlerinden oluşmamaktadır. kökenden gelen dürtüler, imgeler, duygulanımlar ve sözelleştirilemeyen pek çok olgu alt-ben'in doğal parçalarıdır.

    psikanalizin üçüncü önermesi olan dinamik güdülenmenin iddiası şudur: insan zihni dürtüler tarafından harekete geçirilir. dinamik güdülenme varsayımına göre, insan zihni amaç-yönelimli, dürtüleri doyum arayışında olan ve acıdan kaçınan yapıdadır. özellikle, dürtü-savunma ekolünün savunduğu görüşe göre, insan zihninin en önemli harekete geçiricileri cinsellik ve saldırganlıktır. nesne ilişkileri ekolü ise, genelde bu dürtülere ek olarak ilişki kurma gereksinimini ön plana çıkarmıştır.

    dördüncü varsayım epigenetik gelişimdir; insan yaşamının ilk gününden başlayarak, deneyimlerin belli bir düzene göre biriktiği ve yapı taşlarının oluşumuna katkıda bulunduğu iddiası vardır. bu düzende birbirini izleyen çeşitli devreler vardır. bir devrenin deneyimleri bir sonrakini desteklemekte ve etkilemektedir. psikanalizde, kişilik oluşumunda en belirleyici role sahip devreler, doğumdan ergenliğe kadar olan sürede yer alanlardır. bu devrelerdeki inter ve intrapsişik etkileşimler sonucunda meydana gelen duraksama veya çatışmalar sonucu, gelişim ya durmakta, ya da eksik olarak tamamlanmaktadır. psikanaliz veya dinamik psikoterapi bu çatışma ve / veya duraksamaları çözmek / onarmak ve gelişimi yeniden başlatmak ve tamamlamak amacındadır. bunun için hastalarda “geri çekilme” (regression) adı verilen olguyu cesaretlendirme sık kullanılan bir araçtır. ‘geri çekilme’ ile, hasta takıldığı devreye geri döner. bu olgu klinisyene hastanın ana sorunu üzerinde doğrudan çalışması için kolaylık sağlar.

    beşinci varsayım olan insan zihninin belirli işlevleri olduğu iddiasına göre, daha önce bilinçdışından söz ederken değinildiği gibi, psişe üç katmanda ele alınmaktadır. kendilik psikolojisinin belli bazı itirazları veya görmezden gelmeleri dışında tüm ekoller tarafından kabul gören modele göre, zihin üç katmandan oluşur: üst-ben (super-ego), ben (ego) ve alt-ben (id). üst-ben töresel, ahlaki içselleştirmelerin, yasaların, yasakların, değerlerin ve ideallerin katmanıdır. alt-ben içgüdülerin, dürtülerin, doyurulmayı bekleyen çeşitli güdülenmelerin ve ilkel imgelerin haznesidir. ben (ego) bu iki katmanın arasında yeralan ve savunmaları vasıtası ile, birbirine zıt iki kuvvet arasında aracılık yapmaya çalışan bir katman ve bünyedir. son yıllarda hızla gelişen kendilik psikolojisi ekolü, “kendilik” (self) kavramına büyük bir önem vermiştir. bu ekolün yazarlarına göre kendilik te, sadece bir temsil değil, yapısal bir gerçektir.

    altıncı önerme olan, psişik aygıtın adaptif yanı olduğu görüşü freud'dan babadan gelmektedir. ego psikologları tarafından ayrıntılı işlenen bu görüşe göre, insan sadece dürtüleri veya içselleştirdiği yasalara ve yasaklara göre yaşamak zorunda değildir. aynı zamanda, gerçeklik-yönelimli planlamalar, stratejiler, yargılar oluşturmak; ayakta kalmak için çevreye en adaptif yanıtları vermek durumundadır. bu yanıtları seçen, uygulamaya koyan ve takibini yapan bünye ben'dir (ego).

    yedinci önerme olan insan varlığının psikososyal yanı, daha önce de değinildiği gibi, psişik aygıtı sadece vücud hazlarına yönelik dürtülerin değil, aynı zamanda, ilişki arayışlarının da güdülediğini söyler. ancak, ilişki kavramının psişik aygıt ve kişilik üzerine etkisi sadece dürtüler düzeyinde kalmaz; “içselleştirme” (internalization), “içe-yansıtma” (introjection) gibi düzenekler ile psişik yapının tuğlalarını (en önemlisi ben-kimliği’ni (ego-identity)) oluşturur hale gelir. belirli bir kişinin kendilik (self) imgesini, yapısını ve duyumlarını anlamak, onun geçmişteki ve bugünkü ilişkilerini anlamakla mümkün olacaktır. özellikle, nesne ilişkileri ekolü ve kendilik psikolojisi için bu önerme vazgeçilmez önemdedir.

    mümkün olduğunca ortak paydalar etrafında ele alınmaya çalışılan ekoller olsa da bu ekollerin farklılıklarını da gözardı etmemek gerekir, hangi varsayımın nerede nasıl kurcalanması gerektiğini lütfen terapistinize bırakınız.

    meshuliyet kabul edilmez.