şükela:  tümü | bugün
1478 entry daha
  • aslında her şey dönemin kudüs başkonsolosu ya da asli tabiriyle filistin büyükelçisi ercan özer'in ramazan bayramı için bayramın birinci günü sabahı evinde verdiği resepsiyonla başladı. davette konsolosluk çalışanları, konsolosluk harici görevli polisler ve askeri yetkililer, israil ve filistin'de görevli türk idari personeller (öğretmen, doktor, akademisyen) ile anadolu ajansı ve trt temsilcileri vardı. kudüs'teki hemen hemen görevli bütün türklerin bulunduğu bu ortama alışık olmayan bir tek bendim.

    o sırada kaldığım ev-ofis kudüs'ün merkezinde, sheikh jarrah'taki başkonsolosluğun tam karşısındaydı. haliyle konsolosluk görevlileri ile sık sık görüştüğümüzden, samimiyet sıkıntısı çekmeden ortama müdahil oldum. o ilk protokol anlarının geçmesiyle kravatları gevşetip en üst düğmeyi açtıktan sonra asker, polis, ikinci katip, mit ajanı, şoför, aşçı, uşak, öğretmen, gazeteci ve dahi ben hepimiz aynı yaşlarda erkekler olduğumuzdan muhabbet daha birinci dakikada "abi bir halı saha maçı yapalım yeaa" kıvamına geldi.

    maç filinta gibi hakiki bir mit ajanı tarafından hemen ertesi gün akşama organize edildi. trt muhabiri maç öncesi şort kramponlu halde akşam haberlerine telefon bağlantısı yapıp "burası gerçekten çok gergin, teyakkuzdayız" diye haber yaptı. gazeteci, öğretmen, doktor, rehber ve onlara "bakın beyler bu toptur" diyen bendenizden oluşan kadromuz ile, spordan başka sosyal hayatları olmadığı için her biri birer ivan drago'ya bağlamış konsolosluk görevlilerinden oluşan adeta bir nankatsu'ya, sarri'nin napoli'sine, pep'in barcelona'sına, klopp'un liverpool'una karşıydık. maçı sonuna kadar başa baş götürdük ama ankara'dan gelen acil bir telefon sebebiyle skor berabereyken yarıda kaldı. maç sonu, uzun süredir kudüs'te görevde olan ve forvette beraber oynadığım trt muhabirine "abi konsolosluğa geldikçe bize de uğra çay içeriz, rize çayı var" dedim.

    adam tabi zehir gibi orta doğu çayından bıkmış, rize çayını duyunca ertesi gün geldi. lan orta doğu'da kartlar yeniden dağıtılıyor, biz öyle olayın tam göbeğinde çay içip pötübör yiyip ofiste oturuyoruz. ki o hafta ortalık karışık yine biraz, bir yandan filistin'in bir yandan israil'in bir yandan bizim memleketin yobazları ortamı geriyor. neyse biz otururken trt muhabirinin telefonu çaldı, yine canlı telefon bağlantısı yaptılar. telefonu kapattı, ben buna "abi hep kendin çıkıyorsun bir de beni çıkar canlı yayına" dedim.

    çıkardı.

    bir ekim akşamı, kudüs'ün en yüksek binalarından birinin çatısında, trt ana haber bülteninde kudüs manzaralı bir açık hava canlı yayınına çıktı bu kardeşiniz. dedim "şu kadar tır şu kadar uçak malzeme geldi, şu kadar aileye ulaştık, kimse içeri çivi sokamazken biz gazze'nin su altyapısını yeniden inşa ettik, okullara yardım ettik, sıcak yemek dağıttık"...

    lan öyle bir konuştum ki, haber reytinglerde baya ilgi toplamış, kurumun ankara'daki genel müdürlüğünde "vur vur inlesin" diye tezahürat yapılmış, filistin dernekleri yayının alt yazılı halini paylaştıkça uluslararası bütün organizasyonlar bizden övgüyle söz eder olmuş, sağ olsun koskoca büyükelçi bile emeklilik veda yazısında bizim hakkımızda güzel cümleler kaleme almış. hatta dönemin birleşmiş milletler gazze sorumlusu büyükelçiye nezaket ziyaretine gelmiş, büyükelçi de beni çağırtmıştı. biraz da orada hava attım. üstelik toplantıda tesadüfen independent gazetesinin orta doğu sorumlusu da vardı.

    baktım bu orta doğu'da işler pr ile yürüyor, independent'taki bu abiyi aradım. dedim "hacı abi bizim israil'den 5 aydır izin alamadığımız 500 tane konteyner ev var, bak kış geliyor, sen şunu bir haber yapsana". olur dedi. malzemeler ile ilgili detayları sordu, söyledim, bürokratik aşamaları sordu, "yani şöyle şöyle ama off the record ha ona göre" dedim, "başımı ağrıtma aman". "tamam sen merak etme" dedi ve ekledi, "bbc'deki arkadaşım seni arayacak, onunla da konuş". hakikaten bbc radyodan da aradılar, konuştuk.

    neyse ertesi sabah uyandım, yüzümü yıkadım, pita üzeri humusla kahvaltımı yaptım. mailimdeki linke bir baktım ki yuh, the independent'ta ana sayfadayım. haberi geçmeden teyit etmem için bana gönder demiştim ama ibiş direkt yayına verdirmiş. dikkatlice haberi okuyorum; lan bir yandan israil'i gömüyorum, bir yandan hamas'ı gömüyorum, dönüp tekrar israil'e kibarca gömüyorum. off the record'un nesini anlamamış merak ediyorum. kafamı kaldırıyorum, pencereden idf ofisi görünüyor, böyle soğuk soğuk terliyorum. gazze'den telefon geliyor "yerel halk seni kahraman ilan etti, ama hamas biraz bozulmuş, bir süre gelme buraya" diyorlar. konsolosluktan telefon geliyor "2-3 gün evden çıkma, bak şu isveç ofisinin önündeki mazda’da mossad var" diyorlar.

    korkar mı lan ankara bebesi? giydim çarşı tişörtümü atladım ramallah'a gittim. filistin hükumetinden arsa bağışı almıştık, tapu-tescil işlemleri hızlıca hallolsun diye bakanlık çalışanlarına rüşvet verdim. gerçi yine becerememişlerdi ama olsun. tabi asıl macera kudüs'e geri dönüşte başladı, sınır kapısında üzerime parmak tetikte negev tutuldu, herhalde bir 3 saat falan 3m2’lik hücre gibi kulübede bekledim.

    bu arada türkiye'den bir stk gazzeli öğrencilerin okul kıyafetlerinin masrafını üstlendi. ertesi hafta gazze'ye gittim, hamas temsilcisi önlükler için kamuflaj rengi haki renkte diretmişkti, bak bak. abartmıyorum, suratıma hayatımdaki en net "siktir git" ifadesini takıp tek kelime etmeden reddettim. tabi hamas ile saatlerce görüşmemi cogat uydudan canlı izlemiş, checkpointte ne konuştunuz diye bana da izlettirdiler. haliyle o akşam da gazze'den çıkmam saatler aldı. yolda acıkıp aşkelon yakınındaki bir burger king'e arabamı park ederken dibime kassam füzesi düştü, dedim "kesin o hamasçı atmıştır". alarm sesleri arasında sakince hamburgerimi yedim, eve dönüp uyudum.

    bir süre sonra babamın kalp krizi geçirmesi ve ameliyat olacak olması sebebiyle acilen yurda döndüm. bak bugün döneli dokuz yıl olmuş vay arkadaş. tel aviv'den uçağa bindiğim dakikalarda bizim tel aviv büyükelçisi ile israil dışişleri arasında "alçak sandalye" skandalı yaşandı. sonra mavi marmara falan derken hiç durulmadı ortalık. o zehir gibi çayı içtikleri sürece de durulmaz zaten.
415 entry daha