şükela:  tümü | bugün
11 entry daha
  • madem bu kadar kolaysa sen yapçılar geldiğine göre olmuş rehberdir. bir bitmediniz yıllardır şu mecrada. sanki hür teşebbüsün çok değer verildiği ve saygı duyulduğu bir ülkeyiz de biz sadece götümüzün üzerinde eleştiri yapıyoruz.

    piyasadan ve şartlardan bihaber gelip burda insanlara akıl veriyorsunuz çok bir şey biliyormuş gibi hiçbir şey bilmiyorsunuz. bu ülkede tanıdığı, torpili pardon referansı olmayan bir insanın tutup senaryo yazıp ardından bu senaryosunu alıp bir yerlere götürüp, senaryosunun dizileşeceğini falan düşünecek kadar dünyadan kopuksunuz.

    hepsini geçtim, istediğimizi veya gönlümüzden geçeni yazamayacak mıyız? ne kadar tuhaflaştı bu insanlar anlamak mümkün değil. misal olması açısından diyorum ben yönetmen david cronenberg'i severim. yaptığı işlerin hepsini seyretmişimdir. başlığına biri olumsuz bir şeyler yazabilir. ki yazmışlardır da. gidip "sen ne anlarsın, kolaysa sen çek" der miyim? demem. o, o insanın görüşüdür. aşırı saçma, sırf yazılmak için yazılmış bir şey değilse zaten fanatizm yapmaya gerek yok. kimse dört dörtlük değil. çok fazla şiddet kullanıyor bazen bu eleştirilebilir, eskisi gibi bilim kurgu yapmıyor hafif piyasaya kaydı. eleştirilebilir. piyasa bir adam değil, hakkında trollük yapsan tutmaz. ee yani ben bu adamın guardı falan değilim, severim de niye fanatik gibi savunayım? woody allen'ı sevmiyorum mesela. yaptığı işler çok yavan geliyor bana. bunu makul, mantıklı sebeplerle izah edemeyecek miyim?

    ben yukarda meramımı anlatmışım. paragraflarca yazmışım, hadi çık de ki "onların hiçbiri gerçeği yansıtmıyor" adam tutmuş "kolaysa sen yap" diyor. ya kardeşim, ben orda "bırakın lan bana piyasayı ben çekeceğim bundan sonra komedi dizilerini" mi demişim? yoksa bu kadın hep aynı formülü kullanıyor ve bundan hiç sıkılmıyor mu demişim? bir de bu fanboy/fangirl müessesi de çok baydı. babanızın oğlu/kızı gibi savunuyorsunuz burda insanları. abi herkes sizin sevdiğinizi sevmek zorunda değil ki? sırf yazmak için yazıyorsunuz, yazdıklarınızın hiçbir kadri kıymeti yok. boşa byte israfı anasını satayım. yok 3 günde 100 sayfa senaryo yazıyormuş da yok 4 günde diziyi çekiyormuş da eee? babasının hayrına mı yapıyor bunları? kadın hem senarist olarak, hem dizinin başrol(!) oyuncusu olarak senin ömrübillah göremeyeceğin bir parayı belki de 3-4 bölümde kazanıyor. bu kadar emek, bu kadar kasması ondan sanat aşkından değil.

    öyle olsa zaten sürekli farklı bir şey denerdi. derdi para olmasa ilkinde tutturduğu sistemi sonrakilerde denemezdi. farz edelim ben bir tüccarım, iç pazar için yurt dışından mdf yapıştırıcı ithal ediyorum. burdaki mdf üreticilerine satıyorum. iyi kazanıyorum. fuar tezgahları, mobilya, tasarım&dekorasyon vs birçok alanda hizmet veren firmaların hepsi müşterim. şimdi ben iyi kazanıyorum ve ticari bir alanda başarılı oldum diye "devir teknoloji devri ben yapıştırıcı işini bırakayım, portable rechargeable usb blender getirtip satayım" der miyim? demem. çünkü hali hazırda iyi satan bir ürünüm, bir pazarım var. onu iptal edip, geleceği muallak olan bir ürüne bel bağlamam. ticaret risk işidir ve evet fortuna favet fortibus ama işler öyle değil burası avrupa değil. türkiye. bu işte klasik tüccar mantığıdır. elimde bir formül var, kâr getiriyor ve ben bu formül dışına çıkmak istemiyorum. çıkarsam zarar edebilirim he kâr da elde edebilirim ama o riski göze alamıyorum. aynı formülden gitmek istiyorum.

    türkiye'deki sanat işlerindeki mantık da tam olarak böyle yürüyor. tamam prodüktörler de tüccar. onlar da tutmuş formüllerden yürüyor ama hiç mi değişmiyor piyasa? sit-com bizde yoktu 90'ların ikinci yarısından sonra girdi ondan önce var mıydı?(gülşen abi ülkedeki ilk sit-com olsa da trt tek kanallıktan çıktığı için yeni açılan özel kanalların etkisiyle pek tutmamıştı. muadil çok komedi dizisi vardı. bundan ötürü de bir süre daha sit-com çekmeye cesaret edilememişti. yeri ayrıdır.) yoktu "bu formatı burda da tuttururuz ya yerelleşme yaparız bir deneyelim şansımızı" diyen insanlar sayesinde oluştu. o yıllarda biliyorsunuz mahalle&aile dizileri trenddi. trendin dışına çıkıldı ve 2000'lerin başlarında her yer sit-com olmuştu. dadı, çocuklar duymasın, ayrılsak da beraberiz, belalı baldız, tatlı hayat, avrupa yakası vs vs. her yer sit-com'du. şimdi bakıyorsun yok ağa dizisi, yok mafya dizisi, yok entrikalı aile dizisi. her yer bunlardan kaynıyor değil mi? entry ekşi şeylere girmiş, bana orda burda "her yer mafya dizisi, entrika dizisi onlara niye laf atmayıp buna atıyorsun" demişler. ulan ben bin tane entry girmişim. hangi entry'imde mafya dizisi övmüşüm? bu bir. ikincisi, mafya dizileri niye tutuyor? çünkü formül basit ve o formül tutuyor. alıcısı çok. bunun gülse hanım'ın çektiklerinden farkı nedir? tek farkı tür farkı olması. biri suç, dram, gerilim, aksiyon. diğeri salt komedi. ama sistem ve formül? mafya dizisi formülü açılımı yapacak değilim ama tr'deki sistem basittir. esas bir oğlan, yanına esas bir kız. esas oğlan ajans keşfi olacak oyunculuk yeteneği kısıtlı olacak. kız opsiyonel. manken de olur oyuncu da. bunlar kavuşamazlar. esas oğlana yaşlımsı bir akıl hocası. bu kesinlikle tiyatrocu olmalı. esas oğlana ilk sezonun finali gelmeden öldüreceği 1-2 ortalama villain. bu arkadaşlar da yılların dizi/film oyuncuları olacaktır. ortalama kötülerin başında da yaşlı bir criminal mastermind. bu da kesinlikle tiyatrocu. al sana 3 sezon garantili mafya dizisi. eee? fark ne? formül üzerinden gitmek garanticilerin işidir. yaratıcıların değil. işi sanata, emeğe vuracağınıza az bir şey bilin de öyle vurun. bu bağlamda, gülse birsel dizilerindeki mafya ve ağalı dizilerle dalga geçme sekansları da oksimoron yaratmaktadır. zira sen de formülle çalışıyorsun onlar da. e ne farkın kaldı da dalga geçiyorsun diye sormazlar mı? sormuyorlar işte. sevdikleri birine eleştiri yapınca "sen çek" diyebiliyorlar en fazla. etraflıca düşünmüyorlar düşünememe sebepleri de film/dizi kültürlerinin pespaye olması.

    bir de gülse birsel için emekçi demiş ya. kahkaha attım.(yalan olmasın "dehayı küçümsüyor" kısmında da attım) ayda 300-400 bin lira kazanan emekçi mi olur lan? o parayı burdan herhangi birine versinler 3 günde değil 100 sayfa 1000 sayfa senaryo çıkarır, 4 günde de dizinin ilk sezonunu çeker. ama o kadar kaliteli olur mu değil mi? neticede üstad neler nelerrr anlatıyor. ne espriler havada uçuşuyor, ne metaforlar ne göndermeler değil mi? "ceeeeengizzzzzzzzzzzzz diye ortada dolaşan tavşan dişli, gold digger ex manken neverland'e ait hiçbir yerde konuşulmayan bir şiveyle son 78 projesinde aynı karakteri canlandıran ve yetenek dendiği zaman akla ilk gelen isim olan derya karadaş'ın canlandırdığı ev hanımı karakteri. ki aynı karakter önceki dizide pavyonda konsomatristi. sarp apak üstadın canlandırdığı zengin playboy karakteri. bunlara replik yazmak, bu karakterlere olay örgüsü dizmek zaten çok büyük bir uğraş hakikaten ben büyük bok yemişim. 3 günde bu diziye 100 sayfalık senaryo yazmak büyük uğraş zaten. ki espriler de sosyal medyada ne gündem olduysa onun üzerine zaten. gerçekten büyük bir emek var ortada, ben bu büyük emekçilerin hakkını yemişim.

    birileri "sit-com'un mantığı bu zaten yhaaaaa" şeklinde bir şeyler demiş. sözlükte değil de sağda solda gördüm. the jeffersons ve the cosby show benzer formülle bezelidir. big bang theory ile the office aynı mıdır? ya da seinfeld ile it's always sunny in philadelphia benzer formülle mi gitmektedir? seinfeld'i louie'ye benzetebilirsin ama louie durum komedisi değildir o çok başka bir dizidir. salt komedi değildir. ya da friends'i belli açılardan how i met your mother'a benzetebilirsin. tutup da "amerikan sit-com mantığı bu zaten yaaaaa bu böyle eleştirilir mi yaaaaa" diyemezsin. sayın bakanım'ın avrupa yakası ile ne benzerliği var? ya da tatlı kaçıklar ile dadı'nın? formül başka bir şey. formül garanticiliktir farklı yönlerden beslenmeyi kısıtlar. zaten amacın da para kazanmaksa bu sende bir yara açmaz. daha dün the bohemian rhapsody'i izliyordum filmi adını veren şarkıyı prodüktör onaylamıyordu. sözleri, müzikal altyapısı ve 6 dakika olması gibi sebeplerden. o mainstream rock bir şarkı istiyordu ama grup ideallerinden vazgeçmeyip, prodüktörü dinlemedi ve böyle efsane oldu. sanırım yeterince açıklayıcı olmuştur.

    son olarak, ben daha iyisini değil 500 kat iyisini yaparım. gel koy önüme sermayeyi. set ekibini ben ayarlarım. sen bana gereken optimum parayı ver yeter ki. öyle bilip bilmeden atıp durma. sen parayı çık, ben 3 günde 1000 sayfa yazıp 1 günde de diziyi çekerim ayda 300-400 bin kazanmakta gözüm yok 50k'ya fitim. ortamlarda da emekçi dersin kim nerden bilecek aq.
9 entry daha