şükela:  tümü | bugün
87 entry daha
  • günümüzde zamandan ve mekandan bağımsız olarak azınlıkları öldürüp rayban gözlük takarak renault toros arabalarla gezinen ülkücüler olarak değerlendirilse de o tavşanın oyuğu sanılandan daha derine gider.

    normalde batılı ve nato perspektifinden kontrgerilla, gerilla operasyonlarına karşı gerilla taktikleriyle savaşan düzenli ama decentralized (merkeze bağı olmayan) birimlerdir. ancak türk literatüründe kontrgerilla kendi başına bir sınıf haline gelmiştir. benim üstüne gideceğim de bu türk kontrgerillası anlayışıdır.

    düzensiz birliklerin savaştaki rolü üzerine çok kitaplar ciltler yazılmıştır ancak bunların nasıl en iyi şekilde kullanılacağı konusu son iki yüz yılda gelişen bir teoridir. düzensiz birlikler disiplin moral silah ve ikmal olarak düzenlilerin çok gerisinden geldiği ve kalitesiz addedilen birlikler olduklarından eğer bunları kullanmaya karar vermiş bir ülke için durum çok vahimse gerilla taktikleri kendilerinden verim almanın başlıca yoludur. başarının mutlak olduğu anlarda, sızma sürpriz şok vur-kaç taktikleriyle düzensiz birlikler düzenlileri çivileyebilir. sakatlayabilir, orantısız kayıplar verdirerek morali ve disiplinine zarar verebilir. düzensiz birliklerin bu yöntemleri kullanarak 1807-14 arasında ispanya'da fransız ordusuna çok acılar çektirmesi yüzünden ispanyol düzensiz birlikleri olan guerillas bu tip harekatların isim babası olarak kalmıştır.

    teknikler ve devir daha modern savaşlarda ilerlediği için bu işin modern kitabı ikinci dünya savaşında sovyetler tarafından yazılmıştır. nazi almanyası rusya içlerine girdikçe ikmal yollarını çok kırılgan bir şekilde uzatınca düzenli birlikleriyle bir şey yapamayan stavka savaşı ideolojik topyekün savaşa döndürerek (bkz: total war) rus halkını silahlandırmış, gerilla operasyonlarına teşvik etmiştir. partizan almanlar için büyük bir başağrısı olacaktır. bunlar sayesinde batılı bir ülkenin gerilla düşmanına verilen isim de partizan olarak kalmıştır. mesela tunceli kırsalındaki tikko/mlkp militanları günlük askeri janrımızda hala "partizan" olarak anılırlar.

    partizan sayılara vurulduğunda başarısız bir askeri birimdir. askeri eğitimi yoktur. elindeki silahlar düzenli birliklerinkine göre eski, mühimmat yığınağı çok sınırlı, ikmal opsiyonları yetersizdir. ancak sürpriz denen her denklemi altüst edebilen bir joker kağıdı ceplerinde taşıdıklarından, halkın arasına karışabildiklerinden ve düşman hattının gerisinde kamufle olabildiklerinden alman altyapısına verdikleri hasar korkunçtur. demiryollarını tahrip etmeleri, alman ikmal kollarına mayınla vs girişmeleri, vurkaç saldırılarıyla askerlerin moral ve disiplinine saldırmaları savaşın seyri üzerinde etkilidir. sırf partizanlar bir noktada çok aktif diye wehrmacht hiç yolunu değiştirmemiştir tabii ama partizan operasyonu engellemek için almanların ayırdığı kaynak, stalingrad'a ulaşamayan her vagon için oradaki almanların çektiği açlık, mektubu gelmedi diye psikolojik olarak çöken alman askerinin yalnızlığı savaş üzerinde dolaylı da olsa çok etkili olmuştur. bu kayıp oranlarına değer mi değmez mi o tabii başka bir tartışma konusudur, benim şahsi kanaatim sovyetler de o sırada vatan savunmasında olduklarından yakalanan ve almanlar tarafından köy meydanında ibret i alem için asılan her partizan yerine üç kişiyi daha partizan yaptığından sistem etkili görünmektedir.

    almanlar anti partizan operasyonun kitabını da bunlarla uğraşırken yazmışlardır. edindikleri bilgi ve deneyimi de savaş sonrası değişen dünyada batı almanya nato'ya dahil olduğunda acımadan paylaşacaklardır. 1950'lerin sonundaki dünyadaki savaş rüzgarlarına bakıldığında sovyet rusya'nın (o yıllarda aşırı) olası bir dünya savaşında partizan kuvvetlerine başvuracağı neredeyse kesindir. üniformalı rus ordusunun batı alman sınırına 60 tank tümeni ile bir yarma deneyecek olması ve taktik nükleer silahların sarin vx gazlarının beklendiği bir ortamda bir de üniformasız partizanların demiryollarını havaya uçurması denkleme eklendiğinde nato buna karşı hazırlıksız yakalanmayı hiç istemez. üstüne savaş fulda gap'te kazanılıp sovyet batı momentumu kesilip düşman polonya ve beyaz rusya'ya atıldığında (yani savaş düşmana götürüldüğünde) partizanların her köşe başında bekliyor olma olasılığı %3000'dir. o yüzden nato bu partizanlara karşı yapılacak harekatları kodifiye etme yoluna gitmiştir. 1960'ların başında gerilla taktikleriyle savaşan "gayri nizami birliklere" karşı olan operasyonların el kitabı olan fm 31-16 genel direktif olarak norveçten türkiyeye kadar tüm üye devletlere tebliğ olur.

    fm 31-16 teknik olarak incelendiğinde süper olmasa da yeterlidir. intikallerin gece yapılması gerekliliği, keşif, ateş yoluyla keşif, pusu, sızma gibi partizan birliklerinin alamet-i farikası olan yöntemlerle savaşan bir tür askeri birliğe işaret eder. gerilla karşıtı birlikler der bunlara, yani kontrgerilla.

    partizanla düzenli birlikler karşı karşıya geldiğinde bu yöntemlerin olmayışı zaten en büyük zayiatın sebebidir. partizanın tüm amacı kamuflajını kullanarak sızmak, ilk vuruşu yaparak şok ve kargaşa yaratmak ve o kargaşa bitmeden intikale geçmek üzerine kuruludur. zira bir ordu özellikle intikalde çok tahmin edilebilir patternlerde iş görür. gece çadır kurar, gündüz toplar, kahvaltısını yapar ve intikale devam eder. partizan sabah 4'te ağır silahlarını kurar, tüm kampı ateş altına alır, bombalarını atar ve kaçar. bunu da minsk'ten moskova'ya kadar her gece yapabilir.

    ama bu intikaldeki ordu mevcudunun 0.1% ini yani 4-5 bin mevcutlu bir tugayı 120 kilometrelik bir stripte kontrgerilla operasyonuna ayırırsa, bu tugaydakiler köylere sızar ve kontrgerilla operasyonlarına girişir ve gerilla'nın beslendiği kaynakları kesmeye başlarsa o ordu vermesi beklenen kaybın onda birinden azını vererek intikalini sürdürebilir. kamyonları erzak taşımaya devam edebilir.

    ancak fm 31-16 direktifinin en zayıf noktası ne yazık ki en önemli noktası olmuştur. civil affairs operations, yani sivillerle ilişkileri düzenleyen 11.kısım kimsenin cevaplandıramadığı soruları olduğu gibi bırakıp geçmiştir. tamamını çevirirsek :

    "kısım 11: sivillerle ilişkiler "

    "birliklerin sivillerle kendi kışlası dışında temas kuran veya sivillerin aktivitelerini etkilemeye yahut kontrole yönelik her türlü proje ve operasyonu -bu aktiviteler istihbarat toplama amaçlı olmadığı müddetçe- sivillerle ilişkiler kapsamı altında sınıflandırılacaktır.

    istihbarat operasyonları bu yüzden kendi öz savunma ve sivilleri içine alan öz gelişim programlarını kötü etkilemeyecek biçimde yürütülmeli ve koordine edilmelidir. kontrgerilla operasyonlarında yerel nüfusun kontrolü ve materyal kaynakların gerilla güçlerine gitmesi, bunların yerel halkın desteğini, sadakatini ve saygısını kazanması kuvvet komutanının en öncelikli sorunlarıdır. bu tip sivil ilişkiler fonksionları kuvvet komutanı tarafından öncelikli olarak kitle ve kaynak kontrolü ile silahlı kuvvetlerin yerel olaylara entegrasyonuyla (military civic action) kazanılır. bu entegrasyon askeri operasyonlarda yerel halkın desteğini almak için kanıtlanmış bir yöntemdir. gerilla güçlerini fiziksel ve psikolojik olarak sivillerin desteğinden mahrum bırakır. bu olmadan da gerilla kuvvetleri var olamaz. askeri entegrasyon tek bir askerin kendi bilgisini ve yeteneğini bir sivile yardım amaçlı kullanmasından (sivilin bir problemini çözmesi veya durumunu daha iyi hale getirmesiyle) bütün bir birliğin sivillere daha büyük ölçekli yardımda bulunmasına kadar geniş bir ölçekte hayat bulur. hasat zamanı çiftçilerin korunması yahut yerel yönetimlerin ya da nüfusun sosyo-ekonomik şartlarının iyileştirilmesi şeklinde de olabilir."

    direktif öncelikle yazıldığı dönem itibarıyla 15 kadar nato ülkesini içermektedir. bunların her birine lokal şartları dikkate alan direktifler vermek yerine kuvvet komutanına durumun genel hatlarını anlatmak ister gibi bir havası varsa da tüm kontrgerilla operasyonunun kalbi denilebilecek, herşeyin aslında kilidi olan yerel halkı böyle bir paragrafla geçiştirmiştir. bu yüzden hiçbir gayri nizami harp ortamı ve direktifin uygulanmaya çalışıldığı durumlar birbirine uymaz. direktifin verildiği ülkelerden biri olan fransa cezayir'in bağımsızlığı sürecinde bu modeli komple terkederek yerel halka tecavüzü falan masaya getirmiştir. vietnam savaşında abd ve arvn vietcong'u mobiliteden mahrum etmek için komple köyleri içindekilerle birlikte yokedip tüm ülkenin bir numaralı besini olan pirinci yoketmekten geri durmayacaktır (bkz: agent blue). afganistan ve ırak'ta yerel halka su şebekesi seyyar hastane falan getirmeye çalışacaklar ama perde arkasında günde yüzlerce ceset toprağın altına girdiğinden bu direktifi komple es geçmiş gibi bir duruma geleceklerdir. yani direktifin kalbi, sivil halkı kazanma olayı gerçek bir amaç olsa da nato buna direkt bir formül yazmaktan imtina eder. durup düşünürsek de öyle her duruma uygulanabilen mucize bir formül paketi de zaten yoktur.

    direktifi alan üye ülkelerden biri olan türkiye için ise durum çok daha karmaşıktır. bu direktifin alındığı ve kontrgerilla prensiplerinin harbiye ve piyade ihtisasına sokulduğu günden itibaren türk subay ve astsubayı olası bir savaşta sovyet partizanlarına karşı harekatında ne yapacağına dair iki satır bir şey okumuş olacaktır. ola ki sovyet ve varşova paktı toprağında harekat yapması gerekti, o noktada da operasyonel olan partizanlara karşı elinde kullanabileceği bir tür direktifi bulunmaktadır. bu direktifi de ilk olarak 70'lerde öğrenci olaylarında sol öğrencilere karşı test ederler. kimi ülkücü delikanlılara askeri eğitim ve altyapı sağlanarak kontrgerilla bildiğim kadarıyla sahada da test edilir. ancak bu kontrgerilla'nın türkiyede daha emekleme yıllarıdır. türk askeri anlayışında gerçek anti partizan operasyonlar sovyetler birliği ile gerçekleşecek bir savaşta kullanılacaktır. abdullah çatlılar vs o tip bir operasyonu yönlendirecek ilk paramiliter tim komutanlarıdır.

    ancak bu beklenen gerilla taktikleri kullanan partizanlar rusyadan kafkasyadan değil hiç beklenmeyen bir cepheden, ülkenin doğu ve güneydoğusundan 1978 yılında çıkıverir. pkk örgütlenmesini tamamlayıp gerilla taktikleriyle burnunu çıkardığında ve 1984'te uludere'ye saldırdığında tsk'nın ilk tepkisi bunu lokal taktik bir örgütlenme olarak addedip jandarma ve polis eliyle eliminasyona çalışmak olacaktır. zaten bölgede pkk öncesinde yoğun bir eşkiyalık kültürü vardır. bazı örneklerde hatta 1979-80 gibi geç dönemlerde eşkiya grupları bölgede yol kesip otobüs tren falan soymaktadır. pkk'da bir tür ideolojiye sahip geniş kadrolu bir tür eşkiya olarak addedilip durumun ciddiyeti böyle tam stratejik olarak masaya yatırılamaz. o dönemleri hatırlayanlarınız varsa jandarmanın ve polisin pkk'ya karşı olan operasyonlarında ölü yaralı karşılaşırıldığında iki üçten fazla pkk'lının ölü ele geçirilmesi büyük bir olaydır. 1988-9 a kadar bu böyledir.

    90'lar geldiğinde pkk artık eşkiya değil terör örgütüdür. finans kaynakları, mühimmat ikmali, kaçış rotaları, eğitim kampları, şehir hücreleri, en ama en önemlisi de lokal nüfusa sirayet eden bir de mesajları vardır. kadının adı olmayan bir kültürde kürt kızına (vurulmadan önce kısa bir süre de olsa) erkeklerle aynı savaşta savaşma bir tür eşitlik vaadetmektedir. erkeğine ise 14 kardeşin arasında unutulup gitmek yerine çarpıtılmış bir tür kürt milliyetçi sosyalizm pompalayarak bir işe yarama imkanı vermektedir. pkk 1990'ların hemen başında bölgesel örgütlenmelerinin başarısıyla yüksek kayıp oranlarına rağmen dağ kadrosunu böylece yükseltebilir. jandarma bu 1992'ye kadar pkk ile olan mücadelenin bir numaralı aktörüdür. bu noktadan sonra tsk fm 31-16'yı raftan indirerek bu denkleme tatbik eder.

    fm 31-16 incelendiğinde işgal edilen ülkede kendi toprağında operasyonel olan yabancı partizanlara karşı yazılmıştır. pkk militanları ise evet cumhuriyete ve ordusuna karşı savaşıyor olsalar da örgütün destek havzası cumhuriyetin sınırların içerisindedir. militanların çoğu türk vatandaşıdır. desteği verenlerin de hemen hepsinde tc nüfus kağıdı vardır. sivil halkın kazanılması operasyonu bu yüzden üç sıfır kaybedilmekte olan bir maç olarak başlamıştır. en başlarda jandarma o yıllarda köylere gidip güvenliği sağlamaya çalıştıkça devlet sivil halka yönelik geri kazanım operasyonlarına çok komik acınası harcırahlar vermeye başlar. bu parayla jandarma komutanları bakkallardan koliyle eti puf alarak çocuklara dağıtmaya falan başlarlar. ideolojik mesaja karşı eti puf tabii pek etkili olmaz. abisi amcası kardeşi elinde silahla ölü ele geçirilip duran yerel halk öyle kolay kazanılamaz. öyle bir şeyin olma ihtimali de çok büyük siyasi değişiklikler, devletin üniter yapısı falan değişmeden ülkenin %80'inin asla evet demeyeceği şeyler vukua gelmeden olacak şeyler değildir. kürt sorununu çözmek terörü de bir günde bitirebilir ama o çözülene kadar da günde 4 şehit verecek bir sabır kimsede bulunmamaktadır. dahası her verilen şehit ve her ölü ele geçen pkk'lı bu ihtimali bir tık daha ileri attığından askeri çözüm tek çözüm olarak görülür. sınır ötesi operasyonlarla beraber pkk'nın dağ kadrosunun çok yoğun bir baskı altına alındığı 92-93 yıllarında kontrgerilla da bir bedene bir biçime bürünür. bunların o yıllardaki personeli ise üç ana tiptedir:

    a-halen muvazzaf olan subay astsblar özel harekat polisleri,
    b-pkk'ya karşı olan ve yararlılıkları kanıtlanmış olan yerel halkın "öne çıkanları",
    c- 80 darbesi öncesi üniversite olaylarından gelmiş operasyonel geçmişleri olan askeri eğitim almış ülkücüler.

    bu grupta bildiğim kadarıyla homojen bir dağılım vardır. ve aynı gerilla gibi kontrgerilla da decentralized bir yapıdadır. yani operasyonun bir münferit lideri vardır. bu lider de diğerlerine hiyerarşik bir şekilde liderlik etmemektedir. bir nevi aralarında kader birliği, ülkücüler arasında görülen alfa erkeklik altyapısında bir ilişki vardır. kontrgerillacılardaki rayban gözlükler, barış manço bıyıkları hep o anlayışın tezahürleridir. devletle olan ilişkiye gelince meslekte rütbeli olan bir binbaşının (bkz: ahmet cem ersever) jandarma'nın kendi istihbarat ağının kontrgerilla'ya direkt anlık veri sağlamasıyla ve yeni ve güvenilir personel girdisi oluşturmasıyla (bkz: jitem) kontrgerilla faaliyetleri aşırı bir derinlik kazanmaya başlar. kendisinin katıldığı bir operasyonda sorumluluk kendisine verilir ve operasyonun raporu bağlı bulundukları birime harita başında anlatılır ancak operasyonun nasıl yürütüldüğü ne yedikleri ne içtikleri kimi nasıl vurdukları konusunda bir tür otonomi sahibidirler.

    işte bu kontrgerillayı devlet yapısından ve denetiminden çat diye çıkaran şey budur. aynı zamanda çok etkili oluşlarının bir numaralı sebebi de budur. kontrgerillanın hesap vermezliği, devlet desteğindeki asi polis rolü ve kanunla sınırlanamayışı, kanunla zaten ilk günden beri sınırlanamayan pkk gibi örgütlerin de bir numaralı korkusu olur. devletin kendilerinin seviyesine inip kendileriyle terörist gibi mücadele etmesinden bu herifler hep had safhada korkmaktadırlar. zira devletlerin devlet gibi, uluslararası anlaşmalar ve benzer moderatif uygulamalara bağlı operasyon yapması beklenir. bu tip etik çıkıntıları törpüleyip devleti de teröristin moral seviyesine indirdiğinizde terörist bundan aşırı korkar. zira o noktada kontrgerillanın kaynakları (silah - ulaşım - barınma - finans - istihbarat) teröristin aşık atamayacağı kadar sınırsızdır. devlet bunu iç ve dış baskılara dayanarak sürdürdüğü her gün terör örgütü amansızca kan kaybetmeyi sürdürür.

    bu protesto düşmanın sizin anti biriminizi bastığında verdiğiniz tepkilere benzer. düzenli ordusuyla övündüğünüz bir ülkeniz var, düşmanınız gerilla taktikleriyle saldırıyor. "e meydana gelin de gtünüz yiyorsa açık açık savaşalım" demeye başlıyorsunuz. gelmiyorlar haliyle. siz kontrgerilla getirdiğinizde ise terörist yazılı basını başka hiçbir şey yazmayıp sadece kontrgerilla ile ilgili sütun sütun yazı yazıyor. yalnız bu bile sistemin çok etkili olduğuna bir kanıttır. bugün pkk'nın tikko'nun aşırı bir demirel-çiller nefreti var ise kontrgerillanın tasmasının çözülüp bunların üzerine salınması ile çok alakası vardır.

    özel harp dairesi yapılanması ile ilgili ben konuşamam. ancak kontrgerilla birimleri sözkonusu direktifin operasyonel kısmına harfiyen uyarlar. partizanın halkla olan bağı seve seve kesilemiyorsa diğer türlü kesmeye karar verirler çünkü sene artık 1993'tür. otobüsler durdurulup 33 asker milletin gözü önünde taranır olmuştur. pkk'nın direkt destek aldığı köyler boşaltılır ve köylerin sakinleri herhangi bir yeniden yerleştirme politikasına tabi tutulmayarak büyükşehirlere akın ederler. köyleri yakılır. kontrgerilla eliyle devlet kendi toprağında yanmış toprak politikası işletmeye başlar.

    kontrgerillanın bir numaralı problemi ise klasik bir güç problemi dir. güç bir insanı bozar. mutlak güç ise her halükarda mutlaka bozar. devletin güvencesinde suç işleyebiliyor olmak bu ülkede çok popüler bir rüyadır (bkz: kurtlar vadisi). ama işte bu rüyanın bir uyanışı var mıdır o asıl sorulması gereken sorudur. kırmızı poşu, rayban gözlüğü takıp, beyaz renault toros arabaya binip köylerde aksansız kurmançi kürtçesiyle konuşarak pkk'nın kilit isimlerini sıcak yataklarından alıp infaz etmek falan büyük olaylardır ama bunu bir süre yaptığınızda artık hep ve herkese karşı yapabileceğiniz gibi bir yanılgıya kapılırsınız. nereye kadardır bu iş? görev yeriniz neresidir, nerede bu mutlak gücü kullanma selahiyetiniz yoktur? bunlar türk kontrgerillasında pkk'nın her yerde olması yüzünden büyük oranda es geçilmiş sorulardır.

    dahası kontrgerilla da insandır, devlet güvencesinde hesap vermez oluşları bu sırada ele geçen bazı fırsatları değerlendirme konusunda da insanı hata yapmaya itmiştir. öldürdüğünüz pkk'lıların bond çantasından iki torba baz morfin çıkınca bunun piyasa değeri bilmem kaç milyon dolardır. bir kez el koyar teslim ederler. ikincisinde ülkücü kontrgerilla onunla kumarhane vs açmaya yeltenebilir. üçüncüsünde paylaşamaz birbirlerini vururlar. ya da bunu raporlamak isteyeni yokederler (bkz: ahmet cem ersever). bu seviyede bir bozulmayı durdurmak da çok zordur. pratikte de kontrgerilla'nın çok efektif bir yarı-askeri birim olmasından dolayı ve pkk'ya karşı yaptığı operasyonların bugünün özel kuvvetleri tarafından bile çok zor yapılabileceği için devletin bu tip kayıtdışı zenginleşmelere karşı ilk verdiği tepki genellikle kafasını çevirip başka bir yere bakmak olmuştur. zira ortada kazanılmakta olan bir savaş varken üçün beşin hesabını yapmak için doğru bir zaman değildir. ancak işte güç probleminin en çetin kısmı da budur. ecnebinin çok güzel bir lafı vardır. "başka hiçbir şey bir insanı cezası verilmemiş bir suç kadar suça itemez" derler. kontrgerilla'nın ülkeyi pkk'dan kurtarırken işlemiş olduğu üç beş daha sonra kendilerini beş on konusunda çok yüreklendirecektir.

    kontrgerilla bizim anlayışımız ve tarihimizde bu şekilde devleti savunmak için kurulan çok etkili bir paramiliter birlikken, kendi pis işlerini yaparken arada devlete yardımcı olan bir tür heyula'ya dönüşmekten kurtulamamıştır. bunun en büyük sorumlusu da kontrgerillanın öncelikli kendi ülke sınırları içinde operatif olmasından kaynaklanmaktadır.

    özetle,

    * kontrgerilla askeri bir ihtiyaçtan kaynaklanan meşru ve efektif bir muhariptir.

    * kendi sınırlarınız içinde kullanacaksanız efektifliğinden hiç bir şey kaybetmez, ancak zamanla edindikleri otonomi yüzünden normal bir vatandaş gibi hayat sürmelerini bekleyemezsiniz.

    * devlet güvencesinde kriminal hesap vermezlikleri hem en büyük güçleri hem de kendilerini alaşağı eden bir numaralı özellikleridir. o ölçüde bir gücü kenara koyup devam edebilen henüz çıkmamıştır.

    * kontrgerilla devletin resmi görevlisi olmadığından ve sivil olduğundan devletin açıktan yapamayacağı fiilleri yapmaktan da geri durmazlar. teröristlere düzenli kaynak sağlayan aşiretlerin direkt hedef alınması pkk ve tikko'ya asimetrik vurulmuş çok büyük darbelerdir.

    * ancak normal koşullarda suç olan fiilleri yüksek bir amaç uğruna devlet adına işlerken bir süre sonra devlet için olmayan fiilleri de araya karıştırıp şahsi zenginliklerini de artırabilmektedirler. bunu da devlet için yaptığı fikrine inananlar da yok değildir.

    * genel eleştirisi devletin devlet gibi davranmaması şeklinde vuku bulmaktadır. ama bunu hemen hemen tüm devletler kodifiye etmiş ve uygun şartlar ve ihtiyaç anında ortaya çıkartıp uygulamak için şartlanmış durumdadırlar. türk kontrgerillası örneği ise bu kodifikasyonu kendi ülkesindeki ayrılıkçı bir gruba uygulayan ilginç örneklerden biri olmuştur.

    * savaş "kaynakların uygun kullanımı ile düşmana kendi iradesini zorla kabul ettirmek" ise kontrgerilla düşmanın çok yıpratıcı bir unsurunu kendisi gibi davranarak iyi kaynak kullanımıyla elimine edebilen bir güçtür.

    * günümüzde kontrgerilla daha modern bir direktifle savaş alanı kontra terörüne evrilerek özel kuvvetler tarafından icra edilmektedir. ancak pkk'ya karşı operasyonel havza küçülüp sınır ötesine kaydığından da tabii biraz yeni yeşillere çatlılara ihtiyaç kalmamıştır.

    * devletlerin partizan orjinli askeri sıkıntılarını kontrgerilla ile çözmesi beklenebilir, anlaşılabilir ve askeri gerekçelerle açıklanabilir bir şey iken, operasyonlarda pişerek deneyim kazanmış kontrgerilla personelinin henüz hesap vermezliği sürerken devletin kendi diğer sıkıntılarına da tatbik edilmesi işte ayın da karanlık yüzüdür. yani kendisine hukuk devleti diyen bir ülkenin muhalifleri ara sıra faili meçhul cinayetlerde ölüyorsa kontrgerilla o noktada kastını aşmış ve devletin pis işlerini yapan karanlık iplerini çeken gerçek bir güç odağı haline gelmiş demektir. bir anlamda devlet içinde devlet olmuştur artık. o esnada dış güçlerin vs türkiye ile ilgili bir planı var ve komplo teorileriyle de aranız iyi ise işte diplomasiyle falan uğraşacakları yerde bu adamlar iki valiz dolar vererek kuvvet komutanını (bkz: eşref bitlis) veya cumhurbaşkanını bile aradan çıkartmaları mümkündür (bkz: turgut özal)

    * hesap vermezlik ile kontrol edilemezlik arasında milimetrik bir sınır vardır. bu yüzden bu birim eğer kullanılacaksa aşırı bir denetim ve baskı altında, çok sıkı gözetlenerek çok limitli askeri operasyonların bir parçası olarak kullanılarak verim alınabilir. diğer türlü düşmanın eliminasyonu yanında bol mafya babası bol ceset ve bol politik ajanda ile kontrgerilla ülkenin tepesine yerleşecektir.
20 entry daha
hesabın var mı? giriş yap