şükela:  tümü | bugün
152 entry daha
  • kendisi benim en beğendiğim gitar virtüözlerindendir. bence gitarist dememek gerekiyor gerçekten kendisi virtüöz seviyesinde bir gitar üstadı. gitar çalma tekniği ve solo ya da şarkı modelleri de benim sevdiğim tarzda. sert ve hızlı metal parçaları çalarken o havaya iyi bürünüyor ama solo albüm projelerinde de tam tersi bir imaj çizip müthiş ballad-slow parçalar yapabiliyor. bu entryde zakk wylde'ın iki solo albüm projesini incelemek istiyorum. iki albüm arasında tam 20 sene var. ilk albüm 1996, ikinci albüm ise 2016 tarihinde çıkartılmış.

    zakk wylde bence underrated bir gitaristtir. yani şöyle bir şarkı nasıl 3.7 milyon izlenmede kalabilir ki? saçma sapan grupların saçma sapan işi boş şarkıları 40-50 hatta yeri geldiğinde 9 haneli izlenme oranlarını gördüğü bir yerde. tabii sevdiği sanatçının popüler kültür içine girip herkesin dilinde olmasını kimse istemez ama yine de böyle güzel eserlerin bu seviyelerde kalması beni üzüyor.

    bu arada underrated dedim diye "bu adam bilinmiyor mu sanıyorsun?" falan demeyin. kelime anlamı olarak "değerinin altında kalmış, küçümsenmiş" anlamına geliyor underrated. yani michael jackson gibi bir sanatçının da muazzam bir parçası 4 milyonda kalsa "bu parça underrated" diyebilirdik. benim kastettiğim direkt kelimenin taşıdığı ana anlam.

    şimdi gelelim zakk wylde'ın iki solo albüm projesine...

    book of shadows açısından konuşacak olursak:

    between heaven and hell parçasındaki armonika geçişlerine bayıldım. gitar ritmini ve aradaki soloyu muazzam bulduğumu söylemeliyim. road back home parçasını da çok beğendim. piyano ile girip daha sonra biraz sertleşen ama ballad tarzını bozmayan güzel bir parça. zaten zakk wylde’ın genel olarak gitar çalış tarzını ve parçalarındaki hava ve modellemelerini çok beğeniyorum. bu şarkı iki ayrı solo ile harika bir hale geliyor. özellikle final solosuna bayılıyorum. war beyond empty parçası da yine akustik havada ve zakk wylde’ın sesi muazzam oturmuş bu parça için. bu şarkının içinde elektro gitarla değil akustik gitarla harika bir solo bulunuyor. throwin’ it all way parçası da üstteki parçalara az çok benzer nitelikte. tabii gitar solosu olarak biraz daha öne çıkıyor. dead as yesterday parçasındaki keman girişi için bile sırf bu parçayı önerebilirim. albümü dinlerken şarkılar bir yerden sonra aynı gelmeye başlayabilir ama gerçekten zakk wylde bu işi çok iyi kurtarmış. eklediği bir farklılıkla şarkıyı monotonluğa düşmekten kurtarıyor. ayrıca bu şarkıda vokal tekniğini üst seviyede kullanmıştır. too numb to cry parçası, gitardan çok piyano ağırlıklı bir parça olduğu için klasik müziği seven insanların da daha kolay sevebileceği bir parça. the things you do parçası da eğer içiniz çok slowdan sıkılırsa dinlenilebilecek bir parça. tabii albümün en hareketli parçası bile çok farklı değil diğerlerinden. ı thank you child parçası da yine slow başlayıp daha sonrasında ara bölümlerde sertleşen gayet dinlenilebilirliği yüksek bir parça.

    genel olarak baktığımız zaman albüm gerçekten ağır bir havada geçiyor. şarkıların çoğu slow ve slow olmayan parçalar da ballad ağırlıklı. içerisinde elektro gitar ile muazzam sololar bulunduruyor. 51 dakikalık bu güzel albüm içerisinde birçok enstrüman kullanılmış aşağıda yazdığım gibi. gayet üstüne çalışılmış bir albüm. ben kesinlikle çok beğendim.

    bu albümde zakk wylde’ın kaydettiği enstrümanlar ve vokaller olarak şunlar gösteriyor: ana ve geri vokaller, elektro gitar, akustik gitar, armonika, "1.000.000 miles away” bass gitar, piyano ve klavye. solo albümü “gerçekten” solo albüm olarak çıkartmış zakk wylde abimiz.

    book of shadows ıı açısından konuşacak olursak:

    autumn changes şarkısıyla albüm yine ilk albümü aratmayacak kalitede ve tarzda giriş yapıyor. harika bir slow parça. üstüne konuşulacak pek bir şey yok. yine akustik gitar ağırlıklı. lay me down, sorrowed regrest, sleeping dog ve darkest hour gibi şarkılar gerçekten solo bakımından aşmış parçalar. bu albüm, ilk albüme göre solo bakımından daha hoş ve daha zengin benim için. tears of december, the levee, forgotten memory parçalarını da dinlemenizi öneririm. the king parçasında ise harika bir piyano var. şarkı gitar üstüne değil piyano üstüne kurulmuş ve bu piyano melodisinin üstüne güzel bir gitar solosu eşlik ediyor. ilk albümdeki too numb to cry parçası gibi.

    ancak yine de benim albümde en beğendiğim parça sleeping dog’tur. bu parçanın çok farklı bir havası var. belki de bu albümde ilk dinlediğim parça olmasından dolayı beni daha fazla etkiledi ama oldukça kaliteli bir yapıt.

    tam 1 saatlik bu eşsiz eserin kötü bir parçası yok. çok fazla kalabalık etmemek için tüm şarkıları saymamaya çalıştım ama ona rağmen albümün çoğunu tavsiye etmek mecburiyetinde hissettim kendimi. bu yazıyı okuyan insanların gerçekten bu parçaları dinlemesini istedim. muazzam iki albüm olmuş.

    zakk wylde gerçekten harika iki iş çıkartmış. her şey yerli yerinde, ölçüsünde bırakılmış. belki slow-ballad parçalar içerisinde 2-3 tane metal parçası istenebilirdi ama albüm bu tarzında ve felsefesinde de gayet hoş olmuş. dediğim gibi sadece ikinci albümdeki sololar daha kaliteli ve fazlaydı. bunu çok beğendim. bunun dışında şarkı aranjeleri, uyum ve ahenkler, ritimler ve özellikle şarkıya göre enstrüman seçimleri çok doğruydu bana göre.

    bu iki albüm hakkındaki değerlendirme ve önerilerim bu kadar. yakın zamanda black label society'i de baştan sona tüm diskografisini dinleyip bir şeyler karalamak istiyorum.
20 entry daha