şükela:  tümü | bugün
58 entry daha
  • türkiye’nin kültürel ve sanatsal yaşamı, sermayenin ve gericiliğin yoğun kuşatması altında ülke tarihinin en ağır saldırısına maruz kalmakta, bütün ilerici ve aydınlanmacı birikimi budanarak her gün biraz daha çoraklığa itilmektedir.

    sinemadan müziğe piyasanın belirleyici kılındığı;
    her alanda ucuzluğun ve pespayeliğin pompalanarak hükmettiği; bütün kısıtlayıcılıklara göğüs gererek nitelikli üretim için çabalayan insanların seslerini duyurabilecekleri, buluşacakları kesimlerin ve araçların gün geçtikçe daraldığı;
    kamusal nitelikli sanat kurumlarının ortadan kaldırıldığı ve avm’lere tıkıştırıldığı;
    tarihsel ve kültürel mirasın haraç mezat yok edildiği;
    bilimin dışlanıp dinsel hurafeciliğin egemen olduğu koşullarda, kuşkusuz edebiyat da bu atmosferden payını almaktadır.

    ülkemiz edebiyatı denilince, bu alana solun, ilericiliğin vurduğu damgayı silmeye, bütün bu saldırıların gücü yetmediği, yetemeyeceği içindir ki, doğrudan sisteme ve bağlı kalemlerin, önlerinde bütün kapıların ardına kadar açılmasına karşın, geçici popülerlik dışında hiçbir kalıcı değer üretemeyecekleri görülmüştür.

    bu noktada, edebiyatın etki gücünü, toplumsal şekillenmeye nüfuzunu, sermaye sistemini ve gericiliği tahkim etmekte kullanmaya elverişli, yine geçici olmakla birlikte, özellikle genç kuşaklar üzerinde yıkıcı etkiler bırakmakta daha sinsi bir olgunun deşifrasyonu önem kazanmıştır.

    bu olgu, kuşkusuz ne yenidir ne de geleceğe sahiptir, ama bugünün sistem karşıtı politik bilincini köreltme ve kabuğuna çekilmeyle sonuçlanan bir sosyal tepki kanalı olma işleviyle gündemdedir.

    yenilgi güzellemelerinin sistemle uyumsuzluk; var olanı kabullenmenin itiraz; değiştirme iradesinden yoksunlaşmanın gerçekçilik; insana ve topluma yabancılaşmanın birey oluş; lümpenleşmenin halkla temas; vazgeçiş davetlerinin kendi yolunu seçme; yaldızlı kılıfların bir saf duruşu; akış yönünde sürüklenmenin aşkın bilinç; sınıf kavramından kopuşun vicdani duyarlılık olarak pazarlandığı bir illüzyonu kırma zamanıdır.

    edebiyat siyasettir, sosyolojidir, ideolojidir. bu anlamda, söz konusu etkinlikler, bu alanlarda cereyan eden bir mücadelede, sosyalizmin ve ülkemizin tarihsel birikiminin bu düzen içi pespayeliğe yanıtıdır.

    uykusuz dergisi’nin arka sayfasında yaşamını takip ettiğimiz “telmaşa adam” ortam, bu pespayeliğin ürünlerinden biridir. ortam, vasatı temsil eder; vasat olanın vücut bulmuş halidir.

    geldiği noktada, ortam, üretimden kopmuş, işi gücü bırakmış, yaratıcısının tabiri ile geysu’ya embedlenmiştir. geysu’nun evinde bir sığıntı gibi yaşayan, geysu’nun acımasız eleştiri ve aşağılamalarına maruz kalan ve tepki veremeyen ortam, bu zavallığının farkındadır; ama, içinde bulunduğu durumu değiştirmek ve kendisini geliştirmek için bir şey yapmaz.

    yapabildiği tek “iyi” şey, geysu izin verdiğinde, geysu’yu bir güzel sikmektir. sikmek, diyorum; çünkü, geysu ile aralarında bir samimiyet veya sevgi yoktur. geysu, gayet can sıkıcı bir şekilde patron olduğunu ortam’a hissettirir. ortam da bu rezalete boyun eğer. sinirlenecek gibi olsa da, her şeyin kontrolünü elinde tutan geysu, onun gönlünü nasıl alacağını bilir. ortam için geysu ile sikişmek, bir tür görev gibidir. o görevi de yerine getiremezse ve geysu’yu iyi sikemezse evden kovulacağını bilir, çünkü.

    geysu ile aralarındaki bu gerilimli, samimiyetsiz ve son derece yüzeysel ilişki, aslında ortam’ı pek rahatsız etmez. onun derdi, günü kurtarabilmek ve bir gün daha götünü devirerek tembelliğin keyfini çıkartabilmektir. geysu’nun haklı olduğu noktalar yok mu? var. ama, haklı olmak, karşınızdaki insanı ezme hakkını kimseye vermez. sözde solcu özde liboş geysu da bunu biliyor; ama, üzerinde tahakküm kurduğu bir insanın elinin altında olmasını tercih ediyor. aslında, geysu, kendi kendine yeten bir kadın. ortam hıyarı olmasa da yaşar. hem de çok güzel yaşar. geysu’nun ihtiyacı olan şey, bir penis. o kadar. o da ortam’ı bir tür dildo olarak kullanıyor. tabii ki, dildosunu da eğitmeye, onu “adam etmeye” çalışıyor — ki bu uğraş, kendini güçlü hisseden kötü yürekli kadınların en hoşlandıkları şeydir partnerlerini adam etmeye çalışmak.

    geysu ile ortam’ın çarpık ilişkisi, aslında, kendisini diğer %50 olarak tanımlayan kesimdeki bazı insanların içinde oldukları çıkmazlara da ışık tutuyor. örgütsüz, emek ve halk ile ilişkisini sıfıra indirgemiş, üretmeyen-üretemeyen, kendisini geliştirmeyen; umutsuzluğu ve kopuşu boyun eğmenin birer argümanı haline getiren; en son tahlilde, düzenin istediği “zararsız vatandaşa” dönüşen mahlukatları görüyoruz. farkındalıklarını ve duyarlılıklarını sosyal medyada verdikleri dandik tepkiler ile sınırlı tutan, mevcut düzeni kabullenen ama bu kabullenişi de bazı liberal argümanların arkasına gizleyen bir çürümüşlüğü görüyoruz.

    işte, ortam’ndan gelen koku da, günlerdir değiştirmediği donu veya çoraplarından değil, içinde bulunduğu çürümüşlükten gelmektedir.
13 entry daha