şükela:  tümü | bugün
52 entry daha
  • bütün yumuşaklığına, lirizmine rağmen bir erkek filmidir ve ilk bakışta zannedilebileceği gibi bir erkek dostluğu anlatılmaz bu filmde. jack ve miles’ın, öldür allah bir araya gelemeyecek bu iki adamın hikayesini izlerken, intihar ile yaşam sevgisi, saplantılı bağlılık ile seri ihanet, kendine acıma ile kendine güven, sadakat ile şıpsevdilik, kasvet ile uçarılık, incelik ile yüzeysellik arasında savrulan erkek ruhunu görürüz. jack ve miles’ı ortak kılan tek nokta, sarhoşluk tutkusudur. miles şarapla, jack ise aşkla sarhoş olur sürekli.

    bir de miles karakterini oynayan paul giamatti’ye ayrı bir yer açmadan geçemeyeceğim. paul bey bu filmde miles’ı öyle bir canlandırmıştır ki, kendisinin "muhteşem oyunculuğundan” dem vurmayı dahi, böyle bir performansa hakaret addederim. bilhassa eski karısıyla düğünde karşılaştığı sahnede ("mutlu görünüyorsun.” “mutluyum” / “artık şarap içmiyor musun? nasıl olur?” “hamileyim.” “çok güzel. bu çok güzel...”) meseleyi medeni, makul bir hoşnutlukla karşılar gibi dururken, gözlerinden kopan acı çığlığı ne menem bir derinliğin izdüşümüdür.

    velhasılı sideways, yitip giden erkek ruhuna yazılmış bir büyük şiirdir.
116 entry daha

hesabın var mı? giriş yap