şükela:  tümü | bugün
187 entry daha
  • nam-ı diğer italyan aygırı. philadelphia’nın karanlık ve harabe sokaklarında dolanan bir serseri. amatör bir boksör olarak yaşamını sürdüren balboa hayatına serseri olmama adına devam ediyor ve her şeye rağmen inatla yaşam mücadelesi veriyordu. tefeci gazzo’nun işlerini yapıyor bir yandan da amatör boks maçlarında galibiyet kovalıyordu. sürekli yumruk yemesine rağmen donuk bakışlarıyla ve bitkin haliyle maça devam edebiliyordu. tam 45 maçtır hiç burnu kırılmamıştı. ufak bir apartman dairesinde yaşamını sürdürüyor ve her eve geldiğinde onu bekleyen iki kaplumbağası ve balığıyla minik sohbetlere dalıyordu. onlara bir dansçı veya şarkıcı olsalardı böyle bir hayat yaşamayacaklarını aktarıyordu tabi iğneyi kendisine de batırıyordu. fonda summer madness’in hoş melodisi çalarken rocky eski fotoğrafına bakarak iç geçiriyordu. böyle bir hayatı kim isterdi ki? kim böyle bir hayata gelmek ister ki... bu yürek burkan bu iç sızısı film boyunca devam ediyor ve peşimizi bırakmıyor.

    onun hayatla kavgası serseri olup olmamakla ilgiliydi. hayata karşı ayakta durabilmek için serseri olmaması gerektiğinin bilincindeydi ve bir hiç olmadığını insanlara kanıtlamak istiyordu. 12 yaşındaki bir kıza hayat dersi verirken, kız onu bir an olsun umursamadı. kötü insanlarla takılmaması gerektiğini, iyi bir insan olmasını ve nasıl insanlarla takılırsan öyle insan olursun öğüdünü kızın hafızasına kazımaya çalışıyordu. kız oralı bile olmadı, kızın ondan gelecek öğüde ihtiyacı yoktu çünkü bir hiçten gelen öğüde kulak bile asmak istemedi. utangaç tavırları ve donuk bakışları hep içimizi sızlattı. rocky hayatına serseri olmama adına devam ederken fırsatlar ülkesi amerika’da karşısına büyük bir fırsat çıkmıştı. ünlü boksör apollo creed’den maç teklifi gelmişti. yeni yıla galibiyetle başlamak isteyen creed bu maçı bir şova dönüştürerek ününe ün katmayı hedeflemiş ve herkese yeniden 1 numara olduğunu kanıtlamak hatta bunu büyük bir gösteri maçıyla tekrar ispatlamak istiyordu. balboa’yı sırf ismi italyan aygırı diye seçmişti. amatör bir boksöre kendini ispatlama şansı vermek ve kendini ringlerde tekrar bir yıldız gibi sergilemek onun şovunun bir parçasıydı.

    rocky hayatının geri kalan kısmında tefeci gazzo’nun haraçlarını toplarken, amatör maçlara çıkarken ve serseri olmamakla başa çıkmaya çalışırken donuk bakışları ve o derin yalnızlığıyla phileadelpia’nın karanlık sokaklarında seyrek yürüyüşü ile adımlarını sıralarken kendisine gelen bu büyük fırsatı geri tepemezdi. bir başka kaybeden olan hocası mickey ile apollo creed’le yapacakları maça hazırlanacaktı. mickey onunda kendisi gibi kaybolup gitmesine izin vermek istemiyordu. her zaman rocky’yi elinin tersi ile iten mickey ona bu sefer sahip çıkmıştı. ikili baba oğul gibi konuştuktan sonra ringe çıkmak için çalışmalara başladı. elde edebilmek için çok uğraştığı aşkı adrian ve baş belası kardeşi paulie ile yeni bir savaşa hazırlardı. yine rock sabah 4’te kalkacak, çiğ yumurtaları içecek, etleri yumruklayacak ve pis, yırtık eski eşofmanlarıyla philedelphia’nın esaret kokan sokaklarında soluksuzca koşacaktı.

    rocky’nin amacı kazanmak veya kaybetmek değil, ayakta durabilmekti. tüm zorluklara ve o çetin hayat mücadelesine rağmen ayakta durabilmek... apollo creed’in karşısında şu ana kadar kimse ayakta duramadı. rocky’nin hedefi kaybetmekten öte 15 round ayakta durabilmekti. çünkü ilk kez kendisini insanlara kanıtlayabilecekti ve bir serseri olmadığını herkese gösterebilecekti. maçtan bir gün önce adrian’le o gözlerimizi dolduran, endişeli ve biraz da tedirgin olan o ses tellerini titreten konuşmasını yapmıştı. apollo’yla başa çıkamayacağını biliyordu ama ayakta durabileceğinden emindi.

    ringdeki posterinde bile şortu farklı renkteydi. kimse buna dikkat etmemişti ama o kırmızı şerit altına beyaz şort ile ringe çıkacaktı. apollo creed ilk başta onu ciddiye almasa da daha ilk round da italyan aygırı’nın sol kroşesini tadıp yere yığılmıştı ve asıl maç ondan sonra başlamıştı. bir iki, üç derken maç kıran kırana devam etti. bu maçı bir şov maçı olarak gören creed bir süre sonra maçı ciddiye aldı ve maçı öyle tamamladı. ve balboa, creed karşısında tam 15 round ayakta kaldı ve 'asla' yıkılmadı. tabi creed de italyan aygırı karşısında maç boyu adeta kan kustu. ikisinin de ağzından maç sonu şu kelimeler döküldü "asla bu maçın rövanşı olmayacak". tabi filmin devam serisinde bir rövanş ve nice maçlar izleyeceğiz..

    maç bittiğinde herkes rocky’nin nasıl ayakta kalabildiğini şaşkın gözlerle izlerken ve tüm gözler ona çevrilmişken o adrian çığlıklarıyla zaferini aşkına ithaf etmekteydi. çünkü o başıboş bir serseriyken elde etmek için uğraştığı adrian’e sahip çıktı, onu benimsedi ve çok sevdi. rocky artık yalnız değil, çünkü gücünü aşkının sevgisinden ve o büyük cesaretinden almıştı. artık hayata karşı tutunurken ömür boyu sarılabileceği birisi vardı. sıska, baş belası ve çok konuşan paulie ve adrian’le büyük bir aile kurdu ve seri boyunca aşkını ve zaferlerini devam ettirdi. her koşulda ayakta kalabilen rocky’yi yıllar boyu kimse yıkamadı, tabi kimse ona hayat kadar sert vuramamıştı.

    >

    "çocukluğuma ve her yumruk yediğinde yeniden ayağa kalkanlara"

    rocky'nin 40. yılı için 3 yıl önce tam da bugün yazmıştım. serinin en anlamlı ve en güzel filmi için.

    r o c k y
62 entry daha