şükela:  tümü | bugün
464 entry daha
  • durumu arapsaçı olan uçak.

    #87000328 numaralı entry'de arkadaşımız kafasına takılan soruları sormuş. dilim döndüğünce ve çok karışık olmadan anlatayım.

    türkiye'ye f-35'leri vermek istememelerinin temel nedeni israil. f-35'in ortadoğu'daki müşterileri yalnızca türk hava kuvvetleri ile israil hava kuvvetleri. f-35 kötü bir uçak değil (abartıldığı kadar da mükemmel bir uçak olmadığını da biliyoruz ama elbette bu aşamada bu ifade sadece benim kendi fikrim. çünkü amerikalı silah şirketlerinin inanılmaz lobileri var ve ürettikleri silahların tüm kötü yönlerini milyon tane farklı şekilde halının altına süpürülebiliyorlar.) aksine büyük teknolojik yenilikler getiren ve askeri havacılıkta farklı bir sayfa açacak bir neslin öncüsü. dolayısıyla israil potansiyeli bu kadar yüksek olan bir savaş uçağının kendisinden başka, siyasi açıdan tamamen güvenilmez, hangi kutba yaklaştığı belli olmayan, dış politikada amacının ne olduğu anlaşılamayan ve eski stratejik ortaklıklarını, "enteresan bir şekilde", tamamen iç politikaya endeksli mantıkla bir çırpıda silmeye potansiyel olarak hazır görünen başka bir ülkenin elinde olmasını kabullenemiyor. bizim pek alışkın olmadığımız bir husustur etraflıca yapılan tehdit değerlendirmeleri ama özellikle israil gibi kafayı holokost depremi sonrası iyice askerileşmekle kırmış olan, etrafındaki her olumsuz durumu doğrudan varlığına yönelik tehdit olarak algılayan ve kuruluş temelinde aşırı dinci unsurların yoğun olduğu bir ülkeyseniz o zaman en olmadık durumları bile hesaba katmak zorunda olduğunuzu hissedersiniz. o nedenle ileride oluşabilecek akdeniz merkezli ciddi bir türkiye-israil çıkar krizinde elindeki sopanın aynısına sahip olan bir başka ülke ile karşılaşmaktan çekiniyor israilliler. bu noktada da s-400 denen psikopat makinenin etkisi devreye giriyor.

    (kamuoyunda bilinen şekliyle) s-300 ile başlayan, s-400 ile devam eden ve yakın bir gelecekte s-500 ile süreceği belli olan inanılmaz bir hava savunma sistemi familyasının f-35 gibi bir uçakla birleştirildiğinde, bu iki silaha aynı anda sahip bir ülkenin elini fena halde kuvetlendireceği çok açık. sovyet doktrini sayesinde ruslar soğuk savaş içindeki yıllarda inanılmaz bir savunma (füze) teknolojisi geliştirdiler. bakmayın siz yapılan karşı propagandaya, neredeyse tüm donanmasını, silahları füze olacak şekilde bir doktrine göre inşa eden bir ülkeden bahsediyoruz. şu anda s-400 hava savunması anlamında israil'i, amerika'yı feci seviyede tehdit eden, endişelendiren, potansiyeli çok yüksek bir sistem. dolayısıyla türkiye'nin politik güvenilmezliği, rusların sovyet döneminden kalma hissiyatlarını açığa çıkarıp açıktan açığa suriye üzerinden verdikleri: "ortadoğu'yu size bırakıp güneybatı kanadımı açıkta bırakmam." çıkışları ve bu minvalde iran ve türkiye'yi desteklemelerinin doğal bir neticesi f-35 krizi.

    radar izi meselesi de şöyle; en basit şekliyle anlatırsak bir hava savunma sistemi düşman uçağının çeşitli özelliklerini tanıyıp ona göre "ayarlanmaya" ihtiyaç duyar. stealth özellikli bir uçak bile radarda tamamen görünmez olmaz çünkü en nihayetinde kütlesi bunun olmasını bir yerde engeller. sadece uçağın izi yani radardaki yansıması çok küçük görünür, mesela bir kuş kadar. yani f-35 gibi stealth özelliği çok kuvvetli olan bir uçağın bile biraz gelişmiş bir askeri radarda izi görülür. önemli olan askeri radarın bu izi tehdit olarak algılayıp silahlarını hedef tayin ettiği ize yöneltmesidir. operasyonel anlamda f-35'in s-400 ile şu ana dek karşılaştığını düşündüğümüz tek nokta suriye bölgesi. gelgelelim israilliler f-35'lerin tam izi belli olmasın diye sürekli uçaklara askeri radarları yanıltıcı radar reflektörleri takıp uçuruyor. dolayısıyla rus s-400 radarları (muhtemelen henüz) bir türlü f-35'in full stealth durumundaki radar izini ayıramıyor. işte olayın özü de burada ortaya çıkıyor. siz eğer s-400'e sahip bir ülkeye f-35 satarsanız o zaman o ülkede bu iki silahı birbirine karşı mutlaka deneyecektir çünkü iki silahın da kapasitelerinin anlaşılması lazım. burada amerika, türkiye güvenilmez ortak olduğundan, aslında israil'in de gazlamasıyla teslim alınacak s-400'lere karşı yapılacak eğitimler sonucunda elde edilecek f-35'in radar izi bilgisini ruslara verebiliriz diye krizi çıkartıyor. elbette bu durum askeri açıdan doğal bir risk ama aynı anda ekonomik anlamda daha büyük bir sorun çünkü henüz f-35'in ekmeğini tam yiyemedi amerika. uçak inanılmaz bir maliyete ulaştı ama sunduğu potansiyel kafayı çalıştıran çoğu devlet için hala çok değerli yani bu sağılacak çok müşteri var demek. ayrıca dünyada ulaşılamayan sır yok. bir gün gelecek f-35'in de tüm sırları çözülecek ama o ana dek uçaktan maksimum kar sağlamak isteyen bir ticari girişim de var işin içinde. dolayısıyla atıyorum belki ruslar 5 sene sonra çözecek uçağı ama o 5 senede amerika çılgın kar yapacak sattığı uçaklardan.

    f-22 olayını karıştırmayın. o uçak çok enteresan bir platform ve farklı bir hikaye. kronikleşmiş sorunları bir türlü aşılamayan bir uçak ve benim fikrime göre f-35 öncesinde f-35 teknolojisine geçiş için üretilen bir test bed, bir ara dönem uçağı gibi bir şey. amerikan askeri havacılık tarihine bakarsanız benzer uçakları görürsünüz zaten. f-35 ise dibine kadar, evveliyatı dahil tamamen ticari bir ürün ve mümkün olduğunca fazla satılması, maksimum kar edilmesi için en başından beri farklı bir ticari zeka pazarlanmaya çalışılan bir uçak. dolayısıyla ikisine aynı gözle bakmanız yanlış olur. ayrıca amerika yeri geldiğinde f-22'leri de parasını verene çatır çatır satar çünkü eminim ki şu anda bir yerlerde xf-36, xf-40 vb. diyerek serinin bir sonraki aşamasını tasarlamaya başlamışlardır ve bu projeler için hem f-22'lerin satışından gelecek paraya hem de bu uçağı kullanacak potansiyel müşterilerden akacak dataya ihtiyaç duyarlar.

    bu tip silahlar mevzubahis olduğunda çok dikkatli hareket etmek lazım. işin içine para ve güç girince her anlaşma iptal edilebilir, her ortaklık sona erdirilebilir, her türlü kriz çıkartılabilir. önemli olan nokta ise şu, türkiye ne yapmak istiyor? yani hem batının nimetlerinden faydalanıp hem de işine gelince doğu'ya göz kırpan bir ülke olmak mümkün değil, hayatın doğal akışına, dünya düzenine aykırı bu. bu noktada 1919-1938 türk dış politikasının çok ciddi değerlendirilmesi lazım. benzer askeri ve siyasi bloklaşmalar o dönemde de vardı, yeni yükselen bir sovyetler birliği (şimdiki rusya diye düşünün), doğal kaynak ve siyasi güç peşindeki son derece saldırgan bir almanya-italya (amerika-israil), emperyalizmden vazgeçemeyen ingiltere-fransa (şimdi de aynılar) aradaki diğer çerez devletler... ve elbette ekonomisi o zamanda da sallantıda olan ama tüm bu güç paylaşımının odağındaki türkiye. bir fark görüyor musunuz? elbette hayır. işte tarih tekerrürden ibarettir lafının canlı hali. işte böyle bir durumda artık pratikte yıpranmış, sağlıklı bir şekilde gerçekleştirilmesi mümkün olmayan, uygulamada çökmüş ütopik siyasi doktirinler (bkz: siyasal islam) üzerinden maceralara girmek kesinlikle doğru değil. yapılacak şeyler dünya gerçeklerini kabullenen, akılcı, mantıklı hamleler ve bu hamlelerin odağında olması gereken tek prensip de; yurtta barış dünyada barış. unutmayın kendi sınırlarınızı korumaya kimse birşey diyemez ama elin ecnebisi kendi silahıyla, hiç kimseye beleşten age of empire oynatmaz... yok öyle bir dünya.
373 entry daha