şükela:  tümü | bugün
16 entry daha
  • modern tarih içerisinde sıklıkla ve özellikle tarih derslerinde resmedildiği gibi "deus vult sesleriyle kutsal toprakları cani müslümanlar'dan temizlemeye çalışan isa'nın kutsal takipçileri" ve "batılı kafirlere karşı allah allah nidalarıyla kutsal toprakları savunmaya çalışan kahraman ümmetin askerleri" arasında geçtiği iddiaları çok basit ve temelsiz olan, hem haçlı orduları/prensliklerinin hem de müslüman orduları/emirliklerinin kendi aralarındaki çatışmaların nihai sonucuna doğrudan katkıda bulunduğu, kitabi olarak tek başarılı haçlı seferi gibi görünse de tarih üzerindeki etkisi 3. haçlı seferi ya da 4. haçlı seferi kadar büyük olmayan, ama yine de takriben 150-160 yıl boyunca ön asya ve ortadoğu'daki sosyal, politik, ticari ve ahlaki yapıyı doğrudan etkilemiş tarihi olay.

    kısaca ortaya çıkışını özetlemek gerekirse; 1095 senesinde bizans imparatoru aleksios komnenos, selçuklular'ın iznik ve izmit'i almasıyla tutuşmuş ve papa urban ii'ye bir mektup yazıp askeri destek talebinde bulunmuştur. kendi koltuğu sıkıntıda olan ve karşı bir papa ile mücadele etmekte olan urban, bu talep üzerine imparator aleksios'un ortasını gole çevirerek 1095'teki clermont konseyi'nde *"doğu'daki dindaşlarının zor şartlarda yaşadığını ve sürekli müslümanlar tarafından tacize ve yağmaya uğradıklarını" belirttiği vaazıyla katılımcıları gaza getirip gerçekten de deus vult * çığlıkları eşliğinde çok taraflı ve katılımlı bir haçlı ordusu toplama ve kutsal toprakları müslümanlar'ın kontrolünden alma fikrini ortaya çıkarmış oldu.

    ilkin; pierre l'hermite isimli bir din adamının önderliğinde "halkın seferi" adıyla köylülerden oluşan bir güruh toplanıp yola çıktıysa da bu güruh bilhassa günümüzdeki almanya, macaristan ve sırbistan topraklarında açlığın da etkisiyle katliamlar ve yağmalar gerçekleştirince, bizans imparatoru kendilerini derhal gemilerle boğazdan karşıya geçirip anadolu'ya salmıştır. köln'den yola çıktıkları nisan 1096'da 95 bin kişiden oluşurken eylül sonunda anadolu'ya geçtiklerinde sayıları türlü sebeplerden 27 bin civarına inmiştir. selçuklu atlıları için çocuk oyuncağı olan bu güruh, birkaç baskınla neredeyse tamamen yok edilme noktasına gelmiş ve pierre l'hermite canını zor kurtararak konstantinopolis'e sığınıp esas haçlı ordularına beklemeye başlamıştır.

    sütten ağzı yanan aleksios komnenos ise pierre vasıtasıyla yola çıkmak üzere olan haçlı ordularına haber gönderip kudüs dışında fethedecekleri tüm toprakları bizans imparatorluğu'na bırakacakları taahhüdünü tüm müsâfir prenslerdan almak istemiştir.

    soylu prenslerin önderliğindeki esas haçlı seferi ise, yaklaşık bir yıllık asker toplama ve eğitiminden sonra 1096 yılının ağustos ayında farklı noktalardan yola koyularak ve türlü badireler atlattıktan sonra 1096 yılının son günlerinde konstantinopolis'e ulaştı. sayıları net olmasa da 45 bin ile 100 bin arasında değiştiği tahmin edilen ve bir dizi frenk ve germen prens * * * * * * * ile atlı şövalyeler önderliğindeki ordu, ilk iş olarak anadolu'ya geçip anadolu selçuklu başşehri iznik'i kuşattı. "halkın seferi"nde eğitimsiz ve köylülerden oluşan orduları kolaylıkla dağıtan kılıç arslan ise buna güvenerek, karısının ve hazinesinin büyük bir kısmının da içinde bulunduğu iznik'in kuşatılmasını önemsemedi ve burada ilk ciddi hatasını yaptı. büyük selçuklu imparatorluğu'nun tahtına gözünü dikmiş olan kılıç arslan, danişmentliler ile savaşını tamamlamadan haçlılar ile ilgilenmek istemediğinden, iznik kuşatmasına müdahale etmek için çok geç kaldı ve iznik önlerine gelir gelmez devasa haçlı ordusunu görünce dorylaion * sırtlarına çekildi. sayıca kendilerinden bir hayli üstün olan haçlılar ile vur kaç taktiğini benimseyerek savaşabileceğini anlayan sultan, norman haçlı ordusunu dorylaion kasabasının birkaç kilometre dışında bir ovada kıstırdı ve yoğun kayıplar verdirmiş olmasına rağmen sayıca en fazla haçlı askerini barındıran frenk ordusunun imdada yetişmesiyle bir kez daha geri çekilmek zorunda kaldı.

    bu kez geri çekilirken, ikonyum'a * kadar tüm irili ufaklı kasaba ve köyleri yakmanın haçlılar'a kaynak ve erzak bırakmamak için elzem olduğunu düşünen sultan, böylece hem stratejik olarak haçlılar'ı zayıflatmanın hem de ordularını yeniden güçlendirmenin hesabını yapıyordu. gerçekten de toros dağları civarlarına geldiklerinde, haçlılar kendi aralarında bölünmüş ve kah açlık, kah şahsi hırslar sebebiyle neredeyse tüm prensler birbirine düşman bir hale gelmişti. ancak, kılıç arslan'ın planının ikinci ayağı olan ordularını tekrardan güçlendirme kısmı çok da gerçekleşmemişti. zira antakya beyi yağısiyan ile halep emiri rıdvan, kılıç arslan'ın büyük selçuklu tahtına göz koyduğunu bildiklerinden güçlerini birleştirip 1097'nin sonu ile 1098'in başlarında sultan ile bir dizi çatışmaya girmişlerdi. burada; kılıç arslan'ın kutalmışoğlu süleyman şah'ın oğlu olarak yaklaşık yedi yıl kadar melikşah'ın tutsağı olduğunu ve yağısiyan, rıdvan ve danişment emirlerinin de melikşah'a, o vefat ettikten sonra da isfahan'daki payitaht'a ve sultan ebu muzaffer rükneddin berkyaruk'a bağlılıklarını bildirmiş oldukları notunu düşelim ki neden bu kadar türkmen beyi birbirine düşmüş; bir fikir vermiş olalım.

    en son bıraktığımızda, dorylaion'dan sonra güneye doğru devam eden haçlı ordusu'nun komutasındaki prensler, toros eteklerinde birbirilerine düşman hale geldi demiştik. öyle ki; ağır koşullarda devam eden, açlık ve susuzluğun kol gezdiği yolculukta eşinin ölümü sonrası, avrupa'ya dönmesi için asil bir sebebi de kalmayan baldwin*, adeta diğer prenslere ve prensleri kontrol altında tutamayan kardinal adhemar'a "yapacağınız işi sikeyim ben gidiyorum" diyerek tepkisini gösterip fırat nehri'ni de geçip edessa'ya * doğru yola çıkmıştı. birkaç hafta sonra edessa'ya varan ve şehrin ermeni valisi toros ile yakın ilişkiler kuran baldwin, birkaç hafta sonra ise şehirde büyük bir isyan çıkartıp toros'u da öldürerek şehri ele geçirince kendisini edessa kontluğu'nun birinci kontu baldwin olarak deklare etmişti. kendisine daha sonra yeniden döneceğiz.

    aralarından bir kafa eksilen prensler, iç çatışmalarını bir kenara bırakıp antakya kapılarına dayanmışlardı. şehrin kuşatılmaya tamamen namüsait bir yerleşimde kurulmuş olması ve toros dağları'nı aşarken ellerindeki ağır yüklerden kurtulmak için tonlarca kılıç, kalkan ve kuşatma aletini geride bırakmak zorunda kalan haçlılar'ın böyle dev bir kenti kuşatmaya hazır olmaması sebebiyle tam sekiz ay boyunca yarım yamalak bir kuşatma durumu söz konusu oldu. bu sırada halep ve musul'dan gelen türk kuvvetlerini de son bir güçle savuşturdularsa da durumları her anlamda çok sıkıntıdaydı. yaklaşık 60 bin kişiyle antakya önlerinde gelen haçlı ordusu'nda kaçaklar, firar edenler, savaşamaz duruma gelenler derken hepi topu 32-33 bin kişi son bir umutla prenslerin yanında kalmıştı.

    bu esnada, yaşı ilerlemiş yağısiyan'ın huzurunda daha önemli görevler almak isteyen antakyalı ermeni bir muhtedi olan demir ve zırh ustası firuz, bu beklentilerine karşılık alamayınca haçlılar'ın komuta kademesinde ön plana çıkmaya başlayan bohemond ile bir anlaşma yaparak bir gözcü kulesini 3 haziran 1098 gecesi ele geçirip şehrin kapılarını haçlılar'a açtı. şehrin içerisindeki ermeni nüfusla birlikte yoğun ve sistemli bir katliama girişen haçlılar'ın öforik sevinci ise sadece üç gün sürdü. musul atabeyi kürboğa, 20 bin kişiye yakın bir orduyla ve yaklaşık 8 bin kişilik danişment desteğiyle antakya'ya doğru yürüyordu.

    28 haziran'a kadar dayanan haçlı ordusu, son bir umutla şehrin kapılarından dışarı çıkarak kürboğa'nın ordularına saldırıp kuşatmayı bitirmek istedi. hem sayıca üstün olan kürboğa'nın bitkin haçlı ordusunu küçümsemesi, hem de başta danişment beyleri olmak üzere kürboğa'nın antakya'dan zaferle ayrılırsa isfahan'a yürüyebileceğine inanan pek çok komutanın savaşmadan alanı terk etmesi gibi sebeplerle haçlılar, belki de kendilerinin bile beklemediği ve devamında kutsal mızrak efsanesinin doğacağı mucizevi bir şekilde, savaşı kazandı ve kendileri için kudüs'e giden yol tamamen açılmış oldu.

    öte yandan, haçlı ordusu'na destek sözü vermiş olan aleksios komnenos'un, türkler'in şehri fethetmiş olabileceği inancıyla ankara'ya kadar geldikten sonra konstantinopolis'e geri döndüğü haberinin kendisine ulaşmasıyla birlikte bohemond, imparator'a vermiş olduğu sözden cayarak antakya prensliği'ni kurdu ve godfrey de bouillon ile raymond'ı kudüs yolunda yalnız bırakarak edessa kontluğu'ndan sonra ikinci haçlı prensliğini tesis etmiş oldu.

    hikayenin gerisi malum. kudüs'e gidilir, fatımiler'in elinden şehir alınır. katliamlar yapılır ve sefer başarıyla sona erer. kudüs, kafirlerin elinden (!) alınmıştır.

    (bkz: yersen)

    şu çok açıktır ki; haçlı seferlerinin ne ortaya çıkış amacı ne de "halkın seferi" haricindeki içeriği ve gelişimi dini temellidir.

    - bizans imparatoru, türkler'e son yıllarda yitirdiği topraklarını asgari emekle geri almayı istemiştir.
    - papa urban, hem kendi koltuğunu sağlama almak hem de yaklaşık kırk yıl önce büyük skizma ile ayrılan katolik ve ortodoks kiliselerini tek çatı altında toplayarak politik bir üstünlük kurmak istemiştir.
    - avrupa'da prensçilik oynamaktan bıkmış ve başka bir katolik toprağa saldırdığı anda aforoz edilme riski olan soylular, bereketli doğu topraklarında nüfuz, para ve iktidar sahibi olmayı istemişlerdir.

    seferin sonuçları da dini açıdan ziyade siyasi ve sosyal manada öneme haizdir.

    - seferler başladığında musul'dan marmara denizi'ne kadar devasa bir alana küçük emirlikler, atabeylikler ve sultanlıklar kümesi şeklinde hakim olan türkler ise, iktidar hesapları, iç çatışma ve çekişmeler ve de kritik noktalarda yapılan stratejik hatalar sebebiyle yaklaşık son 40 yılda kazandığı pek çok toprağı, kısa süreliğine de olsa, yitirmek durumunda kalmıştır.
    - para, itibar ve nüfuz için kendi prensliklerini kurmaya başlayan prensler, yarım yüz yıl kadar hüküm sürdükten sonra bölgedeki türk ve müslüman devletlere boyun eğerek "attığın taş ürküttüğün kuşa değsin" şiarını yerine getiremeden tarih sahnesinden silinmiş oldular.
    - doğu roma, yani bizans ise belki de 4. haçlı seferi'nde başına geleceklere kendi elleriyle yol açacak bir hamle yaparak kısa vadede günü kurtarsa da uzun vadede parçalanma sürecine girmiş oldu.

    kısacası bu sefer, kelimenin tam anlamıyla isa'ya da musa'ya da yaramayan, yüzbinlerce insanın telef olduğu bir süreç olmuştur.
10 entry daha