şükela:  tümü | bugün
109 entry daha
  • türk rock müziği dendiğinde kargo'nun yeri her zaman ayrı olacaktır. anadolu rock dönemi sonrası 1990'ların başında, bu sefer daha batılı ve bireysel bir anlayış ile, yavaş yavaş ayak seslerini duyuran rock müziği dalgasına sil baştan albümleriyle giren grup, sesini koray candemir ile çıkardıkları ilk albüm olan yarına ne kaldı ile duyurmuştu. "a hey hey hey"leri ile meşhur yüzleşme ve son defa ile ilk hitlerini yaratan grup, koray candemir'in yakışıklılığından olsa gerek sanki bir boybandmişcesine medyada yer alıyordu. albümdeki deneysel çalışmalara rağmen klip parçaları oldukça eğlenceli pop rock eserler olunca medyada genelde "kızlar, kargo konserlerinde baygınlık geçirdi!" ya da "işte rockçı koray'ın manken sevgilisi" gibi haberlerle öne çıkıyorlardı. zaten arkasında raks müziğin olduğu grup, dönemin ünlü teksil firması colin'sin desteğini alınca üçüncü sevmek zor albümünü iyiden iyiye pazarlama imkanı buldu. albümün çıkış şarkısı şairin elinde halen grubun en bilinen şarkısı olsa gerek. cesur (ve bir o kadar garip) klibi kral tv'de durmadan dönerken, kargo popüleritesinde zirve yapmıştı.

    popülerlik iyi güzel şey de gel de perde arkasında olan bitene bak. koray candemir, bir röportajında kargo'nun ülkedeki müzik dünyasında nasıl arada derede kaldığını çok iyi anlatmıştı: özel davetlere, ödül törenlerine sıkça davet edilen grup, dönemin pop yıldızlarının arasında tek başlarına kalmakta, kemancı'ya ya da başka rock barlara gittiklerinde ise "popçu" diye hor görülmekteydi. grubun oldukça başarılı müzikalitesi yerine vokalistinin yakışıklılığı öne çıkarılıyordu. şairin elinde gibi oldukça derin bir şarkıya rağmen, "kızların sevgilisi kargo" imajı bir türlü silinemedi. ayrıca konserlerden gelen para müzik şirketine gidiyor, grup üyeleri ne finansal ne de müzikal olarak kendi ayakları üstünde durabiliyordu.

    grup, kafalarında bazı fikirler ile stüdyoya gide gele şarkılar yazmaya başladılar. ama bu şarkılar oluştukça, albümün ana teması ortaya çıkıyordu: yalnızlık. yukarıda bahsettiğim nedenlerden dolayı grup, bir yalnızlık içindeydi. ama bir şey daha farkedilmişti. tek yalnız olan kargo değildi. aşk acısı çeken genç çocuk da yalnızdı, yaşlı ve sakat bir tenisçi de yalnızdı, o parlak yaşamın delirttiği marilyn monroe da yalnızdı ve hatta yaşadıkları ülke de yalnızdı. işte yalnızlık mevsimi böyle doğdu.

    albüm azizlerin yalnızlığı adlı çok iyi bir intro ile açılıyor. enstrümantal olmasına karşın daha adıyla albümde oldukça sık ortaya çıkan din/inanç temasını bize sunuyor. müzikal olarak da serkan çeliköz'ün elinden çıkan piyano nameleri (ki ilk dönem kargo eğer diğer gruplardan çok farklıysa, tuşlu çalgı kullanımındaki ustalık bunun en önemli nedenlerindendir) albümdeki hüznü daha ilk saniyeden hissettiriyor. ama albüm sadece hüzünlü değil, bir o kadar da sert. keza bu intro da bir anda oldukça sert ve güçlü bir hale dönüşüyor. candemir'in alamet-i harikalarından inlemeler ve falsettoları çok iyi. bana hep shroud of false'u hatırlatan bu intro ile albüme giriş yapıyoruz.

    ara vermeden başlayan tanrı'ya dua et, yukarıda bahsettiğim din konusunu artık sözlere döküyor. müzikal olarak çok enerjik bir eser. enerjisini biraz burak karataş'ın makina gibi çaldığı davula bağlıyorum. selim öztürk de gitarı bu şarkıda çok iyi kullaniyor. belki şarkı kahramanımızın (eski) sevgilisinin yalnızlığı ile ilgili olduğu için bu enerji. sanki "oh olsun" der gibi bir hava var. mşş'nin usta sözleri bu "günahkar" yalnız hanımefendiye tek yardım edecek kişinin tanrı olduğunu anlatıyor. dinlemesi çok zevkli olan şarkının son kıtasında koray'ın "ölüm de üç noktası" derken tizlere çıktığı anı da çok severim.

    kalamış parkı ile albümün asıl vermek istediği depresif havaya merhaba diyoruz. daha ilk saniyede karataş'ın bol reverbli davulu ve çeliköz'ün gizemli bir atmosfer yaratan klavyesi bizi karşılıyor. ama bu hüzün, ilk iki kıtadan sonra oldukça sert bir müzikal anlayışla anlatılmış. öztürk, çok nota basmasa da gitarının haşin tonu ile şarkıyı oldukça yırtıcı bir hale götürmüş. mşş'nin en başta sunduğu ıssız çocuk parkı imajı, albüm kapağındaki yalnız bisiklet ile çok iyi örtüşüyor. şarkının depresif sözleri ve sert havasına rağmen, kargo'nun en popüler şarkılarından biri olduğunu görüyoruz. birincisi, nakaratı çok iyi. grunge-vari dokunuşlar olsa da dönemin ana akım modern rock'ına uygun bir düzenlemeye sahip. eşlik etmesi zevkli. ikincisi de koray gibi muazzam bir vokal yetmiyor gibi, şebnem ferah'ın gruba geri vokallerde eşlik etmesi. uyumları muazzam. ferah'in performansı şarkıya çok iyi yedirilmiş.

    kalamış parkı'nın havası geçmek süresi ile aynı şekilde devam ediyor. burada öztürk'ün gitarından çıkan slide'ın imzasını duyuyoruz. şarkı ağır bir havada devam ederken ve hatta neredeyse sıkıcı hale gelecekken bir anda sertleşiyor ve çok iyi oluyor. nakaratlarda candemir, ufak oynamalar yaparak farklılıklar yaratıyor. "yalnızım çünkü razıyım" albümün en akılda kalıcı sözlerinden olduğu gibi, şarkının en gaz yerlerinden biri. hele koray'ın en son tekrarlarda "yalnızım" derken sesini inceltmesi muazzam.

    yalnızlar çağı ile depresif havadan ayrılıp, kısa bir süre için saf rock'a geri dönüyoruz. dinlemesi eğlenceli bir şarkı olsa da albümün diğer şarkıları yanında biraz ortalama kalıyor. sözleri dışında öne çıkan pek bir özelliği yok. ama şiir gibi sözleri dinleyip, "tam olarak ne demek istiyorlar acaba?" diye düşünmemek elde değil. misal "odalar, evler içinde ıslak, kesif bir duman, caddeler içindeki bilinmeyen yangından". bu şarkıda da yine bir inanç göndermesi olduğunu da gözden kaçırmamak lazım.

    söyle ile tekrardan albümün siyah, puslu atmosferine geri dönüyoruz. yine sözlerin, müziğin önüne geçtiği bir şarkı bu. "cinsel moral yok" diye başlayan bir şarkının ortalama bir eser olmasını beklemek aptallık olur. bu şarkı da farklı bir deneyim. hayatın köşebaşları olduğunu düşündüğümüz her şeyin aslında yok olduğunu anlatırken müzik ağır ilerliyor, koray'ın vokali de yavaş ve bıkkın. ama bu yoklukta insanın yalnız kalıp içindeki canavarla tanıştığı anlatılırken hem müzik hem vokal güçleniyor ve "söyle" diyerek zirve yapıyor. "kuşku bir tilki gibi" diye başlayan son bölüm ise tüyler ürpertici. albümün kapağındaki o çimenliği gözümde canlandırtıyor.

    pastel zarlar, albümde nötr olduğum başka bir şarkı. diğer şarkılara kıyasla bas gitarın önde olmasını seviyorum. bir de "bilmezsin - bilemezsin" diye başlayan nakaratındaki güç hoşuma gidiyor. onun dışında ise müzikal anlamda yine pek fazla risk almayan ya da öne çıkmayan bir eser. "huzurlu, sakin bir hayat bir avuç elmastan çok daha değerli" sözüne katılmamak elde değil. bir de "pastel" muhabbeti var. yıllar boyunca pastel dendiğinde aklıma pastel boyadan başka bir şey gelmediği için şarkıya anlam veremesem de pastel renk diye düşününce şarkı daha bir manalı olmakta. pastel zarlar imgesini, şarkının içindeki hayattaki tercihlerimiz konusuna bağlayınca taşlar yerine oturuyor.

    albümün en sevdiğim şarkılarından biri marilyn monroe. daha hiç dinlememisken bile bir türk rock grubunun bir hollywood starı hakkında şarkı yazması çok hoşuma gitmişti. şarkının sözlerine bakınca da monroe'nun güzelliğine değil de yalnızlığına değinilmesi çok klas bir hareket. müzikal anlamda albümün genel havasından farklı ancak o kadar depresif şarkının arasında bir mola gibi duruyor. bir lunapark havası veren introdan sonra "ba ba ba" şeklindeki geri vokaller şarkıya, konusuna uygun olarak, amerkanvari bir hava veriyor. nakaratı çok gaz. sonlarda geriden gelen "help me" inlemeleri muazzam bir dokunuş. kapanıştaki bölümde tuşlu çalgılar resitali için serkan çeliköz'e şapka çıkarmak gerek.

    kaderin dizaynı, 1990'larda herhangi bir uluslararası rock grubunun elinden çıkmış gibi tınlayan bir rif ile başlamakta. şarkıyı da büyük ölçüde bu rif taşıyor. sözleri çok acayip bir şarkı. mesela "elinde bir kupa ile kortta duran yaşlı bir tenisçi" ya da "vaaz verdikten sonra kur'an okuyup ağlayan rahip" gibi orijinal yalnızlar müzik dünyasında zaten karşımıza çıkmıyor ama bunlar şiir dünyasında bile fazla goremeyecegimiz karakterler. ya da "bodrumun karanlığındaki bir küpün içinde bize göre amaçsızca gezen bir örümcek" gibi betimlemeleri de unutmamak lazım. film gibi şarkı valla, gözünü kapatıp dinle. bu esnada öztürk'ün gitar solosunu ve şarkının sonunda piyanoya yavaşça bağlanma kısmını atlamamak lazım.

    işte o piyano başka bir melodi ile ruhlarda hiçbir sızı yokun başında karşımıza çıkıyor. diğer grup elemanları da daha sonra piyano ve vokale katılıyor. bu şarkıda bir kez daha şiir gibi sözler müziğe güzelce yedirilmiş. belki kıtalarda eşlik etmesi zor ama kulağa asla batmıyor. nakaratı bence merak uyandırıcı: "ruhlarda hiçbir sızı yok, bir tek soru var kalplerde". dinleyici olarak şarkının sonunu beklemek lazım bu soruyu duymak için. soru şu: "hiç kimseyi üzmeden nasıl hata yapıldı?". çık bakalım işin içinden. bence karakterlerimiz öyle bir hissizlesmis ki hiçbir hata üzüntü ya da sızı yaratmıyor olsa gerek. "yalnız kalmaktan değil yalnız olmaktan kork sen" tekrarlariyla da şarkı bitiyor. yani "geçici yalnızlıklar hallolur belki ama kalıcı yalnızlık hissi sıkıntılı" diyor. doğrudur herhalde. güzel şarkı.

    albümün en kalite şarkılarından biri kesinlikle bukalemun. elektronik tınılar taşıyan acayip enerjik bir parça bu. bas ve davulunun belki de albümde en iyi performansı bu şarkıda. şarkının tümünde bir yandan ritm tutarken, kıtaları nakarata bağlayan "anlama isteği, ne istediğini bilme isteği" bölümü bana apayrı bir gaz veriyor neden bilmem. konu olarak da iyi bir şarkı. sonuçta neredeyse hepimiz iş yerinde ayrı, yalnızken ayrı, aileyken ayrı, yatak odasında ayrı, doktor randevusunda ayrı renge dönüşen bukalemunlar gibiyiz. dümdüz bir kişilik olmak elbette kötü ama "kişiliğin sıkıcı yap-boz karakteri"ne dikkat etmek lazım. kendimizi sorgularken bir yandan da çok iyi müzik dinliyoruz. kazan-kazan durumu.

    albümün müzikal olarak en ayrıksı üç şarkısına geliyoruz şimdi. birisi grubun en tartışmalı şarkılarından arabic fahişe. bu isimli bir şarkı yazmanın yanı sıra, böyle bir şarkıya klip çekip, kral tv'de yayınlatmaya kalkma gibi bir durum o dönemde büyük bir olay olmuştu. kargo hayranları ise "bu ne abi arabesk gibi? gıy gıy kemanlar falan var" diye gruba yüklenmişti. benim duruşum ise belli: canavar gibi şarkı. keman var elbet ama hem şarkının konusuyla alakalı hem de şarkıya iyi yedirilmiş. sözlerde fahişe diyor çünkü bu şarkı da öyle bir yalnızlığı anlatıyor. tam bir hit şarkı. hafif dumanlı kıtalar, bomba bir nakarat, arada kemanları, darbukaların gazı verdiği güzel bir müzikal pasaj, ortadoğu kokan bir gitar solosu. ne ararsan var. sözleri ise herhangi bir hit şarkıdan çok uzak. o dönem kral tv'de yayınlanan kaç tane şarkıda "ruhu tibetli bir rahip, kalbi pasteur'ün dizlerinde kuduz bir köpek olan suçlu arabic fahişe" gibi bir karakter var? elbette sıfır. şarkının bence en ilginç anlarından biri son kıtası söylenirken şarkının fade out ile bitmesi. o kayıp son kıtada "kola, dolar senin olsun, bana rakı, şıra ver, adidas, nike senin olsun , bana kuruş, lira ver" demekte. bu kıtalar, şarkının hakiki anlamda bir oryantali değil de batı ve doğu arasında kalan bir bireyi anlattığını düşündürtüyor.

    batı ve doğu arasında kalma yalnızlığı için daha doğrudan bir şekilde kargo'nun en iyi şarkılarından biri olan boğaziçi'nde veriliyor. müzikal olarak ayrıksılığı bence şarkının bolca efekt yedirilmis elektro ve baş gitarlarından geliyor. ikinci nakarata kadar vokalin sesi de sanki bir megafondan gelir gibi. ama ikinci nakaratta vokal sanki zincirlerinden kurtuluyor ve daha bir gür bir şekilde geliyor. bu da zaten güzel şarkıya, fazladan bir enerji katmakta. bu da şarkıya hoş/farklı bir hava katıyor. doğu ve batının farklarını (çoğu soyut) farklı kavramları nasıl benimsedikleri üzerinden anlatan sözleri bir sosyoloji kitabından fırlamış gibi. bunları ayıran bir boğaziçi ve oradan atlamak üzere olan bir adam da hikayenin başka bir kahramanı. kargo'nun bircok şarkısı çok iyidir, dinlemesi zevklidir, insanı hareketlendirir ama boğaziçi ayağa kalkıp önünü iliklettirecek kadar saygın bir eser. belki de müzik olarak sadece bir, iki kişiye değil de tüm kargo'ya ait olan bu eser, bu ortaklıktan dolayı böyle iyi.

    albümün sonumtrak şarkısı sürgün ise tamamen koray candemir tarafından bir akustik gitar ile kaydedilmiş bir eser olarak diğerlerinden farklı. artık sona geldiğimizi bize bildiren eser dinlemesi kolay, kısa bir şarkı. şiirsel sözleri bu sefer müziğe belki cuk oturamasa da hoş bir tadı var. candemir'in "içindeki zindanda" fisildamasi ile birçok farklı yalnızlık teşbihi sonunda içimize kapaniyoruz.

    albümün resmi olarak son şarkısı ise azizlerin yalnızlığına geri dönüş. bir çok konsept albümde olduğu gibi çemberi tamamlayıp başa dönüyoruz. o güzel klavye melodisi yavaş yavaş fade out olurken bu güzel albüme son noktayı koyuyoruz.

    hem sözleri, hem müziği, hem tavrı, hem basit ama türkiye standartlarında cesur kapağıyla, klipleriyle türk müzik tarihinin yüzakı albümlerinden biri yalnızlık mevsimi. prodüksiyonu, şarkı içlerindeki detaylar, sözlerindeki metaforlar türkiye'de o dönem ve daha sonrasında çok nadir denenmiş farklılıklarla dolu. sadece biraz uzun bir tecrübe. keşke türkiye'de b-side ya da special edition kavramı olsaymis da yukarıda değindiğim bazı şarkılar albüme girmek zorunda olmayıp, başka şekillerde bize ulassaymis.

    yalnızlık mevsimi satmadı değil. sonuçta arkasında raks müzik ve doğan grubu gibi devler vardı. ama grup, satsın diye uğraşmadı. alan aldı, ortalama dinleyici beğenmedi ve radyolarda sıkça çalacak ana akım bir hit olmadı. bu yüzden biraz arada kaynadı. grup, içlerindeki uru çıkarıp kurtulduklarından mıdır yoksa "beyler para lazım" diye düşündüklerinden mıdır bilmem (ya da mss'nin askerde olmasından mıdır?) bir sonraki albümleri sen bir meleksin ile yönünü kaliteli bir soft pop rock'a çevirdi. sonrası da malum. daha çocuk aklıyla kral tv'de şairin elindeye hayran hayran bakan bendeniz, 2005/2006 civarında kargo'yu üç dört kere başka rock gruplarının alt grubu olarak sarışınım, yemin ettim gibi türkçe pop şarkılarını bir bar grubu tadında coverlarken izleyince içim acımıştı. daha sonra grup, vokal değişimi olarak yüksek sadakat'i solladı ama en azından hala kendi ayakları üstünde durmaya çalışıyor. bunu da takdir ediyorum. e, bu albümü yaptıkları için de teşekkür ediyorum.

    4,5/5 verdim gitti
    albümü en iyi anlatan şarkılar: söyle, kaderin dizaynı, bukelamun
43 entry daha
hesabın var mı? giriş yap