şükela:  tümü | bugün
3616 entry daha
  • ülke sınırları dışında en büyük popülariteye ulaşmış şarkıcımız elbette tartışmasız bir şekilde tarkan. yurtdışında (özellikle avrupa'da) yaşı 30 ve üstü olan ortalama bir müzik dinleyicisi tarkan'ı ya da "öpücüklü" şarkıyı hatırlayacaktır. benim için bunun zirve noktası porto rikolu bir arkadaşın ülkesinde çıkan bir karışık cd'de bulunan şımarık'ı zamanında döndüre döndüre dinlediğini söylemesiydi. tüm bu başarıya rağmen tarkan'ın daha da ünlü olamaması belki de hepimizin içinde buruk bir keşkedir.

    yurtdışına açılma hayali kuran türk şarkıcılar konusu uzun bir konu. bu isteğin ciddi anlamda ilk dalgası 1970'lerin başında ayten alpman, timur selçuk, tanju okan gibi isimlerin fransızca plaklarla yurtdışına çıkma çabası olsa gerek. bu ekip chanson dinleyen kitleye gözünü dikmişken, barış manço ve cem karaca ise daha rock bir pencereden avrupa'ya bakıp, burada kendilerini duyurmak istiyorlardı. 70'lerin sonuna doğru enrico macias'ın kanatları altında fransa'ya giden ajda pekkan bu yurtdışı sevdasının en simge isimlerinden biri oluyordu. ilginçtir ki bu çabaların neredeyse hiçbiri şimdi popüler olan "doğu batı sentezi" formülünü uygulamayıp, doğrudan batıdaki müziğe dayanıyordu.

    1980 darbesi elbette her şeyi altüst ettiği gibi bu çabalara da bir nokta koydu. 80'lerin ilk yarısında ülke içine kapanınca sanatçıların yurtdışına açılma hayalleri de rafa kaldırılmıştı. 80'lerin ikinci yarısında ise özal'ın liberal politikalarının ayak sesleri duyulmaya başlamıştı. bu da batı müziği ve türk müziği arasındaki geçişkenliği arttırmaya başladı. önce ana akımdaki arabesk ve taverna tarz, avrupai bir pop müziğe doğru evrilmeye başladı. sezen aksu'nun hadi bakalım'ı bu evrimin simge şarkılarından biri oldu. aksu, bu şarkıyı yurtdışında yayınlayarak yurtdışına açılma hayallerimizi de tekrardan canlandırdı diyebiliriz. bu şarkı belki avrupa listelerini sarsmadı ama sezen aksu yine de türk müziğini dünyaya açan isim oldu çünkü tarkan'ı parlatıp, onun en popüler iki şarkısını yazdı: şımarık ve şıkıdım.

    tarkan'ın çıktığı dönemleri hatırlıyoruz değil mi? kıl oldum abi ile piyasaya çıkan tarkan, elbette televizyonda çok çalınıyordu ama bunun asıl sebebi "abi şarkıya bak, ne saçma" dedirtmek, pop müzik listelerine farklı bir hava katmaktı. ilk albümdeki diğer şarkıları daha eli yüzü düzgün olsa da tarkan, o dönemde ülkemizin yakışıklı ama ortalama bir şarkıcısıydı... ta ki içindeki ışığı sezen aksu görene kadar. o zamana kadar kendi yetiştirdiği isimlere odaklanan ve şarkı verecekse o zamana dek kendini kanıtlamış kişilere veren aksu, tarkan gibi piyasaya yeni giriş yapmış, tecrübesiz bir şarkıcıya bu kadar güvenerek risk aldı ama haklı çıktı. biraz karman çorman olsa da tarkan'nın poptan rocka, balladdan türk müziğine kadar uzanan geniş yelpazesini gösteren aacayipsin albümü tarkan'ı bir "megastar" yaptı. türkiye fethedilmişti, sırada yurtdışı vardı.

    1990'larda türk müziğinin en önemli figürlerinden birisi organizator ahmet san'dı. san, 1990'larda madonna, michael jackson, metallica gibi sanatçıları ardısıra türkiye'ye getirip, stadyum konserleri verdiriyordu. herhalde amerika ile iletişimde olduğu bu yoğun döneminde amerika'nın en ikonik plak şirketlerinden atlantic records'un sahibi ahmet ertegün ile yolları kesişti ve aklına ertegün'ün yardımıyla tarkan'ı dünya yıldızı yapma projesi geldi. ertegün, türkiye kökenli olmasına rağmen elini hiçbir zaman türk sanatçılara yardım amaçlı uzatmaması ile her zaman eleştirilmişti. eğer san'ın fikri tutarsa, hem ertegün, hem tarkan, hem de kendi kazanacaktı. tarkan, hem kişilik hem de türk müziğindeki yeri olarak bu projeye uyuyordu. almanya doğumluydu, yurtdışı havası almıştı. yakışıklıydı. sesi çok iyiydi. şarkılarıyla, tavırlarıyla, çoktan türk müziğinde özel bir yere sahip olmuştu. hit şarkısı hepsi senin mi?deki "you are the best, you are the top" sözleri de büyük bir ihtimalle herhangi bir yurtdışına açılma durumunda yabancı dinleyicinin kulağını yakalamak için planlı bir şekilde oraya yerleştirilmiş sözlerdi. ayrıca canlı yayında "çişim geldi" dediği için orta çaplı bir linçe uğradığı için de tarkan'ın türkiye'den kaçası gelmişti. bütün her şey birbirine cuk oturdu ve 1995 yılının sonlarında tarkan ülkeden ayrıldı.

    bu maceranın ilk günlerinden geriye kalan en önemli kayıt, youtube'da bulunan bu ve şu iki kayıt. burada, tarkan albümü için kendisine sunulan aranjörler arasından tommy faragher ile çalışmayı seçtiğini söylüyor. faragher, bee gees'in 1983'te çıkardığı stayin' alive soundtrack'inin ikinci yüzüne verdiği iki hareketli şarkı ile kendi kariyer zirvesine çıkmış bir adam. daha sonra arka plana geçmeye karar vermiş. lakin çok da matah bir ürüne imza atmamış. keza bu videolarda duyduğumuz if you go nowda da michael jackson'ın they don't care about us'ın altyapısını çat diye alması kendisinin kalitesi hakkında fikir verecektir. bu demolardan kulağımıza çarpan bir diğer şarkı oldukça funky olan isimsiz bir eser (nakarata bakılırsa adının get to you olması muhtemel). üçüncü ve son şarkı ise aslında oldukça iyi, 1990'ların hem hüzünlü hem de dans etmelik şarkılarını andıran şarkının adı walking on broken glass.

    1996 ağustos'unda ertegün ile türkiye'ye gelen tarkan, medyayı ve hayranlarını bilgilendirdi ve dört şarkının hazır olduğunu, gerisinin de yolda olduğunu söyledi. hatta ve hatta albümdeki bir şarkıda eric clapton'ın gitar çalacağı iddiasında da bulundu. tabii ki de böyle bir şey hiçbir zaman gerçekleşmedi. der spiegel'de gördüğüm kadarıyla o dönem tarkan'ın 1997 tarihli batman & robin filmi soundtrack'ine şarkı verme ihtimali konuşulmaktaymış. the smashing pumpkins'in sevdiğim şarkılarından the end is the beginning is the end ile açılan bu albümde tarkan'ın olma ihtimali şimdi bakınca ne kadar garip geliyor. ama bu da gerçekleşmedi. bu iddialı lafları dolduracak bir albüm de ortada yoktu. tarkan, verdiği röportajlarda sık sık "akdeniz havası"na gönderme yapıp, bir doğu-batı sentezi düşündüğünü belirtti. ancak atlantic records demoları oldukça amerikanvari demolar. hatta tarkan bir röportajında hot chocolate grubundan you sexy thing şarkısına albümde yer vereceğini söylüyor - ki şarkı ahmet ertegün'ün yapımcılığa ilk başladığı yıllarda kaydettiği caz / soul şarkılarına benzeyen, tarkan'a hiç mi hiç uymayacak bir şarkı. yani ertegün'ün hayali ile tarkan'ın hayali bambaşka yerlerde. bir de ertegün tarkan'ın ana dili gibi ingilizce konuşabilmesini şart koşmuş. keza demolarda tarkan'ın ingilizcesi kötü olmasa da yine de şarkıların amerikalı olmayan biri tarafından söylendiği oldukça bariz. bu nedenle tarkan, zamanının çoğunu ingilizce kursunda dil öğrenerek geçirdi. albümün geleceği sıkıntıya girince, tarkan 1997'nin başında türkiye'ye döndü ve arayı açmamak için yeni bir albüm çalışmasına girişti. üçüncü albümü ölürüm sana memleketi adeta yıkıp geçiyor. tarkan, şöhreti abd'de arar dururken, yıllar boyunca ingilizce şarkılarla yapmaya çalıştığını türkçe bir şarkı tek bir cümle ile yapıyor ve tarkan'ı avrupa'da zirveye taşıyor: yakalarsam muck muck.

    ölürüm sana'nın çıkış şarkısı şımarık, piyasaya çıktığında türkiye'de her yeri salladı ama çok da eleştiri aldı keza özellikle önceki kuşaklardan birçok insan "yakalarsam muck ne demek, ah ah, gençlerde ne edep ne ar kaldı" tarzında yorumlar yapıyordu. ama şımarık'ın eğlenceli bir şarkı olmasının yanında tarkan'ı avrupa çapında şöhret yapacağı kimsenin aklının ucundan geçmezdi. keza şımarık'ın yarattığı dalga bir süre sonra dinmiş, albümün diğer şarkılarına klipler çekilmişti. ama 1997 yazında türkiye'ye gelen bir turist, tarkan'ın kaderini değiştirdi. duyduğu anda şımarık'a aşık olan bu arkadaş, fransa'ya dönerken tarkan'ın cd'sini yanında götürdü ve polygram'a bağlı podis müzik şirketinin menejeri alain veille'ye dinlemesi için verdi. o dönem fransa, cezayir kökenli rai müziğinin etkisi altındaydı. avrupa dinleyicisinin kulağı oryantal kokulu ama batı müzik normlarından çok da uzak durmayan müziklere alışmıştı. aynı yıl şebnem paker'in yine oryantal pop denilebilecek dinle ile eurovision üçüncüsü olması tesadüf değildi. veille, hemen tarkan ile anlaştı, şarkıyı biraz kısalttı, şarkının daha en başına bir öpücük efekti yerleştirdi, doğu esintili bir kapak ile 1998 yazı bitmeden single olarak yayınladı. türkiye'deki orijinal siyah-beyaz klibin yerine de oldukça renkli, tarkan'ı bir arzu nesnesi olarak gösteren bir klip çekildi. single, batı avrupa'nın neredeyse her ülkesinde listeye girerken belçika'da bir numaraya kadar çıktı. şarkı tutunca, şarkıcının ikinci ve üçüncü albümlerindeki şarkılardan oluşan karma bir albüm avrupa'da piyasaya sürüldü. bu albümün çıkış dönemi yasal sorunlar yüzünden oldukça vurdulu, kırdılı geçti ve tarkan, menejeri ahmet san ile yollarını bu dönemde ayırdı.

    şımarık single'ını hepsi senin mi?'nin yeniden kaydedilmiş ve "şıkıdım" adını almış yeni bir versiyonu takip etti. ilginçtir, orijinalinde bulunan ingilizce sözler, yurtdışı için özel hazırlanmış versiyonda yer almaz. şıkıdım, şımarık kadar güçlü bir liste başarısı elde edemese de tarkan'ı bir nevi "two hit wonder" yapacak kadar ses getirdi. mayıs 1999'da tarkan, monako prensi prens albert'in ev sahipliğini yaptığı world music awards'ta ödül aldı. ödülün müzik endüstrisinde hiçbir ağırlığı olmasa da tarkan'ın avrupa jet sosyetesine bir adım daha yaklaşması büyük bir olaydı. aynı törende gencecik britney spears'in sahne aldığını, cher'in ödül aldığını düşünürsek, tarkan'ın burada bulunmasının ne kadar önemli olduğu bir kez daha ortaya çıkıyor.

    iyi bir ivme yakalayan tarkan, yaptığı açıklamalarda halen o meşhur ingilizce albümü tamamlamak istediğini söylese de, nedense yurtdışı yolunu zorlamayı tercih etmedi. belki de artık 2000 yılının başında neredeyse tüm ülkeye dert olan askerlik sorununu bedelli yaparak sonlandırdığı için amerika'ya ya da avrupa'ya kaçma ihtiyacı kalmamıştı. ya da türk marketini boşlamak istemedi. 2001'de çıkardığı karma ile türk dinleyicisini mest etti. bir oluruz yolunda single'ı ve dudu ep'si ile de tamamen türkiye odaklı yoğun birkaç sene geçirdi. artık tarkan, "yurtdışı hayallerini tamamen bıraktı" derken ise bir anda gündem yine ingilizce albümü oldu.

    peki neden ingilizce albüm hayali tekrardan hortladı? elbette tarkan'ın içinde kalan bir ukte vardı ve türkiye'yi bir kaç yıl daha salladıktan sonra bunu tamamlamak istedi. ama bence türk sanatçılarının özellikle 2003 eurovision birinciliği ile yurtdışına açılma heyecanı çok etkili oldu. everyway that i can ile birincilik kazanan sertab erener, bir anda tarkan'ı geçerek avrupa'da en çok ses getiren türk şarkıcısı olmuştu. ayrıca bob dylan'ın masked and anonymous filmi soundtrack'i için one more cup of coffee'yi yorumlayarak, tarkan'dan önce abd'de bir şeyler yayınlamayı başarmıştı. tarkan'ın 90'lardaki en büyük rakibi mustafa sandal da tarkan'dan önce ingilizce şarkı söylemeyi başarmış ve moonlight ile almanya'da kısıtlı bir kitleye sesini duyurmuştu. eminim ki bu gelişmeler tarkan'ı oldukça kamçıladı.

    tarkan, iki yıl boyunca zamanının çoğunu amerika'da stüdyolarda geçirdi. kesenin ağzı açılmış, ismen bilinmese de cv'leri kabarık prodüktörler projeye dahil edilmişti. pink'in bir takım single'larının yazarı billy mann, underneath your clothes'un yanında benim en sevdiğim shakira şarkısı olan octavo dia'nın yazarı lester mendez, britney spears'in 2001 albümünde beraber çalıştığı isimlerden brian kierulf ve josh schwartz ikilisi gibi isimlere bakılınca ciddi bir emek gösterildiği belli. sonuç ise yıllardır beklenen o ingilizce albüm: come closer.

    albüme içeriğinden bağımsız olarak baktığımızda maalesef ticari anlamda beklenen başarıyı elde edemediğini görüyoruz. almanya listelerinde 16 numaraya çıkması avrupa'daki en büyük başarısı oldu. tarkan'ı 98'de bağrına basan fransa, albümü görmezden geldi. en önemlisi tarkan'ın ta en baştan beri gözünü kestirdiği amerika'da albüm çıkmadı bile. keza albümün atlantic records ile hiçbir alakası yoktu. ertegun'ün adı sadece teşekkürler kısmında geçiyordu. türk dinleyicisi zaten bu albümü üstüne alınmıyordu ve görmezden geldi.

    albümün tutmamasının birçok nedeni vardı. birincisi, tarkan'ın arayı çok açmasıydı. düşünün, 1998'de ricky martin, enrique iglesias gibi isimlerin başını çektiği latin pop fırtınası vardı ve tarkan başka bir coğrafyadan gelse de bu "egzotik" seksi şarkıcı akımının ekmeğini yedi. 2006'da ise timbaland gibi prodüktörlerin başını çektiği daha elektronik bir pop müzik (bkz: justin timberlake) ya da kolay dinlenebilen hip hop (bkz: akon) gibi isimler liste başıydı. bu albümde tarkan, bir justin timberlake olmaya çalıştı ama tarkan, bir justin timberlake değildi. ikincisi, tarkan, ahmet ertegün'ün zamanında ısrarcı olduğu yolu değil, kendi istediği gibi doğu-batı sentezini tercih etmişti. lakin, batılı görünen her şarkıda duyulan doğu melodileri, yaylılar, darbukalar, bir yerden sonra bayıyordu. hele hele tarkan'ın neredeyse her şarkıda yaptığı "aahh"lar, nameler biraz gereğinden fazlaydı. üçüncüsü, tarkan'ın ingilizcesine kötü demek her ne kadar haksızlık olsa da, vokal tam olarak batıdaki akranları gibi akmıyor, bazı kelimeler müziğin içinde yitip gidiyordu. dördüncüsü, çıkış şarkısı bounce bence albümdeki en kötü şarkıydı. klibi de bu vasat altı şarkıyı parlatacak bir klip değildi.

    öte yandan albümün iyi başardığı şeyler de vardı. mesela touch, tarkan'a çok yakışan, 1990'lar pop müziğini andıran, amerika'dan gelen herhangi bir şarkı gibi duyulan iyi bir eserdi. don't leave me alone, oldukça rock tınlayan eğlenceli bir pop şarkısıydı. mass confusion da benzer güzellikteydi. if you only knew ve come closer müzikal anlamda doyurucuydu. en beğenmediğim şarkıların neredeyse hepsinin cv'si en tırt prodüktör pete boxsta martin tarafından yazılmış/düzenlenmiş olması tesadüf değil herhalde. bu şarkıların albümde en başa konulması da büyük hata.

    burada wyclef jean düetine ayrıca parantez açmak lazım. jean, 1990'ların ortasında the fugees ile harikalar yaratmış, 2000'lerin başında ise solo çalışmaları ile dikkat çekmiş bir isimdi. 2006'da tarkan'la düet yaptığında şöhreti nispeten azalsa da tarkan'la çalışması koltuklarımızı kabartmıştı. hatta ben albüm çıktığı anda bu şarkının mp3'ünü merakla indirdiğimi hatırlıyorum. jean ile yapılan why don't we (aman aman) düeti fena bir şarkı olmamasına rağmen, şarkının nedense üstüne gidilmedi. bu da bence oldukça yanlış bir tercihdi. keza çalışmadan kısa bir süre sonra shakira, hips don't lie ile dünyayı sallarken, jean de şarkıcıyla düet yaparak tekrardan göz önüne çıkmıştı. öte yandan, jean'in tarkan ile söylediği şarkıya yazdığı sözler ise adamın bu işi ne kadar az bir şevkle yaptığının göstergesi. yok, tarkan beni aradı, muhabbet tellalları toplantısına çağırdı, nostradamus gibi geleceğini tahmin ettim, dedi ki bana "wyclef, türkçe konuşuyor musun?" tabii, tabii, tabii, yavrum (burası türkçeydi), paparazzi kamerası bal odasına zoom yaptı. tamamen rastgele sözler.

    tarkan'ın come closer'ı böylece bir dönemi buruk bir şekilde kapattı. bu dönemin kapanışına uygun olarak come closer'ın teşekkür notlarında zaman zaman ciddi bir şekilde tartışmalara girse de kariyerinin en başından bu albüme kadar emeği geçen, ahmet ertegün olsun, ahmet san olsun, sezen aksu olsun, 1990'da beraber çalıştığı prodüktörler olsun, kendisi hakkında ipe sapa gelmez iddialar içeren bir kitap yazan ilk prodüktörüne kadar herkese teşekkür etti. come closer'ın amerikan pazarı için yeniden yayınlanma ve şarkılardan birinde bu sefer snoop dogg ile düet yapma fikri medyaya yansısa da tarkan, bu yola girmedi. albümün de üstüne düşmedi. daha sonra yaptığı röportajlarda da plak şirketini ona destek olmamakla suçlayarak, 11 yıl boyunca uğraştığı ingilizce albümün güme gittiğini kabul etmek zorunda kaldı.

    tarkan, inişli çıkışlı bu upuzun maceradan sonra yurtdışına açılma fikrini ağzına bile almadı. türk marketine odaklandı ancak birçok çalkantılı süreç geçirse de küllerinden doğmayı başardı. evet, halen abd'de ses getirmiş bir şarkıcımız yok ama tarkan türkçe bir şarkıyla dünyanın bir cok yerinde ses getirmeyi başardı. yıllar boyunca gösterdiği çaba, kendisini ülkede diğer popculardan çok farklı kıldı. eğer tarkan türk popunun megastarıysa, profesyonel anlamda yurtdışına yaptığı yatırımların büyük bir etkisi var.

    bakalım bir gün tarkan'ı yurtdışı başarısı olarak zorlayacak bir şarkıcı görebilecek miyiz?
254 entry daha