şükela:  tümü | bugün
2497 entry daha
  • başlığa "kariyer" yazıp aratınca sizden bir insan değil bir hayvan yaratmanın ipuçlarıyla dolu olduğunu göreceğiniz tavsiyelerdir. o yüzden bu metnimizi sadece üniversiteye yeni başlayanlara değil, hâlihazırda okuyanlara, çocuğunu okutma aşamasında olan ebeveynlere ve türkiye'nin tüm gençlerine adıyoruz. bu ve buna benzer metinlerde ve söz konusu metni kaleme alan yazarlarda bir ölçüt aranmalı. işte ilk ders bu: her türlü metnin/düşüncenin/tezin sahibinin kimi sözleri hangi saiklerden yola çıkarak ettiğini araştırmak. işte sizlere tüm bir hayat yolculuğunda sağlam durmanıza yarayacak bir gerçek: bir insan, insani değerlerden gücünü almadan konuşuyorsa, o kişi hiç tartışmasız biçimde bir manipülatördür. biz bu metnimizde, geçerliliği olmadığı/kalmadığı iddia edilse de en yüce ölçüt olarak insani değerlerden alacağız gücümüzü. çünkü geçerliliğini kaybetti diye doğruyu savunmaktan vazgeçmek bizatihi bir insanlık ayıbıdır. geçerli ya da değil, doğru doğrudur. bunları savunmazsak bir doğruyu değil yanlışı yaşamayı yazgımıza dönüştürmüş oluruz. o yüzden insani değerler der demez "boş yapma" türünden çıkış yapan herkesin birer alçak ve insanlık düşmanı olduklarını unutmamalıyız. hiçbir tarihsel metin bunları ifşa etmemiş olsa da zamanın sonsuz akışı içerisinde bir alçak gibi yaşamış ve bir alçak gibi ölmüş olacak o insanlar; bunu en iyi de kendileri bilerek üstelik. şimdi başlayacağız ama öncesinde tüm orospuları ve onların masum çocuklarını tenzih ettiğimizi not düşmeliyiz. sadece küfür olarak kullanacağız kimi meslekleri. bir şeylerin adını koymak lazım çünkü. yapacak bir şey yok. evet, başlayalım.

    bir üniversiteye girdiğiniz anda, okulun duvarlarında kimi seminerlerin, konferansların ilanlarıyla karşılaşırsınız. bu ilanların en az yarısı "kariyer" temalı seminerlerin, konferansların duyurusundan müteşekkildir. o etkinliklere katılacaksanız katılın ama şunu unutmayın: kariyer seminerleri bir gün mutlaka bir insanlık suçu diye anılacak olan utanç vesikalarıdır. dinleyeceğiniz şeyler sizi hayvanlaştırmaya hizmet eden şeyler olacaktır. o yüzden bir norm gibi sunulan ne kadar şey varsa hepsinin özünü sorgulamak bir üniversiteli, bir genç, bir insan için en temel ahlâkî görev olarak karşımızda durmaktadır. sorgulayalım öyleyse.

    her kariyer etkinliğinde, ilk söylenen şeylerden birisi şudur: kendini pazarlamayı iyi bilmek. bunu tüm başarılı insanların başarılarını borçlu oldukları altın bir formül gibi ortaya koyarlar. böylece kendisini iyi pazarlayan insanların artık sahip oldukları kimi ayrıcalıklardan dem vurmanın zamanı gelir. ayrıcalık, evet. örneğin ben gazi üniversitesinde okudum ve okulun sloganı şuydu: gazili olmak ayrıcalıktır. hiç de utanmıyorlar, nefis bir şey gerçekten. insanın herhangi bir konuda "bir farkının olması" ayrıdır, ayrıcalıklı olmak ayrıdır arkadaşlar. şimdi sorgulamamızı bu konu üzerinde derinleştirelim. kariyer üzerine etkinlik düzenleyen alçakların her sözünü sorgulamadan, yaşadığımız hayvanca şartlardan kurtulmamızın imkânı yok.

    ne demek lan kendini iyi pazarlamayı bilmek? hiç tartışmasız sağlam bir orospu olmak demek. kendine dair ne varsa hepsini satman demek. yalanlarla ya da göreceli gerçeklerle -şundan daha zekiyim, şundan daha iyiyim gibi göreceli gerçeklerle- bir şekilde kendini güzelce parlatman demek. eylemin kendisi bile ahlâken bir insanı bitirmeye yetiyor ama bir de bunu sizden ne için yapmanızı istediklerine bakınca işin boyutu toparlanamayacak bir insanlık suçuna doğru seyir alıyor: ayrıcalıklı olmak için. insanlığın bittiği, hayvanlığın başladığı yer burasıdır işte. aklını, emeğini, zamanını bir fahişe gibi sat, bunu yaparken kendini iyice parlat, yani makyajını, dekolteni falan ayarla, şöyle seksi görün, şu dünya üzerindeki en leziz fahişelerden birisi olduğunu kanıtla, ondan sonra ayrıcalığı kap. ayrıcalık sözcüğünü utanmadan olumlayan her insan bir hayvandır arkadaşlar. çünkü kimden daha ayrıcalıklı olacaksınız? sizden haklar özelinde, insan hakları özelinde hiçbir farkı bulunmayan diğer insanlardan. bu ayrıcalığı iyi bir orospu olursanız kazanacağınız yetmiyor, bir de türdeşlerinin tepesine çıkmayı kutsamanız, normalleştirmeniz istiyor. belli ölçütlere göre hazırlanmış bir sınavda başarılı olarak sizden daha az yetenekli ya da daha farklı özgünlükteki veya maalesef berbat koşullara hapsolmuş insanlardan ayrılıp üniversiteye geldiniz zaten. -sınav da sorgulanmalı, o ayrı- bir de burada kariyer adı altında hayvanlaşarak daha fazla ayrıcalık için "azimli", "hırslı" , "çalışkan" olmanız isteniyor. protesto etmek imkânsızsa, uyumlanmak kaçınılmazsa bile, en azından bunun normal olmadığını söylemek bir görevdir. bu normal değil. tüm bir metinde tekrarlayacağız, yaşanan süreç, talep edilen şeyler, normal değil. insani değil. hepsi genel suça bir ortaklık barındıran şeyler. bir şekilde ekmeğin peşinden gitmek durumundayız ama kazanılanın ne tür bir ekmek olduğunu da kendimize merhamet etmeden ortaya koymak zorundayız. biz bir normalliği yaşamıyoruz, işte gerçek bu.

    her kariyer etkinliğinde "başarılı" birkaç pislik sahneye çıkar ve size şunu anlatır: "mesai bittiğinde bile çalıştım ben. herkes evine gitti ben sabahladım. dişimle tırnağımla kazıdım. on beş yıl boyunca işte böyle gece gündüz çalıştım, paraya bakmadım, hırsla azimle coştum da durdum. en sonunda belli bir ayrıcalığı olan insan hâline geldim, çünkü bunu hak ettim." bu ne demektir? bu, etkinliğe katılmış olan taze, genç insanları hayvanlar gibi çalıştırma arzusunun motivasyon diye sunulmasıdır. ne demek gece gündüz çalışmak? neden ayrıcalıklı olmak zorundayım? kendimizi satmadan, ruhumuzu yitirmeden normal koşullara sahip bir insan gibi yaşayamayacak mıyız? gibi soruları soramaz hâle getirmektir bu. arkadaşlar norm bu, sistem bu, siz de hayvanlaşın demektir. mecbur bırakılmadığı/olmadığı ya da işini iyi yapma arzusu duymadığı müddetçe günde on beş saat yirmi saat mesai yapmayı kutsayan ne kadar adam varsa hepsi birer insanlık düşmanıdır. çünkü bu yaratıklar, birilerinin köpeği olmamak için çalıştıklarını iddia edip iyice tüy diken zombilerdir: birilerinin köpeği olarak yıllarımı harcadım, bunun nedeni birilerinin köpeği olmaktan kurtulmaktı, kendime birilerinin zamanında beni kullandıkları gibi kullanabileceğim hayvanlar satın almaya hak kazanmaktı. yani bu yaratık, ne yaptığını iyi bilerek yapıyor lan. inanılmaz bir şey. her şeyin farkında olarak ben bir orospu çocuğuyum diyor, orospu çocuğu olmaya hak kazanmaktan söz ediyor, bir pisliği bile parlatıp satıyor oradaki gençlere, kendini satan her şeyi satar çünkü, bunu öğretmeli bize ortadaki durum, öğreniyoruz. bilmediğinden yapsa, bir hoş görü payı bırakırdık. bilmemiş yapmış derdik en azından. bu göt oğlu göt biliyorum ne yaptığımı diyor. iyi bir orospu oldum on yıl boyunca, şimdi genelev işletme sırası bende diyor yani. ne muazzam. tek seçenek genelev müdürü olmak mıdır? tek seçenek neden bu veya? yani şu kariyer basamakları rezilliğini neden ve nasıl sürdürüyoruz amına koyim. hemen burada, yaralı bir gencin kustuğu kin düşüncesi yeşermesin diye, kendimizi biraz açık edelim. bu metni kariyer yolunda şansını denemiş ve çuvallamış birisi değil, işsiz kalmış ve bunalmış birisi de değil, otuz yılının son on yılında bu boka bulaşmamak için savaşan, savaşmaya da devam eden birisi yazıyor. bir gün düşebilir ama hâlâ düşmedi. hâlâ düşmedi.

    şimdi ülkenin genel problemini masaya yatırıp devam edelim. her insan eğer insan olmanın ne olduğunu biliyorsa, yaptığı işi iyi yapması gerektiğini bilen insandır. bir işi iyi yapmamak ayıptır. kişinin kendisine karşı yaptığı bir ayıptır bu en başında ve bu kadarı bile yeterlidir. bir insan on beş saat çalışabilir gerçekten ancak bunun tek motivasyonu, aldığı işi iyi yapmak olmalıdır. ayrıcalık değil, tepelere tırmanmak değil. ülkede iş aramak diye bir şey var örneğin. bunları konuşunca devlet düşmanı, terörist olarak yaftalanmak kaçınılmaz ve hiç sikimizde değil. iş aramak normal bir şey değil amına koyim. temel besin ürünlerinin pahalı olması normal bir şey değil. bunların hepsinin tek bir soruyu doğurması gerekiyor: bu devlet neden var? devlet, ülke, vatan, adına ne diyorsanız, en basit tanımlamayla, toplumsal hayatın daha kolay, daha güvenli, daha insani işlemesi için var. o yüzden görece daha "normal" ülkelerde et süt yumurta pahalı olamaz. görece normal ülkelerde bir iş kurumu vardır ve siz gitmezsiniz, o sizi çağırır. sizi bulur ve çağırır. sosyal devlet dendiği zaman, bunu bir ideolojinin savunulması gibi yorumlayanlar oluyor. sosyal devlet, devletin varlık amacıdır oysa. zaten hayvanlar gibi yaşayacaksam ormanda da, devletsiz de yaşarım ben. şu durumda devlet dediğimiz şey, eşkiyaların, silahlı güçlerin gelip de beni öldürmemesinin garantisinden(!) başka hiçbir şey vaat etmiyor demektir. bunu da benden aldığı vergiler karşılığında yapıyor demektir. bu durumda insanın kendisine bir mafya yapılanması satın alması daha makul gözükmektedir. en azından adamlara paraları neyse verirsiniz, yakanıza yapışmazlar. bizde devletin elleri her an yakamızda. genel sağlık sigortası diye bir inanılmazlık var örneğin, işsiz adamdan alınan bir para bu. işi olanın zaten sağlık sigortası oluyor. işsiz adamın zaten parası yok. ona özel sigorta çıkartıyor adam. bunun anlamı sen dursan da çalışsan da seni söğüşleyecek olan bir devletle yaşamaktır. bu durumda devletin varlık amacının ne olduğu sorusu gündemden düşmemelidir.

    söz konusu soru'nun ve sorun'un kariyerle bağlantısı şurada: elleri yakanızdan düşmeyen bir yapılanmayla yaşamak, pençelerden nasıl ve ne şekilde kurtulacağınızı düşünmeye itiyor sizi. bu, oturduğunuz odayı bilerek yakıp sizi sokağa koşturmak demektir. kendinizi can havliyle sokağa attığınızda, sağlık personeli adı altında başka bir yapılanmanın içine düşüyorsunuz. iş dünyası diyoruz buna. hayvanlar gibi çalışmazsan seni yangına geri atarız şeklindeki tehditle seni manipüle ediyor orospu çocukları. bu durumda memur olma seçeneği tek iyi seçenek gibi gözüküyor. onda da ruhunu hayatını gasp etmek için hazır bekleyen kuruma satman gerekiyor. mafya üyeliği bunun adı. isimlerini koyalım artık. mafyadan kaçmanın ruhsal maliyeti çok yüksek geldiğinden, gidip mafyaya üye oluyorsunuz. onun adamı oluyorsunuz. aynı şeydir yaşanan. ortam budur. eksiği vardır, fazlası yoktur. sonra biraz duru bir düşünceyle, abi bu mafya neden var diye sorduğunuzda, bir terörist, bir vatan haini oluyorsunuz. eğer mafya üyesiyseniz, işin doğası gereği mafyanın çıkarına olmayan hiçbir işe kalkışamıyorsunuz. ya ben bu lideri sevmedim deme seçeneğinizi yitirmiş oluyorsunuz. siz bir yapının adamısınız, bugün a kişisi vardır, yarın b kişisi, sizin bu konuda söyleyecek tek lafınız yoktur artık.

    konu üniversite olduğundan her şehre üniversite açılması kepazeliğini, bu kepazeliğin iyi bir şey gibi hiç utanmadan sunulmasını irdeleyelim. liseden mezun olmuş bir genç 18 yaşındadır. 18-25 yaş aralığındaki insan topluluğu dünya için bir sorun demektir. herifler enerjiktir, adamların hayata dair çok büyük kaygıları yoktur, her birisinin üzerine titreyen ebeveynleri vardır ve toplu olarak hepsini bir kuyuya attığınız zaman koca bir toplumu kendinize karşı ayağa kaldırırsınız demektir. sizin bu enerjiyi kendi yararınıza dönüştürmeniz gerekir. eğer insani değerleri terk etmemiş bir yapı iseniz, bu gençleri işlersiniz, bu gençleri coşturursunuz, sonra da bu gençler ülkelerini coşturur. bu böyledir. eğer insani değerleri çöpe atmışsanız, yani bir pezevenk, bir alçak, bir hırsızsanız, şunları yaparsınız. önce her ile üniversite açma işlemlerini başlatır, sistemin kurulma aşamasında lise diplomasının itibarını bilinçli olarak yerlere çekersiniz. hedefinizdeki gençlerin anneleri, babaları bir anda konumlarından olurlar. çünkü lise mezunudurlar. bir anda 20 yıllık şef, 2 yıllık bir üniversite mezununa devretmek zorunda bırakılır koltuğunu. tecrübe ondadır, işi bilen odur ama lise mezunudur çünkü. ne yapar bu adamlar? ibretlik bir hikâyeyi üretip papağan gibi tekrarlar durur: "biz okumadığımızdan yandık. adam iki yıl bir okul bitirdi diye bir anda benim üzerime çıktı. ben bunu hazmedemiyorum. siz böyle olmayın, okuyun." tüm evlerde bu hikâyenin anlatılmaya başlandığı dönemin çocuğuyum ben. biz bir anda okumazsak boku yiyeceğimize yönelik korkunç bir baskının, korkunç bir gerçeğin sarmalına düşürüldük. babalarımızı ve annelerimizi onurları kırık gördük ve bunun sebebi lise mezunu olmaları diye düşünmeye itildik, öyle düşününce sanki başlarına geleni hak etmişler gibi bir yanılsamaya kapıldık. şöyle bir güzelliği harika kullandı adamlar: "adam okumuş, o senden daha fazla hak ediyor şef olmayı." böyle dediğin zaman, lise mezunu bir insanı, onun döneminde yeterli olan bir diplomayı itin götüne sokmuş, adamı da kendine itiraz edemez hâle getirmiş oluyorsun. sütten ağzı yanan ebeveynlerin hepsinde biz okumadık ondan böyle oldu gibi bir pespayelik başlaması da bundan. ulan senin döneminde lise diploman varsa seni alırız dediler, diplomanın bir karşılığı vardı, niye ortadaki durumu normalleştiriyorsun? senin döneminde üniversite okumuş adam zaten şube müdürü oldu, sana zaten en fazla şef olmak vaat edilmişti. sen de şef oldun. şimdi işler değişti diyerek seni sikmelerini niye normalleştiriyorsun? çoğu üniversite mezunundan çok daha iyi bildiğin bir işte kendini niye ezikliyorsun? her neyse, doğru sorular sorulmadığı için oluyor bunlar. konuya dönelim. ne oldu? tüm belli koşullarda yaşama şansına sahip çocuklar olarak babam anam okumadı bokun içine düştü, ben mutlaka okumalıyım gibi bir yarrağa sarıldık. açılan milyonlarca üniversiteyle birlikte bu iş giderek kolaylaştı. şans bizden yana gibi gözüktü. belli koşullardaki çocukların yolları tartışmasız şekilde çizildi: lise, dershane, üniversite. 18-25 yaş arasındaki gençlerin işsiz geçirdikleri dönemler, işte böyle meşrulaşmış oldu. devlet kendini bunlara iş bulma derdinden sıyırmış oldu. infial yaratacak bir süreci "okuyor" adı altında sakin sulara çekti. senin bir şeyleri sorgulayacağın ve sorguladığın anda biz bir suçu yaşıyoruz, biz suç ortaklığına itiliyoruz diye haykıracağın, böyle bir lüksün olduğu için haykırabileceğin çağlarda kariyerin batağına itilmiş oldun. öyleyse tekrar edelim: iş aramak, normal bir şey değildir. sana iş bulamayan bir yapı vardır. bu bir suç yapısıdır. bir suçu yaşıyorsun, yaşayacaksın. yaşıyoruz.

    senden daha kötü koşullardaki çocuklar ne oldu peki? harika gerçekten. sisteme bakın lan. bunu kendine insan diyen hiç kimse yapamaz amına koyim. hizmet sektörüne, aldığı parayla verdiği emek kıyaslanınca en hoş görülü tabirle hayvanca koşullara mahkûm edildi. hepsinde o allahın belası kariyer toplantılarının teması vardı: okusaydın, yükselseydin, okumadın, öyleyse bu bokları temizlemeye mecbursun. üniversiteli yiyecek, sen onun tabağını toplayacaksın. üniversiteli uçacak, sen seyredeceksin. norma bakar mısınız? işte kariyer seminerleri budur. 18-25 yaş aralığını üniversiteli olamadan geçirecek olan mis gibi insanlar, aşağılık birer liseli oldukları gerekçesiyle sindiriliyor. tek söz söylemeye hakları yokmuş gibi bir ortamda, hayvanca koşullar sanki yazgılarıymış gibi lanse ediliyor. okusalardı. eh, madem okumadın, bu kırbaçlara razı olacaksın. ülkeye bakın lan. o muhteşem enerji de işte böyle sistematik biçimde sindirildi. ezdiler ve ezmeye devam ediyorlar insanı. bu sürecin sistematikliği, olayın kültür-sanat boyutunda da kendisini gösteriyor. çok uzağa gitmeden, yetmişli yılların sanatçılarına bakın. o sanatçıların sanatlarını ne tür bir disiplinle ürettiklerine bakın. adamların sahneye çıkması için gerekli görülen liyakatın boyutunu araştırın. sonra bugüne dönün. irem derici'ye bakın, mustafa ceceli'ye bakın. bu adamlar gökten inmediler. hepsinde kariyer seminerlerinde anlatılan, pazarlanan, utanmadan ortaya dökülen normların izlerine rastlayacaksınız. kendilerini iyi pazarladıklarını söyleyeceklerdir. kendilerini güzel sattıklarını. gecelerce çalıştıklarını. böyle bir şey yok. bu topluma senin gibi vasat adamlar lazımsa, bir enerjinin yok olması için eşeklik gerekiyorsa, orada sisteme lazım olan sanatçıyı üretmekte bir şey yoktur. zamanın ruhu diye bunu pazarlamıyolar mı deli oluyorum. her yerde bir pisliği yaşıyorsun ve ufkunu genişletecek, neredeyse ücretsiz şekilde ulaşabileceğin sanat ve sanatçılar da bunlar. bir toplumsal dönüşüm, sistematik bir hiçleştirme, sistematik bir hayvanlaştırma, biz bunu izliyoruz. ve fakat biz bunu görüyoruz! siz de görün. görmek büyük şeydir. bunları görün. yineleyin: iş aramak normal bir şey değildir. kariyer seminerleri birer insanlık suçudur. ayrıcalıklı olma çabası hayvanlıktır. ayrıcalığı olumlayan tüm insanlar birer alçaktır. ayrıcalıklı olun diye satılan her ürün insanlara değil hayvanlara layıktır. böyle yazılmış her reklam, yazarında yönetmenine, oyuncusuna kadar hepsinin yargılanması gereken reklamlardır. olabilecek en minimum ceza hepsinin ifşa edilip listelenmesidir. insanlığın bunları bilmeye hakkı var, bu utanç listelerini oluşturmazsak bu pislikler ilk fırsatta yine ve yeniden türeyeceklerdir.

    üniversiteli olmak, bugün, bir bok değildir değerli dostlar. ben sekiz yıl okudum ve bölümümden nefret ediyorum. ancak geçmişe dönsem yine aynı okulu ve bölümü seçer, yine sekiz yılda okurdum diyorum. çünkü bir tane hoca tanıdım. gerçek bir profesör tanıdım ve adamdan ders almamama rağmen, kendi derslerime değil onun derslerine gittim düzenli olarak. işte üniversite budur. kendinizi kariyer saçmalığından arındırıp düşünmeye başlarsanız üniversitede neyi arayacağınızı da bulursunuz. müthiş insanlar, varsa bir ya da iki tane değerli hocadan başka bir şey değildir üniversite. hiçbir şey öğrenmezsiniz orada. hayvanlaştırılırsanız iyi bir kariyeriniz olur. hayvanlaşırsanız diplomanız anlam kazanır. böyle bir sitem sürüyor. yineleyin bunları. size iş diyen biri olduğunda, ona söyleyecek ilk cümleniz bu olsun: iş aramak normal bir şey değil. birisi kariyer dediği zaman, bunun bir insanlık suçu olduğunu söyleyin. sistemin "okuyor" diye sizi işsiz bıraktığı bu dönemde, sizin yerinize çalışan anne-baba-abi-ablalar olduğunu hatırlayın ve lüksünüz varken haykırın: bir suçu dayatıyorsunuz bize. hayvanlığı kutsuyorsunuz. sokağa çıkmanıza, politik yürüyüşe falan gerek yok. bu pisliklerin konusu nerede açılıyorsa orada söyleyin bunları. söyleyelim. bunun adı siyaset yapmak değildir. bu kendi hayatınızı kazanma çabanızdır, hiçbir şey değilse bile yanlışa yanlış demeye cesaret etmektir. bir yanlış anlaşılma olasılığını giderelim: iş aramak normal değildir derken, öylece oturup işin size gelmesinden söz etmiyoruz. bunun bir yangın yeri mücadelesine dönmesinin absürtlüğünden söz ediyoruz. kendimize göre bir iş arayışının imkânlarının yokluğundan söz ediyoruz. hayvanlaşmadan belli bir refahı satın alamamanın normal olmadığını söylüyoruz. tükiye'deki iş arama, iş bulma maratonunun, böyle bir maratonun olmasının normal olmadığını söylüyoruz. maraton! adına maraton demenin bile bir utanç olması gereken sahadır iş sahası. çünkü insan işle yaşar. bunun imkânlarını yaratamayan bir yapı, katildir, mafyadır, hırsızdır, gasıptır. kariyer toplantılarında görürsünüz bunların kim olduklarını ya da bunların köpeklerini. isimlerini koyalım artık.
662 entry daha