şükela:  tümü | bugün
1774 entry daha
  • türkiye'de kapitalizm'e bakışta en büyük engel şu:
    türkiye 40'lı yılların sonundan beridir anti-komünizm politikalarının kurbanı olmuştur.
    bu yüzden "vatan sevgisi" için şirketlere ve devletlere itaat etmeye dayalı sağcı bir görüşe hapsedildi bu toplum.
    mccarthycilik etkisiyle "vatan haini" ilan edilen sol görüşlü insanlar ise tüm umudu sovyet sosyalist cumhuriyetler birliği aradı.

    peki bunun sonunda ne mi oldu?
    merkez solda bulunanlar dahi "sömürünün kalkması, insan haklarının güvenceye alınması ve temel hukuk kurallarının uygulanması" için tek yöntemin sosyalizm olduğuna inanmaya başladı.
    sağcılar, osmanlı özentisi politikaların da getirisiyle devlet babaya sırtını daha çok yaslamaya başladı. korporatizm, kleptokrasi, fundamentalizm karışımı bir "türk tipi kapitalizm" türedi. bu kişilerin hayat görüşü de "devletin malı deniz yemeyen domuz" oldu.

    oysa türkiye'de atladığımız çok önemli bir konu var.
    şu an solcuların "ütopya ülkeler" olarak gördüğü isveç, kanada ve yeni zelanda gibi ülkeler "sosyalist" ülke değiller. (inanmayan wikipedia'da "socialist states by duration" haritasına bakabilir)
    şu an sağcıların "kapitalizmin gururu" olarak gördüğü amerika, almanya, hollanda gibi ülkeler welfare statetir ve bunu sağlamak için de devletin belirli bir ölçüde müdahelesine dayanan karma yapılı ekonomi anlayışıyla yönetilmekteler.

    esping-andersen 18 oecd ülkesini belirli kategorilere ayırmış ve tanımlamış.
    sosyal demokrat: danimarka, finlandiya, hollanda, norveç, isveç
    hristiyan demokrat: avusturya, belçika, fransa, almanya, italya, ispanya
    liberal: avustralya, kanada, japonya, yeni zelanda, isviçre, abd
    diğer: irlanda, ingiltere
    tabii burada şunu belirtmek gerekiyor, abd günümüzde tam anlamıyla bir kapitalist devlet değil ve crony capitalism veya corporatism denilen batağın içinde sürükleniyor. ancak yine de "liberal kapitalist" olarak gruplandırılmaya devam ediliyor.

    en çok karıştırılan şeylerin başında, sosyal demokrasi ile sosyalizm geliyor. sosyal demokrasi, kapitalist demokrasinin halk çıkarına işlemesi demektir. sosyalizm ise devletin tüm maddi varlıkları elinde tutup, kendi planına göre dağıtması demektir.

    biraz daha açalım bunu.
    komünist devletler şunlardır:
    çin, küba, laos, vietnam, kuzey kore.
    sosyalist devletler şunlardır:
    çin, küba, laos, vietnam, bangladeş, guyana, hindistan, kuzey kore, nepal, nikaraguay, portekiz, sri lanka, tanzanya.
    sosyal/refah devletlerinde sosyal harcama oranları şu şekildedir:
    fransa %31.2, belçika %28.9, finlandiya %28.7, danimarka %28.0, italya %27.9, avusturya %26.6, isveç %26.1, almanya %25.1, norveç %25.0, ispanya %23.7, yunanistan %23.5, japonya %21.9, ingiltere %20.6, yeni zelanda %18.9, abd %18.7, avustralya %17.8, kanada %17.3, hollanda %16.7, isviçre: %16.0, irlanda %14.4.

    sosyalist devletler, toplumu planlayıp bireyleri eşitlemeye çalışır. sosyal devletler, yoksullara yardım edip fakirliği azaltmaya çalışır.
    sosyalizm ile sosyal devleti aynı şey sanmak, veya bu şekilde göstermek, büyük yanlışlık olur.

    buraya kadar okuduysanız, sosyalizm, kapitalizm ve sosyal devlet kavramlarında uzlaşabildiysek, o zaman "kapitalizm" meselesine geliyorum.

    kapitalizm, cüzdanımızdaki parayı harcama özgürlüğüdür.
    bakkala gidip iki yumurta bir süt alacak olursanız, kapitalizm'in bir parçası olmuş olursunuz.
    kapitalizm sadece bir araçtır. üretim ve tüketimdeki politikaları belirleyen bir araç.
    her araçta olduğu gibi, aracın işlevselliği, o aracı kullanana bağlıdır.

    kapitalizm, sağcıların iddiası gibi mükemmel bir sistem değildir. kapitalizm, solcuların iddiası gibi sömürü düzeni de değildir. kapitalizm sadece bir sistemdir, bir araçtır.
    bu yüzden de kapitalizmin bir çok alt türü bulunmaktadır.

    ekonomi 101 dersi vermiş gibi olmadan şöyle izah etmeye çalışalım.
    adamın biri bir yerden tohum buluyor, bir yerden su kaynağı buluyor, sahip olduğu araziye bu tohumları ekiyor. toprakta bitkiyi yeşertiyor, büyütüyor, sonra elde ettiği mahsülü topluyor. topladığı ürünleri işleyip bir şekilde sana ulaştırıyor. sen bu ürüne para verdiğin zaman, o adamın emeğinin karşılığını ödemiş oluyorsun.
    o adam da bu parayı, kendi zevkleri ve hayatını daha iyi bir hale getirebilmek için harcıyor.
    bu sisteme kapitalizm denir.

    laissez-faire, mercantilism, crony capitalism, corporatism, vahşi kapitalizm gibi sıkıntıları önlemenin tek yolu, doğru düzgün bağımsız ve adil bir hukuk sistemi yerleştirmektir.
    solcuların bunu anlaması ve "sömürge sistemlerini" düzeltmenin yolunun sosyalizm'de bitmediğini görebilmeleri lazım.

    ancak, anarko-kapitalistlerin savunduğunun tersine, kontrol edilmeyen ve tamamen serbest bırakılan bir kapitalizmin de insanlığın gelişmesine en ufak bir yararı yok ve sadece zarar ve yıkım getiren bir sistemdir. nasıl aşırı devletçi yönetimler tek bir kişinin toplum üstünde mccarthycilik gibi baskılara yol açabiliyorsa, büyük zenginlerin de benzeri baskılar yaratabileceği megacorporation yönetimlerine yönlendireceği çok açık.

    bu yüzden devletin de, şirketlerin de, halk tarafından denetlenip hesap sorabileceği hukuk devleti yapısı olmazsa olmazdır.
    sorun sosyalizm veya kapitalizm değil, sorun hukuksuzluktur.

    atatürk ilkelerinden devletçilik, serbest piyasa ekonomisine izin verir ve gelişim için çok önemli sayar. devlet, özel sektörün uzak durduğu alanlarda, halkın yararına yatırım yapmakla sorumludur. ancak devlet, özel sektörle rekabet etmez. klasik liberalizm ve klasik sosyalizm konuşulduğu yıllarda, üçüncü bir yol sunmuştur. ve 100 yıl sonra, günümüzde, "refahı en yüksek devlet" olarak gösterebileceğimiz her devlet de, buna benzer bir karma ekonomi sistemiyle yönetilmektedir.
275 entry daha