aynı isimde "deutschland" başlığı da var
şükela:  tümü | bugün sorunsallar (1)
480 entry daha
  • bir bebek dünyaya geldiğinde neredeyse sonsuz bir potansiyel taşıyan, ancak fiziksel, zihinsel ve ruhsal açıdan, bakımveren olmaksızın hayatını sürdüremeyecek kadar yetersiz bir canlıdır. ne görüşü ne işitmesi ne motor kabiliyeti kendi hayatını idame edecek kadar iyidir.

    bebek doğduğunda kendini, ötekini, ve yetersizliğini bilmez. bebek, annesini kendisinin bir uzantısı olarak algılar. anne bebeğiyle kurduğu ilk ilişkide, onun tüm yetersizliğini kendi varlığı ile kompanze eder. bu, henüz algıları kör olan yenidoğana bir tümgüçlülük fantezisi içinde yaşama şansı verir. arzu ettiğinde gelen memeyi kendi parçası zanneder, dünyası kendisinden ibarettir. evreninin tamamı, annesini de içine dahil ettiği kendisidir.

    yenidoğan döneminde bebeklerin beyninde, baskılayıcı nörotransmitter olan gaba salınımı yoğundur. bu baskılayıcı etki bebeğin gerçekle yüzleşemeyecek kadar zayıf bir zihni olduğu için, dünya ile arasında bir tampon görevi görüyor olabilir. gerek bebeğin sürekli annesinin kucağında, memesinde olması gerekse beyinde salınan yüksek gaba bebeği yatışmış halde tutar, bebeğin doyumu neredeyse süreğendir. ilk haftaların ardından uyarıcı etki yapan glutamat yükselir. bebeğin kendini ve çevresini algılaması kuvvetlenir. görme, duyma güçlenir; bebek bedensel duyumlarını daha net algılar. mesela barsak hareketleri veya açlık duygusu keskinleşir. öte yandan doyumun sürekliliği azalır, anne süreğen olarak kusursuz bir yatıştırma sağlayamaz. bebek acıkıp ağlar, gazı olduğu için huzursuzlanır ve böylece bebek gerçekliği algılamaya başlar. annesini kendisinin uzanısı zannederken, doyumun gecikmesi ile, yani engelle karşılaşarak, annesinin kendisinden ayrı bir canlı olduğunu anlamaya başlar ve böylece ilk baştaki tümgüçlülük fantezisi yıkılmaya başlar, tümgüçlü pozisyon anneye doğru kayar.

    önceleri anneyi bir parça nesne olarak, meme olarak algılayan çocuk onun kendinden ayrı bir varlık oldugunu anlayınca, zihninde memeyle ilgili bir tasavvur oluşmaya başlar. zihninde iki meme vardır, birincisi arzuladığı zaman gelen ve onu doyuran iyi meme, diğeri ise gelmeyen, onu aç bırakan kötü meme.
    bir bebeğin ruhsallığı henüz bu iki ucu birleştirecek güce sahip olmadığı için, bir savunma mekanizması olarak bölme, bebeğin kendini ve nesneyi korumaya yarar. ancak kötü meme tasavvurunun oluşumu, bebeği paranoid pozisyona konumlandırır. kötü meme, ondan istediğini sakınan, hayalkırıklığı yaratan, gücünü doyumu bebekten esirgeyerek kullanan bir nesnedir. gerek çocuğun mahrumiyet duygusu gerekse anneye projekte ettiği kendi agresyonu kötü memeyi yıkıcı bir unsur haline getirir.

    ilkel bir savunma mekanizması olan bölme, zihindeki kötü memenin iyi memeyi yok etmesini engellemek için burada oluşturulur, ambivalansın tolere edilmesini sağlar. bebeğin büyüme sürecinde olumlu deneyimlerin fazla oluşu, iyi ve kötü parça nesnelerin bir araya getirilmesini ve en nihayetinde bebeğin kendilik ve nesne imgelerinin bütünleşmesini sağlar.

    şimdi diyeceksiniz ki bu şarkının başlığında bütün bunları neden anlattın?

    rammstein'ın son şarkısı deutschland'ı dinlerken almanya ve almanların ona karşı ambivalansı üzerinden, tümgüçlü sevgi nesneleri ile kurduğumuz ilişkiler hakkında düşündüm.

    birçok insan için ülke kavramı zihindeki ebeveyn algısıyla paralellikler içerir. ülkemiz de annemiz gibi bizi doyuran, bizi koruyan bir nesnedir. ve yine annemiz gibi, çok muhtaç oldugumuz, bize göre asimetrik şekilde güçlü olan, bizi beslediği gibi yok edebilecek gücü de olan bir nesne. bu durum bebekken olduğu gibi bizi paranoid pozisyona sokar. bu pozisyon hem karşımızdakinin bize karşı gücünden hem de bilinçdışı agresyonumuzu karşıya projekte etmemizden ortaya çıkar.

    şarkıdaki almanya yerine herkes kendi ülkesini ya da karşısında yoğun bir sevgi ve ihtiyaç hissettiği birinin, bir şeyin adını koyabilir aslında. hem sevgi hem nefret, hem yücelik hem çöküş, hem güç hem zaaf. ülkelere gerçekçi birer marş yazacak olsak bu ikiliklerin hepsini sözlere yazmamız gerekir. till lindemann sevgi ve nefretin yarattığı ambivalansı dinleyicisinin yerine de seslendirdiği, onların içindeki ikiliklerin sesi olduğu için bu kadar sevildi belki şarkı, kimbilir.
66 entry daha