şükela:  tümü | bugün
209 entry daha
  • öncelikle kişisel zevkimden bahsedeyim, benim gönlüm ikinci adamdadır daima (bkz: scottie pippen/#3724213), dünyanın en yeteneklisi olmasa da elinden geleni dibine kadar zorlayıp, her şeyi takımıyla yapmak isteyendedir (bkz: andrei kirilenko/#8894320).

    ama burada bir şeyi ortaya koymak gerek: benim en sevdiğim oyuncu olup olmaması hiçbir şeyi değiştirmez, kobe bryant hali hazırda nba'in en yetenekli ve en değerli oyuncusu olduğunu ispatlamış durumda. ha, yeteneğini her daim biliyorduk, daha ufacık çocukken slam dunk contest'teki uçuşu, iki sene önce portland'ı tek başına deli divane edişi bir anda aklıma gelenler. geçen sene "shaq gittikten sonra bitti" diyenler shaq'ın dwyane wade'li bir kadroya düştüğünü, bu adamın ise yanındaki en yetenekli oyuncunun caron butler olduğunu göz ardı ettiler. ha, geçen seneye dair eleştirilecek şeyleri vardı belki. ama bu sene görüldü ki, o özeleştirileri kobe de yapmış. liderliğin sadece şut kaçıran arkadaşını azarlamak olmadığını görmüş. bir takıma galibiyet nasıl istenir onu öğretmeye başlamış. şu efsane maçta ilk 2,5 periyod sahada gezen lamar odom'un bile sonlarda nasıl gayretlendiği bence buna işarettir.

    ve o performans... ah şu ikinci adamcılığın gözü kör olsun, asisti sayıya yeğ tutmuşumdur her zaman. ama bu bile, hayatımda gördüğüm (ve büyük olasılıklar göreceğim) en büyük performansın bu olduğunu anlamama engel değil. scrubs'ın dr. cox'ı gibi, biralarımı çerezimi alıp nba tv'nin karşısına geçmiştim. son finalim için sabahlamış, ama dakka başı sözlükte okul* tatil kararı almış mı diye takılıyordum. sol frame'de kobe dikkatimi çektikten sonra akşam o maçı izlemek o sınavı izlemekten daha önemli bir hal almıştı. ucuz karizma peşinde değilim, şunu biliyorum ki bütünlemeye de kalsam, bir kez daha da almak zorunda kalsam, bir oyuncunun 81 sayı attığı bir maçı izlemiş olmak, "türkiye'de siyasal hareketler ve türk dış politikası" sınavından alacağım bir nottan çok daha değerliydi. hangi notu aldığım iki sene sonra aklıma bile gelmeyecek, ama nba tarihinin en büyük bireysel performanslarından birisini izlemiş olmak 15 yıl sonra bile olası bir nba muhabbetinde önem arzedecekti. boşuna dememişlerdi i love this game diye.

    her neyse, efesleri açmış, sonunu bildiğim filmin nasıl gelişeceğini izlemeye koyulmuştum. öyle ki, bir oyuncu nasıl adım adım delirecek, 30 civarı basketi nasıl atacak, 10 küsur faulü nasıl yaptıracak, koçu ve yanındaki oyuncular buna nasıl tepki verecek, rakip takım hangi önlemleri alacak ve yine çaresiz kalacak, üstad murat murathanoğlu ve kaan kural bu efsaneyi nasıl anlatacak... hepsi birbirinden önemli detaylardı, bu sevdiğim oyuna dair. ve bu deli adam sayılarını artırıp adım adım o zirveye yaklaştıkça, sanki o an sahadaymışım gibi diken diken oldu tüylerim. elgin baylor ve wilt chamberlaini birer birer geçerken bu adamın basketbol tarihinde nasıl ayrıcalıklı bir yere oturduğunu anlamaktaydım. belki çok fazla anlatmak gerekmiyor olayın büyüklüğünü, herkes farkında çünkü. modern basketbolda böyle bir performansın görülmediğini, rakiplerine göre büyük fizik üstünlüğü olan rahmetli chamberlain'in basketlerini 2005 yılının nba'indeki kobe kadar taştan çıkartmak durumunda olmadığını biliyoruz. bu anlamda bunun altını çizmek lazım, bu adam belki de nba tarihinin en yetenekli hücum oyuncusu, en azından ilk birkaçından biri. ve bu da, "ama jordan olamaz" gibi argümanlarla kapatılamayacak, kapatılmaması gereken bir gerçek.

    kimseyi jordan yapmaya niyetim yok, ama unutulmasın. nba tarihinin tartışmasız en büyük, en iyi, en efsane, en winner oyuncusu michael jordan da lige julius erving'in ardından girdi. bugün kimse "michael jordan, julius erving olamadı" demiyor, diyemez de. michael jordan, julius erving değildir. shaquille o'neal, george mikan olamaz. magic johnson, jerry west olamadı, larry bird de oscar robertson. bu oyuncuların her biri nba'in gördüğü en büyük yıldızlardır, birinin diğeri olması gerekmez. her biri kendi çağının dominant yetenekleridir, her biri sonraki kuşağı etkiler, ligdeki takımlar her birini durdurmak için yöntemler geliştirmiş ve basketbol bu şekilde ilerlemiştir, ilerleyecektir de. bu yüzden, kobe jordan olamaz; olmadığı için, kendisi olduğu için değerlidir.

    ha, illa jordan'la bir alaka kurmak istiyorsanız, ruhani lider phil jackson'a, onun ne yapmaya çalıştığına bakınız. chicago'da yaptıklarını lakers'ta tekrarlamak istediğini düşündürüyor bana üstad. öyle ya, elinde patlayıcılığı üst düzeyde bir skorer ve çok yönlü bir forvet var. ortayı kapatacak beyaz pivotu (bkz: chris mihm)*, göz önünde olma kaygısı olmadan top dağıtacak bir guard'ı (bkz: smush parker)* ve gerektiğinde bench'ten gelecek isimleri de ekleyelim. (bkz: brian cook) (bkz: sasha vujacic) **

    uçtuğumu düşünüyor olabilirsiniz, ama bana sorarsanız proje bu. ha, başarırsa efsane statüsünü perçinler, başaramazsa başaramaz. yoksa her zaman denge arayan phil jackson neden kötü çocuk ron artest'le ilgilensin ki? bir worm parçası eksik diye olmasın sakın?
5558 entry daha
hesabın var mı? giriş yap