şükela:  tümü | bugün
250 entry daha
  • film karakteri beale = network yönetmeni + network senaristi

    filmin başrolü yönetmen ve senaristidir.

    yaşayacağımız sistem çoktan belirlenmiştir. bu sistem çok iyi hazırlanmıştır. sisteme karşı çıksak dahi bu sistemin işine gelecektir. bu sistem “amaca giden her yol mübahtır” düşüncesiyle hareket eder. insanlığı ele geçirmek için yapılanlar (1. dünya savaşı, 2. dünya savaşı, vietnam savaşı, soğuk savaş, teröristler, parasal sistem, faiz vs.) -onlar için- suç değildir. sadece muazzam sisteme(!) ulaşmak için yapılan küçücük eylemlerdir.

    bu film anlatılmaz izlenir, izlenir, izlenir... diyalogları yazılır. ve yüzlerce defa okunur.

    --- spoiler ---

    beale işten atılır. çok kızgındır. stüdyodakilerin kendisini dinlemediklerini bildiği için rahat rahat “haftaya intihar edeceğim. bu programda beynimi dağıtacağım.” der. bir stüdyo çalışanı bunu fark eder. olaylar gelişir ve beale özür için son defa televizyona çıkar.
    “iyi akşamlar. bugün 24 eylül çarşamba ve bu benim son yayınım. boktan bir haldeydim. boktan bir hayat yaşıyoruz. kendimizce iyi bir sebep bulamadığımızda, tanrı saçmalığına sığınıyoruz. bütün bu anlamsız acıyı, rezilliği, çürümeyi... neden yaşadığımızı bilmiyoruz. bu, tanrı saçmalığıdır. insanoğlu kutsal bir canlıdır ve kendi hayatını yaratabilir. tanrı'yı kim ne yapsın? eğer içinde yaşadığımız iğrenç dünya’ya bakıp insanoğlunun kutsal bir varlık olduğunu söyleyebilen biri varsa inanın o adam burnuna kadar boka batmıştır.”

    “para için her yol mübahtır” anlayışını televizyon kanalları da benimsemiştir. kanal çalışanlarının ilk başlarda beale’yi dinlememeleri ve kanal başkanının yüksek reyting getirdiği için beale’yi yeni bir şovda oynatmak istemesi bunu örnekler nitelikte.
    beale’nin yüksek reyting için yapacağı şovun ilk bölümü çok önemlidir. tek başına bir şey ifade etmese de son bölümdeki bir diyaloğa işaret eder.

    1- dün gece saat 2 sularında garipten gelen tiz bir sesle uykumdan uyandım. önce zifiri karanlıkta ne olduğunu anlayamadım ve ses bana dedi ki: "insanlara gerçeği anlatmanı istiyorum. kolay bir şey değil çünkü insanlar gerçeğin ne olduğunu bilmek istemiyor." ben de dedim ki: "dalga geçiyorsun ben gerçekler hakkında ne bilebilirim ki!" ama ses bana dedi ki: "gerçekler hakkında endişelenme. onları sana ben söyleteceğim." "bu ne allah aşkına, "yanan çalı" mı? ben musa falan değilim. " dedim. ses bana: "ben de tanrı değilim. bunun olayla ne alakası var?" dedi. ses bana dedi ki: "sonsuz, mutlak ve kesin gerçekten bahsetmiyoruz. insanoğlunun geçici ve fâni gerçekliğinden bahsediyoruz. zaten insanların bu gerçeği kavramasını beklemiyorum fakat en azından kendilerini koruyabilmeliler. " dedim ki: "neden beni seçtin?" "çünkü sen televizyondasın sersem. 40 milyon amerikalı seni dinliyor. bu programdan sonra 50 milyon bile olur. senden yoldaki insanlara mahşer günü hakkında vaaz vermeni istemiyorum. sen televizyondasın be adam. " bunun hakkında biraz düşündüm ve "peki" dedim.

    ilk bölüm insanoğlunun mutlak gerçekleri kavramak istemediklerini anlatır. beale bunun farkında olup insanların kendilerini koruyabilmelerini ister.

    yayından sonra haber bölümü başkanı holden: “sen aklını mı kaçırdın?” der. beale: “ben kutsandım. içimde çok özel bir güç var. bu dini bir hissiyat değil. bu, içimdeki enerji patlamasının dışavurumu. kendimi müthiş bir elektromanyetik alanın içine atılmış kadar berrak ve parlak hissediyorum. bütün canlılarla iletişim halinde gibiyim. çiçeklerle, kuşlarla, dünyadaki bütün hayvanlarla. hatta gözle görülmeyen yaşam formlarıyla bile. bu hintlilerin "prana" dediği şey olmalı. aklımı falan kaçırmadım. daha önce kendimi hiç bu kadar iyi hissetmemiştim. bu, harika ve sarsıcı bir duygu. harika bir güzellikle dolu olarak uzay-zaman sürekliliğinde mekânsız ve zamansız olarak asil bir yolculuğa çıkmış gibiyim. kendimi sınırsız gerçekliğin eşiğinde gibi hissediyorum.” der ve bayılır. yani beale gerçekleri bir şekilde öğrenmiştir. gerçekleri bilmenin güzelliğini, sarhoşluğunu, huzurunu ve enerjisini yaşıyordur. holden’ın beale’ye deli demesi de şaşırtıcı. çünkü gerçekleri anlatan insanlara deli demeyi seviyoruz. bazılarına “geri zekalı komplo teorisyenleri” diyoruz. youtube’daki geri zekalılardan bahsetmiyorum. zeitgeist, cowspiracy belgesellerini yapan insanlardan bahsediyorum. john lennon gibi insanlardan bahsediyorum. bunlar bill hicks’in dediği gibi hayatın bir gezinti olduğunun farkındaydı. ancak çoğu öldürüldü. john lennon’ın ölüm nedeni, katilin cebindeki boktan bir kitaba bağlandı. unutmadık.

    haber bölümü başkanı holden, beale’yi kanaldan atmak ister ama kanal başkanı hackett, holden’ı işten çıkarır. çünkü beale reytingleri yükseltmiştir ve ne olursa olsun kanal başkanı onu televizyona çıkartacaktır. beale kanal hakkında kötü şeyler söylese de reytingleri yüksek tuttuğu için ona herhangi bir müdahale edilmez. çünkü “para için her yol mubahtır.”

    2- işlerin kötü gittiğini söylememe gerek yok. zaten bunu herkes biliyor. bu bir kriz. herkes ya işsiz ya da işini kaybetme korkusu yaşıyor. doların değeri beş kuruş etmiyor. bankalar iflas ediyor. tezgâhtarlar masa altında silah taşıyor. serseriler sokaklarda terör estiriyor. tek bir insan bile ne yapacağını bilmiyor ve bu işin sonu yok. soluduğumuz hava berbat, yediğimiz yemekler iğrenç. televizyonun karşısına oturmuşuz, sanki böyle şeyler olması normalmiş gibi. bugün 15 cinayet ve 63 ağır suç işlendiğini söylemesini izliyoruz. işlerin kötü gittiğinin farkındayız. hatta kötüden de beter. herkes çıldırmış. her şeyde, her yerde öyle çılgınlık var ki artık dışarı bile çıkmıyoruz. evimizde oturup yaşadığımız dünyayı giderek küçültüyoruz ve tek söylediğimiz: "en azından odamızda bizi rahat bırakın. bana tost makinemi, televizyonumu ve kumandamı verin başka bir şey istemiyorum. bizi rahat bırakın!" ama ben sizi rahat bırakmıyorum. sizden öfkelenmenizi istiyorum. ayaklanma çıkarmanızı, kargaşa çıkarmanızı istemiyorum. milletvekillerine yazı göndermeyin. size ne yapacağınızı söyleyemem. bu kriz hakkında ne yapabiliriz bilmiyorum. keza ruslar hakkında, sokaklarda işlenen suçlar hakkında. bildiğim tek şey önce öfkelenmeniz gerektiği. "ben bir insanım lanet olası. hayatımın bir değeri var" demeniz lâzım. hemen ayağa kalkmanızı istiyorum. sandalyelerinizden ayağa kalkmasını istiyorum. hemen şimdi kalkın, pencereye gidin camı açın, kafanızı dışarı çıkarıp haykırın: deliler gibi öfkeliyim ve buna daha fazla katlanamıyorum!"

    bu bölümden sonra tüm ülkede bir hareketlenme başlar. herkes pencereye çıkıp “deliler gibi öfkeliyim ve buna daha fazla katlanamıyorum!" diye bağırır. çünkü bu sistemde insanların beyinleri uyuşturulmuştur. doğal istekleri bastırılmış, susturulmuştur. ilk defa beale insanlara fırsat sunar ve insanlar da tüm ülke beraber öfkelerini kusar.

    3- “…edward george ruddy sabah kalp krizinden dolayı öldü. beyaz saçlı, zengin bir adam hayatını kaybetti. ama bunun pirinç fiyatlarıyla bir ilgisi yok değil mi? peki o zaman bu bizi niye ilgilendiriyor? çünkü hepiniz ve diğer 62 milyon amerikalı şu anda beni dinliyorsunuz. çünkü yüzde 3'ünüzden daha azı kitap okuyor. çünkü yüzde 15'inizden daha azı gazete okuyor. bildiğiniz tek şey bu ekranın içinde olanlar. şu anda neslimizdeki tüm bireyler, bu ekranda gösterilmeyen hiçbir şey hakkında fikir sahibi değil. asıl gerçek bu ekran, her şeyin açığa çıktığı yer. bu ekran başkanları, başbakanları, papa'yı rezil de eder vezir de! bu ekran, inancı kalmamış dünyamızın en görkemli ve en muhteşem gücüdür. bizi ilgilendiren şey, bu ekranın yanlış ellerin himayesi altında olduğudur. bu yüzden edward george ruddy'nin ölümü bizi ilgilendiriyor. çünkü bu kanal, amerikan iletişim kurulu'nun yani cca'nın himayesi altındadır. artık yeni bir başkanımız var. 20. katta bay ruddy'nin ofisinde oturan frank hackett isimli bir adam. ve bu adam dünyanın en büyük 12. şirketine sahip olursa en harika ve en güçlü propaganda aletini eline alırsa bu inancı kalmayan dünyada başımıza neler gelebileceğini hangi lanet insan bilebilir ki? bu yüzden beni dinleyin. beni dinleyin! televizyon gerçek değildir. televizyon lanet olası bir eğlence parkıdır. televizyon bir sirk, bir karnaval, seyahat eden akrobatların hikâyecilerin, dansçıların, şarkıcıların, jonglörlerin, aslan terbiyecilerinin ve futbolcuların olduğu bir dünyadır. bir zaman geçirme aracıdır. eğer gerçeği istiyorsanız, tanrı'ya gidin. bilgelere danışın. kendinizle yüzleşin. çünkü asıl gerçeği bulabileceğiniz tek yer orasıdır. bizden hiçbir gerçeği öğrenemezsiniz millet. biz size duymak istediklerinizi söyleriz. deli gibi yalan sıkarız. bizde kojak her zaman katili yakalar ve archie bunker'ın evinde hiç kimse kanser olmaz. kahramanımızın başı ne kadar belada olursa olsun hiç endişelenmeyin yalnızca saatinize bakın, film bitince kazanan mutlaka o olacaktır. biz size duymak istediğiniz her boku söyleriz. bunların hepsi aldatmaca millet, hiçbiri gerçek değil. ama siz günlerce, gecelerce orada oturuyorsunuz. her yaştan, her renkten, her dinden insanlar. bildiğiniz tek şey biziz. burada gösterdiğimiz tüm saçmalıklara inanıyorsunuz. ekranda gördüklerinizi gerçek sanıyorsunuz, hayatlarınız gerçek olmaktan çıkıyor. ekran size ne söylerse onu yapıyorsunuz. ekrandakiler gibi giyiniyorsunuz, ekrandakiler ne yerse onu yiyorsunuz çocuklarınızı ona göre yetiştiriyorsunuz. ekrandakiler gibi düşünüyorsunuz. bu tamamen delilik sizi manyaklar. tanrı şahidimdir, asıl gerçek olan sizlersiniz. biz tamamen sahteyiz. hemen bütün televizyonlarınızı kapatın. hepsini kapatın. hemen şimdi kapatın. kapatın ve bir daha açmayın. tam da ben bu konuşmayı yaparken kapatın televizyonunuzu. kapatın onları!

    der ve tekrar bayılır.

    4- kesin şunu! kesin şunu! şimdi beni dinleyin. çok dikkatlice dinleyin çünkü bugün sizin hayatlarınızla ilgili konuşacağım. bu ülkede bir şirket, başka bir şirketi satın almak istediğinde normalde onun hisselerini devralır ama önce bunun için devleti haberdar etmektedir. işte bu kanalın sahibi olan cca, diğer şirketleri de böyle satın alıyor. ama şimdi, başka bir şirket cca'yı satın alıyor. batı dünyası finansman kuruluşu diye birileri. bu sabah kararlarını açıkladılar. peki kim bu batı dünyası finansman kuruluşu'ndaki insanlar? cca'yı kendileri için değil, başkaları adına satın alan banka ve sigorta şirketlerinden oluşan bir holding. peki kimin adına satın alıyorlar? bunu söylemiyorlar. size söylemiyorlar, senato'ya söylemiyorlar, sec'e, ftc'ye söylemiyorlar. adalet bakanlığı'na söylemiyorlar.
    beale tam da bunları söylerken yeni kanal başkanı hackett odaya girer. beale’nin anlattıkları çok gizli bilgilerdir ve kanal aleyhinedir. ama kanal başkanı bunları hiç dinlemeden “şunu kısar mısın” diye sorar.
    4- size cca'yı kimin adına satın aldıklarını söyleyeyim. suudi arabistan yatırım şirketi için satın alıyorlar. araplar için satın alıyorlar! ve onları durdurabilecek tek bir kanun bile yok! hepimiz biliyoruz ki araplar, ülkemizin 16 milyar dolarını kontrol ediyor. 5. caddenin büyük bölümü onların. boston'da yirmi tane kent merkezi, new orleans limanının bir bölümü, salt lake city'de bir sanayi parkı atlanta'daki hilton'un, arizona arsasının, cattle şirketinin büyük hissesi onların. kaliforniya'daki bir bankanın yarısı, detroit commonwealth bankası, aramco'nun kontrolü onlarda. exxon, texaco ve mobil oil de onların. onlar her yerde! new jersey, louisville, st louis, missourive onlar hakkında bildiğimiz tek şey bu. bizim bilmediğimiz daha pek çok şey var. çünkü bu arap petrol zenginleri isviçre'den kanada'ya kadar her yeri ve ülkemizdeki büyük bankaları aldılar. mesela bu, cca anlaşması ve diğer cca anlaşmaları hakkında bilmediğimiz bir şey. şu anda araplar bizim paralarımızı kullanarak büyük şirketleri alıyor ve bizi tek kelimeyle batırıyorlar. general motors, ıbm, ıtt, at&t, dupont, amerikan çelik ve 20 diğer amerikan şirketi onların. ingiltere'nin yarısını ele geçirmişler. o yüzden beni dinleyin. lanet olsun, beni dinleyin. araplar adeta bizi satın alıyorlar. onları durduracak tek bir şey var. siz! siz! o yüzden, şimdi ayağa kalkmanızı istiyorum. oturduğunuz yerden kalkmanızı istiyorum. hemen şimdi kalkmanızı ve telefonlarınızın başına gitmenizi istiyorum. oturduğunuz yerden kalkmanızı, telefona gitmenizi, arabalara binmenizi, şehrinizdeki batı birliği ofisine gitmenizi istiyorum. beyaz saray'a telgraf göndermenizi istiyorum. bu gece itibariyle beyaz saray'da bir milyon telgraf biriksin istiyorum. dizlerine kadar telgrafa batmalarını istiyorum. yerinizden kalkmanızı ve başkan ford'a şöyle bir telgraf yazmanızı istiyorum: "deliler gibi öfkeliyim ve buna daha fazla katlanamıyorum. ülkemdeki bankaların araplara satılmasını istemiyorum. cca anlaşmasının hemen durdurulmasını istiyorum.

    der ve her zamankisi gibi bayılır. kanal yöneticileri toplantı yapar. götleri tutuşmuştur. korkudan bitmek üzeredirler.
    bay jensen (en önemli karakter) beale ile görüşmek ister. beale’yi bay jensen’in yanına getirirler. jensen, beale’yi valhalla denen bir toplantı odasına götürür. valhalla, iskandinav mitolojisinde valhöll (katledilmişlerin salonu) odin 'in yönettiği salondur.

    bay jensen: “bu işe bir satıcı olarak başladım bay beale. dikiş makineleri, otomobil parçaları, saç fırçaları ve elektronik aletler sattım. her şeyi satabileceğimi söylerler. size de bir şey satmayı deneyeceğim. doğanın temel güçlerin burnunuzu soktunuz bay beale. ve ben bunu kabul etmiyorum. anlaşıldı mı? sadece bir iş anlaşmasını engellediğinizi sanıyorsunuz. durum böyle değil. araplar zamanında bu ülkeden milyarlarca dolar aldı ve şimdi o paraları geri koymaları lâzım. bu bir med-cezir, yerçekimi kuvveti, bu ekolojik denge. sen dünyayı ülkelerden ve insanlardan ibaret gören yaşlı bir adamsın. ülkeler yok, insanlar yok. ruslar yok. araplar yok. üçüncü dünya ülkeleri yok. batı diye bir şey yok! bütün sistemlerin üzerinde tek bir kutsal sistem var. engin, muazzam, örülmüş, etkileşimli, sürekli değişken bir para egemenliği. petrol dolarları, elektro dolar, çoklu dolar. reichsmark, rin, ruble, pound ve şekel. şu an dünyadaki bütün yaşamı belirleyen şey işte bu uluslararası sistemdir. bugün doğadaki düzeni sağlayan şey budur. atomsal varlıkların atom altı varlıkların ve galaktik sistemdeki her şeyin temeli budur. ve siz doğanın temel güçlerine burnunuzu soktunuz. ve bunun karşılığını ödeyeceksiniz. anlatabiliyor muyum bay beale? 21 inçlik ekranınızda ayağa kalktınız amerika ve demokrasi hakkında nutuk çektiniz. amerika diye bir şey yok. demokrasi diye bir şey yok. sadece ıbm var, ıtt var, at&t var. dupont var, dow var, union carbide var, exxon var. günümüzdeki ülkeler bunlar. ruslar meclislerinde ne konuşuyorlar sanıyorsunuz? karl marx'ı mı? onlar da lineer program tabloları hakkında istatistiksel düşünce teorileri, minimal çözümler ve yatırımlarını en düşük maliyete düşürmek hakkında konuşuyorlar. tıpkı bizim gibi. artık ulusların ve ideolojilerin hüküm sürdüğü bir dünyada yaşamıyoruz bay beale. dünya, şirketlerin birleşmesinden oluşuyor. acımasız iş kanunlarının merhametsizce çıkarılmasından. dünyamız iş dünyasıdır bay beale. insanoğlu çamurdan sürünerek çıktığından beri bu böyle. ve bizim çocuklarımız, bay beale. kıtlık savaşlarının, zulümlü savaşların, gaddarca savaşların olmadığı kusursuz bir dünyada yaşayacaklar. öylesine bir evrensel holding düşünün ki. oradaki herkes ortak bir amaç uğruna çalışsın. herkes eşit hisselere sahip olsun. tüm ihtiyaçlar giderilsin. bütün kaygılar yatıştırılsın. bütün sıkıntılar neşeye dönüşsün. ve ben, bu müjdeyi herkese haber vermesi için seni seçtim bay beale.
    beale: “neden ben?”
    bay jensen: “çünkü sen televizyondasın sersem. pazartesi’den cuma’ya kadar haftanın her günü 60 milyon insan seni izliyor.
    beale: “ben tanrı'nın yüzünü gördüm.”
    jensen: “haklı olabilirsiniz bay beale.”

    bu diyalog beale’nin ilk şovundaki diyaloğu ile çok benzemektedir. ancak bu ana kadar beale çok az şey biliyordu. gerçekleri arıyordu ve delirmişti. bu yüzden her konuşmasından sonra bayılıyordu. şu andan itibaren gerçekleri tam olarak biliyordu. artık şovlarında bayılmayacaktı.
    beale gerçekleri şimdi daha iyi anladı. eski görüşleri “bu işte bir anormallik var.” idi. şimdi ise bu anormalliği tam olarak öğrendi. gerçekler karşısında hiçbir şey yapılamayacağını ve karşı çıkılamayacağını anladı.

    5- dün gece burada sizlerden mirasınızı korumak için ayağa kalkmanızı ve savaşmanızı istedim ve yaptınız. çok güzeldi. beyaz saray'a altı milyon telgraf geldi. araplar cca'yı almaktan vazgeçti. halk konuştu, halk kazandı. demokrasinin göz alıcı bir zaferiydi. ama bence, hepsi bu kadar dostlarım. bu tarz bir şey, bir daha asla olmayacak. çünkü korkak ruhumuzun derinliklerinde demokrasinin günden güne ölmekte olan, hasta, cansız, her geçen gün azalan ve acı sonuna yaklaşan bir kavram olduğunu biliyoruz. amerika'nın süper gücünün tükendiğini kastetmiyorum. amerika, dünyadaki tüm ülkelerarasında en zengin en güçlü ve en gelişmiş ülke konumundadır. komünistlerin dünyayı ele geçireceklerini de söylemiyorum. komünistler bizden daha kokuşmuş vaziyetteler. biten şey bu güçlü ülkenin, toprağında yaşayan tüm bireylerin özgürlüğünü ve gelişmesini amaçlayan ideolojisidir. tükenen şey, bireylerdir. tek başına, yapayalnız olan insanoğlu tükenmiştir. burada oturan her biriniz bitmiş durumdasınız. çünkü artık, bağımsız bireylerden oluşan ülkelerin sonu gelmiştir. burası artık 200 milyonluk uyuşturulmuş, kokuşmuş, bembeyaz çelik kemerler takan insanlardan oluşan bir toplum ve her birimizin yerine birer piston kolu koyabilirler. eh, peki "insanlığı öldürme" kelimesi artık size ne ifade ediyor? iyi de olsa kötü de olsa, gerçekleşen budur. dünyadaki herkes sadece insana benziyor. insan gibi gözüküyorlar fakat değiller. bütün dünya öyle, sadece biz değil. biz sadece dünyanın en gelişmiş ülkesiyiz. her şeyde başı çekeriz. dünyadaki tüm insanlar toplu olarak üretilmeye, programlanmaya ve numaralandırılmaya başlamıştır.

    beale artık gerçekleri tam olarak anlatmaya başladı. buna rağmen reytingler düşmeye başladı. çünkü insanlar gerçekleri duymak istemez.

    tüm o komünist partinin sadece manipülasyon için kullanıldığını öğrenmek ya da bankalar için kullanılması… “komünistler bizden daha kokuşmuş vaziyetteler.”
    fakat ne yaparsak yapalım bu sistemi engelleyemeyiz. çabalarımız parasal sistemin ve bankaların işine gelir.

    “hayat lunaparkta bir gezinti gibidir. gezintiye başladığında onu gerçek sanırsın. çünkü zihnimiz bu kadar güçlüdür. gezinti bir yukarı bir aşağı devam eder. döner ve döner. seni heyecanlandırır, ürpertir, gürültülüdür ve parlak renklerle doludur. ve bir süreliğine eğlencelidir. bu gezintide uzun süre vakit geçirenler sorular sormaya başlar: “bu gerçek mi? yoksa sadece bir gezinti mi?”. ve aralarından cevabı hatırlayanlar geriye dönüp şöyle derler: “hey! merak etme. sakın korkma. çünkü bu sadece bir gezinti.” gerçekleri duymak istemeyen insan: ‘susturun şunu. ben bu gezintiye çok fazla yatırım yaptım. kabarık hesabıma ve aileme bak. bu gerçek olmalı’ bunun gezinti olduğunu anlatmaya çalışan tüm iyi insanları öldürdük. fark ettiniz mi bunu? ama önemli değil çünkü bu sadece bir gezinti. bunu istediğimiz zaman değiştirebilirsiniz. bu sadece bir seçim meselesi. hemen bir seçim yapın. korku ve sevgi arasında. korkunun gözleri kapılarınıza daha büyük kilitler vurmanızı, silahlar satın almanızı ve içinize kapanmanızı ister. sevginin gözleri ise, aksine, hepimizi bir olarak görür. işte dünya’yı değiştirmek için yapabileceğimiz bir şey, hemen, daha keyifli bir gezinti için her yıl silahlara ve savunmaya harcadığımız parayı dünya’daki tüm fakirleri doyurmak, giydirmek ve eğitmek için harcayalım. ki fazlasıyla yeterli olur. tek bir insan evladı hariç tutulmadan. üstelik artan parayla evreni keşfedebiliriz. birlikte. dahili ve harici. sonsuza kadar. barış içinde.”
    -bill hicks

    --- spoiler —-
41 entry daha