şükela:  tümü | bugün sorunsallar (7)
26086 entry daha
  • amerikalı sosyolog annette lareau unequal childhoods* ismiyle "sosyal-ekonomik sınıflar çocukların yaşamlarında nasıl fark yaratır?" sorusundan hareketle 2003 yılında yaptığı bir çalışmayı yayınladı.

    hem beyazlardan hem siyahlardan, hem zengin ailelerden hem de yoksul ailelerden oluşan 88 aile belirlendi. bu sayı azaltılarak 12 aileye odaklanıldı. lareau ve ekibi her aileyi en az 12 kez ve her seferinde aralıksız saatlerce ziyaret etti. lareau, asistanlarından "ailenin köpeği" gibi davranmalarını istedi. asistanlar, ailelerle birlikte kiliseye, alışverişe, buluşmalara, maçlara vs. her yere peşlerinde giderek her şeyi kayıt altına alarak notlar çıkarıyorlardı.

    12 farklı ailenin çocuk yetiştirme konusunda haliyle 12 farklı bir fikir vereceği bekleniyordu: katı anne babalar, kayıtsız anne babalar, çocuğun üzerine aşırı düşen anne ve babalar vs. olacaktır. ancak lareau çok daha ilginç bir şey buldu. çocuk yetiştirme konusunda iki felsefe vardı ve bunlar sınıflar arasında neredeyse kesin bir ayrım gösteriyordu.

    daha zengin aileler çocuklarının boş zamanlarıyla, onları bir etkinlikten diğer etkinliğe götürmekle ilgileniyordu. çocuklarına arkadaşlarıyla, öğretmenleriyle, kurslarıyla ve duygularıyla ilgili sorular soruyordu. çocuklarıyla kendini tanıma duygularını anlama ve yorumlama konularında geçen diyaloglar ağırlıktaydı.

    oysa yoksul aileler çocuklarıyla bu yönde diyalog kurmuyorlardı. onların programlarında çocukların ilgi duyduğu şeyler, duyguları, ilgi duyduğu şeyler, öğretmenleriyle ya da akranlarıyla iletişimleri yoktu.

    alt sınıf aileler; çocuklarının ilgi duyduğu şeyin gelişmesi için çaba harcamıyor ve yeteneğini geliştirmesi için destek vermiyordu.

    orta sınıf aileler ise çocuklarıyla iletişim kuruyor, fikirlerine değer veriliyor, birey olarak kabul ediliyor ve bastırılmıyordu. iletişimleri komuta dayalı "oğlum/kızım dur yapma" şeklinde değildi. çocuklarını dinliyor ve anlıyorlardı. çocuklar başarılı değilse "bizim kız/oğlan neden başarılı değil?" diye sorguluyorlardı. gerekli yerlerde ebeveynler, okul yönetimine, öğretmenlerine meydan okuyabiliyordu.

    lareau orta sınıfa özgü çocuk yetiştirme tarzını "işbirliği odaklı eğitim" olarak adlandırırken yoksul ailelerdeki anne ve babalar ise çocuğun doğal gelişimin başarısına yönelik bir akışta olduğunu ifade ediyor. yani çocuklar kendilerini tanıma sürecinde çoğunlukla yalnız bırakılıyordu.

    lareau'nin bu yetiştirme tarzlarının biri diğerinden iyi ya da kötü olduğu yönünde bir iddiası yok. her iki sınıfın kendine özgü iyi ve kötü yanlarından bahsediyor. ona göre yoksul çocuklar çoğunlukla daha iyi davranıyor, daha az yakınıyor ve zamanını değerlendirme daha yaratıcı davranıyorlardı. ancak "mesafe, güvensizlik ve baskı duygusuyla" hak sahibi olma ve bu süreçle mücadele etme konusunda orta sınıf çocukları kadar başarı gösteremiyorlardı. pasif bir biçimde tepki veriyorlardı.

    orta sınıf çocuklar ise yetişkinlerle rahat iletişime girmeyi ve gerektiğinde fikrini çekinmeden, otorite korkusu duymadan söylemeyi cesurca davranabilmeyi daha kolay başarabildikleri için hayatta daha başarılı olma ihtimalleri yüksekti.

    aynı ailelerle yıllar sonra görüşüldüğünde çocukların iq seviyelerinde anlamlı bir fark olmamasına karşın emekçi ailelerin çocuklarının okul bıraktığı, daha az kazanç getiren işlerde çalıştığı, üniversite eğitimi alamadıkları gözlenmiş. yoksul aileler çünkü gerekli bilgi ve birikime sahip olmamaları ve bu bilgi birikimine erişmek
    yeterince çaba göstermedikleri için bir süre sonra otorite karşısında yılarak kolay pes ediyorlardı.

    daha fazla uzatmadan toparlamak gerekirse bu araştırma bize çocukların hak arama bilincinin ailede kazanıldığını ve düşüncelerini korkusuzca söyleyebilme cesaretinin bir kişilik özelliğinden çok aileler tarafından biçimlendirildiğini gösteriyor. başarı ise hak arama/kazanma süreçlerini iyi yöneten kişiler tarafından elde ediliyor.
6619 entry daha