şükela:  tümü | bugün
165 entry daha
  • iktidarın alanıdır. sorgulanmadığı müddetçe de öyle kalmaya mahkumdur. geçen gün sözlükte şu twitter'daki bdsm videosuna denk geldim. bir kadın, erkeği ayaklarıyla yumrukluyor. elbette bir takım sığ zihinler bunu "işte görüyor musun gerçek cinsel özgürlük bu, tabuları yıkmışlar" diye yorumlayabilir. fakat gerçekleşmekte olan, eril tahakkümün siken/sikilen dikotomisini tersine çevirmekten başka bir şey değil. bir yandan "efendi" konumundaki erkeğin içinde bastırılmış olan köle ortaya çıkıyor; diğer yandan "köle" konumundaki kadının içindeki bastırılmış efendi ortaya çıkıyor. özgürlükle bir alakası olmadığı gibi, eril tahakkümün sahip olduğu gericilikten de geri kalır bir yanı yok.

    bir alanda, gerçek manada, özgürlükten bahsedebilmemiz için, orada işteş eylem kuran bireylerin hiyerarşik iktidar ilişkilerinden kurtulup kendini oluşturma hakkını edinmesi gerekir. hegel der ki, efendi de, efendi olduğu için kölesi tarafından bir kimlik inşasına maruz kalır; dolayısıyla tam manada özgür değildir. cinselliğin özgürleşebilmesi için, tüm dış belirlenimlerden sıyrılması ve kendi kendini inşa etme imkanını kazanması gerekiyor. bunun gerçekleşebilmesi için de, müziğin içindeki armoni unsurlarının bilen bir kulak tarafından fark edilmesi gibi, cinselliği kuran şeylerin de bilinmesi gerekiyor.

    iktidardan arınmış ve kendini oluşturma hakkı kazanmış bir cinsellik. bakışlarla, dokunuşlarla, sezişlerle ve kavrayışlarla şekillenen; itişler, çekişler, dönüşler ve bütünlenişlerden oluşan derin bir fenomenolojik alanın keşfedilmesi. bu açıdan, cinselliğin içinde taşıdığı potansiyel, aslında edebiyatın sahip olduğu potansiyelden farksız. nasıl ki, her yazar kendi qualiasından yola çıkarak fenomenolojik bir dünya tasarımı yapıyorsa, ve bizler de okuduğumuzda bu tasarımın özgünlüğüne hayran kalıp tek tipleştirilmiş dünya tasarımının dışında bulunan bu farklı dünyanın lezzetini duyumsuyorsak; aynı potansiyel cinsellik alanı için de söz konusu.

    elbette şu soru sorulabilir; "cinselliği iktidardan tamamen arındırmak mümkün müdür?" bu soruya hayır cevabını veririm, zira iktidar kurma arzusu gücünü cinsellikten alır; cinsel alan iktidarın çıkış noktasıdır, tam da bu yüzden tecavüz eyleminde iktidar çıkmış olduğu cinsel alana geri dönüp saplanır. iktidardan tamamen arındıramıyorsak o halde ne yapacağız? burada yine bir tuzak var. iktidar-özgürlük dikotomisini de kırmamız gerekiyor. bu da yine iktidarsal bir düşünme biçimi. iktidarın kendini kütle biçiminde göstermesi şart değil, cinsel oluş halinin zamansallığı içinde; kendini yanıp sönen yıldızlar gibi gösterebilir. tam da bu yapılırsa, iktidar da kütle biçimindeki formundan kurtulup özgürleşmiş olur, aşkın* baskıcılığını kaybedip, içkin olarak -yıldız tozu- gibi tüm cinsel deneyimin içine dağılır. böylece de, çelişki gibi görünen tanımlar ortaya çıkar; örneğin sertlik kendini, kibarlığın içine örtük olarak yerleştirir. nezaketin içine sinmiş bir sertlik. dikotomik bir zihnin bunu anlaması elbette mümkün değil. fakat cinselliğin iktidardan arınması, iktidarın yok edilmesi yoluyla olmaz; bu mümkün değildir. iktidarın un ufak edilip tüm deneyimin içine aktarılması ve eylemin failleri tarafından serbestçe paylaşılması sayesinde olur.

    özetle, dikotomik bir mantıkla; sırtını belli kimliklerin -ve dış belirlenimlerin- arkasına yaslayan bir cinsellik özgürleşemez. ancak, kendini oluşturma imkanını kendi araçlarını tanıyarak kazandığında ve iktidarın kütle yapısını bozduğunda özgürleşebilir.
22 entry daha