şükela:  tümü | bugün
98 entry daha
  • çocukluk çağının kanıksanmış,sorgulanamaz masumiyetini ve kötücül eylemlerle asla bağdaşmayan saflığını eşeleyip deşmiş bir kitap.

    lars von trier'ın dogville filmi ile anoloji kurulabilir. filmde grace margaret mulligan kasabaya ilk geldiğinde herkes ona bir tanrı misafiri muamelesi yapıyor, koruyup kolluyor,içlerinden biri gibi davranıyorlar.
    barış ve kardeşlik içinde başlayan bu hikaye zamanla çıkarların çatışması,ortaya çıkan sorunlar,nefret birikintisinin yabancıya-bizden olmayana- akıtılması kolaycılığıyla birlikte kadının her anlamda istismarıyla sonuçlandı. zaman içinde onu köleleştirdiler,nefretlerini kustular,kendi yaptıkları aşağılık işleri onun üzerine yıkma kolaycılığına gittiler. o yumuk yumuk tatlış teyzeler,tombik amcalar,kadının şefkat gösterdiği görme engelli kasabalı kadını bir nesne haline dönüştürüp kullandılar. kadın kasabanın ortak malı oldu. o hümanist ,iyi kalpli komşular kötücül birer yaratığa döndüler.

    sineklerin tanrısında, 6-12 yaş arası çocuklar savaşın,kötülüğün,vahşetin egemen olduğu bir dünyada zarar görmemeleri,masumiyetlerini ve canlarını yitirmemeleri için bir uçakla tehlikesiz bölgeye giderken uçağın düşmesiyle bir adaya düşüyorlar.

    başlarda eğlenip,mutlu mesut, kendi tesis ettikleri demokratik ortamda yaşıyorlar.
    iş bölümü yapılıyor,ateşi yakacaklar,ava çıkacaklar,güvenliği sağlayacaklar belirleniyor. toplantı saatini bir deniz kabuğunun üflenmesi belirtiyor. her şey çok güzel gidiyor ve bu durum sizi ''erişkinlerin yapamadığını çocuklar yapıyor işte, ah ah çocukluğun saflığı !! '' hissiyatına sürüklüyor.ama zaman geçiyor.
    liderlik hırsı, vahşi doğa koşulları,şartların kötüleşmesi,heyecanın kaybolması,dostlukların yitmesiyle birbirlerini öldürecek hale geliyorlar. birlikte yaşama kültürünü kaybediyorlar ve her biri bir yere savruluyor. bu kötülüğün kaynağı neresi diye bir arayış var.
    bu nefreti,öfkeyi,yapılan kötülükleri adadaki canavarla bağdaştırırken bir bakıyorlar ki bu kötülüğün kaynağı kendileri. hepimizin içinde olan kötücül,kontrol edilmeyen dürtüler.

    son kısımda çocukları adadan kurtarmaya gelen ingiliz askerin hayal kırıklığı: ''bir grup britanyalı çocuğun bundan iyisini yapacağını sanardım'' kötülüğün,öfkenin,vahşetin,nefretin ortamda birbirini dengeleyen unsurlar,toplumsal kurallar,kurumlar olmazsa tüm yıkıcılığıyla açığa çıkacağını görüyoruz.
64 entry daha