şükela:  tümü | bugün
258 entry daha
  • tanım: 1995 çıkışlı kendi adını taşıyan "joe satriani" albümü. ve inceleme...

    joe satriani peş peşe bomba albümleri patlattıktan yani zirveye çıktıktan sonra, 1995 yılında farklı ve daha mütevazi besteler icra ettiği, çoğunlukla da blues müziğe saygı duruşunda bulunduğu, satch diskografisinde kıyıda köşede kalmış ama benim gözümde büyük bir değeri olan joe satriani albümünü çıkarır. albüme ismini vererek de "başka bir satriani"yi anlatmak istediğini veya “bakın ben buyum, benim böyle de bir yönüm var” demek istediğini düşünüyorum. kıyıda köşede kalmışlık dedik. evet, bu kıyıda köşede kalmışlığın sebeplerinden biri, hiç şüphesiz ki albümden çıkan hit parça sayısının azlığı. cool #9 (sözlükte başlığı açıldığı şekilde cool 9) dışında konserlerde çalınan bir şarkı olmadığını hemen belirteyim bu noktada. bu şarkının esas potansiyeli de kesinlikle canlı konser videolarında ortaya çıkıyor. bu bağlamda mutlaka 1996'daki g3 live in concert veya 2006'daki satriani live'daki versiyonunu dinleyin derim:

    albümün tınısı geleneksel satch-rock çizgisinin biraz dışında, old school blues ve biraz da funk-caz hamuruyla yoğrulmuş, gösterişten uzak bir havada seyrediyor. bu albümde s.m.f., slow down blues, sittin' 'round gibi blues menşeili, eskilere selam niteliğinde yavaş şarkılar barınıyor. albüm 3-4 tane hareketli şarkıya sahip olsa da, genel temposunun diğer albümlerinden daha düşük olduğunu söylemeliyim. burada, ihtişamlı rock tanrısı satriani’den ziyade daha sakin, kontrollü ve olgun bir satriani görüyoruz. işte benim bayıldığım nokta da bu. youtube’ta bu albümün yapılış hikâyesiyle ilgili belgesel niteliğinde bir yapım var: reel satriani. yaklaşık 1 saat sürüyor ama bence mutlaka izlemelisiniz. belgeseli özet geç diyecek olanlara olayları şöyle özetleyebilirim. satriani en sonki the extremist kadrosundan farklı isimlerle stüdyoda prodüktör glyn johns eşliğinde toplanıyor. glyn johns, the extremist'in prodüktörü andy johns'un abisi ve daha da önemlisi geçmişte the rolling stones, led zeppelin başta olmak üzere pek çok önemli grubun prodüktörlüğünü yapmış bir isim. albüm için toplanan session isimler ise bas gitarda nathan east, davulda manu katche, 2. gitarda da andy fairweather low (bu arada kendisinin ilginç bir tuşesi var, zira pena kullanmıyor).

    belgeselin başında luminous flesh giants şarkısıyla çalışmaya başlayan gruptaki müthiş uyumsuzluk hemen göze çarpıyor. ardarda gelen başarısız denemelerin ardından ara veriliyor ve glyn johns, satriani’ye özel olarak görüştüğü başka bir odada sorunun ne olduğunu soruyor. satriani de davulcu manu katche’nin şarkıyı öldürdüğünü belirtiyor. daha sonra verilen arada grup içindeki diyalog ve kimyanın artması için yemek salonunda glyn’in sohbet başlatıcı soruları göze çarpıyor. sürecin başından beri oldukça endişeli görünen joe odadan ayrılıp stüdyoya dönüyor ve eline bir kalem alarak deftere if şarkısının akorlarını yazıyor. önce basçı nathan'la, sonra gitarist andy'yle stüdyoda birebir provalar yapan joe, son olarak manu'nun yanında nathan ve andy'yle funk havasına sahip if şarkısını çalıp manu'nun şarkıyı kapmasını istiyor. sonra hep birlikte nispeten daha derli toplu bir performans ortaya koyuyorlar; ki olması gereken de zaten bu. oysa belgeselin başında prodüktör glyn johns grubu bir araya getirip “hadi beyler toplanın, çalın bakalım neler çıkacak ortaya" deyip joe'yu jam yapmaya zorluyor. satriani'nin kafasındaki şarkı ise kesinlikle bu değil. bu yüzden glyn gidişattan memnunken, satriani'ye onun memnuniyetsizliğini anlayamadığını söylüyor. ama aralarında şarkının veya şarkıların son halini görebilecek vizyonda olan tek kişi satriani. çünkü kafasında şarkıları çoktan oluşturmuş bile. yani bir bakıma satriani ipleri eline alıp, kendi prodüktörlüğünü yapıyor. belgeselin sonunda bir bakıyoruz ki ilk başta çaldıkları “luminous flesh giants” şarkısında bateride manu katche’yi değil ethan johns’u görüyoruz. ve şunu anlıyoruz ki, kimi parçalar hiç de teknik davulculuk gerektirmiyor/istemiyor. bu şarkının baslarını da yine keza satriani yazıyor. (you're) my world şarkısında da joe’nun sadık bateristi jeff campitelli’yi görüyoruz.

    temel kayıtları iki hafta içinde tamamlanan bu albümün ilginç taraflarından birisi de şarkıların hücum kayıt olarak, canlı şekilde albüme kaydedilmiş olmasıdır. joe da belgeselin sonunda bunun gerçekten çok farklı bir deneyim olduğunu belirtiyor. belgeselin başında çalınan luminous flesh giants şarkısının hangi zorlu aşamalardan geçerek bu en son mükemmel haline geldiğini görmek insanı gerçekten şaşırtıyor. benim açımdansa belgeselin sonunda böyle zorlu bir süreçten yeteneği, çalışkanlığı ve ciddiyetiyle sıyrılan satriani’ye duyduğum hayranlık ve sevgi bir kat daha artıyor. dünyanın şanına, parasına sahip de olsa, içinde taşıdığı müzik sevgisi ve ruha kayıtsız kalmak mümkün değil gerçekten. belgeselin sonunda duygulanmadım desem yalan olur. sen ne güzel bir adamsın be joe.

    peki manu katche’ye n’oldu derseniz mesela, onu albümdeki 12 şarkıdan 9'unda baterinin başında görüyoruz. kendisinin bu şarkılarla olan uyumu ise oldukça başarılı. if, home ve moroccan sunset gibi mesela. moroccan sunset'teki aksak ritimler müthiş. kişisel favorim ise doğrusu home. keza basçı nathan east’in (ki satriani’yle brian may ve steve vai’lı sevilla’daki expo 92'de beraber çalmışlığı var) albüme leziz bir tat katmış olduğunu görüyoruz. özellikle if ve killer bee bop'ta. 4,6 ve 11. şarkıların haricinde bas gitarı o çalıyor. satriani açısından olaya baktığımızdaysa legato, tapping ve whammy bar’dan çıkan çılgın sesler gibi spektaküler hareketlerin daha az yer alıp, özellikle de blues gamında kurduğu kelime ve cümlelerin, yani yorum gücünün muhteşem seviyelere ulaştığını belirtmem gerekir. ki kendisini özel yapan noktalardan bazıları da bu yorum gücü, doğaçlama kabiliyeti, şarkının verdiği temayı yakalaması, az notayla çok şey anlatması vb.. özelliklerdir. onun dışında melodi kurma(oluşturma) becerisinden uzun uzun bahsetmeme hiç gerek yok herhalde. zaten kulak tarafından en kolay yakalanabilen gitaristlerden biridir satriani. kimi şarkılarda yine kendisi tarafından mızıka ve slide bar kullanımını görüyoruz. down, down, down parçasında ise soloların sadece sol kulaklıktan duyulması gibi bir uygulama da gözden kaçmıyor.

    netice itibariyle satriani bir kez daha kafasındaki müziği albüme taşımış oluyor. biz de satriani’nin böylece son kez uzun saçlı halini görmüş oluyoruz. satch bir kez daha farklı bir yönünü göstererek “ben iyi bir gitaristim, iyi bir besteciyim, iyi bir müzisyenim üstüne üstlük iyi de bir insanım.” mesajını veriyor bizlere...

    puan (8/10)
32 entry daha