şükela:  tümü | bugün
229 entry daha
  • ünlü yazarların muazzam olan fakat kıyıda köşede kalmış birkaç kitabını dile getirmek, başlığın amacıyla uyumlu olur diye düşünüyorum:

    i- j. w. goethe - wilhelm meister’in çıraklık yılları

    bu kitabın neden ön plana çıkmadığını anlayamadım. goethe deyince akla gelmesi gereken faust’tan sonraki ikinci kitap bu olsa gerek. söz konusu kitapta, shakespeare’in hamlet’inin muazzam bir yorumlaması var, insanı büyüler. ayrıca, “kutsal kitapta anlatılan hikâyeleri tek başına gerçek olarak almanın hiçbir anlamı olmaz, insan o kıssaları içselleştirmeden/vicdanının bir parçası yapmadan o kıssaları gerçek kabul etmenin hiçbir faydası yoktur.” gibisinden bir söz vardır ki insanı büyüler.

    ii- soren kierkegaard- kaygı kavramı

    kierkegaard denilince akla ister istemez “korku ve titreme” gelir. ancak o kitaptan daha derinlikli bir kierkegaard kitabı aranıyorsa, o da kaygı kavramı’dır. insanın kaygı duyma yetisinin, günah işlemesi ile bağlantısı muazzam bir üslupla ve psikolojik/etik tahlillerle oldukça etkileyici bir şekilde dile getiriliyor. “içimizde günah işlemeye meyilli bir taraf var, günah işlemeden yapamayız.” bahanesine karşı kierkegaard tarafından verilmiş anlamlı cevaplar mevcut. ufku oldukça artıran bir kitap!

    iii- leonardo da vinci - yazılar

    belli başlı düşünce parçalarından kehanetlere, kehanetlerden masallara, masallardan muhtelif eserlere yazılmış önsözlere, önzsözlerden çeşitli şiir tercümelerine kadar birçok alanda karalama yapmış zamanında bu büyük sanatçı ve bilim insanı. da vinci’yi tanıyabilmek adına muazzam bir eser olduğunu düşünüyorum. son akşam yemeği’nin, mona lisa’nın ressamının samimiyetle sizinle sohbet ettiğini zannediyorsunuz okudukça.

    iv- honore de balzac - lanetli çocuk

    balzac’ın en karanlık ve en etkileyici kitabı nedir diye sorsanız, hiç düşünmeden bu kitabı söylerim. çaresizlik, saflık, tedirginlik, korku gibi duyguların/hâllerin adeta genetiksel olarak nesilden nesillere aktarıldığı gibi hastalıklı bir fikre sürüklemişti bu kitap beni. ayrıca balzac’ın meşhur tasvirleri bu kitapta doruk noktasına çıkıyor. bir insanın başını, ressamın en güzel tablosuna son dokunuşunu yaparken fırçasının bükülmesine benzetmek nasıl bir hayal gücüdür sevgili balzac!

    v- marcel schwob - üç roman

    bu kitabın özellikle son kısmı, oldukça başarılı bir “alternatif biyografi” örneği. alternatif biyografi denilen şey, verilere dayanarak değil de “bence x kişisi şöyle yaşamıştır” biçiminde yazılmış hayali bir yaşam öyküsüdür. bu kitabı okuduktan sonra ben de kendimi sık sık “platon öyle değil şöyle yaşadı”, “seneca aslında intihara mecbur bırakılmadı, olayın aslı şöyleydi”, “sokrates aslında baldıranı içmedi, atina verdiği karardan vazgeçip sokrates’in önerdiği gibi onun karnını prytaneion’da doyurmaya karar verdi” gibisinden alternatif biyografi uydururken bulmuştum.

    vi- charles dickens - kasvetli ev

    charles dickens’ın adeta okunan değil, izlenen kitabı. zira hayat nasıl izleniyorsa, dickens’ın bu kitabı da öyle okunuyor. hayattan ne bir eksik ne bir fazla. perişanlık da var mutluluk da var hayalkırıklığı da var hüzün de var umut da var acı da var sevinç de var. hayat gibi karmaşık ilişkiler ağıyla donatılmış ve tekdüzelik yok. kim olduğunu söylemeyeyim de, bir ölüm sahnesi var ki ben böyle bir şey görmedim. aslında dickens’ın kitaplarında ölüm sahneleri üzerine tez yazılmalı, özellikle müşterek dostumuz ve kasvetli ev’dekiler üzerine.

    vii- oğuz atay - oyunlarla yaşayanlar

    malum oğuz atay denilince de akla direkt tutunamayanlar gelir. şüphesiz tehlikeli oyunlar ile beraber onun başyapıtıdır. ama oyunlarla yaşayanlar da haksız yere gölgede kalmıştır kanaatimce. ince bir hüzün kalbinizi parçalar bu tiyatroda...

    şimdilik bu kadar. bir bakın bu eserlere efendim.
187 entry daha