şükela:  tümü | bugün
409 entry daha
  • varoluşçu felsefenin edebiyat alanındaki ilk temelleri , 19. yy ortalarında , kierkegaard’ın “kaygı üzerine” adli eseriyle atılmış , takip eden yüzyılda ise “sartre”ın “bulantı”sı ve “camus”nun “yabancı”sı ile iyice ete kemiğe bürünmüştür. “öteki ben” adli kitabında, bir nevi “şizofren”ligi keşfeden dostoyevski , “yeraltından notlar”ında , (istemli veya istemsiz) varoluşçuluğun ilk ve en önemli eserlerinden birine imzasını atmış, sadece, bir önceki cümlede adı geçen yazarları değil, başta, hemen hemen her filminde olmak üzere, vatandaşı tarkovski’ye, üç-beş kelam edeceğimiz “yer altından notlar” ile scorsese’ye (taxi driver) , ve yine az önce bahsettiğimiz “öteki ben “ ile denis villeneuve’ye (enemy) ilham kaynağı olmuştur.

    iki kelime ile özetlemek gerekirse , resmen “yargı dağıttığı” bu kitapta, dostoyevski , romanı, varoluşçuluğun kendine en has özelliklerinden olan ; dünyaya saçma gelen bir absürdist yaklaşıma ve ana karakterin kendini çevreden izolasyonu gibi , iki harekete bağlar. yakından incelendiğinde, ana karakterin yaşamdaki anlam eksikliği, kendine olan nefretinden kaynaklanmaktadır. yeraltı adamı'nın varoluşsal krizinin genetik bir miras değil , yarattığı bir ilüzyon olduğunu da görürüz. eser boyunca , kendisi için varoluşçu bir ortam yaratma uğraşına karşın, “gerçeklik” konusundaki çarpık perspektifini de sürdürür.

    varoluşun üstlendiği ( veya kavramin kendisine yüklenen) en basit anlam ; insanların, olmadığı veya olamayacağı yerde önem yaratma denemesidir. her türlü anlamın peşinde koşmak saçmadır. diğer insanların düzene, yapıya ve özellikle dine olan güveninde, varoluşçu, kasıtlı bir aldatmaca görür. insanlar devlette, parada, ailede ve dinde mutluluğu ararlar. varoluşçu için, bunlar yalnızca insanın kendisini bir tür zorunluluğu yerine getirme duygusu ile zihnini temizlemek için yarattığı kavramlardır.

    romanda, yeraltı adamımız işte bu kerhen yerine getirilen kavramların arasında kendisini ikiyüzlü bir konumda bulur. bir yandan, etrafındaki insanları ve dünyayı açıkça küçümser .devlet memuru olarak çalışması nedeniyle acı çeker ve iş arkadaşlarından nefret eder. bununla birlikte, yeraltı adamı, nefret ettiği bu insanlara ve kurumlara olan karşıtlığı ile de kendini tanımlamaktadır. peki , bu karşıtlıkta sarf edeceği ölçüsüz eleştirileri kime ya da neye yönlendirebilir?iste bu noktada, yeraltı adamımız , nefreti için bir tür sebep bulmak adina dünyaya karşı olduğu bir “gerçeklik” yaratmaya çalışır. (bunun en güzel örneğini guy pearce’in oynadigi memento’da görebilirsiniz) . bunu yaparken, korumak istediği varoluşçu ilkelerini kırar , başkalarının sahte gerçekleriyle alay ederek, kendi kurgu dünyasını yaratır.

    ( kitapta , bu çarpık gerçeği pekiştirmek için, dostoyevski kullandığı en önemli yapısal araçlardan biri, hikayenin, yeraltı adamının bakış açısından anlatılmasidir - bu tekniği ilerleyen zamanlarda camus'un yabancı’sı “meursault”inda ve salinger'in “caulfield'inde de göreceğimiz gibi , yeraltı adamı da bu dünyadaki tek pencerimizdir)

    sonuç olarak, bu çarpıklığı sadece içinde yaşadığı (veya kurguladığı) “gerçeklik” üzerinden anlarız. ve bu gerçeğin anahtarı da , adamımız’ın “yeraltı” statüsüdür. kendisini iki ana sebepten dolayı , “yeraltında” olarak tanımlar. birincisi, yeraltini yabanci bir figur olarak kurgular ve bu durum , çok fazla acı ve sefaletin kaynağı olmasına rağmen, kendisi için yarattığı gerçeklik için esastır.

    ikincisi : orada, dışarılarda bir yerlerde , günlük yaşamlarının zulmüne karşı birleşmeyi bekleyen – ve kendisi gibi düşünen - başka yeraltı insanlarının olduğu düşüncesidir ancak ironik olarak, yeraltı adamı diğer yeraltı adamlarını aramak için fazla kayıtsızdır, ve bu kendi içinde daha fazla memnuniyetsizlik yaratır.

    kitaptan naçizane aldığım “notlar” şöyle;

    + umutsuzluk en yakıcı zevktir , özellikle de içinde bulunduğun durumun çareesizliğini açıkça kavramışsan

    +küçülmekten bile zevk almaya kalkışan bir adamın, biraz olsun öz saygısı kalır mı?

    +ne çare ki gevezelik , daha doğrusu elekle şu taşıma , her zeki adamın kaderine yazılıdır.

    +doğrusu, şahsi çıkarlara dayanan bir sistemle insanlığın ıslah olacağını iddia etmek, bence, hemen hemen .. “buckle”ın medeniyetin insanları yumuşattığını , bu sebeple onları daha az vahşi, daha barışçıl hale getirdiğini iddia etmesine benzer.

    +namuslu adamların korkak ve köle ruhlu oluşu yalnız zamanımıza, tesadüf sayılacak bazı koşullara bağlanamaz, namuslu insanlar her zaman korkak ve köle ruhlu olmalıdır.

    +okumaktan başka yapılacak isim , gidecek tek yerim yoktu , çünkü çevremde saygıya layık, beni kendine çekebilecek bir meşguliyet bulamıyordum.

    +düpedüz bir adam için çamurlanmak ayıp sayılır , halbuki bir kahraman istediği kadar içine dalsın , nasılsa çamur ona bulaşmaz.

    +hile ile his kolay bağdaşır

    +yalnız bir de şu var liza ; insana yalnız keder, acı batar da saadetimizi fark edemeyiz.

    +birini tanıdım “çok sevdiğim için sana eziyet ediyorum , kıymetini bil” derdi . aşkın insana böyle şeyler yaptırdığını, insanın sevdiği kimseyi üzmekten hoşlandığını bilir miydin? bunu , en cok kadınlar yapar.

    +sevgini bulunmadığı yerde, akıl da arama

    +kolay elde edilmiş bir saadet mi, yoksa insanı yücelten bir ızdırap mı daha iyidir?

    edit: dandinidandinidastana uyarisi uzerine guy ritchie - guy pearce olarak duzeltildi.
129 entry daha