şükela:  tümü | bugün
132 entry daha
  • ne yazık ki, ülkemiz için üzücü bir gerçekliktir.

    kapitalist sistem içinde, herkes işini hobisi haline getirecek kadar şanslı değil. önce o zırvalıkları bir kenara bırakalım. bunun dışında kalan, yani yaşamak için sabit bir gelire ihtiyaç duyan working class için, hobi dediğimiz şey; iş dışında yaşama açılan bir kapı. bu kapı açılıyor açılmasına da, en fazla aralık duruyor, çok az insan girip yaşamın tadını çıkartabilirken, geniş bir kitle kapının ardından içeridekileri izliyor.

    türkiye, kapitalist sistem içinde dahi, katma değer üretebilen bir ülke değil. bu durumdan ötürü yaratılan zenginlik küçük bir elde toplanıyor. bu realite içinde, sağ partiler mülksüzleştirilmiş geniş halk kitlesini hizada tutarken, küçük bir azınlık grubu da*** pastanın büyükçe kısmını kendine ayırıyor. hemşehricilik, özçıkarcılık bu ülke için kültürel bir kod, refleks. pastanın bu büyük nüfusa yetmeyeceğinden endişe edenler, kendi çıkar çevrelerini kurup en büyük payı almanın peşine düşüyor. sonuç, crony capitalism. ya da diğer bir deyişle, parası olanın hükümranlığı.

    bu, işin türkiye'ye özgü bir boyutu tabi. bunun dışında ise, genel sosyolojik manada, yine benzer bir durum daha söz konusu. kültürel sermayeye ulaşmak için, asgari bir maddi yeterliliğe sahip olmak, ve aileden gelen kültürel yatkınlık şemalarını paylaşmak gerekiyor. ee, türkiye zaten geç modernleşmiş bir ülke? maksimum bugünkü gençlerin bir, bilemedin iki kuşak gerisi köylü. dolayısıyla böyle bir şema da mevcut değil. bundan ötürü parası olan insan dahi lümpenleşmekten başka bir yol bilmiyor; nargilecide, cafede oturmak, bmw'yle gazlamak, pavyon, gece kulübünde takılmak.

    parası olmayıp da, kültüre ulaşmak isteyen insanlar için ise, durum fazlasıyla iç karartıcı. ilk olarak, yukarıda bahsettiğim yatkınlık şemalarının yoksunluğu, onları üst kuşaklarla ve toplumun büyükçe bir kısmıyla bir çatışmaya/yabancılaşmaya sokuyor. işin maddi boyutuna bakacak olursak da, çalışan nüfusun büyükçe bir kısmı asgari ücretle ya da onun bir kat fazlası ile hayatını idame ettiriyor. ki bu da, 4500 lira gibi bir banda tekabül eder. bu bandın yukarısına ancak küçük bir grup dahil olabiliyor. iş bununla da bitmiyor, türkiye'deki çalışma süreleri de, avrupa'ya kıyasla çok fazla. yani hobiye ayıracak vakit de kalmıyor çoğu zaman.

    bitti mi? elbette hayır. dolar 6, benzin ise 7 lira. türkiye'de, yukarıda açıkladığım ücret seviyeleri ve uzun çalışma süreleri içinde, aracınızla özgürce seyahat etmek epey külfetli, ve üzerinde düşünülmesi gereken bir iş. araç devreye girince, araçla ulaşılabilecek pek çok hobi de, fazlasıyla masraflı bir hal almaya başlıyor. diğer parametre ise dolar. tüm hobi malzemeleri ithal olup dolara endeksli; fotoğraf makinesi, enstrümandan tutun, çadırdan bisiklete kadar. şunu söyleyelim, bu ürünler bu fiyat seviyelerini kesinlikle hak etmiyor. bugün bir amerikan strat 15 bin tl. hadi onu kenara bırakalım, sekiz sene öncesinin gayet giriş seviye gitarı olan ibanez rg350dx'in fiyat bandı 3500 lira. halbuki ederi bunun yarısı bile değil. sonuç olarak ne oluyor? türk insanı, en kalitesiz malı edinmek için dahi büyük paralar ödemeyi göze almak zorunda kalıyor. çoğu zaman ya başlamadan vazgeçiliyor, ya da başladıktan sonra dandik mallarla iştigalden ötürü motivasyon sürdürülemiyor.

    geriye ise, maddi açıdan bireyi fazla yormayacak bazı sığınaklar kalıyor; dizi/film izlemek, şarkı dinlemek, kitap okumak, fitness yapmak. bu saydığım dört unsur, yaşamla ilişki kurma çabasında olan fakat yukarıda belirttiğim problemlerden ötürü bunu başaramayan türk insanının teskin maddeleridir. spor salonları ağzına kadar doludur, netflix dizi izleyicilerini, spotify ise şarkı dinleyicilerini domine etmiş durumdadır. yayınevlerimiz de fena iş yapmaz. bkz

    sonuç olarak, yukarıdaki paragrafla sonuçlandırdığım analiz buz gibi bir realitedir. bu ülkenin sıkıntısı, yalnızca osmanlı imparatorluğu'ndan miras kalmış bir kültürel zayıflık değildir. bireylerin, maddi açıdan bir mengene içinde olmalarıdır. artık üniversite mezunlarına dahi asgari ücret ya da buna yakın miktarlar teklif ediliyor. dört kişilik bir ailenin yoksulluk sınırı yedi bin lirayı buldu. kültürel alana, yatkınlık şemalarının noksanlığında dahi, irade vasıtasıyla bir şekilde dahil olunabilir, lakin, türk insanının bunu sağlayacak asgari bir maddi dayanağı yok. öyle olunca da, ister istemez, ya popüler kültüre ya da geleneksel toplum yapısına eklemleniliyor, aynen ahlat ağacı'nın baş karakteri sinan karasu'nun filmin sonunda saman balyasını sırtlayarak yaptığı gibi.

    bu düzen değişir mi? esasen değişmek üzereydi, fakat 80 darbesi var olan tüm sol birikimi; bir babanın çocuğunu dövüp sakatlaması gibi, çiğneyip geçti. o açıdan, ülkedeki apolitik çıkışsızlığı, binary'nin karşısında bir müteahhite umut bağlamış halkın çıkışsızlığını olumsuzlayamam. halk daima umut etmek ister.* lakin, günün sonunda gerçekçi olacaksak, bu gündelik hesaplar hiçbir şeyi değiştirmez, değiştirmeyecek. zira, sistemin krizi bir partiye bağlı değil; yapısal bir krizdir, yapısal. kronik olarak tekrar eder.

    bu cahil ve fakir toplumda klasik liberalizmin falan uygulanmasını beklemek pür salaklıktır. bu mümkün değil, 300 sene sonra falan belki. biz faiz oranları yüzde 0'larda seyreden, katma değer üreten, sermaye birikimi olan; aydınlanma ve reform süreçlerini yaşamış avrupa değiliz. önce eldeki malzemeyi doğru tanıyacağız. sütçü beygirinden, çok inanırsak, arap atlarıyla dolu bir yarışta birinci gelmesi bekleniyor. nah gelir.

    tüm ideolojik bagajımı bir kenara bırakarak bunu söylüyorum, bu ülkede uygulanan kapitalizm, crony capitalism'in ötesine ge-çe-mez. malzeme buna uygun değil. türkiye'nin sosyalist/planlı ekonomi haricinde bir çıkışı yoktur. hoş bu ekonomi de, pür sosyalizm zaten olamaz. ambargolardan solunu sağını şaşırmış küba'dan hallice oluruz. devlet iştirakli bir piyasa ekonomisi sürdürülüp, batı ülkeleriyle olan ithalat/ihracat dengesi korunmak zorunda. 30'ların karma ekonomisine benzer tipte, iç tüketimi iç üretimle karşılamak durumundayız. aksi halde yüzde 60 faiz veren arjantin gibi olmak, diğer bir deyişle refah ulusları tarafından köleleştirilmiş bir ulus olmak hiç de uzak bir ihtimal değil. o gün gelirse, hobi niyetine gitar klavyesi kemirmeye başlayabiliriz belki.

    * nietzsche beyefendi der ki, umut en fenasıdır, sadece acıyı uzatır.

    edit: başlık altında fazlasıyla mantık yoksunu açıklamalar var. siz ucuz hobi bulamıyorsunuz, popüler olana yöneliyorsunuz gibi. bu zihniyete iyi bakmak lazım, dikkat kesilmek lazım. köle ahlakını olumlamanın bundan daha açık bir biçimi olamaz. elbette her insan sınıfsal konumuna göre bir hobi seçecektir. örneğin orta-üst sınıf değilseniz, golf ya da binicilik gibi sporlara pek yanaşmazsınız zaten. problem, yurtdışında gayet alt ve orta sınıflar tarafından paylaşılan hobilerin türkiye'de lüks olmasıdır. ikincil sorun ise zaman sorunu ve kültürel altyapısızlıktır. bunu açıkladığınızda adam kalkıp "giriş seviyesini niye almıyorsun " diyor. ucuz hobi bul diyor. meseleyi izah edemedik sanırım. giriş seviye, ultra dandik ürünler dahi cep yakıyor, fiyatını hak etmiyor. ve bu durum ekonominin yönetilememesi ile ilgili. bununla birlikte, kimse sırf ucuz diye bir hobiye yönelmek zorunda değil. insan sevdiği şey ile uğraşır, onu sevmeye kendini zorlamaz. sen kendine ucuz bir hobi bulmuş olabilirsin, bu genelin de bulabileceği anlamına gelmiyor. bu "ben yaptım sen de yap" kafası pür taşralı bir zihniyeti yansıtıyor. benden ya da senden bahsetmiyoruz, genelden, toplumdan bahsediyoruz.
66 entry daha