şükela:  tümü | bugün
5 entry daha
  • jean rhys ne yaşadığı zaman ne de sonrasında pek anlaşılmaya yanaşılmamış, öldükten sonra bile badem gözlü sayılmamış bir marjinaldir. anlaşılmaya yanaşılmamış olmasının en büyük nedeni dilin ve hayatın habire maskülen bir eksende üretilmesi, bu düzende kadın perspektifiyle varolmanın imkansızlığıdır. kabul görmek için en azından arada bir erkek söylemleri, erkek perspektifi ödünç alınmalı ve yaratılan şeyler, varoluş bunlarla süslenmeli, bunlardan güç almalıdır. öyle ya da böyle erkeksi düzenin geleneklerini izlemeye dayanan bir dünyada jean rhys'ın pırıl pırıl kafası, cömert kişiliğinin trajedisi es geçilmeye tabi ki mahkumdur. erkek olma halini bu kadar iyi anlayıp romanlarında bunu büyük bir zarafet ve canlılıkla ortaya koyması erkekler için aynaya korkmadan bakabilmeyi gerektirir ki zaten buna ne gerek vardır, niye kafa yorulsundur. kadınlar içinse rhys'ın romanları felaket tellalıdır, hayallerini gölgelendirici şeylerdir; umutları allaaşkına kırılmasındır.

    "rhys'ın erkekleri birbirine benzer çoğunlukla ama hiçbir zaman birer prototip olmamışlardır. bir yere değin iyi niyetli, şaşkın, hatta çaresizdirler. iyi niyetin kötü niyete, şaşkınlığın kararlılığa, çaresizliğin acımasızlığa dönüşmesi, "erkeklikleri"nin ya da işte "erkeklik" saydıkları şeyin tehdit altında olduğunu anlamalarıyla başlar; yavaş yavaş - ya da yerine göre çabuk - gelişerek korkunç boyutlara ulaşır. böylesi bir dönüşümün olmadığı durumlarda ise arkasına bakmadan çekip gider erkek. erkekliği tehdit eden alışılmış, yüzeysel ilişkileri sarsan duygulanımlardır genellikle - kadının (kadınca) sevgisi ya da gerçek dürüstlüğü de onları korkutmaya yeterlidir çoğu kez. gelenekselin, harcıalemin dışına çıkmadan, ne kendisinin ne de karşısındakinin kişiliğini fazla (erkekçe bakış açısının dışına çıkmadan) kurcalamadan, yorulmadan, kimsenin rahatını kaçırmadan keyif sürme çabasındadırlar. kadınları bilinçli olarak küçümsemezler - çünkü çok eskiden ve öylesine derine yerleşmiştir ki onları küçümseme duygusu, benliklerinden koparılamaz olmuştur - yalnızca pohpohlarlar. onları anlamaz, anlamaya çalışmazlar - anlaşılamadıkları için de kadınlara kızarlar! arada anlamak için yüzeysel çaba gösterenler çıksa da tez bıkarlar, sıkılırlar bu işten. en kolayı çekip gitmetir. çekip gitmeyenler ise... onlar en tehlikelileridir işte. ilişkilerin "keyif sürme" döneminde acı verdiklerini yada ileride acı verebileceklerini hiç akıllarına getirmezler. acı çekmek, yaralanmak, derinden sevmek... bunlar - erkeklik icabı (erk sürsün, düzen, korunma olsun çamurdan olsun) - kendilerine yasak ettikleri duygulardır. kendi kurallarına göre az ya da çok - ama hiçbir zaman "gereğinden" çok değil - severler. asıl "yaşam" belledikleri şeyin kıyısındadır sevgi; yaşamın tam ortasına dalmaya kalkıştı mı işler karışır. olaydan sıyrılmanın zamanı gelmiştir. sıyrılıp kaçamayanlar içinse öc almaya çalışmaktan başka yapılacak bir şey yoktur. bilinçle acı çektiren, kişiliğini (tehdit altında gördüğü erkekliğini, düzenini) korumak için zalimce işkenceye girişenler en kötüleridir... herkes kendi kendini korumakla yükümlüdür çünkü, kendi canlarını yakmayan birşeyin ötekinin canını yakıp yakmaması onları ilgilendirmez." - pınar kür'ün jean rhys romanlarındaki erkekler üzerine sözleri (parantez içlerinde küçük müdahaleler yapılmıştır)
11 entry daha