şükela:  tümü | bugün
3 entry daha
  • güneşli bir mart günü, yıllardan 1981. bir poşete koyduğum kramponumla takımın buluşma yeri olan kahveye yollanıyorum. girişte maç - saha -saat - hareket vs. yazan tabelaya bakıyorum. içimde büyük bir umut var. bugün oynatacak ali abi beni. "bu çocuk iyi" demiş antrenman maçında savaş'ı çalımlayıp attığım golden sonra.
    içeri giriyorum. muzo, cengiz, yusuf benden önce gelmiş, muzoyla cengiz tavla oynuyor. oturuyorum.
    radyoda halhal çalıyor.
    halhal halhal nakaratı ile şarkı biterken birden bir böğürtüyle irkiliyorum
    "kalk kalk"
    kahve basılmış polisler tarafından. rutin kontrol herhalde diye düşünüyorum. alıştık ya ne zamandır. kimlik kontrolü yapıp giderler.
    hayır öyle olmuyor.
    yaşlıca bir polis yaklaşıyor
    - ne iş yapıyosun lan sen?
    - öğrenciyim
    - geç şöyle!!
    beni ayırdı en önce. sonra cengiz, muzo, yusuf, ayhan ve adını şimdi hatırlamadığım iki kişi daha. takımın yarısı yani. başkaca kimseye kimlik sorulmuyor, arama yapılmıyor, sadece bir kenara ayırdıkları gençleri ekip otosuna bindiriyorlar.
    muzonun kılık kıyafetine takıyorlar önce.
    - oğlum senin belden üstün normalde pantolonun niye orospu çocuğu pantolonu lan?? diye takılıyor bir polis. diğerleri gülüyor.
    kimliklerimizi topluyorlar.
    nerelisin sen? diye sordukları bir arkadaş "kimliğimde yazıyor ya" diye ters bir laf ediyor, gözünün üstüne şamarı yiyor. polisler yine gülüyor.
    ikinci şubeye götürülüyoruz, kumar masasına, ne alakaysa ?? sıraya giriyoruz, tek tek adlarımız yazılıyor adreslerimiz alınıyor.
    "yabancılar koğuşuna atın bunları" diyor bir komser.
    adlarımız okunarak koğuşa atılıyoruz. bu arada canı çeken memurlar sıradan geçenlere tekme, tokat, küfür artık kısmetine ne çıkarsa. enseme yediğim şamarla koşar adım giriyorum koğuşa ağlamaklı.
    koğuş ana baba günü. duvar dipleri dolu. ortada bir yere beton üzerine oturuyoruz.
    merak içindeyiz, korkuyoruz ama bir yandanda maçı düşünüyoruz. şimdi bıraksalar yetişiriz diyor cengiz.
    - üç gün bırakmazlar sizi diyor biri
    - ne biliyorsun??
    - üç gün hakkınızda tahkikat yapılacak, bir şeyiniz çıkmazsa bırakırlar, ikameti istanbulda olmayanları sınır dışı ediyorlar, ben bugün çıkacağım mesela..
    hakikaten o çıkıyor o gün.
    ikinci gün sayım yapılıyor, adı okunan koğuşun bir köşesinden diğerini geçiyor burda diye bağırarak. geç kalan dayak yiyor. ben bir tekme ile kurtuluyorum
    üç gün sonra, ilk getirildiğimiz büroya götürülüyoruz, komiser adlarımızı okuyor ve nasihat ediyor "dikkat edin, düşmeyin buralara" diyor. sanki biz gönüllü gelmişiz ya da suç işlemişiz gibi.
    serbest kalınca koşarak iniyoruz merdivenleri. çıkıyoruz, kir pas içinde, uykusuz.
    işte o üç gün boyunca, yani ekip otosuna bindiğim andan salıverildiğimiz ana kadar ne tekme, ne tokat, ne küfür.. kulaklarımda hep halhal çınlıyor.
35 entry daha