şükela:  tümü | bugün
93 entry daha
  • sinema sektörü bir asır boyunca yaşamadığı değişimi bugün yaşıyor. sinema, önümüzdeki 10 yılda çok farklı bir hal almış olacak. netflix insanların film izleme şeklini değiştiriyor ve değişim devam edecek. apple, disney, warner bros ve diğer cebi dolu stüdyolar yakında mevzilerini alacak. ve film endüstrisi her açıdan sorgulanmaya başladı bile.

    the new york times film endüstrisindeki önemli kişilerle toz bulutu dağıldığında manzaranın nasıl görüneceğine dair sanal bir think tank yapmış. spielberg'le aynı fikirde olmayan çok kişi var gibi. işte yorumlar:

    j. j. abrams: yıllardır sektör değişiyor deniliyordu, ama şimdi bu artık inkar edilemez bir hal aldı. artık başladı.

    jason blum: hollywood'da son 12 ayda hissettiğim gergin enerjiyi daha önce hiç hissetmemiştim ve bu her gün artarak devam ediyor. gelecekle ilgili bir belirsizlik var çünkü değişim son derece dramatik bir şekilde gerçekleşiyor.

    joe russo: içerik izlemek için o kadar çok seçeneğiniz var ki bir ihtiyacınız yoksa evden çıkmak istemezsiniz. size bunu ne yaptırabilir? pazar bizim için bile daralıyor. avengers: endgame'in bile daha karanlık daha karakter odaklı bir film olması isteniyor.

    anthony russo: geçen yıl amerika'da vizyona giren film sayısı, 2009 yılında avatar çıktığında vizyona girenden 350 film daha fazla. aynı şey televizyonda da oluyor. eskiden herşeyin daha azı vardı — film yıldızları da daha azdı — ve sayılar böylesine arttığında, ormandaki ağaçları kaybetmeye başlıyorsunuz.

    j. j. abrams: booksmart gibi eğlenceli, iyi kotarılmış ve eleştirmenler tarafından da çok iyi tepkiler almış bir filmin gişede iş yapamadığını görmek bu işte tipik darwinci bir hayatta kalma savaşının dengede olmadığını farketmenizi sağlıyor. herkes devasa bütçelere sahip olmayan bu küçük filmleri nasıl koruyacağımızı çözmeye çalışıyor. bu filmler sinemalarda varlığını sürdürebilir mi?

    kumail nanjiani: bir yerlerde ortalama bir insanın yılda dört kez sinemaya gittiğiyle ilgili bir istatistik okumuştum, ve bu büyük bütçeli dev yapımlar gelip bu istatistikteki tüm parsayı topluyor. özellikle komedi filmlerine bakın, son birkaç yılda gişede gerçekten çok zor durumda olduklarını göreceksiniz. bence bunun nedeni insanlarda oluşan, "sadece belirli filmler sinema salonunda izlemeye değer" düşüncesi.

    jessica chastain: o güzel, küçük, dramatik hikayelere ne oluyor? diğer stüdyolar sanatımızın bir yönünü kaybetmeyelim diye bu filmleri yapacaklar mı?

    jordan horowitz: geleneksel sinemayla ilgili pek iyimser hislerim yok, özellikle de bağımsız filmler için.

    joe russo: cherry gibi karakter filmleri yapmak söz konusu olduğunda [russo, dört marvel filmi sonrası bu orta bütçeli dramayı yönetiyor], aylar geçtikçe (yıllar değil) bunun gittikçe artarak zorlaştığını biz bile farkediyoruz. sektör iki yıl öncekinden bile çok farklı.

    michael barker: bunun bir ölüm çanı olduğunu sanmıyorum — bu bir uyandırma alarmı.

    paul feig: dürüst olacağım: bazı zamanlar ben de, "tanrım, biz de a simple favor'u stream için yapmalıydık" diyorum. çünkü bu 'hadi biraz eğlenelim' dediğiniz zaman açıp izlemek isteyeceğiniz bir film. peki evden sinemaya koşturup, arabanızı park edip, cüzdanınızı çıkarıp para vererek görmek isteyeceğiniz tür bir film mi?

    jordan horowitz: şu anda "fast color" filmi ile zaten bu koşullarla mücadele ediyorum. dağıtım bulmayla ilgili birçok sorun yaşıyoruz ve nihayetinde vizyona girecek, yine de filmin insanların erişimine daha hızlı bir şekilde açılmasını isterdim. bundan beş yıl sonra, bence çok daha farklı olacak. o film belki de bu stream sitelerinden biri için yapılıyor olacak, ya da onlardan birine satılacak.

    jason blum: whiplash gişede tam bir faciaydı! facia! o film için istediğim öğrencilerin ve çocukların izlemesiydi, ve nihayet filmi televizyonda izlediler. ama whiplash'i izlemek için sinemaya gitmediler. filmi sinemada izlemeye gidenler benim gibi insanlardı, yani yaşlı. [adam 50 yaşında.] bütün şartlar eşit olsa, whiplash'i yine de bir sinema salonunda izlemeyi tercih eder miyim? kesinlikle. ama aynı zamanda los angeles'te hiç trafik olmadan arabamla gezmeyi de isterim. bu da hiç gerçekçi değil.

    octavia spencer: size neyi istemediğimi söyleyeyim, ve bu konuda çok dürüst olacağım: insanların filmlerini önce sinema salonunda göstermeden stream kanallarına vermelerini istemiyorum. önce sinemada gösterilip sonra stream cihazlarına düşmesi fikrini seviyorum. olaya bu seviyede sadık biriyim.

    jon m. chu: eğer bana iki yıl önce film endüstrisi bundan 10 yıl sonra nasıl olacak diye sorsaydınız muhtemelen daha farklı cevap verirdim. ama crazy rich asians ile gördüklerimden sonra, seyircinin çıkıp sinemaya gelmesi, filmleri sinemada izlemeyle ilgili fikri yeniden canlandıran bir deneyimdi benim için. bir filmi arkadaşlarınızla, ailenizle ve diğer yabancılarla beraber izlemek bizim geleneğimizin güçlü bir yanı. elde ettiğimiz başarı başka hiçbir türlü mümkün olmazdı.

    paul feig: lawrence of arabia'daki tüm zamanların en iyi sahnelerinden birinde adamın teki uçsuz bucaksız bir çöl manzarasına devesinin üzerinde sadece bir nokta gibi görünerek girer. (kim olduğunu anlayabilecek kadar yaklaşması bir buçuk dakikadan bile fazla sürer). işte böyle havalı sahneler çekmek istediğiniz zamanlar olur, ama sonunda kendinizi şunu derken bulursunuz, "insanlar bunu telefonda izledikleri zaman, hiçbir şey görmeyecekler." bunu düşünmek zorunda olmak berbat bir şey, ama bunu aklınızda tutmak zorundasınız. hatta bir bilgisayar ekranındaki bir yazıya yakın çekim yaparken bile, "bu yazıyı daha büyük göstermeliyim, çünkü biri bunu telefonunda izlediğinde bu yazıyı okuyamayacak" diye düşünüyorum.

    ava duvernay: sinema salonları için vizyona giren filmler beraberinde ben sahip oldum, ben gördüm ve ben biliyorum ayrıcalığı getirir, egonuzu besler. bana sistem tarafından önemli olanın bu olduğu öğretildi, ama sonra insanların filmlerinizi izlemediğini görüyorsunuz. dr. martin luther king'le ilgili christmas'ta çıkan ve oskar ödülüne de koşan selma filmini izleyenlerin sayısına bakın. o sayının dört katından daha fazla insan amerikan hapishanelerini anlatan netflix belgeseli 13th'i izledi. eğer bu hikayeleri daha fazla insana ulaştırmak için anlatıyorsam, gerçekten de, başka hiçbir şeyin önemi yok.

    elizabeth banks: benim gibi romantik komedilerin içinde büyümüş biri için bu filmlerin stream ile geri dönüşünü görmek gerçekten de mutluluk verici. insanlar bu filmleri seviyor ama stüdyolar yapmayı bıraktı, ve stream platformları onları tekrar canlandırdı. bu, büyük stüdyoların artık sinemalar için yapmak istemediği bu tip orta seviye filmleri stream'in nasıl yapabileceğinin bir örneği.

    jennifer salke: diğer tür filmler için de büyük bir fırsat söz konusu, mesela no way out ve basic instinct gibi film endüstrisi tarafından yolun kenarında bırakılan seksi gece yarısı kaçamağı filmleri.

    jessica chastain: film stüdyolarından hiç şans alamayıp netflix ve amazon'da işlerini yürüten bir çok kadın film yapımcısı gördüm. bu yüzden film endüstrisinin şu an almakta olduğu yeni şekilden çok ama çok mutluyum.

    scott stuber: bence devasa bir global seyirci varlığının ve los angeles ya da new york'taki birinin zevklerinin, fransa ya da güney afrika'daki birinin zevkleriyle aynı olmadığının farkında olmak gerek.

    kumail nanjiani: geçenlerde büyük filmler yöneten bir arkadaşımla bardaydım, ve tuvalet için sıra beklerken bana sinema salonlarının ortadan kalkacağını söyledi. "çocuklar artık film izlemiyorlar, youtube izliyorlar" dedi. bu bana çok çılgınca geldi. sonra, "bak şimdi" diyerek sırada önümüzde duran bir kıza, "afedersiniz, favori filminiz nedir?" diye sordu. kız, "film izlemiyorum" dedi. tamamen rastgele bir kişiyi seçmişti ve kız da 25 yaşlarında falandı, hani çocuk falan da değildi. biz de, "peki, arkadaşlarından hiç film izleyen var mı?" diye sorduk. kız, "pek sayılmaz" dedi.
    bir gerizekalı gibi görünmek istemem, çünkü youtube'da olan bitenleri de takip etmeye çalışıyorum, ve orada kameraya bir şeyler anlatan bir sürü insan var, fazlasıyla şahıs odaklı. ben ghostbusters ve gremlins ve indiana jones falan izleyerek büyüdüm. youtube izleyerek büyümüş olsaydım, filmleri sever miydim bilmiyorum.

    jennifer salke: eğer ihtiyaç duyarsak filmleri sinema salonu için vizyona sokabiliriz, ama burada hedef gerçekten de seyirci odaklı. kimse filmin üç ay ya da daha fazla sinema salonunda beklemesini istemiyor.

    j.j. abrams: cini tekrar şişeye sokamazsınız. eğer bir filmi izlemek için evden dışarı çıkamayacak ama premium ödeme yapmaya hazır insanlar varsa bu parayı masanın üzerinde bırakmaya benziyor.

    barry jenkins: bu geleneklerin bazılarını korumanın yollarını bulmalıyız. bu yüzden bir film için sinema gösterimi yapılmasının akademi ödülleri için her zaman gerekli bir nitelik olacağını düşünüyorum. gerçekten böyle düşünüyorum. ama hey, belki de ben bir dinozorumdur.

    franklin leonard: akademinin ortak bir üyesiyim ve genel olarak oscar ve akademinin, nerede olurlarsa olsunlar, olağanüstü filmleri takdir etmesi gerektiğini düşünüyorum. oscar'ların özel sinema salonlarına açılan filmlerle sınırlı olması gerektiği fikri, bana göre sanatsal özelliklerine göre değerlendirilebilecek film sayısını sınırlıyor.

    tom bernard: bir film nerede olmalıdır? televizyonda mı yoksa sinema salonunda mı? akademideki insanların karar vereceği şey bu. filmin sanatsal yönünün ve sanatçının onu izlenmesi için nasıl yaptığının farkında olmamız gerektiğini düşünüyorum.

    jessica chastain: karmaşık bir mesele çünkü bu konuyu gündeme getirenlerin çoğu 1970'lerde aktif olarak film yapıyorlardı. o yıllarda en iyi film oskarını alan filmlere ve gişede zirveyi alan diğer filmlere bakıyorum; şu anda olmakta olan işlerden çok daha farklı bir tablo görüyorum.

    ava duvernay: kalıplar çoktan ters yöne doğru gitmeye başladı bile ve bu nedenle artık işe yaramayan eski sistemlere takılıp kalan insanlar var. bu odaların bazılarında bulundum, insanların söylediği bazı şeyleri okudum ve diyorum ki kendi yıkımınıza katkıda bulunuyorsunuz. bu mecranın geleceğini, bu mirası umursadığını söylediğinde, sonra ne olacağını düşünmek zorundasın, ve yeterince insanın bunu yaptığını düşünmüyorum.

    joe russo: bu yeni kitle bir “stranger things” sezonunu tek oturuşta izliyor ve bu onları kendilerini teslim ettiklerinde tamamı iki saat süren bir şeyden daha fazlasını almayı beklemek konusunda eğitiyor. iki saatlik, kapalı uçlu bir filmin bu gelecek nesil için baskın bir hikaye anlatımı olacağı konusunda şüpheliyiz. onlar daha farklı bir şey arzu ediyor.

    jeffrey katzenberg: quibi ile (mobil için hazırladığı yeni stream hizmeti) yapmaya çalıştığımız film anlatısındaki gelecek jenerasyonu yakalamak. ilk jenerasyon sinema filmleriydi, ve temelde sinema salonlarında oturup izlenmek üzere yapılan iki saatlik hikayelerdi. film anlatımındaki bir sonraki jenerasyon televizyonlardı, temelde birer saatlik bölümler olarak tv setinde izlenmek üzere tasarlanmışlardı. ben üçüncü jenerasyonun bu iki fikrin bileşimi olacağını düşünüyorum. iki saatlik hikayelerin 7 ila 10 dakikalık bölümler halinde verilmesi. biz aslında uzun metraj bir filmi küçük parçalar halinde veriyoruz.

    ava duvernay: küçük yeğenlerim, geleneksel yöntemlerle ürettiğimiz içeriğe pek aldırmıyorlar. yeğenim herhangi bir yerde oturup saatlerce telefonundaki, instagram'ındaki igtv'yi izleyebilir, ve izledikleri de temelde hiçbir şey hakkındaki küçük klipler. bu yüzden, insanların belirli biçimler ve sunumlar konusunda çok katı ve sabit fikirli olduklarını duyduğumda aklıma “old man yells at cloud” (yaşlı adam buluta bağırıyor) adlı simpsons bölümü geliyor.

    lena waithe: jordan peele'yi gereğinden fazla gaza getirmek istemem, ama get out işleri değiştirdi. gerçekten de! film sistem için büyük bir sürpriz ve hatta şok oldu. ve endüstri bu konuda rakamları gözardı edemez.

    kaynak: https://www.nytimes.com/…op stories&pgtype=homepage