şükela:  tümü | bugün
  • jane birkin, birleşik krallık'ın entelektüel ve zengin ailelerinden birinin kızıydı. annesi gibi oyuncu olmak istiyordu. daha 17 yaşındayken bir müzikal seçmelerinde kısa süre önce james bond serisinin ilk filmi olan dr. no için james bond theme'i düzenleyip kaydederek tarihe kazınan john barry ile tanışmış, 19 yaşında da onunla evlenmiş, 21 yaşında anne olmuş, 22 yaşında müziklerini george harrison'ın yaptığı wonderwall filminde baş rol oynamıştı. ama birkin ve barry'nin yolları o sene ayrılmıştı. oldukça çapkın olan barry onu aldatınca birkin, kendini yeteri kadar güzel ve seksi olmamak ile suclamış ve bu ayrılığın acısından uzaklaşmak için fransa'dan gelen bir film teklifi üzerine bu ülkeye gitmişti. gidiş o gidiş.

    bu film 1968'de çekilen slogan'dı. rol için ingiliz bir genç kadına ihtiyaçları vardı. birkin, fransızca öğrenmeye başladı. fransa'ya geldiğinde rol arkadaşıyla tanıştı. filmde müzisyenliğinin yanı sıra aktörlük de yapan serge gainsbourg ile sevgilileri oynayacaklardı. gainsbourg, ondan 18 yaş küçük birkin ile tanıştığında oldukça kaba davranmıştı. birkin, bu durumdan memnun olmadı ancak bir akşam yemeğe çıktıklarında gainsbourg'u dansa kaldırdığında onun aslında ne kadar utangaç biri olduğunu farkedince, onu daha yakından tanımak istedi. gainsbourg'un şair kişiliğini öğrenince de ona daha da bağlandı.

    gainsbourg, zor bir çocukluk geçirdikten sonra 1950'lerde fransa'nın en ücra gece kulüplerinde piyanosu ile dinleyicilerine iyi vakit geçirip, bohem karizması ile tanıştığı herkeste iz bırakıyordu. kurduğu dostluklar, ilk albümleri, hit şarkılar derken 1960'ların hareketli ve sınırsız paris'inin en önemli figürlerinden biri olurken, amerika ve ingiltere'den gelen pop ve rock müziğini kendi müziğine yedirerek müzikal anlamda da ilgi topluyordu. gainsbourg, kadınları çok seviyor, gainsbourg müziğinde de kadın şarkıcılar önemli bir yer tutuyordu. brigitte bardot, france gall, françoise hardy, petula clark, gainsbourg ile çalışmış ünlü kadın sanatçılardan sadece bir kaçıydı. gainsbourg, elbette yeni gözdesi birkin'e de şarkılarını söyletecekti. ama bu diğerlerinden biraz daha farklı olacaktı çünkü birincisi birkin daha önce profesyonel olarak şarkı söylememişti, ikincisi birkin daha doğru düzgün fransızca bilmiyordu, üçüncüsü aralarındaki ilişki gainsbourg'un daha önce hiç yaşamadığı kadar derin ve ateşliydi.

    gainsbourg işe je t'aime... moi non plus ile başladı. şarkının hikayesine burada kısaca değinmek lazım. evli bir brigitte bardot ile hem müzikal ortaklık hem de duygusal ve fiziksel kacamaklar yapan serge'e bir gün bardot, "bana dünyanın en güzel aşk şarkısını yaz" dedi. gainsbourg da bonnie and clyde ve bu malum şarkıyı yazdı. daha doğrusu 1966 tarihli les cœurs verts filmi için bestelediği bu melodiyi şimdi bildiğimiz hale getirdi. iki şarkı da kaydedildi ama bardot, je t'aime'i dinleyince evli olduğu aklına dank etti ve şarkının yayinlanmamasini istedi. gainsbourg da bir centilmen olarak kabul etti (bardot'nun vetosu ancak 1986'da kalktı bu arada) gainsbourg, işte bu şarkıyı birkin için raftan indirdi. ikisi bu ateşli şarkının kaydından memnun kalınca bunu single olarak yayınlamak istedi ama müzik şirketinin sahibi "bu şarkıyla başımı belaya sokacaksiniz, bari tek şarkı yüzünden hapse girmeyeyim de bir longplay kaydedin" dedi. ikili de bu nedenle apar topar yeni birkaç şarkı ise gainsbourg'un eski şarkılarından uyarlamalar yaptı. arthur greenslate'in muhteşem düzenlemeleri ile bu şarkıları kaydettiler. sonuç olarak iki düet dışında bir serge bir jane olarak ilerleyen ve ismini de doğal olarak bu iki isimden alan bu albüm ortaya çıktı. ancak kapakta sadece güzeller güzeli jane birkin vardı. çünkü çirkin kral serge, jane birkin'in güzelliğini öne çıkararak onu bir star yapmak istiyordu.

    işte dünya tarihinin en tartışma yaratan şarkılarından biri olan je t'aime moi non plus ile açılıyor albüm. herhalde dünyanın en seksi şarkısı bu şarkı. işin ilginci bence şarkıyı seksi yapan tek unsur jane birkin'in fısıltıları değil. bir insan bas gitarı böyle seksi nasıl çalabilir? peki ya klavyenin böyle yaramaz akorlar basması tesadüf mü? yaylılara ne demeli peki? sözler ve vokal olmasa bile şarkının müzikal olarak seksapeli aşırı yüksek. birkin ve gainsbourg sadece aleve odun taşıyorlar. birkin'in şarkının sonundaki inlemeleri ile de bu ateş zirve yapıyor. serge ise hem zamanki gibi daha cool. bu cool'luk şarkının daha adından belli. türkçe'ye çevirmenin zor olduğu şarkının adı birkin'in "seni seviyorum"u ile gainsbourg'un ancak "seni sevmiyorum" cümlesine cevap olarak kullanılabilecek "ben de"sini birlestirmekte. gainsbourg şarkı boyunca "senin içinde gidip geliyorum, kendimi tutuyorum" der ve aşkın fiziksel yüzüne atıfta bulunurken, jane "aşkım", "seninle buluşuyorum", "sen bir dalga, ben çıplak bir ada" diyerek daha duygusal ve talepkar bir havada. en sonunda da zirveye ulaşan jane oluyor. bu şarkı single olarak yayınlanınca her yer yıkılıyor. öyle ki vatikan bile usenmeden şarkıyı yasaklıyor. şarkı ingiltere'de listelere girip top of the pops'a çıkma hakkı kazanınca bbc buna izin vermiyor ve şarkının enstrümantal versiyonu programda gösteriliyor. ama bunlar şarkının ününe ün katmasından başka bir işe yaramıyor.

    albüme serge gainsbourg'un sesinden l'anamour ile devam ediyoruz. gainsbourg'un en sevdiğim şarkılarından biri. aslında bir sene önce françoise hardy tarafından yayınlanmış ama bir başka serge gainsbourg şarkısı comment de dire adieu'nun b yüzü olarak pek de ses getirmemişti. acayip temiz bir kayıt. bu şarkının da bas gitarına hayranım. davul, gitar hep tam yerinde. klavye de çok hoş melodiler katmakta. sınırları zorlamayan ama basitlige de düşmeyen bir pop şarkısı. nakaratı da çok eğlenceli. sözlerinde ise karşılık bir sevgiden deliren ve yolu karakola düşen bir adamı dinliyoruz. nakaratinda "aşksızlık gelinciklerinin tohumlarını kaldırıma ektim" gibi bir söz var ki nedense bana hep çok etkileyici gelmiştir. bu şarkıyı çok seven bir ben degilim. jane birkin de bu şarkıyı daha sonra kariyerinde bir çok kez yorumladı. hatta iki kez bu şarkıyı yorumlayan becke eşlik etti. eğer beck'in şarkının sözlerini sallamasindan utanmayacaksaniz youtube'dan bu yorumlardan birini bulabilirsiniz.

    jane birkin'i ilk kez solo dinlediğimiz şarkı orang outang ilk dinlediğimde çok sinir bozucu gelmişti. şimdi az sinir bozucu ama birkin'in fısıltı ve hırıltı karışımı "orang outang" demeleri halen dinlemesi çok zevkli değil. muzikal olarak da çok fazla öne çıkmıyor. sözlerindeki oyuncak temasına uygun olarak çocuk şarkısı gibi düzenlemişler. özellikle elektro gitara veriken efekt ile şarkıya eğlence katmak istenmiş. sonradan şarkıya katılan piyanolar ve yaylılar şarkıya biraz daha ağırlık katmış ama yetmemiş. biraz karman corman ve itici bir eser. albümün zirvelerinden biri değil.

    albümün dördüncü şarkısı gainsbourg'dan gelen sous le soleil exactement. aslen 1967'de fransa televizyonu için ilk kez renkli çekilen film anna'nın soundtrack'i olarak başroldeki anna karina tarafından oldukça güçlü bir yorum olarak kaydedilmişti. gainsbourg, karina'nin yorumuna kıyasla oldukça yumuşak yorumluyor şarkıyı. bence güzel bir şarkı ama çok fazla "dur-kalk" içeriyor. alışmak belki biraz zaman alabilir bu yüzden. geri vokaldeki kadın vokallerden olsa gerek albümün klasik fransız chanson'larına çok yaklaşan şarkılarından biri bu. buna rağmen albüm boyunca oldukça iyi performans gösteren gitarlar, davul ve klavye bu şarkıda da geri planda kalmamış.

    birkin'den gelen ikinci şarkı 18-39 hem konu olarak, hem vokal performansı olarak, hem performans olarak, hem düzenleme olarak orang outang'dan kat kat güzel, hem de albümün en eğlenceli şarkılarından biri. daha şarkının girişinden bir prova havası alıyorsunuz. sanki müzikal enstrümantalari ile oynayan arkadaşlar bir anda eğlenceli bir şey buluyor ve birkin de onlara eşlik ediyor gibi. söylediği şeyler çok önemli, boş değil. 18-39 iki dünya savaşı arası periyoda bir gönderme. bir fransız kabaresi kadar eğlenceli bu sound'un altında aslında birkin, daha önce bu şarkılara dans edenlerin öldüğünü, şimdi dans edenlerin de yakında öleceğini anlatıyor. bu da gainsbourg'a yakışan bir kara mizah. dünya savaşı gibi ciddi bir konuyu bile hafife almaktan çekinmeyen bir adam bu. şarkıda düdük, korna, insanlardan çıkan ses efektleri, çok da tatlı perküsyonlar var. oldukça jazzy bir havası içeriyor. kafamda moulin rouge gibi bir yerde birkin'in dönemin showgirl kıyafetleriyle dans edip bu şarkıyı söyleyebileceğini hayal edebiliyorum.

    albümün ikinci ve son düeti 69 annee erotique ile klasik fransiz popu sound'una geri dönüyoruz. bu şarkı da, adından da belli olduğu gibi, ateşli bir şarkı ama mesajını je t'aime ile karşılaşacak olursak daha dolaylı veriyor. şarkının adindaki 69 akla bir seks pozisyonunu getirse de aslında albümün de çıktığı 1969 yılını anlatıyor. şarkıya göre gainsbourg ve birkin bir senelik bir gemi yolculuğunda dünyadan kopup meşk etmeyi hayal ediyorlar. şarkıda sadece erotizm değil romantizm de var. bu şarkıda da bas gitara hayran kaldım. albüm kapağında müzisyenler belirtilmemiş ama herbie flowers'ın adı geçiyor internette. yaylılar da şahane. bir de şarkının sonundaki caz müzik tarzı kısa gitar solosu çok leziz. şarkıyı ilk kez bir fransız müzik kanalında izlemiştim ve gainsbourg'un çaldığı piyanonun üstünde uzanıp ona şarkı söyleyen jane birkin imajı aklıma kazınmıştı. hala bu şarkıyı o günkü kadar aşk dolu buluyorum.

    albümün hazinelerinden biri de jane b. şarkının güzelliği frederic chopin'in prelude 28 no 4'unden alınan ana melodisi. daha önce gainsbourg bunu yapmış miydi hatırlamıyorum ama birkin diskografisinde bunun son olmayacağını ve gainsbourg'un birkin şarkılarında klasik müzik bestecilerini zaman zaman kullanacağını biliyoruz. şarkı bir nevi birkin'i fransiz dinleyicilere takdim şarkısı. ama elbette gainsbourg bunu dümdüz yapmak yerine kaybolan bir genç kız için verilen bir arama ilanı gibi yazmış şarkıyı. şarkı "mavi göz, kestane saçı, jane b, ingiliz, cinsiyet: kadın, yaş: yirmi-yirmi bir yaş arası" diye ilerliyor. her ne kadar aynı temayı dondurup döndürüp çalsalar da bana hiç sıkıcı gelmiyor. birkin, çok duru bir performans göstermiş. müzisyenler de iyi çalmış. şarkı single olarak da yayınlanmıştı. jane birkin'i ilk kez dinleyecek biri için, sözleri de düşünürsek, en uygun şarkı bu.

    elisa ile tekrardan kabare havasını içimize çekiyoruz. aslen 1967 yapımı l'horizon adlı bir film için kaydedilen şarkı, michel colombier ile yazılmıştı. orijinali tam anlamıyla bir ragtime eseri olan elisa, gainsbourg'un bu versiyonunda biraz daha yavaşlamış. ama eğlencesini yitirmemiş. sözlerinde de bir alay var. uzaktan bakıldığında aşk şarkısı gibi duyulsa da "elisa, gel de saçlarımın arasında bit ara" gibi aşkı hafife alan, gayriciddi sözleri var. şarkıda ayrıca jane ile aralarındaki yaş farkına da iki kez gönderme yapıyor. bu şarkı da bir önceki gibi ayni melodiyi dönüp durdursa da yine bir önceki şarkı gibi beni hiç sıkmıyor. çok güzel kaydedilmiş piyano ve yaylıların da bunda etkisi büyük.

    albümün güzel sürprizlerinden biri le canari est sur le balcon. şarkı bu albümde birkin'in sesinden duyduğumuz son şarkı. bu şarkı da aslen bir soundtrack. je t'aime...moi non plus'nin ilk versiyonu ile birlikte les coeurs verts filminde enstrümantal olarak yer almış. çok tatlı bir beste. gainsbourg da şarkıyı birkin'in sesine cuk oturtmuş. dönemin folk eserlerinden etkilenen bir sound'a sahip. iki akustik gitar birbirini çok güzel tamamlıyor. birkin'in tizleri muazzam. sözleri çok melankolik. intiharından önce kanaryasi ölmesin diye balkona götüren kız ölürken hayallere kapılır, gider. öldüğünde yanındaki notta "kanarya balkonda" yazmaktadır. hem hüzün dolu, hem de çok naif. birkin'in daha sonra çıkaracağı solo albümlerin tadını en çok bu şarkıda alıyorum. zaten aynı beste ilk solo albümündeki help camionneur şarkısında kullanılmış.

    serge gainsbourg'un en büyük adiliği belki de genç şarkıcı france gall'e attığı kazık olsa gerek. 1965'de eurovision'u kazandırdığı france gall'e bir sene sonra barok pop tadında, çocuksu ve eğlenceli bir şarkı olan les sucettes'i yazar. 18 yaşındaki gall da şarkıda şu sözleri söyler: "annie lolipopları sever, anasonlu lolipopları, anasonlu lolipop annie'nin boğazından inerken annie cennettedir.". bir de mini mini eteklerle lolipop dolu bir klip çeker. ama iş işten geçtikten sonra şarkının gerçek anlamıyla tanışır. o anda gainsbourg ile iletişimini keser. gainsbourg ise bu şarkıyı en provokatif işi olarak tanımlar. bu şarkıyı da daha rock bir yorumla da bu albüme eklemiş. tabii gainsbourg gibi yaşını başını almış bir adamın lolipop hakkında şarkı söylemesi komik ama gainsbourg'un da bu şarkıda kendini çok ciddiye almadığını söylemek lazım. sonlara doğru gülüp, yutkunduğu bir bölümü kayıtta bırakmayı tercih etmesi bunun bir göstergesi. hem elektro hem akustik gitar çok güzel geliyor kulağa. dönemin yükselen trendi saykodelik müzikten de bir etki duyuluyor, özellikle gitar solosunda. her zaman france gall versiyonunu tercih edecek olsam da bu versiyon da neredeyse orijinali kadar güzel.

    les sucettes'in eğlenceli havasının tam tersine tam bir karanlık fransız chansonu manon ile albüm kapanıyor. bu şarkı da bir soundtrack. 1968 tarihli manon 70 filmi için bestelemiş şarkıyı gainsbourg. bu albüm için yeniden yorumlamış. yaylılar çok ama çok güzel. bas gitar bu şarkıda da şakıyor. gainsbourg da derin, hırıltılı ama hüzünlü bir ses ile şarkıyı çok güzel yorumlamış. bir kişiye hem sevgi hem nefret duyma hissiyatını şarkıya çok ustaca dökmüşler. bittikten sonra da beatles'in a day in the life'ı gibi tek bir akoru basarak çok etkileyici bir filmi bitir gibi şarkıyı ve de albümü bitiriyorlar.

    aslında birkin ve gainsbourg bu dönemde, slogan filmi için la chanson de slogan şarkısını da beraber söylüyorlar ama onu single olarak yayınlamayı tercih etmişler. yine de bu albümün sonraki versiyonlarının bazılarında, yasaklar nedeniyle je t'aime'i albümden çıkarıp, bu şarkıyı albüme almışlar. bu da ilginç olmuş. keza bu album je t'aime olmadan eksik bir albüm. eğer adı jane birkin - serge gainsbourg olan bir albümden bahsediyorsak, bu şarkı olmak zorunda. yine de bu albüm kesinlikle bir one hit wonder albümü değil. usta işi melodiler, tutkulu vokaller, çok iyi kayıtlar, sıkmayan şarkılar, eğlenceli sözler içeren, fransız müziği için bir mihenk taşı. 60'ları, fransızca'yı ya da bol kırmızısından aşk sevenler için ideal bir albüm.

    4,5/5 verdim gitti.
    albümü en iyi anlatan şarkılar: je t'aime moi non plus, l'anamour, le canari est sur le balcon