şükela:  tümü | bugün
24 entry daha
  • öncelikle sanıyorum şu fotoğrafla karşılaştırmak doğru olur. ardından, cinsel kimlikleri farklı olmakla beraber her ikisinin de çocuk olduğundan hareketle bize ikisi de eşit derecede mi yanlış geliyor yoksa desmond videosuna daha büyük bir tepki mi veriyoruz. konuyu buradan netleştirebiliriz. burada yapacağımız tercih bizi lgbt bireylerin kendi cinsel yönelimlerine sahip bireyler mi yoksa sapkın ve tedaviye muhtaç kişiler mi olduğu konusunda netleştirecektir diye düşünüyorum.
    bence her iki durumda da çocuğa yapılan bir istismar mevcut ve bu istismar bir çocuğun abartılı bir cinsel kimlikle sosyal medya aracılığıyla servis edilmesi noktasında eşitleniyor.
    konunun uzmanı olmadığım için burada sizinle önyargılarımı paylaşmak yerine sözlüğün kutsal bilgi kaynağı olması inancımdan da hareket ederek biraz araştırma yaptım ve hızlıca iki farklı kaynaktan aldığım bilgilerin taban tabana zıt olduğunu gördüm. bunları sizinle paylaşmak ve biraz daha konuyu derinleştirmek isterim:
    birinci kaynak:
    --- pedagojidernegi.com ---

    önce özeti bir çocuğun kendi cinsiyetinin dışında bir cinsel kimlik geliştirmesi sıra dışı bir durumdur. bu durum dikkatle ele alınmalı çocuğun cinsel kimliğinin neden saptığı incelenmelidir. gerektiğinde uzmanlardan yardım alınıp çocuğun kendi cinsiyetine uygun bir cinsel kimlik geliştirmesi için çocuk desteklenmelidir.
    ancak ülkemizde cinsel kimlik sorunu eşcinselliğin normal olduğunu savunmak adına, cinsel tercihler ile birlikte ele alınmaktadır. cinsel kimlik sorununun tamamen biyolojik kökenli normal bir yönelim olduğu ileri sürülmektedir. bu yaklaşım, erken dönemde cinsel kimlik sorunu yaşayan çocukların yardım alma yolunu kapatmaktadır. aynı zamanda çözüm için psikiyatri uzmanlarına başvuran cinsel kimlik sorunu yaşayan kişileri çaresizliğe itmektedir. ailelere çocukların yaşadığı bu cinsel kimlik sorunun normal olduğu ve müdahale edilmemesi gerektiği söylenmektedir. halbuki erken dönemlerde yapılan doğru müdahalelerle bir çocuğun yaşadığı cinsel kimlik sorunu çözümlenebilmektedir.

    metnin tamamı

    insan gelişiminin önemli bir parçasını kimlik gelişimi oluşturur. kimlik gelişimi kısaca insanın “ben kimim?” sorusuna verdiği cevap çerçevesinde şekillenir. küçük bir bebek büyüdükçe çeşitli kimlikler edinmeye başlar. ilk olarak bir bebeğin kendi ego kimliği gelişir. bebek büyüdükçe ve konuştukça ‘sen’ ile ‘ben’ arasındaki farkı, yani kendi ‘ben’ini ve egosunu keşfeder. bunun ardından çocuğun cinsel kimliği şekillenmeye başlar. çocuk, bir erkek ya da kız olduğunu fark eder. “ben erkeğim” ya da “ben kızım” dediğinde cinsel kimliğini edinmiş olur.

    çocuklar büyüdükçe, özellikle ergenlik döneminde milli ve dini kimliklerinin farkına varırlar. kendilerini türk, kürt, alman ya da ingiliz olarak tanımlamayabilirler. yine bu dönemde bir dini kimlik edinebilirler. müslüman, hristiyan, yahudi, budist vb. gibi. ergenlik dönemindeki bir çocuk aşk, iş ve dünya görüşü anlamında çeşitli kimlik denemeleri içinde bulunur ve bu yolla “ben kimim?” sorusunu cevaplandırmaya çalışır. birey büyüdükçe kimlikler de artar. ilerleyen yaşlarda her birimiz mesleki kimlik ediniriz. örneğin, doktor, mühendis, avukat, marangoz, berber ya da ev hanımı gibi. evlenip çocuk sahibi olduğumuzda ise bir anne ya da baba kimliğine sahip oluruz. yaşımız ilerledikçe kimliklerimize yenileri eklenir, kimi kimliklerimiz değişir, kimileri de kaybolur.

    kimlik gelişiminin önemli bir bileşeni cinsel kimliktir. cinsel kimlik, bireyin kendi bedenini ve benliğini, belli bir cinsiyet içinde algılayışı, kabullenişi; duygu ve davranışlarında buna uygun biçimde davranmasıdır. başka bir deyişle, bireyin kadın ya da erkek olarak kendisinin farkına varması ve kendini kabulüdür. yani erkeğin kendini erkek olarak algılaması, kabullenmesi ve buna uygun davranış biçimleri sergilemesi, kadının kendini kadın olarak algılaması, kabullenmesi ve buna uygun davranış biçimleri sergilemesidir. doğal olan, kişinin kendi biyolojik tasarıma uygun bir cinsel kimlik geliştirmesidir.

    çocuklar çok küçük yaştan itibaren hatta iki, üç yaşında kız ya da erkek olduğunu söyleyebilirler. “annemle biz kızız, babam erkek” gibi tanımlamaları yapabilirler. cinsel kimlik gelişimi hayatın ilk yıllarında oluşmaya başlar. çekirdek cinsel kimliğin çocukluğun ilk iki yılında başladığı fakat cinsel kimlik duygusunun yerleşmesinin 3-4 yaş dolayında olduğu belirtilmektedir. erken çalışmalar, çocukların kendi cinsiyetlerini ortalama 30 aylıkken anlamaya başladıklarını göstermiştir. dört yaşına gelen bir çocuk, toplumda kadın-erkek ayrımını yapabilir. kendini kız ya da erkek olarak tarif edebilir. yaş ilerledikçe kızlar kızlarla, erkekler ise erkeklerle birlikte vakit geçirmeye başlarlar. çocukların kendi cinsel kimlikleri belirginleştikçe toplumsal normlara göre renk tercihleri, oyuncak tercihleri, kıyafet tercihleri, arkadaş tercihleri kendi cinsel kimliği etrafında şekillenir.

    çocuklarda cinsel kimlik gelişiminin bazı evrelerden geçtiği belirtilmektedir. ilk evrede çocuklar kendilerinin ve başkalarının cinsiyetlerini tanımlamayı öğrenmektedirler. ikinci evrede cinsiyetin zaman içinde değişmediğini anlarlar. üçüncü evrede ise cinsiyetin görüntüde değiştirilmesiyle ya da yüzeysel değişikliklerle değişmeyeceğini öğrenmektedirler.

    cinsel kimliğin ana belirleyicilerinden birisi biyolojik yapımızdır. doğuştan sahip olduğumuz cinsel organımız cinsel kimliğimizi belirlemede önemlidir. ancak cinsiyetimiz, cinsel kimliğimizin tek belirleyicisi değildir. eğer doğru çevresel faktörler, anne-babanın doğru rehberliği olmazsa, çocuklar kendi cinsiyetine uygun olmayan bir cinsel kimlik geliştirebilirler. bir erkek kendini kız gibi hissedip kız gibi davranmaya, bazen de kızlar kendilerini erkek gibi hissedip erkek gibi davranmaya başlarlar. bu durum kişinin kendi cinsiyetine uygun bir cinsel kimlik geliştiremediğini gösterir. ve bu durum psikolojik olarak dikkate alınmalıdır. çünkü kişinin biyolojik tasarımı ile üzerine inşa ettiği kimlik birbiri ile örtüşmemektedir ve bu birey için zorlayıcı bir durumdur. kişinin biyolojik cinsiyeti ile edindiği cinsel kimlik örtüşmediğinde ortaya önceleri cinsel kimlik bozukluğu olarak tanımlanan bir durum ortaya çıkmaktadır. yeni çalışmalarda ‘cinsel kimlik bozukluğu’ yerine ‘cinsel kimliğinden hoşnut olmama’ ibaresi kullanılmaktadır.

    ruh sağlığı alanında yaşanan sorunları sınıflayan dsm-5’e göre bir çocukta aşağıda 8 maddenin 6’sı olduğunda cinsel kimliğinden hoşnut olmama durumundan söz edilebilmektedir.

    karşı cinsten olmayı çok isteme ya da karşı cinsten olduğu konusunda diretme.
    erkeklerde, karşı cinsin giysilerini giymek isteme ya da kadınsı giyime ileri derecede öykünme vardır; kızlarda, yalnızca erkek giysilerini giymek isteme, kadınsı giysiler giymeme konusunda çok diretme vardır.
    imgesel ve du¨s¸lemsel oyunlarda karşı cinsin yerine geçmeyi çok ister.
    genelde karşı cinsin oynadığı oyuncakları, oyunları ya da etkinlikleri oynamayı çok ister.(oyuncaklar cinsiyetsizdir. sağlıklı cinsel kimlik gelişimi için çocukların karşıt cinsin oyuncaklarına da sahip olmaları gerekmektedir. burada söz edilen karşıt cinsin oyuncakları ile yoğun ve uzun süreli oyunlardır.)
    oyun arkadaşlarını karşı cinsten seçmeyi çok ister.
    erkeklerde, erkeksi oyuncaklara, oyunlara ve etkinliklere karşı çıkma ve itiş¸-kakış¸ oyunlardan belirgin kaçınma vardır; kızlarda, kızların oynadığı oyuncaklara, oyunlara ve etkinliklere belirgin karşı çıkma vardır.
    cinsel anatomisinden hiç hoşlanmama
    kişinin yaşadığı cinsel kimlikle eşleşen birincil ve/veya ikincil cinsel özelikleri çok isteme.

    cinsel kimlik oluşumu her şey yolunda gittiği takdirde, yani biyolojik yapı üzerine sağlıklı özdeşim kaynakları ve çevre koşulları sağlandığında normal olarak kazanılan bir süreçtir. fakat genetik aktarım, biyolojik yatkınlık, ilk çocukluk yıllarında yaşanan yanlış özdeşim, anne babanın tutum ve davranışları ile kendi kimlik algılarındaki sorunlar, babanın etkisiz ve ilgisiz oluşu ya da özdeşim kurulmayacak kadar olumsuz bir örnek olması, annenin aşırı koruyucu ve dominant bir yapısı olması, özellikle cinsel travmalar cinsel kimlik sorunlarının yaşanmasına sebep olabilmektedir.

    psikodinamik açıdan bakıldığında, erkek çocuklarında cinsel kimlik sorunu, erken dönemlerde anne-çocuk arasındaki sembiozis, ayrışma-bireyselleşme ve özdeşim sorunları ile açıklanmaktadır. psikanalitik yazılarda transeksüalizm, narsisistik bir bozukluk, cinsel bir sapkınlık ya da ayrılık kaygısına yönelik bir savunma olarak tanımlanmaktadır.

    cinsel kimlik sorunu yaşayan çocukların anneleri ile yapılan çalışmalarda annelerin psikopatoloji oranları çok yüksek bulunmaktadır. bir çalışmada cinsel kimlik bozukluğu tanısı konan erkek çocukların annelerinde %53 oranında depresyon ya da sınır kişilik bozukluğu saptanmıştır. öte yandan babaların genellikle ilgisiz ve uzak ya da saldırgan oldukları görülmektedir.

    bir çocuğun kendi cinsiyetinin dışında bir cinsel kimlik geliştirmesi sıra dışı bir durumdur. bu durum dikkatle ele alınmalı çocuğun cinsel kimliğinin neden saptığı incelenmelidir. gerektiğinde uzmanlardan yardım alınıp çocuğun kendi cinsiyetine uygun bir cinsel kimlik geliştirmesi için çocuk desteklenmelidir.

    bu noktada en çok yapılan hata çocuğun karşıt cins oyun ve oyuncaklarına yöneldiği için suçlanması, “onlar kız/erkek oyuncakları, sen kız mısın/erkek misin ki onlarla oynuyorsun” şeklinde çocuğun küçük düşürülmesidir. bu durum çocukta cinsel kimlik sorununu derinleştirir. halbuki çocuk cinsel kimliğini seçmez. yukarıda değindiğimiz gibi bazen biyolojik nedenlerle, bazen psikolojik yaşantılar sonucunda, bazen de sosyal çevreden kaynaklı durumlarla cinsel kimliğini şekillendirir. burada ailenin yapması gereken çocukla kişisel bir mücadele içine girmek değil, en yakın zamanda bir ruh sağlığı uzmanına danışmaktır.

    ancak ülkemizde cinsel kimlik sorunu eşcinselliğin normal olduğunu savunmak adına, cinsel tercihler ile birlikte ele alınmaktadır. cinsel kimlik sorununun tamamen biyolojik kökenli normal bir yönelim olduğu ileri sürülmektedir. bu yaklaşım, erken dönemde cinsel kimlik sorunu yaşayan çocukların yardım alma yolunu kapatmaktadır. aynı zamanda çözüm için psikiyatri uzmanlarına başvuran cinsel kimlik sorunu yaşayan kişileri çaresizliğe itmektedir. ailelere çocukların yaşadığı bu cinsel kimlik sorunun normal olduğu ve müdahale edilmemesi gerektiği söylenmektedir. halbuki erken dönemlerde yapılan doğru müdahalelerle bir çocuğun yaşadığı cinsel kimlik sorunu çözümlenebilmektedir. özdeşim kaynakları düzenlenen, doğru kadın ve erkek rol modelleri ile karşılaşan, yaşadığı travmaları sağaltılan, anne-babalarının yaşadığı sorunlar ele alınan çocukların cinsel kimlik gelişimi serbest bırakıldığında ve yönlendirmesiz terapi yaklaşımları ile desteklendiğinde çocukların kendi cinsiyetlerine uygun cinsel kimliği edinebileceği bilinmelidir. özdeşim kaynaklarını ele almadan, doğru anne-baba rol modelliğini düzenlemeden, çocuğun yaşadığı travmaları ele almadan tek çıkış yolu olarak translığı aileye empoze etmek doğru ve tarafsız bir yaklaşım değildir.

    çocukluk döneminde daha esnek olan cinsel kimlik çocuk büyüdükçe katılaşmaktadır. ergenlik dönemi ile birlikte cinsel kimlik kökleşmekte, yetişkinlikle birlikte katılaşmaktadır. bu aşamadan sonra cinsel kimliğin değişimi biraz zorlaşmaktadır. cinsel kimlik kökleştikten sonra birey birkaç durum ile karşı karşıya kalmaktadır. bu durumda bazı bireyler ‘trans’ olarak tanımlanan yolu tercih etmektir. bu bireyler bedensel açıdan ya erkek ya kadındırlar, fakat kendilerini, bulundukları cinsiyetten başka cinsiyete ait hissederler ve olabildiğince bu hissettikleri cinsiyetin özelliklerine bürünürler. bazı bireyler ise yaşadığı cinsel kimlik sorunu çözmek için biyolojik cinsiyetini tıbbi müdahalelerle değiştirme yoluna gidebilmektedirler. medeni kanun’un 40. maddesi bu işlemin nasıl olacağını düzenlemektedir. bir kısım bireyler ise biyolojik yapıları ile edindiği cinsel kimlik arasındaki farkı dışa yansıtmadan kendi içlerinde çelişkiler ve çatışmalar yaşayarak sürdürme yoluna gitmektedir. yetişkin bireylerin kendi cinsel kimlikleri ile ilgili nasıl karar vereceği ve hayata ne şekilde devam edeceği kendilerinin kararıdır. bu konuda bir trans birey bunu kabullenmek ilgili bir yardım arayışı içinde de olabilir ya da cinsiyetine uygun bir cinsel kimlik geliştirmek için de yardım arayabilir. ruh sağlığı uzmanının bu noktada bir tercihte bulunması ve yetişkin bir bireyi kendi doğru öngördüğü tek seçeneğe zorlaması doğru değildir.

    özetle, cinsel kimlik gelişimi, kimlik gelişiminin bir parçasıdır. bebeklik döneminde başlamakta 3-4 yaşla birlikte çocuk kendi cinsel kimliğini ifade etmeye başlamaktadır. çocukların kendi biyolojik cinsiyetlerine uygun cinsel kimlik geliştirmeleri beklenmektedir. ancak kimi zaman biyolojik, psikolojik ve sosyal faktörler cinsel kimlik sorunlarının ortaya çıkmasına neden olmaktadır. unutulmamalıdır ki, bu sorun ortaya çıktığında erken yapılan çevresel, eğitsel ve terapötik müdahalelerle çocuğa yardımcı olmak, çocuğun cinsiyetine uygun cinsel kimlik gelişimini desteklemek mümkündür. bu çocukları küçümsemek, bu durumun suçlusu olarak çocuğu görmek ve ailelerini dışlamak ise yapılacak en büyük yanlıştır.

    --- pedagojidernegi.com ---

    diğer perspektif:

    --- klinik psikolog nihan dikme ---
    önce özeti amerikan psikiyatri birliği 1973 yılında dsm-ııı tanı sınıflandırmasından ‘homosekhomoseksualite tanı kategorisini çıkartmıştır ve homoseksualite bir psikiyatrik
    hastalık olarak ele alınmamaya başlanmıştır. son yıllarda benzer şekilde çocuklarda ckb’nin psikiyatrik bir hastalık olmadığı tartışmaları başlanmıştır. psikiyatrik tanı sınıflandırma sistemlerinden çıkartılması gerekliliği savunulmaktadır.

    metnin tamamı

    cinsel kimlik bozukluğu ve tartışmaları

    son yıllarda eşcinsel (lezbiyen/gey), biseksüel ve transseksüel bireylere (bundan sonra ‘lgbt bireyler’ olarak anılacaktır) lgbt (lezbiyen, gey, biseksüel, transseksüel) yönelik toplumda bir merak ve yönelim artışı olmuştur. ergenlik döneminde ve çocuklarda da kendini gösteren cinsel kimlik bozukluğu ya da farklı yönde gelişen cinsel eğilimler olarak adlandırılan olguları anlamaya yönelik araştırmalar da artış olduğu görülmüştür. farklı yönde cinsel eğilim göstermenin nedenlerine ilişkin çeşitli kuramlar öne sürülmektedir. erikson “kimlik” terimini bireyin, çocukluktan getirdiği önemli özdeşimleri, aynılık, süreklilik, benzersizlik özellikleriyle ergenlik döneminde bütünleştiren en üst düzeydeki ruhsal yapılanması olarak tanımlar (odağ ve bildik, 2002). bahsedilen en üst düzeye ulaşabilmek için kişinin cinsel kimlik gelişimini de tamamlaması gerekir. cinsel kimlik gelişiminde anne baba tutumlarının, ödipal dönem yaşantıları, dinsel inanç, hukuk sistemi gibi sosyo-kültürel etkenlerin, kişinin bilişsel süreçlerinin ve biyolojik etmenlerin rol oynadığı düşünülmektedir (gander ve gardiner, 2007).

    cinsel kimlik bozukluğu (ckb) bireyin karşı cinsten olmayı çok istemesi ve/veya karşı cins davranışları sergilemesi ile karakterize bir durumdur. cinsel kimlik bozuklukları ve ilişkili olduğu süreçlerden bahsetmeden önce araştırmalarda ve kuramlarda kullanılan terimleri tanımlamanın faydası olacaktır. erkeklik ve kadınlığın tüm bileşenlerin birbiriyle uyumunun göstergeleri “cinsiyet” ile ifade edilir (zucker ve cohen-kettenis, 2008). genler, kromozomlar, üremeye yardımcı bileşenler ve genital uzuvlar ise biyolojik cinsiyetimizi belirlemeye yarayan özelliklerdir (güneş, 2010). cinsel kimlik ise bireyin kadın ya da erkeklik durumunu ile yaptığı özdeşim sonucu algısına dayanan öznel bir yapılanmadır. bu yapılanmanın yansımalarını psiko-sosyal, davranışsal ve bilişsel alanlarda görebiliriz. her kültürde, toplumun yapısın bağlı olarak gelişmiş erkek ve kadına yönelik davranış kalıpları mevcuttur. belli başlı bazı yeteneklerin, ilgi alanlarının, bir durum karşısında alınan tavırların ya da verilen tepkilerin toplum ve kültürler tarafından belirli cinsiyetlere atfedilmesi, cins rolü kapsamına girer (möller ve ark. 2009). bireyin hangi eşten cinsel uyaran algıladığı ve buna olan yanıtı cinsel yönelimini belirler. bu yönelim duygusal, romantik veya cinsel açıdan karşı cinse karşı ise heteroseksüellik, kendi cinsine ilgi duyma homoseksüellik/eşcinsellik, her ikicinse karşı ilgi duyma biseksüellik olarak adlandırılır (zucker, 1997). eşcinsellik litaretürde, yaygın olarak, kadın için bahsedilecekse “lezbiyen”, erkek için bahsedilecekse “gey” terimi ile kullanılmaktadır. kişinin cinsel yönelimini, biseksüel, homoseksüel ya da heteroseksüel terimlerinden herhangi biri ile tanımlaması ise cinsel kimliğini gösterir çift cinsiyetlilik, yani kişinin bir vücutta hem erkek hem kadın organını taşıması “hermafrodit” olarak adlandırılır (odağ ve bildik, 2002).
    cinsiyete dair ilk algı doğumda çocuğun cinsiyetinin ilan edilmesiyle gerçekleşir fakat çocuğun kendine ait cinsiyet algısının yapılanması çok daha karmaşık bir süreçtir. doğumdan 6 ay sonra başlayan cinsiyet yapılanmasında bireyin cinsiyetinin kendinin değişmez bir parçası olduğunun yerleşmesi kohleberg’in bilişsel-gelişimsel kuramına göre somut işlemsel döneme geçişiyle gerçekleşir (gander ve gardiner, 2007).

    coates (2006) çocuğun cins kimliği gelişimini şöyle tarif eder:
    “çocuğun cins kimliğini yapılandırması yavaş ve kademeli bir süreçtir. bu
    süreç derinde, çocuğun bağlanma ilişkilerinden köken almaktadır ve o
    nedenledir ki sözü edilen ilişkilerin tarihini ve kuşaklar arası olanları da dahil
    çatışmalarını yansıtacaktır.”

    ckb kız çocuklarında daha yağın olarak görülmekle beraber erkek çocuklarında kliniğe başvurma oranı daha fazladır. buda bize kültürel ve psiko-sosyal etkenlerin önemini göstermektedir. bu sandığımızdan daha fazla görülen karşı cinsten olmayı isteme davranışının tanısı, bir bozukluk olup olmadığı ve tedavisi hakkında çok fazla tartışma yaşanmaktadır.
    lgbt bireylere yönelik önyargı ve ayrımcılık, günümüz toplumları içerisindeki önemli sorunlar olarak ortada durmaktadırlar. bunun en yaygın örneği, homofobi olgusunda karşımıza çıkmaktadır. homofobi, genel olarak, eşcinsellik, biseksüellik ve transseksüellik gibi farklı cinsel yönelimleri veya kimlikleri bulunan insanlara yönelik olumsuz duygular, tutumlar ve/veya davranışlar olarak tanımlanmaktadır (budak, 2003). homofobinin kendiliğinden kişisel bir özellik olarak değil, belirli bir sosyal-kültürel bağlam içinde oluştuğu söylenebilir. lgbt bireyleri toplumlar tarafından düzeyleri değişkenlik göstermekle birlikte sözlü ya da fiziksel şiddete, dışlanmaya, ötekileştirmeye, dışlanmaya ve görmezden gelinmeye maruz kalmaktadır. bu çalışmada, çocuklarda cinsel kimlik gelişiminin normal özelliklerinin, cinsel kimlik gelişimi ve cinsel rol davranışlarını belirleyen psiko-sosyal ve psikodinamik değişkenlerin, ckb klinik özelliklerinin, tanı karmaşası ve etik sorunların, tanı ve tedavi acısından yaşanan tartışmaların gözden geçirilerek lgbt bireylerinin anlaşılması ve bu bireylerle tanışıklık düzeyimizin arttırılması amaçlanmıştır.

    tartışma

    amerikan psikiyatri birliği 1973 yılında dsm-ııı tanı sınıflandırmasından ‘homosekhomoseksualite tanı kategorisini çıkartmıştır ve homoseksualite bir psikiyatrik
    hastalık olarak ele alınmamaya başlanmıştır. son yıllarda benzer şekilde çocuklarda ckb’nin psikiyatrik bir hastalık olmadığı tartışmaları başlanmıştır. psikiyatrik tanı sınıflandırma sistemlerinden çıkartılması gerekliliği savunulmaktadır. ckb’nin psikiyatrik bir hastalık olmadığını savunanların şu nedenleri göstermektedir:
    • ckb cinsel davranışın normal bir çeşitlenmesidir.
    • ckb tanısı konan çocuklar bu durumları ile ilgili herhangi sıkıntı yaşamamaktalar ve bu durum herhangi bir işlev kay bına neden olmamaktadır. eğer bir sıkıntı ya da işlev kaybı yaşanıyorsa bunun sebebi durumun kendisinden değil sosyal olarak kabul edilmemesinden ötürüdür.
    • çocukluktaki ckb tanısı yetişkinlik dönemindeki homoseksüel cinsel yönelimin bir yordayıcısı olduğuna göre ve homoseksüalite psikiyatrik bir bozukluk olarak kabul edilmediğine göre bu tanının tanı sınıflandırma sistemlerinde yer alması sadece homoseksüalitenin psikiyatrik bir bozukluk olduğuna vurgu yapmak içindir
    (zucker 2005, zucker ve spitzer 2006).

    psikiyatrik belirtiler ile bozukluk arasındaki birleşme noktasını belirlemek çoğunlukla karmaşık ve güçtür. örneğin kişilik özellikleri ile kişilik bozuklukları arasındaki birleşme noktasını gibi. karşı cinsiyet davranışı gösteren çocuklarla belirgin cinsel kimlik sorunu yaşayan çocuklar arasındaki benzer noktaların olması durumu da tartışmaya neden olmaktadır (özsungur, 2010).

    bir psikiyatrik bozukluğun hoşnutsuzluk ve işlev kaybı yaratıp yaratmadığının belirlenmesi de karışık ve güç bir durumdur. ckb olan bireylerde hoşnutsuzluk ve işlev kaybının rahatsızlığın doğasından kaynaklanmadığı sosyal ve çevresel faktörlerden ileri geldiği düşünülmektedir. karşı cinsiyet davranışının sosyal çevre tarafından kabul görmesinin ya da etiketlenmesinin ortadan kaldırılmasının sıkıntıyı yok edeceği savunulmaktadır. fakat bu güç durum yalnızca çocuklarda ve ergenlerde ckb açısından değil tüm psikiyatrik bozukluklar açısından geçerlidir. bir örnekle açıklamak gerekirse ayrılık kaygısı bozukluğu olan bir çocuğun bağlanma nesnesinden ayrılmadığı sürece bir zorluk ve hoşnutsuzluk yaşamayacaklardır. bu nedenlerden ötürü cinsiyet davranışları ve cinsel yönelimlerin cinsel gelişimin farklı bir görünümü olduğunu ve işlev kaybına neden olmadığını tartışmak zor olmaktadır. sonuç olarak çocuğun ya da ergenin kendi bedenine yabancılaşması, biyolojik cinsiyet ile psikolojik cinsiyet arasındaki ayrımın sıkıntı yaratıyor olması doğaldır (zucker 2005).

    sürekli ve yineleyici şekilde farklı cinsiyet davranışları gösteren bir çocuğa sahip olmak, hem ebeveynler hem de çocuk için huzursuzluk ve stres kaynağı olmaktadır. bu çocuklar ya da ergenler yaşıtları ve yetişkinler merak edilip ilgi çekmekte ya da alay edilmektedirler. etiketleme, dışlanma, aşağılanma, sözlü ya da fiziksel şiddet ve ötekileştirmeye maruz kalmaktadır ve bu durum diğer psikiyatrik bozukluklara da neden olabilmektedir. bu bireylerin aileleri de etiketlenmekte ve benzer çatışmalı durumlara maruz kalabilmektedir. ckb toplumda çok nadir görülen ancak diğer psikopatolojilerin eşlik etme riskinin yüksek olduğu bir bozukluktur. olgu sayısının bu denli az oluşu, araştırmacıların önündeki en önemli engellerden birisini teşkil etmektedir.
    son yıllarda klinik olarak tercih edilen ve öne çıkan yöntemler arasında; çocukluk dönemindeki müdahalenin tedavi edici olduğunu, uyumu sağlamak amacı ile oyun terapisi, bireysel ya da aile terapilerinin uygulanması gerektiğini düşünen psikoteropotik yaklaşımlar, ckb’nin etkin bir tedavisi olmadığını düşünenler tarafından bir müdahale yapılmadan çocukların izlenmesi gerektiği, çocukluk döneminde karşı cinsiyet davranışı göstermenin doğal bir cinsel gelişim özelliği olduğunu okul öncesi ve okul çağında desteklenmesi gerektiğini düşünenler vardır (zucker 2008).

    bu tedavi yaklaşımlarının altında yatan kavramlar psikanalitik, biyolojik, psiko-sosyal gelişimsel ve felsefik düşüncelere dayandırılmaktadır. son yıllarda kullanılmaya başlanan puberte bloke edici hormon tedavisi de tartışmalı konulardan biridir. ergenlik döneminin gelişimsel özelliklerine baktığımızda karmaşık ve çalkantılı bir gelişimsel dönem olduğu ve ergenin kendi biyolojik cinsiyetine özgü hormonları ile yüzleşmeden bu tur kararların alındığı durumlarda cinsel kimliğin doğal gelişimini engelleme riski de olacaktır. ayrıca bu tur hormon tedavilerinin gelişen beyin ve kemik yapısı üzerine etkilerinin de bilinmediği unutulmamalıdır.

    lgbt bireyleri toplumlar tarafından düzeyleri değişkenlik göstermekle birlikte sözlü ya da fiziksel şiddete, dışlanmaya, ötekileştirmeye ve görmezden gelinmeye maruz kalmaktadır. bu sebeplerden ötürü kendilerini dışa vuramamakta ve içlerinde yaşadıkları sıkıntıları dile getirmede ve tedaviye başvurmada dahi zorlanmaktadırlar. farklı yönde gelişen cinsel kimliklerinin her bir birey için aile dinamikleri, sosyal ve psikolojik açıdan özgün bir yapıya sahiptir. heteroseksüel olmayan bireylerle tanışıklığımızın artmasının olumsuz ön yargılarımızı kıracak, olumlu tanımlamalar ve değerlendirmelere katkı sağlayacaktır. yaşadıkları durum, sevgi, şefkat, anlaşılabilme yakınlık ve ilgi gerektirmektedir. bu doğrultuda bu bireylere ve bu bireylerle yaşayan kişilere, bu eğilimlerin biyolojik, psikososyal, yanları olduğunu bilgilendirmek üzere aile seminerleri düzenlenebilir. yaşadıkları konusunda yalnız olmadıklarını hissetmeleri için hem ailelerine hem de lgbt bireylerine grup terapileri yapılabilir. çocuk sahibi olan ailelere çocukları henüz bebekken cinsel eğitimler, aile seminerleri düzenlenebilir. çocukların gelişimsel özellikleri ve karşılaşabilecekleri durumlar hakkında bilgi edindirilebilir. ana-baba okulu seminerleri ile toplumda bir bilinçlenme sağlanabilir. lgbt bireyleri ile olumlu sosyal ilişkilerde bulunmak, bu bireyler için anlaşılma ve yakınlık ihtiyacının giderilmesine yardımcı olacak, durumlarını dile getirme cesareti verecek, çevre için bir farkındalık yaratacak ve toplumda lgbt bireylerine yönelik tutumların olumlu yönde değişmesine katkı sağlayacaktır.

    --- klinik psikolog nihan dikme ---

    sonuç olarak:

    konu cinsel kimliklerin toplumsal kabulü meselesine gelip dayanıyor.
    birine göre sapkınlıktan ibaret olup doğaya aykırı olan diğerine göre kişinin fark edildiğinde düzeltilmeye çalışmaktan öte kabul edilmesi ve yargılanması gereken doğal bir yönelimi olarak ifade ediliyor
    ben şahsen eşcinselliğin cinsel bir tercih değil bir yönelim olduğunu düşündüğüm için yönelimi bu yönde olan çocuğun zorla ve müdahaleyle düzeltilmeye çalışılmasını hem gerçekçi bulmuyorum hem de çocuğun mutluluğu adına ona bir fayda getireceğini sanmıyorum. ancak burada bir siyah beyaz durumuyla karşı karşıya değiliz yani bu videodaki durumu tamamiyle savunmak veya reddetmek en doğru çözüm olmayabilir.
    kanımca burada bir yanlış var evet ancak o şudur: henüz kişiliği tam oturmamış ve kendi kararlarını alabilme olgunluğuna erişmemiş bir çocuğun bu şekilde reklam malzemesi olarak kullanılması.

    gelelim ensar vakfı karşılaştırmasına:
    hatırlamak gerekirse orada 10 çocuğa tecavüz edilmiş ve bunun bir şekilde ortaya çıkması üzerine olaya yayın yasağı getirilmiş, aile bakanı (kanunen ilk ve orta okuldaki çocuklar için vakıfların yurt açabilmesi uygun olmadığı halde) çıkıp adı geçen vakıfları savunmuştu. şimdi eğri oturup doğru konuşacak olursak konumuz olan videoda bahsi geçen çocuk istismarı hollanda'da yaşanmış olsaydı sanıyorum oradaki aile bakanı da bu paylaşımı yapan kuruluşu savunacak ve "biz onlara güveniyoruz" diyecekti. ya da belki çocukları yasalar çerçevesinde koruma altına alan ve hukukun işler durumda olduğu ülkelerde eğer bir çocuk istismarı söz konusuysa çocuğun vakıflara veya gerekirse ailesine karşı devlet tarafından savunulması mümkün olacaktı.

    konuyla alakalı olarak çok kaliteli bir netflix belgesel serisi olan follow this 1. sezon 3. bölümü erdişi'yi tavsiye edebilirim.

    son olarak: alan turing bi 15 yıl daha yaşasaydı dünya şu anda nasıl bir yer olurdu hakikaten çok merak ediyorum
116 entry daha